30.11.2012

Haftayı bitirirken...

" Zaman ne çabuk geçiyorsun", diyorum yine ve yine:)) Akşam okul çıkışı Bilge'yi diş kontrolüne götürdüm.
Sürekli gittiğimiz diş kliniğinin çocuk doktoruyla tanıştık, çok şeker, genç bir doktordu. Her şeyin yolunda olduğunu söyledi, Bilge'yi hiç çürüğü olmadığı için tebrik etti. Sırada hangi dişlerimizin düşeceğini tek tek anlattı, "yaza görüşürüz" dedi. Eve geldik, çok acıkmıştı bizimkiler. Yemek faslından sonra Koca çok yorgundu,  erkenden yattı. Bilge ödevlerini yaparken, ben de çiçeklerimle ilgilendim. Toprağı azalanlara toprak ekledim.
 Yapraklarını bir güzel temizledim.
 Yeni boğum atanları ayrıca tebrik edip, bol bol sevdim.
 Bu çiçeğimi çok severim. Ankara'ya ilk geldiğimde teyzem atmak üzereydi, kıyamadım ben aldım. Üç yaprağı ya vardı, ya yoktu. Büyüdü serpildi, arada beyaz çiçekler açıp beni çok mutlu etti. Sevdik birbirimizi.
 Balkondaki rosmarinlerimi içeriye aldım. Aslında daha bebeklerr, yaza saksının dolmasını umut ediyorum.
Arada etli bir şeyler pişirirken, üç beş yaprak kopartıp içine atıyorum mis gibi oluyor.
 Kim demiş kaplumbağalar ruhsuzdur, hareketsizdir diye." Fıstığın" bizimle üçüncü yılı, gayet kıpır kıpır bir kaplumbağa. Fotoğrafta da görüldüğü gibi, iki ayak üzerinde bilem duruyor:))
Bu haftanın biten kitabı Sherlock Holmes "Suç Detayda Saklıdır". Bir sürü cinayet çözdük birlikte, eğlenceliydi.
Bu haftayı da alnından öper, kenara koyarım.Darısı diğer haftaların başına:))

29.11.2012

Yeni kolyeler yaptım...

 Dün Bilge'yi okula bırakıp, ofise geldim. Kendi tarafımı bir güzel temizleyip polimer killerimi önüme aldım.
Uzun zamandır izlemek istediğim "Tifanny' de Kahvaltı" filmini açtım. Çok güzeldi, çok eğlenceli bir filmdi.
 Bir taraftan Audrey Hepburn' ün zarafetine kapıldım, bir taraftan killerimle oynadım.
Film bittiğinde killeri fırınladım, hemen ikisini birleştirdim. Bir kaç kolye daha var birleştireceğim, onlara zamanım kalmadı. Bilge'yi aldım, eve geldim. Yemekti, çamaşırdı, arada Hürrem'di derken, kitap okurken uyuya kalmışım:)) Bugün tam bir ofis çalışanı olarak salladığım işlerimi yapacağım, yoksa Koca'dan ciddi fırça yiyeceğim, ben kaçtım...

28.11.2012

Müzik ziyafeti

 Dün akşamı nasıl iple çektiğimden bahsetmiştim. Yarım saat önce hazırlanıp çıktık evden. Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi' ne geldiğimizde on beş dakika vardı konserin başlamasına ve tıklım tıklımdı. Üçümüz içinde bir ilkti, bu konser. Bilge salonun en küçüğüydü gördüğüm kadarıyla. Üç koltuk yanımızda iki kardeş vardı on yaşlarında olduklarını tahmin ediyorum. Bilge salon tavanından gözlerini alamadı. Süslemeler o kadar güzel ki. "Eminim burası eskiden saraydı" dedi. Konser başladı, biz büyülendik. Çok güzeldi, sonlara doğru Bilge esnemeye başlasa da sonuna kadar keyifle dinledi:)) Ayakta alkışladı. Yanda ki kızlardan biri ilk arada uykuya dalmıştı. Kızımı tebrik ettim:)) Yan koltukta oturan hanımlarla tanıştı, pek sevdiler kızımı. Konser salonunda gülümseyen yüzleri görünce bir kez daha Ankara'da yaşadığıma sevindim.
Çıkışta aralık ayı programını da alıp, her ay uygun bir konsere gitme kararı aldık.
Sabah Bilge ben söylemeden kemanını çıkartmış çalışıyordu. Baktım hayallere dalıyorum, şöyle bir silkelenip mutfağa yollandım. Güzel bir ıspanak yemeği yaptım. "Müzisyenler hep ıspanak yerler, çok güç verir" biliyorsunuzdur sanırım:))
Fotoğraf çekmek yasaktı, yukarıdaki kareyi o sebepten çaktırmadan telefonumla çektim, çok kötüyüm.

27.11.2012

Amanda aman...

Annesi tüm tembelliğine rağmen kızçesine bereler örermiş, hem de uydura uydura:)) Kızçesi de güle oynaya takarmış, kulakçıkları da korunurmuş, annesi kendini pek hamarat zannedermiş. Üstelik bugün veli toplantısına gitmiş. Öğretmenin " çok güzel" dediği kızçesinin kağıdını görünce havalara uçarmış. Yüreği güp güp eder yere göğe sığmazmış. "Anne olmak ne deli bir şeymiş "diye yine aklından geçirirmiş:))

26.11.2012

Hafta Sonu

 Cumartesi sabah evi derleyip toparladıktan sonra, Bilge'yle elmalı turta yapıp kursa gittik. Bilge içine tarçını çok koyduğumuzu söyleyip beğenmese de, kurstaki arkadaşlar afiyetle yediler. Ben resmimin başına geçtim, o da resim yapmaya sınıfına girdi. En son tiyatro dersinden çıktığında "açlıktan ölüyorum hadi beni yemeğe götür" dedi. Karnımızı doyurduk, sürekli gittiğimiz kırtasiyeden resim malzemeleri aldık, kitapçıya uğradık bir kaç kitap aldık. Ne zaman kendime güzel bir resim defteri alsam hatun önce göz dikiyor, sonra el koyuyor:)))
Eve geldiğimizde çok yorulmuşuz, erkenden uyuduk.
 Pazar günü kahvaltının ardından, çayımı da alıp gazeteme gömüldüğüm sırada, ev ahalisi kurtlanmaya başladı.
Hava da bana inat güneşli mi güneşliydi. Bizimkilerin yeni eğlencesi olan kumandalı helikopter evde sürekli tavana çarptığı bahane edilerek yanımıza alınmak suretiyle, kendimizi dışarıya attık. Baktım beni açmıyor bu helikopter işine pek dalmış olan kızımın tek kare fotoğrafını çekip, saçlarımı kestirmek üzere kuaföre gittim.
Döndüğümde helikopterin şarjı bitmiş, Bilge biraz da tekerlekli kaykaylarıyla kaymış, beni bekliyordu.
Eve gidip, yemek hazırladık, yedik içtik derken, akşam oldu.Ödevlerini bitirdiği için ödül olarak ona aldığım iki filmi ard arda izledik. "Thinkerbell Gizemli Kanatlar" ve "Brave" filmleri çok güzellerdi. Thinkerbell zaten kahramanım benim, bu sefer aynı gülücükten doğduğu kardeşini buluyor. Gerçi Koca bol bol eleştirerek kulp takmaya çalıştı filme ama Thinkerbell' e asla toz kondurmayız. "Brave" de çok keyifli bir film, bayıldım turuncu saçlı prensese, prenses dediğin böyle olmalı zaten dedik:))
Gelelim bugüne, sabah geç kalktık,  okul aile birliğinin Öğretmenler günü çayı vardı. Okul aile birliğine katılmaktan kurabiye yaparak yırttım. Bilge'yle koştur koştur son anda kurabiyeleri  yetiştirdik. Bilge'yi okula bırakıp, doğruca Devlet Opera ve Balesi gişesine gittim. Yarın akşam" Keman Ve Trombon Resitali" için üçümüze bilet aldım. Pek mutluyum, yarın akşamı iple çekiyorum.
Bu ardada pek çoğunuzun haberi var ama yinede duyurayım. Bulut Gölgesi "Sp'li çocuklar için hediye etkinliği" düzenliyor. Ben maddi olarak katkıda bulunmayı düşünüyorum, elimde hazırda pek bir şey yok. Hem özel çocuklar oldukları için maddi olarak katkıda bulunmanın kendi adıma daha uygun olacağına karar verdim. Siz de bir göz atın derim. Hafta güzel başladı, darısı diğer günlerin başına diyor ve ofis evraklarıma gömülmeye gidiyorum...

23.11.2012

Bir fincan kahve, yanında İmza:Kızın

Bayramda anneme gittiğimde hatırladığım en eski kahve fincanlarını sordum. Şekerliği ve çaydanlığı vitrinde du. Annem aradı taradı iki tane fincan buldu, ama altlarını bulamadı. İki fincanı da bana verdi. Annemin genç yaşta ölen amcası getirmiş yıllar evvel bu takımı. Ben amcayı hiç görmedim bir tek siyah beyaz fotoğraflarından bilirim. Kendimi bildim bileli bu takımlar bizdedir. Kim bilir babam kaç kez kahve içmiştir bu fincanlardan. İmza: Kızın kargo paketinden çıkınca yüreğim öyle güp güp attı ki, sanırım bu duyguyu benim gibi bu projeye katılanlar en iyi bilir. Yavaş yavaş okuyorum kitabı, çoğu zaman gözyaşlarımda eşlik ediyor sayfalara. Blog camiasıyla alakası olmayan bir arkadaşım facebooktaki paylaşımlarımı görmüş dün akşam beni aradı. "Nedir bu İmza:Kızın" diye sordu, ben de anlattım. "Tebrik ederim, ne güzel bir iş yapmışsınız" dedi, isterse onunda yazabileceği adresten bahsederken "ben yıllardır babamla konuşmuyorum, uzun hikaye belki bir gün anlatırım, nerede bulabilirim kitabı, benim de katkım olsun" dedi. Babamı bir kez daha görmek için neler vermezdim, ama herkesin ilişkisi bizim ki gibi değilmiş. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Mektupları okudukça, bana çok yakın, bana çok uzak babalar tanıyorum.
Çok güzel bir kitap oldu. İçeriği, amacı her şeyi çok güzel oldu. Emeği geçen herkese  bir kez daha sonsuz teşekkürler.

21.11.2012

İki kitap, bir film...

 Bugün zaman geçmeden okuduğum iki kitaptan ve dün sinemada izlediğim filmden bahsedeyim.
İlk kitap adına tav olup aldığım "Aşk Tanrıçası' nın Yemek Okulu" Melissa Senate' ye ait. Martı Yayınevi'nden çıkmış. 372 Sayfa. Aslında filmi olsa keyifli olurdu ama kitap olarak bana çok yavan geldi. İtalyan mutfağı işin bana göre en ilginç tarafıydı. Tabi malzemeleri bile bilmeyen benim gibi birisi için okumakla kaldı:))Onun dışında konu oldukça basit, gündelik kaygılar ve mutlu son.
" Holly, aşk ve iş hayatında yaşadığı sorunlardan kaçmak için bir sığınak gibi gördüğü Mavi Yengeç Adası'nda ki Aşk Tanrıçası' nın Yemek Okulu' nu işleten büyükannesinin yanına döner. Kısa süre sonra büyükannesinin ölümüyle, ona sunulan yeni hayata sımsıkı sarılır."( arka kapaktan)
Kapaktaki Günün Tarifi;
1 ölçü tereyağı
1 hüzünlü hatıra 
ve...
1 tutkulu dilek.

İkinci kitap Güven Turan' a ait "Zemberek". YKY yayınlarından çıkmış, 92 sayfa. Öyküler bana çok karmaşık ve soğuk geldi, bir de uzak. Ne kadar zorlasam da yakın hissedemedim kelimeleri.
"Gizli Alanlar Şairi" Güven Turan ilk öykü kitabı Düş Günler'den 20 yıl sonra Zemberek'te öykülerini bir araya getiriyor. Yolculuk, kentler, şiir, resim, kültür odaklı, soğuk ölümlerin örüldüğü gizemli öyküler zembereği kuruyor"(arka kapaktan.)
Gelelim filme. Sevgili büyüğüm demişti ki"üç saat sürüyor" Ben ne hikmetse üç saat sürecini, üç saat gibi anlamamışım. Bulut Atlası' na 14:15 ' de girdim, 17:15 ' de çıktım. Arada bir türlü boş bulamadığım tuvalete giremeyince artık sonunu kıvrana kıvrana seyrettim:(( Filmi beğendim mi, aslında beğendim ama gerçekten çok uzundu. Uzundu derken, gereksiz uzundu. Müzik harikaydı, dekorlar, kostümler keza öyle. Konu da ilginçti, ama son kararım çok çok uzundu:)))
Sinema çıkışı koştur koştur Bilge'nin okul çıkışına zor yetiştim:)) Bu arada biraz önce kargocu geldi, İmza: Kızın ellerimde şu an. O kadar mutluyum ki:)) Şimdi keyifle okumaya gidiyorum.

19.11.2012

Hafta Sonu

Cumartesi günü erkenden kursa gittik. Kara kalem çalışmasına ben girmedim. Etrafta arkadaşlarla sohbet ederken baktım, Bilge sınıfta çizim yapıyor:))
 Kızım benden azimli:)) Bu arada yeni öğrendiği heceleri yazmayı da ihmal etmiyor.
 Pazar günü akşam üzeri doğum gününe davetliydik. Öğlen ÇSM' de çocuk oyununa gittik
 Oyun çok güzeldi.Müzikli Danslı bir oyundu.
 Ankara Simurg Oyuncuları Tiyatrosu'nun Çankaya Belediyesi'nin katkılarıyla sahnelediği "Çiftlikteki Hırsız" oyunu haftaya da sahne alacak. 25 Kasım' da saat 13:00'de, tavsiye ederim, 4-10 yaş çocukları için, oldukça neşeli bir oyun.
Ardından doğum gününe gittik. Sonrasında eve gelip, kalan ödevini de bitirerek yattı. Gece bir kaç kez uyanıp "boğazım çok ağrıyor "dedi. Sabah erkenden doktora gittik. Faranjit olmuş, bir şurup yazdı doktor. Eve geldik, hazırlanıp okula gitti. Sınıfın yarısı yoktu, herkes hastaymış:((
Pazartesiye böyle başladık, hadi hayırlısı diyorum.

16.11.2012

Haftayı Bitirirken

Kendime bu güzel kolyeyi yaptım. Aslında uzun olarak kullanıyorum ama öyle fotoğraflayamadım:)) Bir boncuk dizdim ipe. Bir sıra kum boncuk ve bu kum boncuklardan yapraklar yaptım iğneyle. Bu yaprakları metal zincire tutturdum. Kısa da kullanılabiliyor, uzunda. Ben çok sevdim kendisini yakında başka renklerden de yanına kardeşler yapacağım:))
Bir hafta daha bitti.Aslında bugün sinemaya gidecektim ama dip boyamın geldiğini görünce istemeye istemeye  kuaföre gideceğim. Sinemayı haftaya erteledim. Bilge bu sabah japon balığı gibi uyandı. Burnu tıkanınca, göz akıntısı olmuş. Güzelce temizleyip, göz damlası yaptım. Okula giderken biraz daha iyiceydi.
Normalde bu sabah evi derleyip toplamam gerekiyordu ama hiç içimden gelmedi, oturup örgü ördüm. Akşama Allah kerim. Hafta sonu için tam plan yapacaktım, Bilge'nin arkadaşını "geç doğum günü kutlaması" varmış, oraya davetliymişiz. Bu sebepten plan program yok, biraz el ense yapalım hem iyi gelir belki bünyeye.
Bu arda İmza :Kızın' ı unutmayın, ilginizi desteğinizi esirgemeyin lütfen der, ben kaçarım. Güzel hafta sonları...

15.11.2012

İMZA:KIZIN

Hayatımın en anlamı işlerinden biri İmza:Kızın. Beni tanıyanlar bilir babama olan sonsuz sevgimi ve onu erken kaybetmiş olmanın yüreğimdeki acısını. Bu kitabı duyunca defterler dolusu mektuplarıma baktım, bir kez daha yazdım ona. Ulaşacağını biliyorum, üstelik bu sefer güzel de bir amaca hizmet edecek. Bu kitabın geliri 21. Yüzyıl Eğitim Ve Kültür Vakfı( YEKÜM) kanalıyla çocukların eğitimi için bağışlanacak. Benim de içinde olduğum 114 kadın yüreklerini açarak bu projeye dahil oldu. Kitap bugünden itibaren kitapçılarda satışta. Katkımızı esirgemeyelim lütfen. Ayrıca bu projeyi başlatan, ve kitabın çıkmasında bizden çok emeği olan, güzel yürekli insanlar; Selgin GB, Banu Özkan Tozluyurt, Esra  Aylin Akalın' a sonsuz teşekkürler.

14.11.2012

Bilge'nin yeni kitapları

 Bilge' nin yeni kitaplarından bahsedeyim bugün. Kızım diye söylemiyorum ama kitap seçimleri bir kez daha harika çıktı. İki kitapta Feridun Oral' ın. Yazan ve çizen kendisi. YKY 'yayınlarından çıkmış.
"Kırmızı Elma" 4. baskısını bile yapmış.
 "Kırmızı Kanatlı Baykuş" sa yeni kitabı, eylül ayında basılmış.
 İki kitabın da resimleri çok güzel. Gelelim hikayelere. Kırmızı Kanatlı Baykuş'ta uzaklarda büyük bir ormanda yaşayan kırmızı kanatlı yavru baykuşumuzla,  uçabilsin diye fare arkadaşının denediği yollar anlatılıyor. Sonunda yavru baykuşun kanatları kırmızı oluyor ve gökyüzünde süzülüyor:))
 "Kırmızı Elma" ya gelince, kitabımız soğuk ve karlı bir kış günü karnı çok acıkan bir tavşanın ağaçta kalan son elmayı görmesiyle başlıyor. Tek başına elmayı koparamayınca, yardıma gelen arkadaşlarıyla birlikte elmayı koparma çabaları ve sonunda elmayı paylaşmalarıyla bitiyor.

Biz bu iki kitabı da çok sevdik, defalarca okuduk ve okumaya devam ediyoruz. Bir de bizim hatun kitaplarının ilk sayfalarına adını ve yılı yazmaya başladı, çok duygulanıyorum ama yaaaa:))

13.11.2012

Sabahtan Beri

Sabah erkenden uyandım. Bilge'yi gece bir güzel terlettikten sonra üstünü değiştirip yatırmıştım. Öksürerek uyanmadı mı, yoksa ben mi duymadım diyerek gittim odasına. Baktım mışıl mışıl uyuyor. Mutfağa geçtim kahvaltı hazırladım. Benimkiler yavaştan uyandılar. İkisine de her sabah söylediğim gibi yine"terliklerini giymelerini"tekrarladım. Mıy mıy kahvaltı yaptılar. Dişlerimi fırçalarken alnımı lavabonun cam rafına çarptım. Dünyam önce kararıp, sonra aydınlandı. Buzluğu açtım, tıka basa dolu, buz falan da yok tabi. En yakın bezelye poşetini alnıma yapıştırdım. Koca'yı işe yolladım, Bilge tv. nin başına kuruldu. Hazır bezelyeleri çıkartmışken akşama pişireye karar verdim. Bu arada manava gitmem gerektiğini fark ettim. Bilge'yi manava gitmeye ikna edemedim. Onu evde bırakıp, en kısa manava gidip gelme rekorumu kırdım. Bezelye'yi ocağa koydum, bulaşıkları makineye attım , aldıklarımı yerleştirdim. Bilge'yi tv. nin başından kaldırıp, ödevinin başına oturttum. Zeytinlerin zamanı geldi diyerek, tuzlu suyunu ve limonunu koyup kaldırdım. Bu arda zeytinlerin suyunu her değiştirdiğimde ötmeye başlayan gaz alarmını küfrederek ve kapı pencereyi açmak suretiyle susturdum. Dünden yıkadığım çamaşırları katladım, çorapları yine eşleştiremediğim için sinir oldum. Bilge' ye milyonuncu kez "hadi kızım oyalanma" dedim. Tekrar mutfağa geçtim, yemek pişmişti, altını kapattım. Ortalığı bir daha toparladım ve beslenmesini hazırladım. En son meyve suyunu sıktım. Sonunda içeriden "ödevlerim bitti" sözü geldi, pek sevindim. Her şeyini  toparlayıp çantasına koydum. Kendi sırt çantamı çıkarttım, kütüphaneden ödünç aldığım kitapları yerleştirdim. Ayağıma en rahat ayakkabılarımı geçirdim. Okula gittik, Bilge'yi bıraktım, bu esnada bir sürü aptal lakırdı dinledim hemcinslerimden. Onları bırakıp otobüse atladım. Otobüs boyunca facebook'a ve twittera' a göz attım. Bu arada başımda inceden bir ağrının varlığını hissettim. Çaktırmadan alnımın fotoğrafını çektim, mis gibi kızarmış. Acaba içeride bir şey olmuş mudur diye bir düşünce geldi aklıma, hemen kovaladım. Kütüphaneye geldim, içerisi çok kalabalıktı, hemen kitapları verip bir kitap ödünç aldım. Yapı Kredi Yayınları' na uğradım, listemdeki kitapları aldım, kasadaki hanımla sohbet ettim. Sonra dışarı çıktım, bir yerde oturup bir şeyler yesem diye düşünürken buram buram simit kokusu geldi burnuma. Aldım simidimi durağa doğru yürürken kemirdim. Yine başımdaki sızıyı hissettim. Dolmuşa bindim. Boş olan tek yere oturdum. Sonra yanıma bir adam daha oturdu, iki adamın arasında küçüldüm küçüldüm minnacık oldum. Sürekli telefonla konuşan dolmuş şoförünün elindeki dövmenin ne olduğunu anlamaya çalıştım. Sonra dolmuşun önüne bir kedi atladı, yüreğim ağzıma geldi Allah'tan bir şey olmadı. Durakta indim. Azıcık gerindim, küçülen cüssem yerine geldi. Ofise geldim, başım hala sızlıyor. Bu arada yazdıklarımı sonuna kadar okuduysanız sizi tebrik ediyorum, bir de unuttum yazmayı fotoğrafı Güven Park'ta çektim bugün, çok şirinler değil mi:)) Yoruldum, ben kaçıyorum.

12.11.2012

Hafta Sonu

 Cumartesi günü o kadar soğuktu ki, her an kar yağacak diye bekledim. Havaların aniden değişmesine ne bedenim, ne ruhum alışamıyor. Bugün de deli bir güneş var. Neyse cumartesi  soğuk falan dinlemeyip, önce okuldaki Atamızı anma törenine katıldık, sonra da kursa gittik.
 Bilge dersine girdi, ben dersime, aralarda buluştuk:)) Akşam evde, erkenden uyuya kalmışız.
 Sabah bir arkadaşımızın yerine kahvaltıya gittik. Aslında Bilge'yi bir arkadaşıma bırakacaktık,onlar dinazor sergisine gideceklerdi, bizde Koca'yla sinemaya .  Ama Koca vicdan yaptı, hiç uğramayacağı Avm' de ki dinazor sergisine ailecene gittik.
 Ortada sergi falan yoktu tabi, bir bu ayak izi, bir iskelet ve saçma sapan havada asılı böğüren dinazor maketleri vardı.
 Bizimkiler kendilerini bir oyuncakçıya atıp kaç zamandır istedikleri uzaktan kumandalı helikopteri aldılar. Ben de bolca kırtasiye malzemesi aldım. Bilge her gün okulda bir şeylerini kaybedip duruyor. Stok yaptım bolca.
Dönüşte gün batımı çok güzeldi ama arabadan ancak bu kadar çekebildim. Batarken de olsa güneşi görmek iyi geldi. Balıkçıya uğradık, levrek aldım. Bir güzel fırınladım, balık olunca ayıla bayıla yiyen Bilge, bu sefer zorla  azıcık yedi. Burnu boğazı dolu, hem öksürüyor, hem burnu akıyor. Gece iki kez uyandı, balgam kustu. O uyudu ama ben uyuyamadım, yattım yanına, ateşi var mı yok mu diye sürekli baktım. Sabah keyifli kalktı, kahvaltısını yaptı. İstersen gitmeyelim okula dedim, olmaz gidelim dedi. Bıraktım okula geldim.Öğretmenle konuştum çocukların hepsi hasta zaten dedi aman ne iyi:((

9.11.2012

Haftayı Bitirirken

 Bu haftayı da öpüp alnından koydum. Mutfakta bolca zaman geçirdim. Çok şikayet ettim, çok yoruldum ama sonunda bir dolu ganimetim oldu. En son bu sabah domateslerin kalan kısmıyla kahvaltılık sos yaptım. Koca pek beğendi. Bilge artık lahana sarması seviyor, bugün de kabak püresinin ön hazırlığını bitirdim akşam tamamlayacağım. İki gündür usul usul yağan yağmur, bana çok iyi geldi. Normalde yağmur sevmeyenlerdenim ama bu güzellikte uzun süredir yürümemiştim. Dün sinema çıkışı uzun bir yürüyüş yaptım, hatta durup bu fotoğrafı bile çektim, çok hoşuma gitti.
 Bu arda son sürat kitap okumaya devam. Bu kitaplar aslında geçen haftadan, birikmeden paylaşayım istedim
Zira iki kitap daha bitti, bunlardan sonra:))
Bu iki kitabı kütüphaneden almıştım.  İlki " Dünyanın Uğultusu" Behçet Çelik' e ait. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitapta altını çizmeye değer bir çok cümle vardı. Ama bütünlük olarak düşündüğümde çok erkek hikayesi olarak geldi bana.Üstüne sonunun saçma sapan havada kalması, aldığım bütün tadı götürdü:((
"İster inan, iter inanma. Aynı nehre bir daha girilir. Bir daha yanıp tutuşulur. Daha önce yaşananlar görmezden gelinir, geceler boyu kaçan uykular, kurgular, kuruntular...Hiçbir uğultu çalınmaz kulağa-sadece kalbin ritmi-"...(arka kapaktan)
İkinci kitap Ayfer Tunç'tan "Kapak Kızı" çok güzeldi. Daha önce ki kitaplarında olduğu gibi yine yanıltmadı beni.
"Karlı bir kış günü, Ankara' dan İstanbul' a giden bir trenin yemek vagonu. Birbirini tanımayan üç kişi; bankacı Ersin, radyo programcısı Selda ve yemekli vagonun garsonu Bünyamin. Kapak Kızı, işte bu üç kişinin romanı. Aynı zamanda orada olmayan bir başkasının da; bir dergide çıplak fotoğrafları yayınlanan Ayın Kızı Şebnem'in..."(arka kapaktan.)
Gelelim dünkü sinema kaçamağıma, şimdiden söyleyeyim bu artık ben de alışkanlık olacak eminim. Bilge'yi okula bırakıp koştur koştur sinemaya gittim. Görevli yüzünden filmin başını kaçırdım.Arkamda çok gıcık bir grup vardı ama olsun. Bahman Ghobadi' nin daha önce "Kaplumbağlar da Uçar" ve "Sarhoş Atlar Zamanı" filmlerini izlemiştim. Bu filmi de az çok tahmin ediyordum, ama karar verdim Ghobadi filmlerini bundan sonra evde izleyeceğim. Arkamdaki salakların yorumları, yersiz gülmeleri beni sinir etti.Madem böyle yapacaksınız gelmeyin kardeşim, benimde tadımı kaçırmayın.  Ben de Yılmaz Erdoğan' ı çok sonra tanıdım,
ne kadar farklı görünüyordu. Ortamdan dolayı mı bilmiyorum ama yönetmenin diğer filmlerindeki tadı bulamadım. Sinema çıkışı yakındaki alışveriş merkezine uğradım, alışveriş yaptım neşem yerine geldi, sonra da yağmur altında uzunca yürüdüm. Yürürken kafamda hep yazdım, yazdım ama eve gelince hepsini unuttum:))
Bu haftanın en güzel haberi İmza:Kızın kitabımızın ayın 17'sinde satışa sunulacağı haberiydi. Aslında 10 Kasım  itibariyle bloglarınızda paylaşabilirsiniz denmişti ama hafta sonu yazmadığım için dayanamayıp paylaştım, affola:))
Güzel bir hafta olması dileğiyle...

