2.12.2009

GERÇEKTEN SOĞUK


Bu mevsimde elbette sıcak bir hava beklemiyordum, ama Antalya dönüşü, özellikle sabah saatlerinde gördüğüm eksili rakamlar, beni gerçekten üşüttü. Gerçi güneşin olması bir avantaj, Ankara kahverengiyle gri arası olduğunda bana da bir kasvet havası geliyor. Bu sabah kalktığımızda arabanın camı buz tutmuştu. Bilge "kar yağmış" diye sevindi. Kar yağması da yakındır diye düşünüyorum. Sabahtan erkek kardeşimi Aşti' den aldık. Daha önce hiç Ankara' ya gelmemişti. Biz tarif ederken " Aştinin şurasında bekle, burasından alırız" dereken görüştüğümüzde söylediği ilk laf "yav siz Aşti maşti diyorsunuz ama ben onun ne demek olduğunu bilmiyordum ki" oldu. Bilenler bilir bu laf benim kardeşim söz konusu olduğunda, şaşırtmayacak bir laf. Saçlarını asker traşı kestirip, gelip gidip aynaya baktı. Biraz evvel eve götürüp bıraktım. Film komasına girmeyi planlıyordu:) Yolda galiba üşüttüm. Burnum bir süre akıp, bir süre tıkanıyor. Onun dışında bir sorunum yok. Bilge 'ye bulaşacak diye korkmuştum, ama Allahtan onda bir şey yok. Sadece " bana çok yaklaşma hastayım " dediğimde "domuz hastalığı mı?" diye soruyor:) Kreşi gerçekten özlemiş. Sabah heycanla gidiyor. Antalya' dan dönüş yolumuzda Bilge Bucak tarafında uyandı, ve Ankara' ya kadar gözünü bile kırpmadı. Bol bol konuştu, ouncaklarıyla oynadı, üstümde tepindi, masal anlattı. Bu günlerde okuduğumuz masallarda ki kahramanlardan oluyoruz. Yani yolcuğun başında, Bilge tavuk prenses (pamuk prensese böyle diyor), baba yakışıklı prens, bense kötü kalpli kraliçe oldum. Tabi yolun sonuna doğru Bilge kendini aştı ve yaramazlık sınırlarına dayandığında rollerimiz değişti. Baba tavuk prenses, ben yakışıklı prens, Bilge' yse kötü kalpli kraliçe oldu. Kocayla çok güldük bu muhabbete. Artık evde her duruma göre rol belirliyoruz. Hatta koca yedi cücelerin isimlerini öğrenip, onları da dahil etmeyi düşünüyor. Yol boyunca en temiz tuvaletlerin Opetinkiler olduğuna karar verdim. Sucuk döner yemenin kötü bir fikir olduğunu daha evvel idrak ettiğim için, yanımızdaki atıştırnalıkların, yol için en idali olduğunu gördük. Özellikle meyva ağılıklı bir zula çok iyi oluyor. Yeni bir kitap okumaya başladım. Sophie Kinsella' nın "Alışverişkolik ve bebeği" adlı kitabını Sibel bana bırakmıştı. Yazarın daha önceki kitaplarını da okumuştum, eğlenceli ve komik bir kitap. Acilen film seyretmeliyim, günlerdir seyretmiyorum. Dün biraz polimer kilden kolye uçları yaptım. Ama çok beğenmedim. Belki vernikleyince güzel görünürler.
Bugün hiç birşey yapmayı planlamıyorum. Zaten günün büyük bir kısmı bitti. Bir bina yanımızda ofis için yer baktık. Ben beğendim, koca biraz tereddüt etti. Küçük mü diye. Ben sığacağımızı düşünüyorum. Hem şu an ödediğimizin yarısından azını ödeyeceğiz, hem de daha kolay ısınacak. Akşam enine boyuna konuşup, karar vereceğiz. Bu arada Bilge dün kilotlu çoraplarına isyan edip, fırlatıp attı. "Sıkıldım ben bunlardan "dediğinde, koltukta uyukladığımı farkedip gözümü açtım. Dolabından kısa çoraplarını ve eşofmanlarını giymişti. Hem de yardımsız. Ben şaşkın "üşümeyesin" dediğimde "üşürsem söylerim" dedi, yine ve yine kızımın büyüdüğünü fark ettim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder