27.12.2012

Güzel zamanlar

Yılın son günlerinin hareketli, cıvıl cıvıl olmasını seviyorum. Annem geldi dün, o kadar sevindik ki. Yarında kız kardeşim geliyor. Bilge sevinçten dört köşemi desem , on dört köşe mi, varın siz tahmin edin. Birlikte günlerimizi programladık. Dolu dolu geçsin istiyorum. Annem gelecek diye evi bir güzel paklamıştım ama mutfak perdesini atlamıştım, dün annem bakınca, hemen yıkayıp astım:)) Bu arda dün sevgili Dileğin ve Nesrin' in yılbaşı kartları geldi, nasıl mutlu olduk. Biz bu sene çok tembeliz, kartlarımız geç gidecek dostlara, postacılara kızmayın sakın, tamamen bizim tembelliğimiz:))
Bugün ofise son kez uğradım, gelecek hafta sonuna kadar kendime tatil ilan ettim. Yılbaşı sonrası görüşmek üzere, günlerinizin sevdiklerinizle birlikte keyifli geçmesi dileğiyle...

25.12.2012

Atasözleri Sözlüğü

Nereden çıktı şimdi bu demeyin, acayip keyifli bir şey. Başucumda duruyor, zaten cep boyu olmasından ötürü bir şirinliği var. Arka tarafı da deyimler sözlüğü, daha oraya başlamadım. Ne kadar çok bilmediğim, hatta duymadığım söz varmış. En beğendiklerimi yazıyorum defterimin köşesine, mesela;
* Acıkan doymam, susayan kanmam sanır
* Acıdan kimse ölmemiş
* Ağacı kurt, insanı dert yer
*Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür
*Ağız büzülür, göz süzülür, ille burun, ille burun
*Ağzın karnından büyük olmasın
*Allah bile kulunun karasını yüzüne vurmamış
*Baca eğri de olsa duman doğru çıkar
*Bakmakla usta olunsa kediler kasap olurdu
*Bana benden olur her ne olursa, başım rahat olur dilim durursa
*Bir ağaçtan gül de biter diken de
* Bir elin verdiğini öbür elin görmesin
*Cahilin dostluğundan âlimin düşmanlığı yeğdir.
Devamı gelecek der, kaçarım...

24.12.2012

Hafta Sonu

 Hafta sonu dolu dolu geçti, pazar gününden geriye doğru gideyim. Pastacı arkadaşımıza götürdüğüm bal kabağının pastaya dönüşmüş hali muhteşemdi.
 Bol bol dergi karıştırdım
 Hafta sonuna bu kitap eşlik etti. Kitabı kütüphaneden almıştım, bitmek üzere. Bitince daha ayrıntılı yazarım.
 Bilge Bilim Çocuk Dergisi' nin bu ay ki sayısına bayıldı. Tüm hafta sonu bu dergi ve ekleri elinden düşmedi.
 Pazar sabahı tv.de bir astroloğun burç yorumlarını dinleyen Sevgili Koca, "yengeçlerin 2013 de köşe olacağını" duyunca, bizi zorla alışverişe götürdü. Avm' lerden nefret eden bir adamın, o mağaza senin bu mağaza benim dolaşmak istemesi, içimdeki alma isteğini tamamen köreltti. Neredeyse hiç bir şey almadım diyebilirim, bu güzel çiçek dürbünü dışında. D&R ' dan aldık acayip güzel bir şey. Üçümüz paylaşamadık dersem abartmamış olurum sanırım.
 Şu güzelliklere bakar mısınız?
Evde bir tane daha var ama bu çok daha güzel.
Cumartesi günü atölyede edebiyat grubumuzun toplantısı vardı. Yeni bir grup bu, fikir benden çıkmıştı. Ders bitiminde Koca Bilge'yi almaya geldi. Onlar gitti, çocuklar ayrıldı, atölye boşaldı diye düşünürken yaklaşık on beş kişilik bir grup kaldı.Sabahattin Ali ' nin "Kürk Mantolu Madonna' sını belirlemiştik konu olarak. İlk sunum da, garip bir şekilde ben de kalmıştı. İtiraf edeyim, üç beş kişiyi geçmeyiz diye düşünmüştüm. Hazırlık yapmıştım ama kalabalığı görünce önce biraz sesim titredi. Ama grubun enerjisi çok güzeldi. Yaklaşık iki saat sürdü. Sonunda gitar çalındı, türküler söylendi. Ayda bir kitap günü, bir de film günü yapmaya karar verdik. Ankara'da yaşayan ve grubumuza katılmak isteyen arkadaşlar bana mail adresimden ulaşabilirler. Konuyla ilgili bilgi verebilirim.Ayrıca dün Hürriyet Ankara' da ve Tempo Dergisi' nde "İmza: Kızın" la ilgili yazılara rastladım, çok sevindim, hala okumamış olma ihtimaliniz yoktur diye düşünüyorum:))
Bu hafta benim için çok özel bir hafta olacak, annem ve kız kardeşim geliyorlar. Yılbaşını birlikte geçireceğiz, arada yazamayabilirim, güzel bir haftamız olsun...

21.12.2012

2012' nin "En"leri...

Bugün 2012 yılının "en"lerini düşündüm ve kendimce bir liste yaptım.
Okuduğum en iyi kitap; Füruzan ' ın 47'lier kitabıydı
İzlediğim en iyi film: Yaşamaya Değer/ Kirpinin Zarafeti
Dinlediğim en iyi müzisyen: Jordi Savall
Beğenerek en çok kitabını okuduğum  yazar: Ayfer Tunç
Yeni tanıdığım en iyi yazar: Magda Szabo
İzlediğim en iyi Türk Filmi: Uzun Hikaye
Yılın en kötü hissiyatı. Kaybettiğimiz değerli sanatçılar. Müşfik Kenter, Erol Günaydın, Meral Okay, Neşet Ertaş...nurlar içinde yatsınlar
Yılın en gurur verici hissiyatı: İmza: Kızın. Bu projeye dahil olmak hayatımın en güzel duygusunu yaşattı bana.

Bu listeyi üzerinde çok düşünerek oluşturmadım, atladığım pek çok şey vardır eminim. Bunlar ilk aklıma gelenler. Tabi bu yıl güzel arkadaşlar, güzel bloglar, farklı dünyalarda getirdi bana. Tanıdığım her güzel yürek, ayrı bir zenginlik bence. Yüzünü görmediğim ama tanıdığımı düşündüm, çok sevdiğim insanlar var. Yani bu yılın en güzeli "paylaşmak" tı. Paylaşımlarımız hiç bitmesin...

20.12.2012

Ayrıntılar

 Yılın son zamanları olduğundan mı, bir haftadır "Best Violin 100 "  ü ve "Jordi Savall" ı dinlediğimden mi, bilemiyorum ama garip bir hüzün var üzerimde. Garip diyorum çünkü rahatsız edici bir hüzün değil bu hissettiğim. Dingin bir hal diye tanımlayabilirim belki...
 Aslında tanımlamasam da olur belki...
 En çok okul çıkışı Bilge kaldırımda, ben yanında yürürken, boyu boyuma yetiştiği için koluma rahatça girdiği zaman, kaldırım hiç bitmesin diye düşündüğümde hissediyorum bu duyguyu.
Saçına taktığı uzaklardan gelen yusufçuklara bakarken de...
Kalpli, horozlu, renkli şekerlere bakıp iç geçirirken de ...
Süslediği yılbaşı şapkasına bakarken de...
Portakala sapladığı karanfillerin kokusunu duyarken de...
Ona yeni başladığım kırmızı renkli, yumuşacık örgümü örerken de..

19.12.2012

EVVELOTEL

Bu yıl okuduklarım arasında Ayfer Tunç başı çekiyor. Her kitabını ayrı beğendim, hepsi ayrı izler bıraktı yüreğimde.Bu yılın son Ayfer Tunç kitabı "Evvelotel" di. Kitabı kütüphaneden aldım. Bu arada kütüphaneden ödünç alıp okuduktan sonra çok beğendiklerimi, kendi kitaplığım için mutlaka alıyorum. Mevsimden mi, içinde bulunduğum ruh halinden mi bilmiyorum, bu kitaptan o kadar çok cümleyi defterime yazdım ki. İki bölümden oluşuyor kitap Birinci bölüm Evvelotel, içinde dokuz öykü var. İkinci bölüm Saklı, burada da dokuz öykü var. "Ayfer Tunç 1989' da yayınlanan ve aynı yıl Yunus Nadi Öykü Armağanı' nı kazanan ilk kitabı Saklı' nın öykülerindeki temaların ve/ veya karakterlerin bir çıkış noktası oluşturduğu yeni öykü kitabı Evvelotel ile yaklaşık üç yıl aradan sonra okurun karşısına çıkıyor. Edebiyatımızda pek örneğine rastlamadığımız türden bir çalışma olan Evvelotel' in koyu öyküleri, Saklı' nın öykülerinin devamı değil;ancak , yazarın Kapak Kızı adlı romanının sonunda da vurguladığı gibi, yazarın zihninde karakterlerin yaşamayı, temaların kendini üretmeyi sürdürdüğünü gösteriyor. İlk kitabı Saklı'yı da içeren Evvelotel, Ayfer Tunç' un yapıtları içerisinde yepyeni bir doruk. Gerek çok katmanlı yapısıyla, gerek öykücülüğümüze getirdiği açılımlarla, gerek yapıtın gerçekte tamamlanmamış bir süreç olduğunu hatırlatışıyla Evvelotel, çok konuşulmaya aday." Arka kapaktaki bu alıntı kitabın özünü anlatıyor.
"Sinirli yapar bizim buralar adamı. Öyle tuhaf bir yerdir ki, kaderi hızlandırır. Üç ayda olacak olan üç günde olur,yaran varsa kanar, durduramazsın. Sabrım var sanırsın, tükenir. Öleceğin yoksa bile ölürsün. Ölmezsen eksilirsin . Hâlâ burada yaşıyorsan bil ki, son sen , ilk sen değilsin. Kendimden biliyorum, eksildim" böyle başlıyor kitap. Ben gerçekten çok etkilendim, okumadıysanız şiddetle tavsiye eder, bol okumalı günler dilerim.

18.12.2012

Origami

Hafta sonu aldığımız Origami kitabından bahsetmiştim. Yaptıklarımızın bir kısmı yukarıdaki kolajda. Yapım aşamalarımız ayrıca bir komedi. İkimiz oturuyoruz masanın başına, Bilge' de bir kâğıt, ben de bir kâğıt, önümüzde kitap. Başlıyoruz katlamaya, Bilge zorlandığında kâğıtlarımızı değiştiriyoruz. Bitince Bilge süslemelerini yapıyor, yapışkan gözlerde aldık bugün. Çok eğlenceli bir faaliyet oldu bizim için.
Size kitaptan bir alıntıyla origamiden bahsedeyim biraz.
"Günümüzden yaklaşık 2000 sene önce Çin' de bulunan kâğıtla birlikte, origaminin de temeli atılmış oldu.İlk kâğıt katlama örneklerinin Uzakdoğu' da yapıldığı sanılıyor. Ancak asıl gelişimi altıncı yüzyılda Japonya' da kâğıdın kullanılmaya başlamasıyla oldu. Origami (oru-kami: katlamak-kâğıt) zamanla sanata dönüştü ve tüm dünyaya yayıldı. Sonrasında bir masal büyüsü gibi  sardı insanoğlunu" Nazan Tacer.
Dünün filmi Ki-Duk-Kim' in" Boş Ev "filmiydi. Film çok etkileyiciydi, çok beğendim. Bugün ne izleyeceğime henüz karar vermedim. Bir iki işim var, sonrasında oturacağım film izlemek için, havada pek kapalı, pek puslu,  çayım da demlenir o zamana kadar. Hadi ben kaçtım.

17.12.2012

Hafta Sonu

 Pazar gününden başlayayım anlatmaya. Pazar uyanır uyanmaz giyinip kahvaltıya gittik. Ardından ÇSM'ye
"Oyuncakçı" oyununu izlemeye geldik.
 Çok kalabalıktı, ama güzeldi, arada çığlık atan veletleri saymazsak. Tema " şiddet içeren silahlı, savaşlı oyunlara hayır" idi.  Oğlan çocukları bundan pek hoşlanmadılar:((
 Yılbaşı ağacımızı çıkarttık. Bir büyük , bir küçük ağacımız var ama ikisininde ayaklarını bulamadık. Küçük olanı bir kutuya güç bela sabitledik. Bilge' nin odasına ufak bir boşluğa sırtını yasladık. Bilge süsleri buldu, yeni süsler yaptı.
 Ağacını süsledi.
 Bende kokmayacağını düşündüğüm ama beni utandıran nergisleri yerleştirdim vazoya.
 Süslü akide şekerlerini koydum şekerliğe. Ayfer Tunç 'un "Evvelotel"İni bitirdim. Tam mevsime yakışan harika bir kitaptı.
 Bilge kendine yeni bir defter aldı, minnak şirin bir şey. Benimkilere dadanmayacağını umuyorum.
 Tübitak'ın bu serisine bayılıyor, eksiklerinin bir kısmını aldı.
 Ve en eğlencelisi olan bu "Origami" kitabını aldı.
 Önce turna kuşuyla başladık, gerisi gelecek, bekleyin bizi a dostlar:))
Bu resmi de kendisi bana sipariş etti, odasına asacakmış. Haftaya biter diye düşünüyorum.
Bizim hafta sonumuz böyle geçti, sabah kar yağıyordu kalktığımızda, şimdi yağmura çevirdi.Güzel bir hafta diliyorum hepimize...

14.12.2012

Haftayı Bitirirken

 Bu haftayı da bitirirken, neler yapmışım diye şöyle bir baktım. Bu kolyeyi tamamladım.
 Dün yılbaşı hediyeleşmesi etkinliğinde sevgili Handan' ın bana yolladığı birbirinden güzel hediyelerden biri olan bu güzel filmi izledim.
 D&R 'ın internet sitesinde indirime giren "Life belgesel"i ne zamandır aklımdaydı. Bu haftayı bu belgesel doldurdu diyebilirim.
 Belgesel meraklılarına kesinlikle tavsiye ederim, Bilge film izlemek yerine bu belgeselleri seyretmeyi tercih ediyor bu aralar. 4 dvd var içinde.
 "Her güne bir film" etkinliğim kapsamında Hayao Miyazaki' nin iki filmi sığdı bu haftaya. İlki "Ruhların Kaçışı"
İkincisi " Rüzgarlı Vadi" geriye iki filmi kaldı, Miyazaki' nin dünyası ayrı bir dünya benim için.
Bu haftanın bilançosuna Bilge'nin öğrendiği "i" harfini de koyunca (e,l, a, t)  beş harf yaptı, pek sevinçli. İçinde "elle, atla, lale, ela...." falan filan  yazan her şeyi  okuyor. Hala ödevlerinin çokluğundan şikayet etmeye devam ediyor:))
Bu haftanın en bomba haberi İmza:Kızın 3. haftasında 4. basımını yaptı. Her gün güzel haberler geliyor. Pek mutlu, pek gururluyum. Hala okumadıysanız çok şey kaybediyorsunuz, benden söylemesi diyerek, güzel bir hafta sonu diliyorum.

13.12.2012

Katalin Sokağı

Geçen hafta okudum Magda  Szabo'nun    "Katalin Sokağı" kitabını.Daha önce "Kapı" kitabın ne kadar beğendiğimden bahsetmiştim. Katalin Sokağı ayrı bir güzeldi, gerçekten çok etkileyici bir kitaptı. Bununla birlikte yazarın bende ki yeri ayrı oldu. Umarım diğer kitapları da biran evvel dilimize çevrilir.
Gelelim konusuna;
"Budapeşte' de savaş öncesinde aynı sokakta yaşayan birbirleriyle bağlantılı üç ailenin hikâyesi. Bu komşular grubunun küçük cenneti, Nazilerin hoyratça müdahalesiyle ebediyen sarsılır. Artık hiçbir şey  eskisi gibi olmayacaktır. 1930' lardan  başlayarak Macaristan için hiç de kolay olmayan  kırk  yılı kapsayan romanda Katalin Sokağı, kayıp cennetin ve mutlu çocukluğun simgesi olarak merkezi konumdadır." (arka kapaktan)
Okumadıysanız, kesinlikle okumalısınız. Bu arada an itibarıyla garip bir hava var. Dışarısı buz gibi ve güneşli. Sanki bir film  setindeymişiz gibi, durup durup sanki bir makineden kar püskürtülüyormuş gibi kar yağıyor. Bir duruyor, bir yağıyor.Tam bu havaya yakışacak yeni bir etkinlik uydurdum kendime. "Her güne bir film, bilemedin iki film festivali" düzenliyorum. Dün Miyazaki' nin "Ruhların Kaçışı" yla başladım, bayılıyorum Miyazaki' nin kocaman gözlü kahramanlarına, üç filmi kaldı izleyeceğim Bol kitaplı, bol filmli günlerimiz olsun.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

12.12.2012

Kıskandım...

 Bilge nü çizmeye başladı, Allah'tan canlı model istemiyor(!) henüz:)) Nereden çıktı bu derseniz, ben akşamları bir saatimi karakalem çizim yaparak geçiriyorum.Bunun için de çizim kitaplarından yararlanıyorum. Gerçi kendisi beni " hayal gücümü kullanamadığımla" suçlasa da, inadım inat, çizmeye devam ediyorum:))
Aldı çizim kitabını, çizdi, bu resmi önüme koydu. Bayıldım ben bu çizime.
Dün akşam "ben bir peri balerin çizeyim" dedi. Bu resmi yaptı... hayal gücüm nerelere saklandı bilmiyorum ama kızımınkini kıskandım...evet  çok kıskandım:)) Ellerini öptüm, diğeriyle birlikte duvardaki panomuza astım.
Çalışmaya devam ediyorum, pes etmek yok...

11.12.2012

Patates...

Sabah uyandım, evin içi karanlıktı. Güneşlikleri açtım, ev biraz aydınlansın diye. Kapalı bir kış sabahında olabilecek aydınlık, içeriye girdi. Kahvaltının ardından Bilge akşamdan kalan ödevlerini yapmaya başladı, ben de mutfağa geçtim. Bulaşıkları yerleştirdim, ne pişirsem diye düşünürken köyden gelen patateslerin son demlerini gördüm. Severim ben bu patatesleri, küçük ve içi beyaz olur. Hemencecik pişer, manavda, pazarda bulunca da sevinirim, ama köyden gelince daha kıymetli olur. Hem tuhaftır patates, çok çekici bir görünümü olmasa da bekledikçe filiz verir, içinde can taşıdığını hissettirir. Yıllar önce nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama cüzzam hastalığının yoğun görüldüğü dönemlerde, yamru yumru görüntüsünden dolayı bu hastalığa sebep olduğu düşünülerek üretimi yasaklanmış. Yıllarca sürgün yemiş patates. Benim patateslere gelince köyden geldi dedim ya, ben de yıllardır hep bir köy özlemi vardı. Özellikle çocukken sorarlardı "nerelisin" diye, "Çorum-Alaca" derdim.Ardından korktuğum soru gelirdi "baban hangi köyden" "babamın köyü yok Alaca'lıyız işte" derdim. Arkadaşlarım yaz tatillerinde köylerine giderlerdi. Sonra annemin köyü geldi aklıma, hayal meyal hatırladığım. Anneannemler yıllar önce çoluk çocuk Hollanda' da yaşamaya gitmişlerdi, sanırım o yüzden onun köyüne doğru düzgün gitmedik. Sorulara "babamın köyü yok ama annem Akpınar'lı " demeye başladım. Annemin benle yaşıt kuzeni gelirdi yaz tatillerinde Hollanda' dan. Bize bırakırdı ailesi onu, köye giderlerdi. O hiç sevmezdi köyü, "her şey köy kokuyor, yemek yiyemiyorum" derdi. Annem köy peynirini "bakkaldan aldım" diye kandırıp yedirirdi, biz gülerdik. Bazen babamla köy düğünlerine giderdik, bir keresinde de, babamın köyden biriyle konuşmasını hatırlıyorum, "yakında elektrik gelecek bizim köye"demişti adam. Ne garip gelmişti bana. Yıllar geçti, doğduğum yerden çok uzaklaştık. Derken otuzumdan sonra Kocam'ın köyünü gördüm. Kötü yollarını, çok az  olan insanını, yer gök ağaç olmasını sevdim. En çok da bereketli topraklarını, ekilen tarlalarını. Kızımın yalın ayak toprakta dolaşmasını, böğürtlen toplamasını. Kızdım kendime patateslere bakarken bu sene gidemedik diye, ama bu yaz çok yoğundu biliyorum ama gidemedik işte.
Patatesten çıkıp nerelere gittim, kış sabahı bütün anıların toplanıp geldiği sabahlar, hüzünlü ama güzel...

