1.10.2009

KUM BONCUK KOLYELERİM



Bu gün sıcak diyebileceğimiz (14 derece) bir sabahla uyandık. Bilge biraz mırın kırın etsede güle oynaya kreşe gittik. Dün can sıkıcı bir gündü.Maddi açıdan bizi baya rahatlatacak, oldu gözüyle baktığımız bir iş, son anda saçma sapan bahanelerle iptal oldu.Koca bunun olabileceğini düşünüyordu ama ben sorun çıkmaz diyordum. Sağlık olsun dedik.Ben öyle pırt diye rahatlamanın bize göre olmadığını bir kez daha anladım. Demek ki daha sıkı asılmamız gerekiyor, hayırlısı diyelim. Dün "ınkheart-mürekkep yürek" Brendan Fraser' ın güzel filmini izledim. Fantastik filimleri severim, bu filmi de sevdim. Akşamı tamamen kitap okumaya ayırıp, elimde ki kitabı bitirmek istiyordum. Bu planı yaparken Bilge' yi nereye koydum bilemiyorum.İnatla elimdeki kitaba saldırdı "ben okuyacağım" diye.Bu sabah çokça domates aldım.Kışın yenmek üzere soyup buzluğa koyacağım.Gerçi bir az geç kaldım ama olsun. Çok sevdiğim bir arkadaşım var.Üniversite de beraber güzel günlerimiz geçti. Sonrasında ayrı şehirlerde yaşadığımız için uzunca bir dönem görüşemedik. Geçen ay tekrar görüştük.Bir baktık onbeş yıl olmuş.Ama dostluk öyle güzel ve sağlam bir duygu ki, kaldığın yerden devam edebiliyorsun. Bu aralar o sıkıntılı bir dönemden geçiriyor. Kendisi dışında sebepler yüzünden (ailesi) hiç çalışmayıp, ev kızı modunda yaşadı. Ama artık çalışmak istiyor.Evde kazan kaldırıp, iş bulmaya karar verdi. Tabi krizdi, tecrübeydi, yaştı derken kolay olmayacak. Ama kararlı. Dün ona aslında çalışmanın hiç de kolay olmadığını anlatmaya çalıştım. Senelerce özel sektörde nasıl süründüğümü, tutarsız, anlayışsız hatta ahlaki yönleri sorgulanacak patronlarla çalışmak zorunda kaldığımı, sokakta yan yana yürümek istemeyeceğim, ayak kaydırıcı tiplerle aynı havayı soluduğumu anlatmaya çalıştım. Ama o da haklı, kendi ayaklarının üstünde durmak istiyor. Umarım en kısa zamanda, iyi bir iş bulur ve keyfi yerine gelir.Bir dönem altı ay işsiz kalmıştım.2004 krizindeydi, iyi bir maaşla çalıtığım işimden sıkılıp çıkmıştım. Ardından uzun bir süre iş bulamayınca öz güvenimi sorgulamaya başlamıştım. Beğenmediğim bir işi bırakmak gibi bir lüksüm olamayacağını anlamıştım. Ne kadar kötü zorunluluklar yüzünden sevmediğiniz bir işe gitmek, en az sekiz saat geçirmek ve buna rağmen verimli olmaya çalışmak. Elbette insanın donanımlarını arttırıp, daha iyisini yapmaya çalışması gerek ama bunda şartlar çok önemli. Sonuçta hiç bir şey gümüş bir tepside önümüze (çoğumuzun) önüne sunulmuyor. Şikayet ederek de bir yere varamayacağımıza göre, neler yapabileceğimizi iyi sorgulamak lazım.Eminim seçenekler çıkacaktır. Hayatımız zaruri ihtiyaçlarımızı karşılamaktan ibaret değil. Bence insanın kendisine yapabileceklerini (yarar ve zarar anlamında) iyi düşünmesi gerek. Hayatımızı hakkını vererek yaşamamız gerek, böyle mutlu olunuyor bence. Bu gün her sabah erkenden pıtı pıtı yanınıza gelen kızınıza güvenmeyip, saati kurmak gerektiğini fark ettim. Zira kızınız da uyuya kalabiliyor:). Aşağıya kendi yazdığım bir dötlüğü ekledim. Beğenirsiniz umarım...

Ansızın uçar gidersin yüreğimden

Konarsın bir bulutun üstüne

Boyarsın gökyüzünü bilinmeyen bir renge

Korkarım bakmaya gökyüzüne...

S.K.T

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder