31.12.2010

MUTLU YILLARRR


Herkes dilediği gibi bir yıl geçirsin...

Bilge & Sevda

29.12.2010

PASTACI BİLGE

"Anne pasta yapalım" dedi Bilge dün akşam, nasıl başım ağrıyor ama öyle hevesli görünüyorki, kıyamıyorum yapmaya başlıyoruz. Pandispanyasını yapmaya hiç halim yok, zaten onun da sabrı yok. Hazır alıyoruz, açıyorum beyaz kaplı defterimi krema tarifini harifiyen uyguluyoruz. Soğumaya bıraktığımız kremayı Bilge karıştırıyorum bahanesiyle gelip gidip yalıyor. Buzluktaki dondurduğum vişneler geliyor aklıma, hemen çıkartıyoruz. Bilge' ye kalsa dolapta ne varsa koyacak içine, en son üzerini süslerkenki kremşantiye vişnelerin suyunu da ekleyip hafiften pembe bir krema yapınca çok hoşumuza gidiyor. Üstünü süslemeye bayılıyor, elinde krema torbası hem süslüyor, hem gülüyor. Dolaba biraz dinlenmesi için koymaya zor ikna ediyorum, "ama yorulmadım ki "diyor:))
Darmadağın bir mutfak, şiddetli bir baş ağrısı, sabırsız bir veletle günü bitirdim. Sabah uyanınca şöyle bir dinledim kendimi, baş ağrım geçmiş çok sevindim.
Bilge gökkuşağı resimleri yapıyor karşımda ve gökkuşağına dair onlarca soru soruyor. "Bizim niye gökkuşağımız yok ki?" gibi, ben de cevaplar bulmaya çalışıyorum "keşke olsaydı" gibi...

28.12.2010

DİLEKLERİM...

Sonunda bu sabah defterimin dileklerimi yazdığım bölümü açıp okudum. Sanki çoğunun gerçekleşmediği uzun bir listem vardı diye kalmış aklımda, ama şaşırdım çok da kısaymış dileklerim. Bir kaç tanesi daha zamanı olan dilekler, onu dışındakilerin çoğu gerçekleşmiş.
Hayatım boyunca hep küçük şeylerle mutlu olmayı bilen bir insan olmaya çalıştım, kızımı da öyle yetiştirmeye çalışıyorum.
Dileklerimi sıralamak istemiyorum burdan, zaten tahmin edersiniz.
Kendim için istediğim naçizane dileklerimden birini yazayım.
" Yeni bir kitaplık daha istiyorum, bu sene içini doldurmak, seneye yine aynı dileği tekrarlamak istiyorum".
Arkamda bırakacağım yıl güzel bir yıldı diyebilirim. Kayıpların az olduğu, sıkıntıların üstesinden gelebildiğimiz, umudunu tüketmeyen bir yıldı. Umarım 2011' de en az bu kadar güzel bir yıl olur hepimiz için...

27.12.2010

LÖSEV ZİYARETİMİZ

Cumartesi günü Löseve gideceğimizden bahsetmiştim. Sevgili Tülin Abla' yla orda buluşmaya karar vermiştik. Sabahtan ben kargo peşine düştüm. İstanbul' dan Sevgili Mustafa İlgün Eze Triko' nun sahibi Lösev için bir paket yollayacaktı, kargoyu bulup açınca şok oldum. Tam 40 adet kazak koymuştu içine , hepsi ambalajında, o kadar mutlu oldum ki anlatacak kelime bulamıyorum. Mustafa Bey' in bu bağışına aracılık etmek inanın çok güzeldi, burdan kendisine sonsuz teşekkürlerimi yolluyorum. Ayrıca güzel yelekleri ve benim ördüğüm atkı ve bereleri biraz da kullanılmış ama yepyeni görünen kıyafetleri toplayıp götürdük Bilge'yle. Nasıl güzel yardım etti kızım bana. Lösev'in irtibat bürosuna vardığımızda herkesle de arkadaş oluverdi Tülin Abla'yı beklerken. Tülin Abla arkadaşlarıyla geldi, onun sayesinde sevgili Nazan' la tanışma şansım oldu. Çıkışta bir pastaneye oturduk ve doyumsuz bir sohbete başladık. En son Bilge biraz arıza çıkarana kadar aralıksız, sıcacık bir sohbetimiz oldu. Bilge' de Allah için çok anlayışlıydı, tüm gün melek gibiydi, artık günün sonuna doğru "o kadarcık arıza kadı kızında da olur "dedirtti bana. Dönüşte takside yardımlaşmanın verdiği müthiş duygu, yepyeni iki insan tanımanın verdiği ikinci müthiş duygu sardı sarmaladı ve ağzım kulaklarımda eve geldim. Bu arada Tülin Abla ve Nazanın hediyelerine bayıldık. İyi ki varsınız, iyiki sizin gibi insanları tanıma şansım oldu...

24.12.2010

GÜZELLİKLER
















Bu güzellikler dün geldi. Sevgili Aysun Kayseri' den yolladı yarın ki Lösev ziyaretimiz için. Sevgili Tülin Hanımla birlikte gideceğiz. Ben iki takım atkı bere örebildim, ama önceden ördüklerim vardı onları koyacağım, bir de bugün İstanbul'dan beklediğim, yetişmesini umut ettiğim paket var, içinden kazaklar çıkacak.
Sevgili asortik Krep' in Mavi Kuş kargolarını anlattığı zamanlar geldi aklıma. Yelekleri girip çıkıp okşuyorum, bakıp akıp gülümsüyorum.
Sevgili Aysun sana ve sevgili komşularına ve o güzel anneciğine çok ama çok teşekkür ediyorum. Bu arada Mart ayında bir ziyaret daha düşünüyorum onun için de hazırlıklara başladık:))
Yardımlaşma duygusunun keyfine varmanız dileğiyle...




23.12.2010

HUYSUZ İHTİYAR


Yıllar evvel Bilge' ye hamileyken Antalya' da çalıştığım seradayım, resmen kendimi kaybettim haklılığımı kanıtlamak için deli gibi bağrıyorum. Kabul eder mi hiç o da bağrıyor, ikimizin sesi işçilerin sessiz bakışılarında koca serada yankılanıp geri dönüyor kulaklarıma. Kapıda çok sevdiğim bir müşteriyi görüyorum şaşkın bize bakıyor, yanına gidiyorum, "hayır mı neler oluyor " diyor, ben gülümsemeye çalışıyorum "birşey yok hamile bir kadınla, yaşlı bir adamın kavgası sadece " diyorum. "işiniz zor, çok huysuz bu adam " diyor ben de kafamla onaylıyorum.
Hayatımda çalıştığım en zor insanlardan biriydi. Patronumun babasıydı, kendini her daim Kaf Dağı' nın en zirvesinde görürdü, iki sene çalıştık birlikte. Kalp ameliyatı olasına rağmen elinden sigarasını, akşam bir kadeh viskisini düşürmezdi. Ona iki şişe shevas regal getirtince, önce pahalı bulmuş sonra pek bir sevmişti. Çok keskin kuralları vardı mevsimi olmayan hiç birşeyi yediremezdiniz, hergün içtiği nescafesinin suyu cezvede ısıtılır tam kaynama noktasında ateşten alınıp onun yanında fincana doldurulurdu. Bir karavanı vardı yaz gelmeye başladımı eşini de alıp o yayla senin, bu göl benim gezerdi. Karavanın buzluğunda mutlaka gridası olurdu. Sabahın kör gözünde kalkar, limana gider balık alırdı. Bir de bunu nasıl pişireceğini anlatırdı, siz karşısında ağzınızdan akan sulara hakim olmaya çalışırdınız. Bana tenekede tavuk sözü vardı. çok çalışanı severdi, ama sonuna kadar onu germesini de bilirdi. Kendimi hep "buna alışmalıyım, çocuklar ve yaşlılar birbirine benzer derler, yakında anne olacağım" derken bulurdum . Hormonsuz, ilaçsız sebze yapmaya takmıştı, atladığı gibi karavana dağ köylerinden tohum toplamaya giderdi. İlk pepino yetiştirme girişiminde özene bözene devasa pepinolar yetiştirmiş, hiç birimize tadını beğendiremediği için sinir olmuştu. (hala o kadar büyük pepino görmedi bu gözlerim)
Benden kırmızı kalonche istemişti son görüşmemizde, bense içimden gülmüştüm" Ankara' dan Antalya' ya kalonçhe ha ha" diye...
Dün sabah işyerinde kapl krizi geçirip öldüğünü öğrendim. O kadar üzüldüm ki ve şaşırdım kendime ben o huysuz ihtiyara iki sene katlanmıştım oysa. Oysa ben onun öleceğini hiç düşünmemiştim, ben onu hiç sevmemiştim...
P.S: fotoğraf kel alaka oldu ama bu sabah böyle sevimliydi paylaşmak istedim

22.12.2010

ENDİŞE

Dün sabah Koca eve girer girmez doğruca kusmaya gitti. Bilge ve ben şaşkın şaşkın baka kaldık. Bir iki lokma birşey yedi ve yattı yaklaşık yirmi saat uyudu. Sürekli girip çıkıp baktım, birşeyler yemeye ikna etmeye çalıştım ama nafile. Doktora gitmeye de razı edemedim, sabah kötü olursam giderim dedi. İşle ilgili arayanlara durumu anlattım, geçmiş olsunları kabul ettim. Endişe içinde döndüm durdum sabaha kadar. Sabah gözümü açtım elinde bir kupa kahvesi ayakta bana gülümsüyordu.
Kötü zamanlarda kafamın içinde komlo teorileri diyebileceğim tarzda fikirler el ele tutuşur gezerler. Her ne kadar "korku davetiyedir " diye kendimi sakinleştirmeye çalışsamda, hayatımda anlamlı olan herşeyin birden olabileceklerin en kötüsü şeklinde zihnimde dolaşması çok sinir bozucu bir durum. Allah' tan kısa zamanlar bunlar, uzasa biterim zaten.
okuduğum kitabı ofiste bıraktığıma yanarak, evde Ahmet Ümit' in "İnsan Ruhunun Haritası" kitabına başladım. Yazarın, gazete ve köşe yazılarından derlediği keyifli bir kitap. Yapılan bir araştırmada canlıyken ve ölünce insanın beden ağırlığında 21 gr. lık bir azalma olduğu ve bunun "ruhun ağılığı" olabileceği konusu beni baya düşündürdü. Yaşasın demek ki ruhumuzun bir standardı var, tombik falan olmuyor sanırım:))
Bu kolyeyi yeni yaptım, yine tahta boncukları polimer kille kapladım üstüne çiçekler yaptım. Aralarına boncuklar koyup mumlu ipliğe sıraladım.(kafiyeye bakarmısınız)




20.12.2010

KIZ KIZA

Hafta sonu Bilge' yle kız kıza takılacağız demiştim ya, aynen öyle oldu. Cuma yerine cumartesi gece gitti babamız, normalde bugün gelecekti ama yetiştiremedi işlerini yarın geliyor. Yani biz bugünde aynen devam ediyoruz. Malum hava soğuktu o sebepten pek insan içine karışmadık. Cumartesi Bilge odasında vakit geçirdi gündüz, dağıttı herşeyini. Çekmecelirin dibinde kalan oyuncaklarını bulup, yeniymiş gibi sevindi. Ben de elimdeki kitabı bitirdim ve Alaycı Kuş' a başladım. Keyifli bir seri, gerçi ben ilk kitabı atladım ama:))
Kek yaptık, bu sefer değişiklik olsun diye kremalı denedik, güzel de oldu. Terbiyeli tavuk çorbası gibi bir şey yaptım Bilge bayıldı. Manikür, pedükür ardından ayak masajı yaptık birbirimize. Çok eğlenceliydi, çünkü Bilge ayaklarından çok gıdıklanır. Pazar günü alışveriş yaptık, pazarı bile kısacık dolaştık, ardından filmlerimizi alıp eve döndük. Bilge Handy Manny çok tamirli bir yılbaşı filmini, ben de Aşkın Son Mevsimi' ni izledik. Bu arada harıl harıl örgü yapıyorum. Bereyi bitirdim, atkıya başladım. Bilge bereye el koymaya çalıştı ama "hasta çocuklar için" olduğunu öğrenince vazgeçti. Akşam dokuza doğru Bilge uyuya kalınca ev kocaman bir sessizliğe büründü. Binadan insan kulağına gelebilecek tüm saçma sapan sesleri duydum, sonra televizyonda bol gürültülü bir kanal bulup kitap okudum. Şimdi böyle yazınca garip görünüyor ama bana akşam iyi geldi. Yalnızlık zor, ne diyeyim akşam aklımdan sürekli annem geçti, kendimi çok suçlu hissettim. Neyse bugün gayet sevimsiz bir hava var buralarda, Bilge' de havayla çok uyumlu. Bu sabah tüm geçimsizliği üzerinde, böyle sabahlarda günün çooook uzayacağını bildiğim için bende sevimsizim.Bugün pazartesi sendromunun arkasına sığınıyorum...
P.S: Kolaj kendi yaptığımız süslerle donanmış ağacımızdan:))

17.12.2010

HAFTA BİTERKEN...

Kocaman bir hafta daha bitti. Haftalar neki koca yıl bitiyor değil mi? Hafta sonu için ne yapsak diye düşünürken Koca' nın Gaziantep' e gitme işi çıktı. Gece gidiyor, planlarında bir değişiklik olmazsa pazar geri geliyor. Biz de artık evde kız kıza takılırız. Hava çok soğuk , dışarı çıkamayız heralde. Filmlere boğarız kendimizi, mutfağa sararız kek, poğaça falan diye düşünüyorum.
Ağacımızı süsleriz, Bilge bu sene iki ağaç istiyor biri eve biri ofise. Zaten süs işini abartmışız üçüncü ağacı bile aradan çıkartabiliriz:)) Bu kolyeyi hafta başında başladım, elimdeki artan boncuklar değerlensin diye, yap yap ancak dün bitti. Şıkır şıkır birşey oldu, sıkılmazsam birkaç renk daha yapmayı planlıyorum.
Sevgili Tülin hanım' ın bloğunda duyurduğu Lösev için yardım kampanyası var, bizde elimizden geldiğince birşeyler yapacağız. Netleşince ayrıntıları yazarım. Siz de birşeyler yapmak isterseniz bir göz atın derim. Çok güzel bir duygu, düşündükçe heyecanlanıyorum.
Bu sabah Bilge'yle yatakta tepişirken isyan etti. Sesinin en yüksek tonuyla "annnne ben senin oyuncağın değiliiim tamam mııııııııııı" dedi. Çok bozuldum:((((


15.12.2010

YENİYIL SÜSLERİ

Dün tuz seramiği hamuru hazırladım. Koyulduk Bilge' yle süslerimiz hazırlamaya. Bilge' nin kalıpları işimize yaradı, birazda yaratıcılık ekledik. Fırınladık bir güzel, sabaha kadar beklettik.
Şuan boyamakla meşgul, ben de birazdan yardım edeceğim. Bunların yanı sıra, kağıttan süslemler de yaptık, ben üşenmezsem birşeyler daha ekleyeceğim, hafta sonu ağacımızı süsleriz diye düşünüyoruz.
Bilge' nin hastalık seyri düşündüğümden yavaş geçiyor, dün bir ara kırmızı yanak oldu. Hemen dereceyle ölçtüm ateşini, 37,8 ' i aşmadık. Gece rahat uyudu, en çok korktuğum burun akıntısının genize akıp öksürüğe çevirmesiydi Allah' tan olmadı, umarım olmaz.
Bugün güneş var dışarda, çatılardaki karlar dahil hepsi eridi. Bilge buna biraz üzüldü, yine yağar dedim ama dudak büzdü. Yılbaşı kartları hazırlayalım diyorum "bananee sen yap "diyor ikidir, sen bilirsin diyerek erteliyorum.
Beni çağırıyor, seslenirken benim ses tonuma benziyor sesi, gülüyorum. Ben gülünce çok sinirleniyor, daha yüksek sesle bağırıyor, kaşlarını çatarak, kesinlikle bana benziyor, gitsem iyi olacak:)))

14.12.2010

CAN SIKINTISI


Can sıkıntısı bugünlerde her tarafımı kaplamış durumda. Kayıtlara geçile "soğuktan nefret ediyorum" dışarıya bakınca gördüğüm gri havadan, kızımla dışarıda dolaşamamaktan nefret ediyorum. "Nefret " kelimesi ağır olabilir belki ama sevmiyorum işte, sıcak çayım, tavuk suyuna çorba, haldır haldır yanan kombi teselli etmiyor. Senelerce sıcak bir iklimde yaşamaktan sanırım, bünye hala alışamadı.
Boş durmuyoruz tabi, Bilge dinazorlarına kağıttan tasmalar yapıyor, ben de polimer kille avunuyorum. Yılbaşı ağacı için süslemeler yapıyoruz arada, farklı çorba tarifleri arıyoruz nette. Film seyrediyoruz bol güneşli, bol denizli" Nim's Island" mesela çok iyi geldi...
Bilge durumu iyice abarttı burnuyla ve sümükleriyle kavga ediyor, "niye akıp duruyorsunuz "diyor, her akşam eve girince "çoraplarımı çıkartabilirmiyiiiiim " sorularını bırakarak, çorap savaşlarımızı bitirdi.Üstüne pandif giymeye bile itiraz etmiyor.Şurup şişesinde verdiğim pekmeze de birşey demiyor, sadece "ne kadar acı bir ilaç bu" diyor.
Durumlar şimdilik böyle, yeni yıl coşkusuna kapılmayı bekliyorum...

13.12.2010

BEMBEYAZ

Biz hafta sonu karın tadını çıkarttık. Mahallenin çocuklarıyla kardanadam yaptık, kartopu şavaşına katıldık. Hainler en son toplaşıp beni kartopu yağmuruna tuttular. Pazar günü de babayla bir fasıl yaptık, çok keyifliydi ama.... Bilge bugün sümüklü bir tosbağa oldu, ilaç vermeye başladım:((((
Oysa ne kadar keyif almıştı ama her seferinde "gidelim" lafıma "biraz dahaaaa" diyince sanırım üşüttü. Allah' tan keyfi hala yerinde, iştahı da iyi, geçer birkaç güne kadar.
Tabi dışardaki karı görüp gitmek için yalvarma durumunu nasıl atlatacağız bilemiyorum...

9.12.2010

YENİ KOLYELERİM


Bu cicilerimi yeni yaptım, bu arada elimdeki kolyelerin büyük bir çoğunluğu Antalya' ya satılmak üzere gitti. Elimin altında bir sürü kolye görmeye alışkın olan bana çok çok ağır geldi bu durum:)) Hemen yapmaya koyuldum. Fotoğraflarımın net çıkmamasından şikayet edip suçu kendimde atıyordum ya, sonunda sebebini buldum. Geçen sene ucuza aldığım fotoğraf makinamın makro ayarının olmadığını öğrenmiş bulunmaktayım. 10 megapiksel çözünürlük,4x zoom diye aldanmışım. Didik didik ettim makrosu yok, bu da bana ders olsun. Şimdik para biriktirip iyi bir makina alacağım, hırs yaptım:))
Bilge' e birkaç gündür yatağını kendi düzeltiyor, sonra da hiçbirimizi üzerine oturtmuyor. Oysa ben düzelttiğim zaman çıkar üstüne zıp zıp zıplardı. "Üstüne çıkıp zıplasana " diyince, "olmaz ben onu zor düzelttim " diyor kerata. Bir de oda düzeltme hikayemiz var, anladımki söyleyerek ya da söylenerek olmuyor bu iş. Kaderime razı olup, sessizce kendim düzeltirken "ben de yardım edeyim bari "diye gelip, tutuyor bir işin ucundan. Hayretle bakakalıyorum tabi. Albümlere bakarken özellikle benim çocukluk fotoğraflarıma "ben nerdeyim, neden yokum" diyor, henüz doğmamış olmayı anlayamadı. Sabah onun yanında uyanıp "ne ara geldim buraya" diye sorunca, Koca çok güzel anlatıyor; "Bilge annnnnnneeeee diyor, sen gözlerin kapalı yastığını alıp gidiyorsun" diye. Ben dönüyorum yer cücesine "niye uyutmuyorsun yav beni", bakıyor kocaman siyah gözleriyle, minik eli de yanağımda" ama kuzuuuum ben seninle uyumak istiyorum" gel de yeme bu cüceyi şimdi. Bir de dolmuş diyoloğlarımız var aynen yazıyorum,
Bilge : anne bana "meeee" desene
ben : "meeee" (tabi sessizce)
Bilge: kuzuuuum
ben: :)))
Bilge: annne "ai ai ai" desene
ben: hayır demeyeceğim
Bilge : ama anneeee
ben çaresiz: ai ai ai
Bilge: eşeeeeeğğğim benim
ben::(((
Bilge: annnee "mööö" desene
Ben: yok artıııııkkk.
yanda oturan çaktırmadan kikirdemekte...arkadakileri göremiyorum Allahtan...

8.12.2010

FOTOĞRAFIM

Dünkü yazımda bahsettiğim fotoğrafımız bu. Nasıl elbisem yakışmış ama değil mi? Bu fotoğrafa bakarken Bilge'yle birlikte üçümüzün nerdeyse hiç fotoğrafı yok. Bir stüdyoya gidip "aile fotoğrafı çektireceğiz" desek garipserler mi acaba?

Dün akşam bu fotoğrafın içinde bulunduğu albümü ararken, bir sürü yeri toparladım. Erteleyip durduğum bir dolabı düzeltme işi vardı, o da aradan çıktı:))

Bilge bugün sürekli bıcırdıyor ama benimle değil, görmediğim biriyle. Ciddi ciddi sohbet ediyor, bu seferki yeni bir arkadaş sanırım, azıcık kulak kabartınca tırsmaya başlıyorsunuz, göremediğim birisi mi var diye:)) Dün bana bir hikaye anlattı akıllara zarar, geçmişte yaşadığımız bir gün niyetine, inanasım bile gelmedi, o kadar yani...

7.12.2010

MİM

Sevgili Buğday bir mim yollamış. "Anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı" diyor mimde. Dün bütün gün düşündüm, buna en uygun neyim var diye.Anı çok ama, geçmişten gelen eşya yok elimde. Üç kardeşten en büyüğü olmam, büyürken çok ev ve bir de şehir değiştiriş olmam en büyük faktör. Düşünürken aklıma bu battaniye ve elbise geldi. Annemin yaptığı ilk battaniyem, erkek çocuk umuduyla olsa gerek mavi yapmış, ortalarına beyaz inciler dikmiş, öyle güzel, öyle özenliki. Büyürken kardeşlerimle hep birşeyleri paylaştık, giyisileri, oyuncakları ama annem hepimize ayrı ayrı battaniye örmüştü. Evden uçarken de bu battaniyeleri ve küçük bir kıyafetimizi verdi bize (kız kardeş ve bana)
Bu elbise o zamanlar Hollanda' da yaşayan büyükbabamın bir hediyesi. Minicik, cicicik bir şey. En güzeliyse bu elbiseyle fotoğraflarımın olması. Bir yanımda annem, bir yanımda babam, ortada ben. Annem ve babam hatırladığım en genç hallerindeler, fotoğraf siyah beyaz...
Aslında ne zaman nasırlı eller görsem ya da yeni kesilmiş odun kokusu gelse burnuma hep babam gelir aklıma. Marangoz elleri, nasırlı ama sıcacık, şefkatli, sımsıkı...
Allah'tan insan beyninin anıları saklama yeteniği var, yoksa ne yapardık bilmiyorum...

6.12.2010

BÜYÜK ANKARA SİRKİ

Pazar günü "Büyük Ankara Sirki" ne gittik.Ailecek ilk sirke gidişimizdi. Televizyondan seyretmişiliğimiz vardı ama birebir ilk kez seyrediyorduk. Ankara' lıların aşina olduğu bir gösteri bu. İsmi lazım değil belediye başkanının çarşaf çarşaf posterleri arasından seyretmek sinir bozucuydu, bir de çok kalabalıktı.
Ancak burda yer bulabildik. Erken geldik diye şikayet eden koca, daha erken gelseymişiz dedi.

Hayvanlarla olan gösterileri çok sevmedik. Bu sevimli köpekler neyse de, Tibet Öküzleriyle olan vardı, çok kötüydü. Özellikle şak,şak diye kırbaç sesi duymak bizi sinir etti.


Bu arkadaşlar yüreğimi ağzıma getirdi. Kocaya dedim "insanlar ne zor şartlarda para kazanıyor görüyormusun" güldük bolca, nefeslerimizi tutarak izledik.


Bu aletin içinde üç motorlu genç dönüp dönüp durdular, Bilge bayıldı onlara.
Tabi cambazlarda ayrı güzeldi. İnsan seyrederken hayranlıktan çok "deli bunlar " demek istiyor:))
Sonuç olarak güzeldi, keyifli bir tecrübeydi, Ocak ayına kadar devam ediyormuş, ilgilenenlere duyurulur.
Cumartesi bütün işi gücü bir kenera bırakıp "Yeşil Peri Gecesi" ni bitirdim. Müthiş bir kitaptı, Ayfer Tunç' un diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Emre Kongar' ın" Kızlarıma Mektuplar"kitabına başladım, keyifli ve sıcacık bir kitap. Zaten Emre Kongara ' da bayılırım.
Bugün bir dünya işim var, çayımı demleyip hemen başlamam lazım.
P.s: Buğdayım mimin aklımda, en kısa zamanda yazacağım.



2.12.2010

BİLGE' NİN KÖYÜ


Burası bizim kestirme yolumuz, koca geciktiği zaman burdan Bilge' yle on dakikada eve geliyoruz. Oldukça dik bir yokuş var, merdiven olması büyük kolaylık, zira yokuştan iniyoruz ama çıkmak gerçekten çok zor.Çıkmaya kalktığınızda yolun sonunda diliniz dışarda, nefes nefese kalıyorsunuz. Yolun iki tarafı da gecekondularla dolu, yoldan aşağıda olduğu için çatıyla yol nerdeyse aynı hizada. Çatılarda ki kurumuş yaprakları, gezinen kedileri ve gri dumanlı bacaları görebiliyorsunuz. Çocuklar yokuşun başından popolarının altına plastik birşeyler koyup kayıyorlar, nasıl eğleniyorlar. Bilge'yle ben de iç geçirerek bakıyoruz onlara. Kızıma söz verdim kar yağınca yapacağız bu kayma işini. Arabayla bu yokuştan çıkarken de tam bir lunapark konsepti yaratıyoruz. Antalya' dan gelen misafirler genelde arabada çığlık atıyor:)) Etrafa bakarken bazen şaşırıp kalıyorum, yolu nerde bu evlerin diye. Bulmacalardaki labirentler gibi, varla yok arası bir yolu takip edince gidilebilir diye düşünürken "eşyalar nasıl konmuş ki" diye düşünüyorum. Bizim geçtiğimiz yol üzerindeki gecekonduların çoğunun kiralık olduğunu düşünüyorum, hep ilanlara rastlıyorum çünkü. Gecekonduda hayatın zor olduğunu biliyorum, Antalya' da biz de bir süre yaşamıştık. Ama çocuklar için güzeldir, evler iç içe, önlerinde ufacıkta olsa bir bahçe, bahçede yoğurt kaplarında çiçekler, yağ tenekelerinde biberler...
Bilge "burası benim köyüm " diyor.Nerden nasıl çıkardı bilmiyorum, ama düzeltmiyorum onu "evet köyün burası" diyorum. Çatıların çoğunda ve pencerelerde naylonlar var, nedenini sorduğunda "yağmur ve soğuk girmesin " diye seriyorlar o naylonları diyorum, ne kadar etkili olabileceğini düşünerek...
Dün sevimsiz bir haber aldım, endişelendim, üzüldüm ve en çok da korktum. Birkaç gün sonra tam netleşecek.Akşam evde "Buz Devri 2" filmini ilk kez seyreden Bilge' nin kakahalarını seyretmek, sonra ona sarılıp uyumak iyi geldi. Aklımda Sunay Akın' ın dizeleri;
Yoksul Bir Çocuk
yoksul bir çocuk görsem,
yağmur altında üşüyen
köprü olmak geçer
hiç değilse içimden...


1.12.2010

ESKİLERDEN




Fotoğraflar önceden yaptığım kolyelere ait. Gerçekten çok vakit ve emek aldı bunları yapmak. Bugünlerde hiç böylesi şeyler yapmak içimden gelmiyor. Akşamları genelde kitap okuyorum, arada da örgü yapıyorum. Gün çok çabuk geçiyor, hiç birşey yapamadan akşam oluyor sanki.
Bilge dün akşam çok komikti. Oyuncaklarının arasından iki tane ip getirdi. "Bana ip atlamayı öğretir misin anneciğiiiim" dedi. Tabi ben bu sevimli hali yemedim, zira daha önce bir kaç kez öğretmeye çalıştım ama olmadı. Bir de üzülüyor sonunda. Ben mırın kırın ederken, babası geldi. Atladı hemen boynuna, tutuşturdu eline ipi, "hadi öğret" dedi. Yorgunluktan bitap düşmüş baba, aldı eline ipi, geçti karşısına; böyle dur, şöyle tut, ip arkana al, zıplaaaaaa derken, Bilge sus pus oldu, öylece kalakaldı. İkimiz aynı anda ne oldu, birşey mi oldu derken, bizimki "ayyy ben çok korktum ip atlamaktan " diyerek kendini koltuğa attı. Nasıl gülüyoruz kocayla, gülmemeye çalışaraktan. Sonunda isyan etti "ne gülüyorsunuz ya" diye, "çok tatlısın, o yüzden gülüyoruz" dedik. Aklıma geldi yine gülüyorum. Düşündüm uzun uzun, nasıl öğrenmiştim ki ben bu ip atlamayı? Hatırlamıyorum ama çocukken iki ip aynı anda sallanırken içine girip atladığımı hatırlıyorum. Ne zevkliydi, ne kadar da zor birşeydi... Netice de Bilge' ye, bazı şeyleri zamana bırakmasını, yeterince büyüdüğü zaman bunu yapabileceğini anlattık, iplerini ortalıktan kaldırdık. Ben Yeşil Peri Gecesi' ne başladım. Ayfer Tunç' un okuyacağım ilk kitabı, dili hoşuma gitti, bitirince düşüncelerimi yazarım. Bilge'yle bir ayna düzeltiyoruz (bunu sonra açıklarım), bütün gün onunla uğraşırız diye düşünüyorum.


30.11.2010

MASAMIN ÜSTÜ

Bu görüntü bir kısmı, diğer tarafını fotoğraflamaya cesaret edemedim. Bu elişlerimi yaptığım yer, ofis işlerimi yaptığım masama bunları taşımamaya çalışıyorum. Orası da çok farklı değil gerçi. Yani ortalık darma duman ama ne yapayım "hastayım" değilmi? Değil... biliyorum ben hep dağınık bir insan oldum, kabul etmeliyim. Bir de çocuk bu ortama eklenince dağınıklığım gözüme batar oldu. Yılın bu zamanları bu daha çok gözüme batıyor sanki. Listeler yapmam gerektiğini hatırlatıyor bana. Uzunca, aklıma gelen, takılan, herşeyi listelemek, bir sene sonra artık geçerliliğini kaybetmiş ama o zaman kafama takılan bir şeyin üzerini listemede çizerken mutlu olmak. Polyanna' lık konusunda tavan yapıyorum bazen farkındayım ama olsun kime zararım var ki?
Konuyu değiştiriyorum Bilge bugünlerde çok komik, kimi görse annemin adı şu, babamın adı bu diyor.Ardından ekliyor babam annemin kocası, annem de babamın karısı diyor."Ben babanın zevcesiyim diyince, kızıyor yok zeytini filan değilsin karısısın sen onun" diyor:))) Koca nerelisin sorusunu ve "Ordu'luyum" cevabını öğretmeye çalışırken ben gizliden "dünyalıyım " cevabını işliyorum inceden inceden:))
Bu arada daha iyiyim, hala takırdıyorum ama her yanım ağrımıyor artık. Arada sebepsiz bir hüzün dalgası geliyor, ben kovalıyorum, yine geliyor....yine kovalıyorum...

29.11.2010

GÜNEŞLİ BİR HAFTA SONU

Perşembe günü kuru kuru öksürüyorum demiştim ya, o kuru öksürük nerdeyse boğmaca kıvamında tavan yaparak beni devirdi. Cuma günü işe gelmedik. Bilge' yi kursa da götüremedim. Cumartesi de yattım çoğunlukla ama pazar günü Bilge isyan etti. Dışarısı çok güzel anne diyince dayanamadım kalktım yataktan. Babamızda iş için şehir dışındaydı, düştük yollara. Daimi güzergahımız Kuğlu Park' a geldik.
Gerçekten de nasıl güzel bir hava vardı anlatamam, ama çok fenayım, sık sık gözümün önünde uçuşan yıldızlar görüyorum, bulduğum her boş yere oturuyorum.

Yemci bulamayınca simitle doyurdu kuşları, parmaklıkları bile aşarak:)) O kadar kalabalıktı ki park, etrafımız burnu akan çocuklarla doluydu. Üç gün kendimden Bilge' yi nasıl korurum diye düşünürken, çocuklardan bulaşmasa bari diye düşünmeye başladım. (grip psikopatlığı tetikliyor olabilir mi)


Kuşlar Kuğulu Park' ta yerde gökte heryerdelerdi. Allah' tan çok uzun kalmadık, yakındaki kitapçıdan bana iki kitap alıp eve geldik. Yemek yapıp, Bilge' yi doyurup yattım. Dün pes edip antibiyotik kullanmaya başladım. Kendi kendime kızıyorum, güya hastayım diye üç gün yatacaktım, toparlanıp bugün sapasağlam olacaktım. Ama bu söylediğimi ancak evlenmeden önce annemin evinde yapabileceğim gerçeğini fark ettim, yanında da mis gibi tarhana çorbasıyla.
Nerde yatıyorsun, hava hazır güneşli hadi nevresimleri değiştir, at makinaya (ay ne yorucu bir işmiş tüm yıldızlar gözümün önünde uçuştu.) kurut, katla, yerleştir. Bilge' ye kek yap, altını yak, bunu Bilge' ye anlat. Ama Allah var sevgili kızım, normalde yapmayacağı şekilde beni rahat bıraktı. Neyse çok mızmızlandım, bugün daha iyiyim. Dün aldığım Alaycı kuş kitabının ilk yirmi sayfasını okuyup, hiç bir şey anlamadığımı düşününce, kitabın bir devam kitabı olduğunu fark ettim. Önce ilk ikisini alıp okumaya karar verdim.Bu arada Kanatsız Kuşlar kitabını yeni bitirdim, hiç bitmeyecek sandım. Bir daha kitap kapağına bakıp kitap almamaya karar verdim.
Şimdi ıhlamurum demlenmiştir onu içeyim, Bilge'yle boyama kitabını boyayacağız. Bu arada telefonda sesimi duyup "aaa hastamısın niye bakmadın kendine " diyen tüm tanıdıklarıma şaşkınlıkla bu !!!!!!!! ünlemlerimi gönderiyorum, sevgilerimle...



25.11.2010

KIZIMI NASIL KANDIRDIM?

Bilge' ye anne sütünü bıraktığımızdan beri yemek yedirmek hep mesele oldu. Ona yemek yedirebilmek için neler denemedim ki... Babamıza gelince hep "acıkınca yer" diye rahat davrandı.Doktora her sorduğumda rahat olmamı, gelişiminin normal olduğu laflarını dinledim.
Keyifle yediği kahvaltılık gevreği ve bardak bardak içtiği çoğu zaman bizim frenlediğimiz sütü var. Bir ihtimal de bana çaktırmadan yemek yeme olasılığı.
Dün portakal yedirmeye çalışıyordum, güneş yaptım olmadı, dondurma gibi yalayım dedi, o da olmadı derken ayağındaki çorabın baş parmağının hafiften yırtıldığını fark etti. "hiii ne olmuş buraya" dedi. Ben de" portakal yedin ya, ayakların büyümüş çorabına sığmamış "dedim. Çok sevindi, o gazla bir portakalı bitirdi, gözleri sürekli parmaklarında. Ben gülmemek için kendimi zor tutarken, hanımefendi patlattı bombayı "anne diğer ayağım niye büyümüyor ki"tabi ben kıvır Allah kıvır, sanırım onu kandırmaya çalıştığımı anladı:))
Ben küçükken büyükbabamlarda kalmayı çok severdim, annem de yatıya kalmama çok bozulurdu. Yine bir büyükbaba dönüşü eve geldiğimde, çorabımın parmak kısmından yırtıldığını fark ettim. Uyanık annem büyükbabalarda farelerin çorabımı yediğini söyledi. Tabi bir süre orda kalmamamı merak eden büyükbabaya sebebini yumurtlayınca herşey ortaya çıkmıştı. Annem ne yapmıştı hatırlamıyorum ama çok bozulduğu kesin, hep anlatır bu hikayeyi.
Dışarda yağmurlu bir hava var, dün de öyleydi. Ben de havaya alışma çabası, Bilge "çok sıkıcı, çok sıkıcı" diye fon müziği yapıyor günüme. Kafamda bir sürü fikir var yapayım diye düşündüğüm, yapmam gereken bir sürü iş var, gel gör ki bende vurup kafayı yatmak dışında hiç bir istek yok. Bir de kuru öksürük takıldı, boğazımda hafif bir ağrıyla.Allah'tan Bilge var, günümü şenlendiriyor o kadar grinin arasında renkli bir çiçek buketi gibi. Bazen kaktüs olabiliyor ama olsun.

23.11.2010

ZEYTİN

Antalya' da o koşturmanın arasına sıkıştırdığım küçük bir ayrıntı bu zeytinler. Sabahın köründe annemle kalkıp bahçeden topladığımız. Bir süre sonra Bilge' de yardım etti bize. Yıllar yıllar evvel babamın diktiği ağaçtan, kızımın da elleri değerek toplandı. Bugün çizip, yapacağım bakalım. Daha önce bir kez yaptığım başarısız bir girişimim var ama bu sefer çok hazırlıklıyım.
Dün çok soğuktu, yeni geldik diye bana öyle geliyor diye düşünüyordum ama herkes birden soğuduğunu söylüyordu. Bilge' yi kursa götürdüm, antreman başlayana kadar iki kez tuvalete koşturunca" eyvah " dedim, kesin ishal oldu. Hasta olmadan tatili bitirdik diye seviniyordum, "istersen girme "dedim, "iyiyim ben, merak etme" dedi. İki saat boyunca endişeyle seyrettim, Allah' tan devamı gelmedi. Bilge' de herzaman ki gibi neşeyle hopladı, zıpladı. Akşam eve geliş, yemek, derken direk yatağa attık kendimizi. Bu sabah daha bir dinlenmiş uyandım, evi toparladım, ofise geldik. Bilge kapıda etrafın fotoğrafını çekiyor, dönüp arada beni de fotoğraflıyor:))

22.11.2010

YOLLARDA...

Biz geldik, hemde bir haftada yaklaşık 2000 km. yol yaptık. Koca ve ben kaymış durumdayız ama kızımız maşallah hiç etkilenmedi:)) Malum bayramlarda Antalya' dayız. Kardeşim ve eşi bize geldiler, öbür gün hep beraber Antalya' ya yoluna düştük. Ankara' dan hamsi tavayla başlayıp, Konya' da etli ekmekle devam ettik. Gözünü sevdiğimin Antalya'sı sıcacık ve yemyeşildi. Bizim valizler dolusu kışlıklar nerdeyse hiç giyilmedi. İnsan ne çabuk unutuyor herşeyi, oysa yirmi küsur sene yaşamışlığımız var. Neyse bayram ardından, kına gecesi derken düğün için İstanbul' a geldik. Düğünü yapıp, tekrar yollara koyulduk sonunda evimize geldik. Gelin de damatta yakınımız olunca bu yorucu yolculuğa katlandık tabi. Düğünde o kadar mutlulardı ki, iyiki gelmişiz dedik. Ama uzunca bir süre mümkünse arabaya bile binmek istemiyorum. Koşturmacada deniz kenarında oturup, bir yudum bir şey içemedim, Bey Dağları' na uzun uzun bakıp, denizin maviliğini içime çekemedim. Sanki eski bir dostu es geçmişim gibi geldi yolda, içim buruldu. Bilge anneannesini, teyzesini ve daha bir sürü tanıdığı gördüğü için çok mutluydu. Bayram haçlıklarını ve çikolatalarını götürdü keyifle. Herzaman söylediğim gibi bayramlar çocuklara güzel, onlar için keyifli. Birikmiş o kadar çok işim var ki, ben onlara başlayım, Bilge' de yeni fırçalarıyla resim yapıyor, akşama da kursu var. İyiki ben gitmiyorum kursa:))


11.11.2010

BİRAZ ORDAN, BİRAZ BURDAN

Sabah kolyelerin arasından kahverengi bir şey takayım derken buldum, daha önce yapıp koymuştum. Fotoğraflamayı unutmuşum. Ucu polimer kilden, nette örneklerinden görmüştüm ben de deneyim dedim. Ne varsa elimde, metal, taş koyuverdim üzerine. Polimer kilin en güzel özelliği fırınlandıktan sonra size sürpriz yapıp "deriymiş" gibi görünebilmesi. Çok hoşuma gitti bu görüntü, oysa günahını almıştım, ne diye böyle bir kahverengi almışım diye. Kordon ipek yine, fular vari kolyeler (belki başka bir adı vardır) bu sene çok moda malum, ucuna metal zinzirler. Taktım markete gittim, bir abla çok beğendi, sipariş verdi, bayramdan sonra ona da yapacağım:)) (nasıl satış stratejisi ama?)
Bunu da bayram için kendime yapıyorum, aslında daha tamamlamadım. Gülü sabitlemedim daha, üşenmezsem yaprak da yapacağım. Kapaması da eksik. Ama bu hafta hiç kolye koymadım, tembelliğim açığa çıkmasın diye koydum. Herzamanki firkete tekniği, ucunda metal pullar ve kum boncuk var. Üst tarafı zincir batmaca, ipse bildiğiniz naylon ip.

Bugünlerde Ankara' da sık sık karşılaştığımız tablo bu. Bazen rüzgarla yapraklar kafamıza bile yağıyor. Bilge bayılıyor buna, nerde görse yaprakların üstünde hoplayıp zıplıyor, çıkan sesler hışır hışır. Bu aralar günlerin garip bir şekilde hızlı geçtiğini fark ediyorum. Bu kadar hızlı geçen günlerin, istediğim kadar anlamlı ve verimli geçmediği endişesi ise oldukça yoğun. Mevsimdendir diyorum, bir süre sonra uyum sağlarım sanırım.


10.11.2010

HÜZÜN VE COŞKU

Bu sabah deli trafiğe takılıp Anıtkabir' e ulaştık. Öyle kalabalıktı ki ve içinde bulunmayı isteyeceğiniz en güzel kalabalıktı bence.Kimse şikayet etmiyordu, çocuklar bile.
Bu görüntüyle" kızıma bak Ata' sına çiçek mi getirmiş" diyen bir çok el, başını yanağını okşadı Bilge' nin.

Tabi ölüm kavramını bilmiyoruz daha, bir sürü soru döküldü dilinden, bir sürü cevap seçildi tarfımdan...


Anıtkabir herzamanki gibi tertemiz, yemyeşil, hercailerle ve kasımpatılarla doluydu.


Çocuklar ve gençler marşlar okudu, avazları çıktığınca coşkuyla... Bizde katıldık onlara.

En son Atatürk broşu aldık, taktık yakamıza, cafeteryada oturup biraz soluklandık. Bilge' nin daha küçükken Atatürk resimleri ya da heykelleri gördüğünde "dede" diyişi geldi aklıma, gülümsedim. Artık onu tarif ederken" kahraman"kelimesini kullanıyor. Böyle günler geleceğe daha bir umutla bakmamı sağlıyor. Tüm anne babaların çocuklarını yetiştirirken, memleket için de bir evlat yetiştirdiklerinin bilincinde olduklarından eminim. Bilge meraklı gözlerle etrafa bakarken ben de günün hüznünü ve kalabalığın çoşkusunu yüreğimde hissettim.