2.02.2010

SİYAH BEYAZ YAŞAMAK...


Nasıl keyifle otururduk televizyonun karşısına, ne tek kanal olması, ne de siyah beyaz olması hiç önemli değildi. Belki de siyahın ve beyazın tüm tonları, ışığın tüm oyunları, renkleri kafamızda canlandırmaya yetiyordu. Seçeneksiz olmak, belki hayal gücümüzü zorlamamızı sağlıyordu. Kimsenin şikayet ettiğini hatırlamıyorum. Ardından gelen, gelişmişlik adına ne varsa, kucağımızı açtık. Öylesine hızlı bir değişimi, nasıl kabullendik şaşırıyorum. 32 yıllık yaşamımda sıraya sadık kalmaya çalışarak anlatayım. Radyo hep vardı, siyah beyaz tv, renkli tv, uzaktan kumandalı tv, ev telefonlarının yaygınlaşması, merdaneliden sonra otomatik çamaşır makinası, iki kapılı buzdolabı, elektronik daktilo, bilgisayar, cep telefonu, el kamerası, vcd, dvd, disketten cd ye geçiş, dijital fotoğraf makinası, dizüstü bilgisayarlar, internet, msn, plazma tv.... ve daha bir çok şey.Bu kadar kısa zamana, bu kadar çok hayatı kolaylaştırmak ve yaşam kalitemizi arttırmak adına sığdırılan aletler. Çoğu vazgeçilmezimiz, çoğu da isyan sebebimiz. Bu teknolojik gelişimimiz bir de kültürel gelişimimiz var tabi. Türkan Şoray kanunları diye bildiğimiz öpüşme sahnesi bile olmayan filimlerden, günün her saati televizyonda alalen görebileceğimiz yayınlara geçtik. Artık kimse çocuğuna "nasıl dünyaya geldim?" sorusunu cevaplamakta zorlanmıyor. İnsanlar ulu orta dertlerini, abartarak duygularını gözyaşı seliyle, milyonlarla paylaşıyorlar. Bir anda şöhret olabiliyorlar. Eskiden dergilerden takip edilen magazin unsuru, her gün gözümüzün içine sokuluyor. Görücü usulü evlilikler nerdeyse müzelik olurken, evlenip bir ay sonra boşanmak oldukça sıradan görünüyor. Aşka daha iyimser bakıp, çocuklarımızın flörtü olmadığı zaman kaygılanabiliyoruz. Kocalarının metresleri olması ya da karılarını aldatmaları doğal bir durum olduğu gibi, göğsümüzü gere gere "kadınların erkeklerden daha çok eşlerini aldattıklarını" yapılan araştırmalarla kanıtlıyoruz. Çocuklarımızın sanal bir dünyada yetişmesi, edebiyattan, müzikten, resimden bir haber yaşaması, onlara sağladığımız yaşam kalitesi arttırma çabalarımızın sonucu, gözümüze bile gözükmüyor. Teknoloji düşmanı falan değilim elbette tüm bu nimetlerden ben de faydalanıyorum. Bunu asla inkar edemem, ama tüm bu donanımları parasını ödeyip yaşamıza dahil ederken, neden kültürel anlamda hiç birşey yapmıyoruz?Önümüze konan herşeyi çok çabuk kabul ediyoruz. Neden dünyadan bir haber yaşıyoruz? Neden dünyanın diğer ucunda ki ya da ülkenin başka bir şehrinde yaşanan dramı görünce, kanal değiştiriyoruz? Kendi başımıza gelene kadar dünyada hiç sorun yokmuş gibi davranabiliyoruz oysa...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder