31.07.2012

BUGÜNLERDE

 Bugünlerde hava çok sıcak, kaytarabildiğimiz kadar işten kaytarıyoruz. Kaytaramadığımız zamanlarda Bilge kendine oyalanacak birşeyler mutlaka buluyor. Eline geçirdiği yazmadan pelerin yapıyor, kah sihirbaz oluyor, kah iyi kalpli kahraman:)))
 Arada komşu ziyaretine gidiyor, saçlarını yaptırıp geliyor ( bu ofisten komşum, evdeki manyaklar değil yani)
 En yakın arkadaşımdan, önce büyüyünce ona araba kullanmayı öğretmesini istiyor. Sonra hazır bulmuşken "hadi kayalım" diyor:))
Günler uzun geliyor bu aralar bana, oturup kızımı izliyorum saçlarımdan şıp şıp akan terlerle:)) Hava sıcak diye biryerlere çıkamıyoruz.Bu baya sinir bozucu ama olsun Ankara' nın yazı ne kadar sürerki en fazla bir ay daha, sonra soğuktan şikayet etmeye başlarım, yağmurdan, rüzgardan...

30.07.2012

HAFTA SONU

 Cumartesi sabah kalkıp havayı görünce dileğimin kabul olduğunu düşündüm. Kapalı, yağdı yağacak bir hava varı. Serin serin erkenden düştük Bilge'yle yollara. İlk hedef kemana reçine almaktı. O işi hallettikten sonra, bana tual aldık. Ardından hava yavaştan bunaltmaya başladı, doğruca kütüphaneye gittik. Kütüphanenin her zamanki kapısına gelince demirler ve bir yazı gördük. Ödünç verme bölümü ana binaya taşınmış.
İçeri girdiğimizde ağzımız bir karış açık kaldı. O kadar güzel düzenlemişler ki içerisini.
Ahşap dolaplar, deri koltuklar, puflar ve içerisi buz gibi. Yani  bana göre şu aralar Ankara'da yaşanacak en iyi yer olmuş. Bu arada kütüphane Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi. Ben sanat kitaplarını seçerken Bilge'de oradakilerle sohbet etti. Resimle ilgili üç kitap ödünç aldım. Çıkışta" çocuk bölümüne uğrayalım mı, sanada kitap alırız oradan "dedim. Suratını büzüştürdü "ama ben kitaplar benim olsun istiyorum, ödünç kitap almak istemiyorum" dedi. Madem öyle atolyeye gidelim dedik. Bilge keman dersine girdi, ben de çocuklarla desen çalıştım. Beden oranlarını anlattı hocam. Kalemle artistik (:)))ölçü almayı öğretti. Bu matematik çok ilginç ve çok güzel. Basitmiş gibi görünüyor ama çok ama çok çalışma gerektiriyor.
Güzel Snatlar Lisesi sınavlarına hazırlanan çocukların son dersleriydi, bugün sınavları var. Çoğunun gözü yaşlıydı, çoğu tedirgin. Allah emeklerini boşa çıkartmasın, o kadar pırıl pırıllar ki, umarım gönüllerine göre olur.
Bir kolaj çalışmaya başladım. Hocamla yapıştırmalarını yaptık, haftaya tamamlarız diye düşünüyorum. Papatyalara doyamadım,  büyük bir  tuale yine  papatya resmi yapmaya  başladım. Akşama kadar güzel sohbetler ettim, yeni insanlar tanıdım. Akşam üzeri ayaklarımın altı zonklayarak ofise geldim. Bir haftadır görmediğim arkadaşıma gittim. Özlemişim, kahvelerimizi içip, kızdığımız insanlara küfrettik. 
Pazar günü plan evden çıkmamak, bir haftadır çok yoğun çalışan babayı dinlendirmekti. Bizimkiler uyurken erkenden semt pazarına gittim. Vişne, şeftali, kayısı ve kekik aldım. Birde taşıyabileceğim kadar bol yeşillik.
Kahvaltıdan sonra Koca bir iki işim var halledip geleyim dedi. Kayısıların ve şeftalilerin yarısını kurumaları için tepsilere yerleştirip doğru balkona koydum. Diğerlerinide poşetleyip kışa komposta yapmak üzere buzluğa yerleştirdim. Hızımı almışken evi de bir güzel pakladım. Sonra bizimkilere güzel bir yemek yaptım, Koca gelince  afiyetle yendi. Akşam Koca'ya kıyak geçilip Jodie Foster' ın izlemediğimiz bir filmi bulundu arşivden. "İçindeki Yabancı" güzel bir filmdi.  Sonrası yine film izlerken iki ceryan arasında uyua kalmak oldu. Bilge' ye gelince odasına boy aynası aldık. Keman alıştırmasını ayna karşısında yapması gerekiyormuş. Öğretmeni tutuşunun çok önemli olduğunu, özellikle arşeyi tutarken çok dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Ben "arşe ne ki" diyince gülümseyerek yayı gösterdi. Bilge "aaaaşşeeeeeee" diyor , ben de "hadi al bakalım arşe kızı eline" diyorum başlıyor yay çekmeye. Yalnız enteresan bir durum var, çıkardığı sesler hiç kulağımı tırmalamıyor:)))
Şimdilik bizden bu kadar, güzel bir hafta olsun hepimiz için.

27.07.2012

HAFTA BİTERKEN

Geçen hafta yaptım bu resmi. İki küçük tuali yan yana kullandım. Sevimli bir resim oldu diye düşünüyorum.
Papatyalara takılmışken Tomris Uyar'ın "Dizboyu Papatyalar" kitebınıda dün bitirdim.Özellikle kitaba adını veren öyküye bayıldım.Soğuk bir Ankara bu kadar güzel anlatılır.
Geleyim bu haftaya. Haftaya damgasını sıcaklar vurdu. Bu kadar sıcak olunca insan gerçekten şuursuzca dolaşıyor ortalıkta (en azından ben ve etrafımdakiler) Bilge bolca deiz kenarında yaşamanın ne güzel olacağını söyledi durdu. Koca çok yoğun çalıştı. Ben işlerimi yarım yamalak yapıp, hep kaytardım. Film izlemeye çalışırken uyuya kaldım, kitap okurken uyuya kaldım, kısacası hep uyukladım. Bu uyuklamaların arasına karakalem çizimler sıkıştırmaya çalıştım, annemin son gidişimde gösterdiği punch nakışı denemeleri yaptım.
Bilge bisikleti iki tekerlekle kullanmaya hazır olmadığına, denemelerden sonra karar verdi. O da kendine tekerlekli paten aldırdı. Ayağında patenler kolluklar, dizlikler ve havalı eldivenler. Heran düşecekmiş gibi yüreğimi ağzıma getiriyor. Azıcık serin bir hafta sonu olsun ne olur:))

26.07.2012

OKUDUKLARIM

Bu ara sadece bu üç kitabı okuyabildim. Bugün bu üç kitaptan bahsedeyim.
"Çavdar Tarlasında Çocuklar"  J.D. Salinger ' e ait YKY yayınlarından çıkmış bir kitap. "Chapter 27 "filmini izlemeyi düşünürken Baykuş Gözüyle bloğunda filmi izlemeden önce bu kitabı okumam gerektiğini gördüm.
Kitabın konusu  aslında beni çok çekmedi, elimden bırakamadım durumları olmadı. Ama enteresan bir dili vardı ve merakla okudum. Bugün filmi izleyeceğim, bakalım nasıl bulacağım..
İkinci kitap yine YKY yayınlarından Sâdık Hidâyet' e ait "Kör Baykuş". Yazarı daha önce okumamıştım ve arka kapaktaki "1977' de Behçet Necatigil' in unutulmaz çevirisiyle Varlık Yayınları'ndan çıkmıştı. Philippe Soupault ve Andre Breton gibi önemli edebiyatçıların övgüsünü kazanan bu kült romanı, Necatigil' in "önsözü" ve Bozorg Alevî 'nin "sonsöz" ü ile sunuyoruz. " bu cümleleri okuduktan sonra aldım. 95 sayfa olmasına rağmen o kadar yavaş ilerledi ki, sanırım ben bu kitabı hiç sevmedim:(
Üçüncü kitap içlerinde en sevdiğim oldu. Yalçın Tosun' un "Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler". On altı kısa öyküden oluşan kitap beni yanıltmadı. Yalçın Tosun'un muhteşem yazı dili ve etkili öyküleri çok güzeldi. Hele "Kereviz"başlıklı  öyküsü beni çok etkiledi.
"Kamyonetin bıraktığı toz dumanı çöküp her şey eski haline büründüğünde, hâlâ yolun başında duran iki küçük çocuğun ceplerinden, unutmabeni çiçeklerinden örülmüş birbirinden habersiz iki kolye sahibini bulamamanın verdiği hüzünle öylece sarkıyor." (arka kapaktan )

Bugünlük benden bu kadar, elimde okuduğum iki kitap daha var, akşam serinliğini bekliyorum okumak için yoksa uyuya kalıyorum:)) Kitap okuyabilecek kadar ferahlık diliyorum hepimize...

24.07.2012

GEZDİK GELDİK

 Hiç hesapta yoktu, pazar sabahı düştük yola. Güzergahımız önce Gerze. Antalya'dan gelen kuzen şaşkın, ilk kez görüyor buraları.
 Öğlen Gerze'ye vardık.
 Hava nasıl sıcak, nasıl nemli
 Hemen bizimkiler Karadeniz'in soğuk sularına bıraktılar  kendilerini.
 İlk kez plaj yerine marinadan denize giren Bilge korkar demiştim ama, akşama kadar çıkmadı denizden.
 Karadeniz'in meşhur sisi, biranda ortalığı kapladı
 Sabah herkes uyurken Bilge'yle altıda attık kendimiz sokaklara.
 Bizimkilerle birlikte tüm şehir uyurken çektik bu fotoğrafları
 Martı sesleri kulaklarımızda
 İnsan böyle güzelliklerin karşısında gerçekten yaşadığını hissediyor
 Ufacık bir yer Gerze, el değmemiş sayılır.
 Bolca balıkçı teknesi var
 Kimseyle sohbet etme şansım olmadı
 Yediğimiz yemeklerde çok kötüydü
 ama olsun dedik, doğa çok güzel
 sahilde otlayan inekleri daha önceki gelişimizde de görmüştük:))
 Öğlene doğru Sinop'a geçtik. Sinop Cezaevi' ni gezdik. Fotoğraf çektim ama koymayacağım, giderseniz dolaşın derim.
 Diyojen' e yandan da olsa bir "merhaba" dedik.
Akşam üzeri döndük Ankara'mıza.Çok yorulmuşuz, bugün sersem gibiyim ama olsun, buna değdi.
Bilge tekerlekli paten aldı, onu çözmeye çalışıyor. İşlerimi toparlayayım hemen yatmayı planlıyorum:))

19.07.2012

YENİ KOLYE

Aslında farklı bir şeyler deneyecektim ama çıka çıka bu çıktı. Sanırım ilham bu aralar tatilde, ayaklarını güneyde bir yerlerde denize sokuyor olmalı:))
Soğuk kış günlerinde yazın şikayet etmeyeceğim dedim. Şikayet etmemeye çalışıyorum ama havadan olsa gerek zaman iyice yavaşladı. Yavaş kitap okuyorum bu aralar. "Çavdar Tarlasında Çocuklar" bir haftadır elimde, bir türlü bitmedi. Film izlerken uyuya kalıyorum. En büyük keyfim evin iki ucundaki pencereleri açıp arasında uyuya kalmak:))
Tembelliği seviyorum sevmesine ama böylesi salt tembellik, beni rahatsız ediyor.
Bilge bugün çok mutlu, Antalya'dan kuzeni geldi. Yurt dışına çıkacak vize işlemleri için geldi. Bilge dibinden ayrılmıyor.
Neyse ben tembelliğe devam edeyim...

18.07.2012

MÜZİK DERSİ

 Bilge "keman çalmak istiyorum" dediğinde en çok okuma yazma bilmeyen bir çocuğun nasıl nota öğreneceğini düşünmüştüm. Geçen hafta ilk dersimize ben de girdim. Tutuşları falan görmem gerekiyormuş evde çalışmasına yardım etmem için. Çok zarif bir müzik öğretmenimiz var. Onu görünce ortaokuldaki müzik öğretmenim geldi aklıma. Dünyanın en sinir bozucu adamıydı. Fülütle kafamıza vururdu abartmıyorum, onun yüzünden müzik dersleri kabus olmuştu. Neyse önce kemanı tanıttı öğretmenimiz. Salyangozu, kulakları, sırtı, yastığı öğrendik. Geldik notalara:))
Bu Bilge'nin müzik defteri. Öğretmen notaları betimlemelerle öğretiyor.
Neymiş bu?  nota ağacı
Bu elma kaç vuruş? hemen "dörrrt" diyerek dizine vurmaya başlıyor. pat, pat, pat, pat
elmayı ikiye bölünce?
ikiiiiiiii. pat, pat
Onuda ikiye bölünce?
Birrrr. pat.
Onlarıda ikiye bölünce?
sineklerrrrrr :))

Tellere de isimler koydular. En ince tel Bilge' nin teli "mi". Bir kalını anne teli "la", daha kalını baba teli" re" ve en kalını dede teli "sol".
Öğretmen soruyor
Neydi bu telin adı, hani baba teli olan?
Bilge cevap veriyor;
Kadiiiirrrrrrrr:))))


17.07.2012

BİLGE' NİN YENİ KİTAPLARI

 Bugün hafta sonu Bilge' nin seçip aldığı kitaplardan bahsedeyim istedim. Kitap almak için genelde alışık olduğumuz yerleri tercih ediyoruz. Üç  mekanımız var. Birincisi YKY , ikincisi  Dost Kitabevi' nin  küçük olan mağazası, üçüncü ise İşbankası Yayınları. Çalışanlar güler yüzlü, mutlaka ufak sohbetler ediyoruz. Rafların arasında kaybolmuyoruz, neyin nerede olduğunu, olabileceğini biliyoruz. Kitaplarımızı seçerken illa gözümüz başka kitaplarda da kalıyor, bir daha ki kitapçı ziyaretimizi iple çekiyoruz. Bilge' nin kitap seçimleri genelde kitap kapağına göre oluyor. Özellikle hayvanlar varsa (dinazorlar ve atlar ilk tercihleri) hemen kitabı raftan alıyor. İçini inceliyor. Henüz okuma yazmayı öğrenmediği için bol resimli olmaları gerek:))
İlk kitabımız "Bu Sudan Bir Dinazor İçmiş Olabilir mi?"Kitap Robert E. Wells' e ait. Resimlerde yazarın. Tübitak Popüler Bilim Kitaplar' ından çıkmış.
 "Sıcak bir günde hiçbir şey bir bardak soğuk suyun yerini tutmaz. Peki,  içtiğiniz suyun aslında ne kadar eski olduğunu biliyor muydunuz? Bugün içtiğiniz sudaki moleküllerin bir kısmı belki de milyonlarca yıl önce bir dinazorun su içtiği bir su birikintisine aitti. Bu nasıl mı olabilir? Dünya' daki su dolaşımıyla. Su tekrar tekrar, akarsu ve nehirlerden okyanuslara akar, buharlaşarak bulutlara dönüşür ve yağmur olarak yeniden yeryüzüne düşer; böylece her şeye hayat verir"
Arka kapakta böyle diyor, ne güzel değil mi?
 İkinci kitap "Dere Tepe Ters"  Italo Calvino 'nun Doğan Kardeş serisinden çıkan kitabı.
 Bu kitabı almasının en büyük sebebi resimleri.
Çizimlerden en az onun kadar ben de etkilendim. 
 Merakla sayfalara dönüp dönüp bakıyorum.Çizimler Nicoletta Ceccoli' ye ait. 
"Savaştan dönen ve nerenin yer nerenin gök olduğunun birbirine karıştığı ormanda kaybolan Kral Clodoveo. Kalbi hırsla, aklı ihanetle yanıp tutuşan Kraliçe Ferdibunda. Dünyayı değiştirmek isteyen masum Prenses Verbena ve iyi niyetli orman bekçisi Mirtillo.
Kim bilir, belki de bu hangisinin dal, hangisinin kök olduğu belirsiz labirent, doğaya yansıyan kötülüğün ta kendisidir... ve bu labirentten çıkmaya yalnızca masumiyet yardım edecektir."


Bugünlük bu kadar sırada benim okuduklarım var:))

16.07.2012

HAFTA SONU

 Cumartesi her zaman olduğu gibi atolyedeydik. Yine çok keyifliydi. Ben iki küçük tualden oluşan bir resim yaptım. Bilge'yle karakalem dersine girdik. Hocanın önümüze koyduğu büste ben aval aval bakarken, Bilge hemencecik çiziverdi:))
 Pazar sabahtan attık kendimizi dışarıya, Bilge uzun süredir at binmeye gitmek istiyordu. Doğru Altın Park' a gittik.
 Biz gitmeyeli biraz değişmiş, daha güzel olmuş.
 Bu heykelleri çok sevdik.
 Artık middiliye binmek istemiyormuş haspam.Yazıkmış atcıklara, nasıl taşısınlarmış:)) Kocaman bir at seçti binmek için.
 Turlar boyunca yanındaki adamla sohbet etti:))
 Nasıl keyif aldığı fotoğraflarda belli oluyor sanırım.
 Sonra kendimizi çimlere attık
 Bilge kuş tüyleri topladı "hazine buldum " diye:))
Akşam da bir arkadaşımızın oğlunun sünnet düğününe gittik. Ana kız kınamızı yaktık, halay çektik.
Dünden beri sünnet mevzusuna takılmış durumdayız, soru sağanağına yakalandım:))
Güzel bir hafta diliyorum hepimize.

13.07.2012

HAFTAYI BİTİRİRKEN


Bu hafta o kadar  çabuk, o kadar dolu geçti ki, hızına yetişemedim. Önce biten resmimi göstereyim. Farklı denemeler yapacağız demişti hocam. Anladığım kadarıyla tasarımla karışık bir teknik yapacağız bundan sonra. İlk denememiz için tualin üzerine önce taraklı ebru yaptım. Sonra yağlı boyayla bu resmi çalıştık. Sevimli oldu diye düşünüyorum.
 Bu haftanın en güzel sürprizi Cemre Ablamızın küçük kemanını Bilge'ye hediye etmesiydi.
 O kadar sevindi ki, Cemre çok güzel keman çalıyor umarım Bilge' de onun kadar güzel çalar.
 Boyu kadar kemanı keyifle taşıdı, hiç şikayet etmeden üstelik.
 M.S. Escher Sergisi' ne gittik.Sergi Cermodern'deydi. Matematiğin mükemmel baskı teknikleriyle harmanlanmış, resme dönüşmüş hallerine ağzımız bir karış açık baktık.
 5 Ağustosa kadar sergi açık, buralardaysanız mutlaka gidin derim.
Son olarak da "Buz Devri 4" e gittik. Yine çok komikti, gülmekten kırıldık.  Özellikle Bilge'nin kahkahaları keyfimize keyif kattı. Sincap palamudun peşinde bu seferde kıtaların ayrılmasını başlatıyor:)) Bu kadarcık tüyo vereyim.
Güzel bir hafta sonu dileyim hepimize ve kaçayım:))