28.09.2012

Haftayı Bitirirken


Bu başlığı yazıp kaçmak yok, neler yaptım bu hafta,
1- Bir haftadır çok yoğun çalışan Kocam yüzünden akşam yemeklerinin çoğunu ziyan ettim:((
2- Biraz önce ofisten giderken "görüşürüz" dediğinde de, küçük yavru köpek bakışımı takınıp "lütfen görüşelim" dedim,  o da "ödeme planını çıkartmayı unutma" dedi, sinir oldum:(((
3- Kızımın öğretmeninin  tahtaya yazdığı 16-17-18-19. sayfalardaki ödevler yapılacak yazısını görüp, keyifle  akşam masaya oturup, çalışma kitabında sözü geçen sayfaları açıp, onun çoktan o sayfaları doldurduğunu görüp (boyama ve çizgi birleştirme idi) hayal kırıklığına uğradım.
4- Hevesle keman çalmak isteyen kızımın, her gün beşer dakikalık keman çalma işinden kaytarmasına, çalışmasını kameraya kaydederek şimdilik çözüm bulmuş durumdayım. Ne kadar süre götürür bilmem, ama çok komik bir edayla yapıyor bunu, öbür gün bilgisayara aktarıp bolca gülümsüyorum.
5- Daha önce bahsettim çok güzel iki kitap okudum, dünden beri de Onur Caymaz'ın "Hikâyeden Çocuk" kitabını okuyorum, sabah babasının ölümüyle ilgili kısmı ikinci kez ağlayarak okudum:))
6-Dün İstanbul' da ki kız kardeşle skype'dan saatlece konuştum." Yaşasın teknoloji "dedim. O evde, ben ofiste olduğum için, onun evine oturmaya gitmişim gibi hissettim.  O elmasını yedi, ben sigaramı tüttürdüm. Bana yeni aldığı kitapları gösterdi, kitaplığının dolduğunu gördüm, neşesi beni çok mutlu etti, kocalarımızı bile çekiştirdik:)))
7-Lale Abla'nın bloğunda gördüğüm "The object of my affction " (doğru yazmışımdır umarım) filmini izleyip, kah güldüm, kah hüzünlendim.
8- Leylak Abla' da gördüğüm "ntvmsnbc' nin izlenmesi gereken 555 film listesi"ne bakıp, ne çok izlemediğim film olduğuna şaşırarak bir liste yapmaya başladım.
9- Bloglar'da, facebook'da ve twitter'da  rutin zamanlar geçirdim.
10- Yeni yayın zamanını kaçırdığım Behzat Amirimi izleyip, hüznümün iyice dibine vurdum.
11- Bir tepsi polimer kil yapıp fırınladım, içinden bir tek bu fotoğrafta gördüğünüzü tamamladım.

Bak şimdi alt alta yazınca "ne çok şey yapmışım" gibi duruyor değil mi? Tabi canım daha ne olsun, bu mevsimde bu kadar olur. Keyifli bir hafta sonu diliyorum...


27.09.2012

Biraz daha kitap

 "Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde" Mahir Ünsal Eriş' e ait Sevgili Leylak Dalı çok beğendiğinden bahsetmişti, son buluşmamızda ziyaret ettiğimiz kitapçıda görünce hemen aldım. Öyle güzel, öyle etkili on dört tane öykü var içinde.Ben kitap okurken küçük bir defterim de yanımda olur. Kitapta altını çizmeye kıyamam, defterime yazarım cümleleri. Neredeyse tüm kitabı aktaracaktım, o kadar güzel satırlarla dolu.
"Abim Atatürk'ü çok severdi, bense Allah'ı. Babam, annemi ve Galatasaray'ı. Annem de Ringo'yu. Babam yorgun bir adamdı. Gündüz vardiyasındayken her gün, çalıştığı taş ocağında sanki onca kayayı sırtına vurup oradan oraya sürüklemiş gibi, kalan son canıyla eve gelir, çoğulukla da tek kanallı televizyonun bitmek bilmeyen haber bülteni sona ermeden uyuya kalırdı, akvaryumun karşısındaki ikili koltukta..."(arka kapaktan)

"Bana verdiği bir kaşık mutluluğa karşılık, ben kaç kızcağızı kazanlarda boğdum onu özlemekten, sevmekten, beklemekten, onu anlamaktan. Sonra bir yaz akşamı gibi, uzun süren bir güneşin ardından çökercesine gitti..."
Gerçekten şiddetle tavsiye ediyorum, mutlaka okuyun.
"Lütfen anneme iyi bak" Kyung-sook Shin ' e ait. Bu kitap da Leylak Dalı kütüphanesinden ganimetim. ( bu kütüphaneyi  Antalya' da bizzat görüp, ayrıca hayran kalmış ve çok kıskanmıştım:))
Kitaba bakınca en sona sakladım, biliyordum içimin hüzünle dolacağını.
"yetişkin çocuklarını ziyaret etmek için geldiği Seul'de kaybolan bir annenin ardından, aile üyelerinin yaşadığı pişmanlıkların ve iç hesaplaşmaların öyküsü bu. Kore kültürü fonunda derin aile ilişkilerinin ele alındığı, yürek burkan bir hikaye..."Anneliğe eşsiz bir ağıt" (arka kapaktan)

"Benden önce ölmelisin Böylesi çok daha iyi. Dünyaya herkesin sıralı geldiğini söylerler. Gerçi ölürken böyle bir sıra söz konusu değil ama yinede doğduğumuz sırada gitmemiz daha doğru. Benden üç yaş büyük olduğuna göre, üç sene önce ölmelisin. Bu hoşuna gitmediyse, üç gün önce de ölebilirsin. Ben de burada yaşamaya devam ederim. Tek başıma yaşayamayacak olursam Hyong-çol 'un evine giderim. Hem onlara yardım da ederim.Ne bileyim sarımsak ayıklarım, ortalığı siler süpürürüm. Ama önce ben ölürsem sen ne yaparsın? Neyi nasıl yapacağını bilmezsin ki. Hayatın boyunca sana hep birileri bakmış. Olacakları şimdiden görebiliyorum. Kimse evinde pis pis kokan, asık suratlı yaşlı bir adam istemez....Uzun yaşamak istiyorsan da benden uzun yaşama. Sana güzel bir cenaze töreni düzenleyip, arkandan gelirim. Gerçekten..."


Bilge geçenlerde kurstaki tiyatro öğretmenine beni çekiştirmiş. "Annem hep kitap okuyor, okurken çoğu zaman uyuya kalıyor" diye. Öğretmenle baya güldük, "çocuk uyuyarak kitap okunduğunu düşünmüyordur umarım" dedik. Bu sabah, defterime bunları aktarırken yanıma gelip "anne okuldaki öğretmenim de senin gibi kitap canavarıymış çok sevindim" dedi. Ben nasıl sevindim bir bilsen:))

25.09.2012

Biraz kitap, biraz müzikal

 "Çok Şekerli Ölüm" Ayşe Erbulak' ait. Hafiye Karılar serisinden.Aynı serinin "Limonî Ölüm" ü merakla bekletecek olan kitabı dost tavsiyesi olarak okudum. Polisiye severim. Çok daha iyi polisiyeler okudum ama bu kitabın tadı başka. Çok keyif aldım, hemen de bitti zaten. Dediğim gibi ikinci kitabı merakla bekliyorum. . Okurken sonunu tahmin edemedim, bu yüzden polisiye meraklılarına tavsiye ederim. "
"Fantasia" ilk olarak 1940' da Walt Disney tarafından yapılmış bir baş yapıt. Bilge'yle geçenlerde almıştık ve neredeyse her akşam izliyoruz. Harika bir müzikal. Cd' nin arka kapağından aktarayım" yenilenen görüntü ve ses kalitesiyle her yaştan izleyicisine, şimdiye kadar hiç yaşamadıkları bir eğlence sunuyor (kesinlikle haklılar)... Müziğin hayat buluşuna şahit olun, görüntülerin şarkılarla uyumunu izleyin ve Fantasia coşkusunu tekrar tekrar yaşayın"...
Çocuğunuzla çizgilerin büyülü dünyasında, muhteşem müziklerle gezebileceğiniz harika bir müzikal, tavsiye ederim.
Bu kadar tavsiyeden sonra, ben kaçayım:))

24.09.2012

HAFTA SONU

 Cumartesi günü atölyede geçti. İki resmimi tamamladım.Geçen seneden arkadaşları gördüm, hep birlikte sohbet ettik. Ortamımız yine çok güzeldi. Okuduğumuz kitaplardan bahsettik.  Kitaplar konusunda bana övgüler gelmeye başlayınca, "nereden buluyorsun bu güzel kitapları" sorusuna, kitap sever bloger arkadaşlarımdan bahsederek hava attım. Kulaklarınız çınladıysa bilin ki bendendir:)Pazar sabahı arkadaşlarımızla kahvaltı planımız vardı. Arkadaşlarımızla, arkadaşımızın yeni açtığı mekana gidip süper bir kahvaltı yaptık. Dönüşte Koca'yala "ne güzel arkadaşlarımız var" dedik. Eve gelip, kitabıma sarılıp uyuya kalmıştım ki, bizim yavru kaldırdı beni. "Kalk Altınpark' a gidiyoruz, ata bineceğim "dedi. Ne kadar mızmızlansam da işe yaramadı. Akşam üzeri güneşinde Altınpark' a gittik.
 Bu fotoğraf çok komik aslında. Arkadan gelen abla Bilge'nin binmek istediği ata ondan önce bindi. Tam tur atarken at birden şaha kalktı. Hepimizin yüreği ağzına geldi. Ama kendisi düşmediği için pek mutluydu, fotoğrafta  mutluluğunu yansıtıyor sanırım))
 At binme işi bitince ahırlardaki atlara baktık, sonra parkın yollarına vurduk. 
 Akşam güneşi üstümüzde
 Bitki satışının da yapıldığı seraya uğradık. Mevsimleri geçmiş mevsimlik çiçeklere baktık. Bilge iki küçük çin karanfili fidesi aldı.
Koca mavi ladinlere iç geçire geçire baktı. Ben de ağaçlara, çimlere vuran ışığın keyfini çıkarttım.
Sonra eve döndük. "Bangır Bangır Ferdi Çalıyordu Evde" kitabı istemeye istemeye bitti. "Lütfen Anneme İyi Bak" kitabına başladım.Sonrası malum uyku:))
Bu arada insanın sabahları evde olması, çok verimli bir durummuş. Sabah kahvaltısını yaptıktan sonra Bilge'nin okul vakti gelene kadar evde bir dolu iş yapabiliyorum. Akşam yemeklerini hazırlıyorum. Bilge'yi okula bırakıp, otobüse atlıyorum. Kulağımda müzik, elimde kitabım kısa bir yolculuktan sonra, biraz da yürüyüp ofise geliyorum. Hayat yavaş yavaş rutinini yakalayacak sanırım. Keyifli bir hafta diliyorum hepimize...

21.09.2012

EYLÜL


 Yazın bitimini gösterdiği , havanın sağı solu belli olmadığı , ağaçlar yapraklarını döktüğü , en çok da bir eylül günü babamı kaybettiğim için, sevmem eylülü uzun zamandır. Takvimlerin onu göstermesiyle koca bir hüzün çöreklenir içime. Aklıma hep mezarlık dönüşü arabanın camından bakıp da gördüğüm insanlar gelir. "Ne kadar mutlular, ne kadar ölümden uzaklar" diye düşündüğüm o anı hiç unutmam. Ateşin düştüğü yeri yakıp kavurduğu o zamanların hatırası, eylülle gelir oturur yüreğime. Bu ateş diğer aylarda sönmüyor elbette ama en çok bu ayda, iyice harlanıyor. Bir gün elbette öleceğim ama nolur eylülde olmasın, kar kış buz gibi bir havada bile olabilir ama eylül olmasın. Ne kadar kendime, aileme sıkı sıkıya tutunsam da ,ben her eylül yalnız bir kız çocuğu gibi hissederim. Bu yazıyı yazmayı istemedim, ama tıkandım, içim doldu, yarın o uğursuz gün ve ben babamı çok özledim.

19.09.2012

BİLGE' NİN KİTAPLARI

 Kitap almaya gittiğimiz zaman Bilge kendi seçiyor kitaplarını. Genelde daha büyük yaş grubu kitaplarını seçiyor. Ben "buna zaman var" desem de kara gözlerini kocaman açıp "nolllur" yapıyor. Tabi ben de dayanamıyorum:))
"Ağaçlar Ülkesine Yolculuk" da 9 yaş grubu için, ama kitabı elime alıp içindeki resimlere bakınca Bilge'ye hak verdim, gerçekten çok güzel. "Ormanın derinliklerine doğru yolculuğa çıkan bir çocuğun ağaçlarla tanışıp dost olmasının hikayesi"  biz çok sevdik kitabı, keyifle okuduk.
"Mırnâme" yine Bilge'nin seçimi. "Büyüklere Kedi Şiirleri" olması hiç önemli değil, resimler ve şiirler öyle güzel ki. Mesela;
SİYAH-BEYAZ MARSIK
Tanrı
Binlerce renk vermiş,
Bütün hayvanlara.

Ama nedense,
İki renkle bitirmiş benim işimi.
Belki boyası bitmişti paletinde
Belki de,
Soyut bir kedi olsun istemişti,
Yaptığı.
Ne olursa olsun,
İşte o günden beri,
Hem karanlık bir gece
Hem de o geceden çıkan
Beyaz bir güvercinim ben.

Son kitabımız."Hezarfen'in izinde...Gökyüzünde" En büyük hayali uçmak olan Onat'ın hikayesi, üstelik Hezarfen Ahmet Çelebi ve Vecihi Hürkuş' a da selam etmeyi unutmuyor.
Bu aralar uyku öncesi, biz kimi zaman bir ormanda, kimi zaman gökyüzünde, yanında pisi bir kediyle geziyoruz.

18.09.2012

YENİ KOLYE

Dün Bilge'yi okula bıraktıktan sonra ofiste bir aşağı bir yukarı dolanıp durdum. Ne çok alışmışım elimi neye atsam yanımda biten Bilge'ye. Biraz ofis işleriyle uğraştım, sonra bu kolyeyi yaptım. Kız kardeşimle telefonda konuşurken "dayanamıyorum ben okula gidiyorum, pencereden falan görürüm, belki teneffüste yakalarım"dedim. Tabi o güldü halime. Bir saat vardı okulun bitmesine, düştüm yola. Okula yaklaştıkça, annelerinin elinden tutmuş evlerine gidiyorlar. İyice hızlandım, bir taraftan da kızıyorum "niye erken bıraktılar ki" diye söyleniyorum. Girdim okula, sınıfın kapısı kapalı, çıktım dışarıya beklemeye başladım. Okul saatlerinin bu kadar uzun olması yüzünden çocukların çoğu huzursuz olmuş, o yüzden aileler erken almış çocukları. Bizim sınıfta problem olmamış, Bilge'yi aldım, güle oynaya eve geldik. Bu hafta bir saat erken alma kararı almışlar, haftaya allah kerim:(

17.09.2012

BUGÜN UZUN OLACAK

Sabah erkenden kalktık. Hafta sonu okul hazırlıklarıyla geçti. Okuldan kitaplarını, kırtasiye ve beslenme listesi verdiler. Hepsini tamamladık, sabah erkenden uyandı.Geçen sene de sabahtan öğlene kadar ana sınıfına gittiği için, öğlen okula gidecek olmak ona garip geldi. Sürekli" gece olunca mı döneceğim eve" diye sordu. Ben de en az onun kadar heyecanlı ve endişeliyim.Altı saat nasıl geçecek hiç bilmiyorum. Beslenme çantasını, içindekileri nasıl koyacağını çıkartacağını konuştuk. Çantasına öğretmenin istediklerini koyduk. Baktık zaman geçmiyor.Evi toparladım, Bilge'de bana yardım etti. Öğle yemeğini yedirdim. Çıktık yola. Çanta, beslenme derken yükü baya ağırlaştı. Önce istemedi ama, ben taşıdım okula kadar. Okulun kapısından girince sırtlandı bütün eşyalarını, vedalaştık. Sıraya girdiler. O sırada okulun bahçesinde yerel bir tv.den çekim yapıyorlardı. Baktım elinde mikrofon genç bir kız beni gözüne kestirdi. Yanıma geldi, "çocuk gelişimiyle ilgili şu soruları soracağım, çekime katılır mısınız"dedi. Bana doğru gelirken yeni sistemle ilgili bir şeyler soracak zannettim.Tabi her şey hikayeden teyyare, bu arada okul müdürü "bahçe içinde çekim yapmayacaklarını "söyledi.Onlar okulun dışına çıktılar. Ben de etrafıma bakıp kızım ve tüm çocuklar için dua ettim. Bahtları açık olsun, rabbim yardımcıları olsun. Yürekleri güzelliklerle, iyilikle, sevgiyle dolsun.

13.09.2012

DİŞ ANILARI

 Süt dişleri düştükçe kalpli kutuda yerlerini alıyor. Şu an dört diş var kutuda. İlki Bilge çikolata yerken düşüvermişti "iyi ki yutmadım" demişti. Birde "ne kadar kolay oldu, diş perisi ne zaman gelecek" demişti
İkincisinde İstanbul' daydık, dişiyle uğraşıp duran Bilge' nin elinden tutup H. banyoya götürmüştü.Dönüşte Bilge'nin elinde ikinci dişi vardı. Yastığının altına para koymuştu annem gece. Sabah uyanınca" aptal diş perisi hediye yerine para koymuş" demişti.

Üçüncüyü babamız "ben çekerim" dediğinde, odayı terk ettim. Bakmaya dayanamıyorum. Bir kaç dakika sonra Bilge elinde dişi, diş kutusuna koyuyordu.
Dördüncüyü bana duyurmadan yine baba kız çekmişler. Bu arada diş perisinin hiç lafı geçmiyor. Sordum geçenlerde "buna inanıyor olamazsın" dedi:(((

12.09.2012

SON OKUDUKLARIM

 Bu kitabı hafta sonu kütüphaneden aldım. J.M. Coetzee "Utanç" kitabı yazarın okuduğum ilk kitabı. Çok çabuk bitti, ilginç bir konusu vardı. Konudan bahsetmeyeyim belki okumayanlar vardır.
"J.M. Coetzee, okuruna yumuşak bir roman sunmuyor, sert bir öykü anlatıyor. İnanılmaz güzellikte, hem keyifli, hem kasvetli bir öykü..."Arka kapaktan bu kadar ip ucu vereyim. Bu arada kitap 2003 Nobel Edebiyat Ödülü ve 1999 Booker Roman Ödülü almış. "Okuyun" derim, ben beğendim.
Bu sene benim için Sait Faik senesi olacak. Okuduğum ikinci öykü kitabı "Lüzumsuz Adam" yazarın 1948' de yayımlanan ilk öykü kitabı. On dört kısa öykü var içinde hepsi birbirinden güzel ve etkileyici. Özellikle "Papaz  Efendi" beni çok etkiledi. Tekrar tekrar okudum, dahada okurum eminim.
"Severim toprağı. Bu sessiz, mütevazı, sakin, deli şeyi, dedi. Hayat bundandır işte. Biz canlı mıyız bunun yanında. Onun için bundan yapıldık derler.....
Karşılığı için hiçbir şey istemeden veriyor o.Cömerttir, cömert. Sonra vakti gelince, bize yeter dereceye kadar bir bayram gösterdikten sonra, yine alır kucağına çürütür, doğurur. Çürütür, doğurur. Erkekler değil ama kadınlar muhakkak topraktan çıktı. Toprak ana! Toprak ana. Her mahlukun dişisinde bir topraklık var. Biz erkek kısmı güneşin, havanın, suyun çocuklarıyız belki, ama kadınlar muhakkak topraktan"
Bol okumalı günler diliyorum hepimize.

11.09.2012

YAZ BİTERKEN

 En sevdiğim mevsim Antalya'da yaşarken bahardı. Ankara' da ise yaz. Buranın baharından pek bir şey anlayamadığım için sanırım böyle. Bu zamanlar yazın son demleri olduğu için hafta sonlarını Bilge'nin en sevdiği yerlerde geçirmeye özen gösteriyoruz. Bu yerlerin başında Gölbaşı geliyor. milyon kere fotoğraf çekmişimdir buralarda, eminim milyon kere daha çekeceğim.
 Bu sabah yine keyifle uyandı, ben bir şey söylemeden hazırlandı.
 Hava biraz serin diye üstüne süveter de giydi.
 Okuldan istedikleri oyun hamurlarını küçük bir poşete koymuştum. " Ne zaman defter kitap götüreceğim acaba" dedi. Ben de bilmiyorum ki bu sorunun cevabını, "söyledikleri zaman" dedim. Üç ay oyun devresi olacağını duyunca küplere binecek eminim.
Okula gittik, bütün çocuklar annelerinin elini bırakıp sıraya girdiler. Öğretmenler acayip kibar ve güler yüzlüler. Bilge'ye sordum "seni bekleyeyim mi çıkışa kadar" dedim, "yok sen git işine bak "dedi. Ben de geldim işime bakmaya, ama yüreğim onunla kaldı. Akşam babasına tüm ayrıntılarıyla anlattı okulu, öğretmenini. Sabah yine ağlayan, annesinden ayrılmak istemeyen çocuklara içim gitti. Çok ufaklar ya, çocuk gözleri korkuyla bakıyor. Neyse ben kaçayım bir saat sonra kızımı almaya gideceğim, biraz çalışayım bu arada:))

10.09.2012

OKULLU OLDUK

 Sabaha kadar ben bir oyana bir buyana dolandım, Bilge horul horul uyudu. Sanki okula ben gideceğim.
Erkenden  "yaşasın" diyerek uyandı. Kahvaltısını etti, formasını giydi,saçlarını tarattı.
 Okula geldiğimizde anaokulundan arkadaşlarını buldu. Üstelik aynı sınıfa düştüler.
Bugün öğlene kadar bırakmadılar bizi. Bir hafta  böyle olacakmış., sonrası birden altıya kadarmış. Zil çalınca teneffüste bahçede kovalamaca oynadılar, zilin sesiyle hepsi doğruca sınıflarına gittiler.Sınıfları yirmi kişilik bugün on beş çocuk vardı. Çıkışta keyfi yerindeydi, tuvaletlere çok takıldığımı bildiği için "merak etme kendi başıma tuvalete gittim, zor olmadı" dedi.
Yine arkadaşlarını eve çağırmaya kalktı, ben olmaz dedim diye bana surat etti ama sonra barıştık.
Öğlenci olduğuna sevindim, çıkışta akşamın körü olacağı için kimseyi takamaz peşimize. Ne kadar kötüyüm değil mi:)) Ama geçen seneden başıma gelenleri bildiğim için bu sene daha temkinli olacağım, kimse kusura bakmasın.  Bu arada çocukları görseniz  deliye dönersiniz. Bütün sınıflar karma, yani bir sınıfta 2005'li 2006' lı ve 2007' liler var. O kadar küçük çocuklar var ki, içler acısı. Bu çocuklar nasıl öğrenecek, nasıl uyum sağlayacak bilemiyorum. Allah onlara da öğretmenlere de yardım etsin.

7.09.2012

BİLMİYORUM

Televizyonu hiç açmadım, açtırmadım. Bilge bol bol resim yaptı, içinde deniz olan, melek kanatlı atlar olan.
Ben polimer killerimle uğraşıp bu koyeyi yaptım. Arada suların gelmediğini bile bile muslukları yokladım. Kulaklarımı tıkadım (iyi yapmadım biliyorum) "Lüzumsuz Adam" ı bitirdim. Uyumadan önce Oktay Rıfat şiirleri okudum. Pembe Yalıyı birkaç kez okudum, gülümsedim...

6.09.2012

EVDE BİR GÜN

 Dün sabah "bugün evi temizlemeliyim" diyerek uyandım. Bilge'yi gaza getirdim. Önce saçlarımıza bandalarımızı taktık. O odasını toparlamaya başladı, ben geri kalan tüm evi. Çamaşır makinesinin sesi eşliğinde, süpürdüm, sildim sonra tekrar ve tekrar. Ev pür pak olunca "evi hamur kokusuyla doldurmalı" ( bu şey bir geldi mi bırakmıyor insanı) dedim. Kolları sıvadım, Bilge mutfak maceramda "çok yorulduğunu" söyleyerek beni yalnız bıraktı.
Önce hamur mayaladım, tam tahıllı buğday unundan küçük ekmekler yaptım. Sonra da ev ve ofis ahalisinin çok sevdiği kurabiyelerden.
Ev mis gibi koktu, ben yorgunluğumu biraz attım derken sevgili Koca aradı. " yarın otuz altı saatlik su kesintisi varmış "dedi. Zıpladım evde ne varsa suyla doldurdum. Eşi dostu aradım, onlarda tedbirini alsınlar diye. Nasıl bir kesintidir tam otuz altı  saat sormak isterim bunu yapan zihniyete. Bir evde ne kadar tedbirini alsan da bu kadar uzun süre su kesintisinin zorluğundan bir haberler mi acaba?

4.09.2012

BU SABAH


Bu sabah burnumun ucunda iki kocaman kara gözle uyandım. Gözümü açtım "kalk hadi" dedi. "Daha mağaza açılmamıştır" dedim, "olsun sen kalk "dedi. Kalktım, kahvaltısını hazırladım, tekrar gözümü yatağıma devirmiştim ki "açılmış mıdır  artık" diyen on milyonuncu soru geldi. Hazırlanıp çıktık. Mağazanın kapısında ukala ukala" ben sana demiştim bak açılmış" dedi.Bu lafla kafiyeli bir cevap geldi dilimin ucuna ama söylemedim.  Girdik içeriye sayabildiğim kadarıyla dört kız çocuğu da fırladı ayağa. Formalar getirildi, "bu büyük, bu küçük, yedek de almanız lazım, senin ne güzel gözlerin var" şeklinde bir beden büyük forma elimizde, insanların eylül ayı geldiğinde neden kıvrandığını daha bir anlayarak ama ağzı kulaklarında bir kız çocuğuyla eve geldim.Kız kardeş telefonda " formayı büyük alıp kızı Kezban'a çevirme " dedi "Kezban falan umurumda değil, forma kaç para biliyor musun " dedim. Biran annemi gördüm kendimde, korktum.   Sonra markete gidip reyon görevlisiyle, bir kadının kavgalarına şahit olup, almak için gittiğim malzemelerin çoğunu unutarak döndüm. Kadın feryat figan öyle bir bağırıyordu ki, kesin görevli korkunç bir şey yapmıştır diye düşünürken, işin aslının tarttığı ürünün on beş kuruş fazla olmasına kadının dellendiğini öğrendim. Hızını alamayıp önce kasiyere, sonra müdüre şikayet etti. Hala insanların yaptıklarına şaşırabildiğime şaşırarak eve geldim. Bilge'yle çamaşır serdik. Aynı renk mandalları bulmaya çalışması, tıpkı kaldırımda aynı sıra çizgisini takip ettiği zamanki gibi beni korkutsa da, kendi kendimi  telkin ettim. Fotoğraf ne alaka derseniz ben hiç begonya yaşatamadım. Evde de Antalya'dan getirdiğim rahmetli yengemin begonyası var, hala çiçek açmadı neredeyse üç yıl oldu. Gerçi önce çok küsmüş yapraklarını bile dökmüştü, şimdilerde yapraklarının olması bile beni mutlu ediyor. Ah eylül hiç sevmiyorum seni...

3.09.2012

HAFTA SONU

 Aslında hafta sonu yazısı olacaktı ama fotoğraflara bakınca perşembeden başlamam gerektiğini fark ettim.
Perşembe günü yakın arkadaşımın doğum günüydü. Onun oğlunu da alıp tamamen çocukların eğlenmesine odaklandık. Kapalı oyun alanını istediler önce, sonra akşam üstü güneşinde kuşları kovaladılar.
Cuma günü Hamamönü'nüne gittik. İlk kez gördük buraları, dostlar eşliğinde.
Cumartesi atölye kapalıydı. İran'a bir sergi için gittiler. Bizde yine arkadaşıma gidip, mantı yaptık:))
Pazar sabahı erken kalkıp kahvaltı  faslından sonra Anıtkabir' e gittik. Güzelim bahçesinin her bir köşesine hayran olarak, çıktık Atamızın huzuruna. Bilge her zamanki gibi bir sürü soru sordu, her zamanki gibi aklına gelen her şeyi değil de, daha bir mantıklı sorular sordu gibi geldi bana. Hatıra defterine yazı yazanları görünce "bende okuma yazmayı öğrenince gelip yazayım " dedi. Anıtkabir kalabalıktı,  asla şikayet etmeyeceğim bu kalabalığı görmek beni hem duygulandırdı, hem çok çok mutlu etti. Bahçede bol bol fotoğraf çekip eve geldik. Bilge'yle semt pazarına gittik, sonrasında ben mutfaktan uzun süre çıkamadım.Baba kız milyon tane film izlediler sanırım:))
Yine koltuğumda kitap okurken uyuya kaldım. Sonra dolapların önünde "yazlıkları ufaktan kaldırsam mı " diye düşünüp, "boşveeer" diyerek yerime yattım:))
Sabah ofiste temizlik yapıp,ortalığı bu kadar dağıtmaya devam ederlerse başlarına gelecekleri sıraladım, ofis erkanına boşuna konuştuğumu bilerek. Neyse güzel bir hafta olsun hepimize diyorum ve kaçıyorum.