7.11.2012

Kabak Tatlısı

Bugünlerde zorunlu hamaratım. Nereden bu zorunluluk derseniz, hafta sonu Koca'mın çok sevdiği bir arkadaşı eli kolu dolu geldi. Bir kasa domates, bir sürü yeşil fasulye, biber, kocaman bir kavun, ondan daha kocaman bal kabağı ve hepsinden daha kocaman lahanayla. Hepsi babasının tarlasından mis gibi. Ama benim buzluk tıka basa dolu. Fasulyeleri, biberleri ve devasa lahananın baya bir kısmını turşu yaptım. Geri kalan lahanayı sardım pişirdim. Evde lahana sarması seven bir tek benim bu arada:))  Yalnız evin her yanı turşu bidonu doldu, artık bütün kış gelene gidene turşu vereceğiz. Ankara'nın havasına da güvendiğim için bozulmayacağını umuyorum. Bu arada Antalya'dan getirdiğim zeytinlerle de her akşam su değiştirme faslımız var. Neyse en son kabak kaldı, baktık birbirimize uzun uzun. Bu arda sevgili Kocamın akşamları ben bu kadar meşgulken yan gelip yatmasına pek bir bozuluyordum. Bilge'nin keman çalışmasını ona havale ettim. İyide oldu, iki haftadır uğraştığı parçayı akşam rahat rahat çalmaya başladı babasıyla. Bu esnada ben de kabak efendiyle bol bıçaklı savaşa geçtim. Allah'ım ne zormuş parçalayıp bölmek, kabuklarını kesmek. Bizim evde niye elektrikli bir testere yok diye hayıflandım. Sağ kolumda derman bitti biter, kabağı doğrama işim nihayete erdi. Oldu mu sana bir sürü kabak. Bir kısmını tatlı yapmak için şekerleyip bıraktım sabaha. En az üç misli duruyor. Kabağı parçalamaya başlamadan "komşulara falan veririm " diyordum ama bu kadar zahmetini çekince, sevmediğim komşularıma vermekten vazgeçtim. Poşetleyip attım dolaba.Nasıl olsa bir kısmeti çıkar ya da bayılana kadar kabak tatlısı yapar yeriz:)) Domateslerin bir kısmını da doğrayıp, biraz pişirip, buzlukta son bir hamle yaparak yerleştirdim. Sabah kalkıp tatlıyı pişirdim. Bilge cevizlerini rondodan geçirip üzerine serpti. Tadı da pek güzel olmuş. Bilge ödevlerine gömülünce, kendime yeşil çay demleyip yeni kitabıma başladım. Onca yorgunluğa ne iyi geldi. Yalnız akşama birilerini mi çağırsam diye düşünüyorum, bir tencere lahana sarmasının icabına bakmam gerek:)))

6.11.2012

Nereden Nereye...

Ankara' ya bundan dört yıl önce soğuk bir kış günü taşınmıştık. Kimseleri tanımazken, şehrin gri soğuk havasına bakarken, gidip bu ipleri almıştım..Amacım Bilge'nin yatağına el örgüsü bir battaniye örmekti. Gel zaman git zaman derken hevesim kaçtı, yıllar geçti. Kışlıkları çıkartırken, yine karşıma çıktı. "Tembelsiiiin" diye baktı yüzüme. Kabul ettim tembelliğimi, kenarlarını ördüm. Akşamları kitap okurken üzerime örterim , şöyle ayacıklarımın üzerine dedim. Neredeeee ? Bilge çoktan el koydu. Ne zaman dizlerimde görse "bu benim" diye alıp, kendi üzerine örtüyor. Tabi köprünün altından çok sular aktı, artık bu kadar büyük işler yapmaya deli cesaretim bile yok. Yapacağım iş çabuk bitmeyince sinir oluyorum. Gerçi şimdi bakınca tamamlasam iyi olacakmış diyorum, ama olsun ben bu halini de sevdim.

5.11.2012

Hafta Sonu

 Çok güzel bir hafta sonuydu. Cumartesi her zamanki gibi kursta geçti. Pazar sabahı erkenden kalkıp çekirdek ailemi katmer yaparak (kendimi aştım farkındaydım:)) doyurduktan sonra, soluğu Cermodern'de aldık. Van Gogh Sergisi aylardır beklediğim bir sergiydi. İçerisi çok kalabalıktı. Aslında daha sakin bir zamanda gitmeliymişiz dedim sonradan.
 Kalabalığı aşıp içeri girdiğimizde Bilge'yle adeta büyülendik.
 Kendimizi büyükçe bir duvarın karşısına atıp, yere oturup, izlemeye başladık.
 Muhteşem bir müzik,
 ve tam anlamıyla görsel bir şölen izledik.
 Her yanımız renklerle, yıldızlarla doldu.
 Gerçekten çok etkilendik, ağzımız açık izledik diyebilirim.
 Tabi Bilge onlarca soru sordu.Ocak ayına kadar sergi burada
 Fotoğrafçının önü öyle kalabalıktı ki, biz de kendi hatıra fotoğrafımızı çektik:))
Güzel bir anı oldu bizim için, bütün gün evde sergiden bahsettik. Kızımın bu kadar hoşuna gitmesi, benim aldığım kadar zevk alması, fotoğraf çekmesi, benim için ayrıca bir keyifti. Sanatın hayatımızdan hiç eksilmemesi dileğime, güzel bir hafta geçirmeyi de ekleyerek kaçıyorum....