10.12.2012

Hafta sonu

 Hafta sonu keyifli geçti. Ayaşl'ı arkadaşımız Koca'nın eline kocaman kabak vermiş. Uzun süre bakıştık kabakla. Hiç onunla cebelleşecek gücüm olmadığını fark ettim. Pasta şefi olan ve kendine yeni güzel bir yer açan arkadaşımıza götürdüm:))
 Mufinler ondan, kabaklı yaş pasta da hafta içi gelecek, benim için keyifli bir değiş tokuş oldu:)
Pazar günü Bilge hanıma alışverişe gittik. Tüm pantolonlarının paçaları kısa geliyordu. Yeni pantolonlar aldık.
 Akşam evde sıcak çikolata yaptık, güzel güzel hüplettik.
Cuma günü D&R dan sipariş ettiğim kitabım geldi. Sevgili Meltem' i yıllardır takip ederim. Anneliği, hayata karşı duruşu, sanata tutkusu ve özellikle çizerliğini bıkmadan takip ettiğim ender insanlardandır. Uzun zamandır ilk kitabı üzerine çalıştığını biliyordum. Kitap yayınlandı, hafta sonu kitabı bitirdim. Aslında konu olarak çok ilgimi çeken bir konu değildi. Ama Meltem'in kaleminden oldukça güzel bir kurgu olmuş. Sonunu merakla okudum. Üstelik dili çok sade ve akıcıydı, su gibi aktı. Kendisini tebrik ediyorum.
Cumartesi günü Bilge'nin yeni keman hocası "kemanının büyük olduğunu, bir küçük boy almamız gerektiğini" söyledi. Birlikte gidip keman aldık. Keman hocası Azeri, orta yaşlı bir bey. Keman almaya giderken Bilge hemen elinden tuttu. Hoca" benim en küçük kızım 16 yaşında, ne kadar uzun zaman olmuş, bir çocuğun elini tutarak yürümeyeli" dedi:)) Hafta sonu bol  keman sesli, bol  okumalı geçti. Güzel oldu yani:))
Haftaya yağmurla başladık, her zamanki ağır, oturaklı, uslu Ankara yağmuru. Akşam Ayfer Tunç 'un "Evvelotel" kitabına başladım, yine çok güzel. Arka arkaya hızımı kesmeyecek kitaplar okumaya bayılıyorum.
Güzel bir hafta diliyorum hepimize...

7.12.2012

Romantik...

 Dün akşam okuldan eve gelince pek keyifliydi. Yemek faslından, ödev faslına geçerken,
"anne çocuğun birisi bana hediye verdi " dedi. "Hangi çocuk " dedim, gülümseyerek "Buğra var ya işte o" dedi. Ana sınıfında da olan eblek suratlı Buğra . "Hım ne hediye etti" diye sordum. Çantasını eşeledi eşeledi, plastik bu böcüğü gösterdi. "Beğendin mi" dedim, "beğenmesem kabul etmezdim" dedi. Pöh pöh pöh romantizme bak, daha neler görecek bu gözler acaba. Koca' da güldü bu işe "böcük verenden, ne zarar gelecek" dedi:)) Haftayı bu sevimsiz (!) böcükle kapatırken, keyifli bir hafta sonu geçirmemizi canı gönülden temenni eder, kaçarım:))

6.12.2012

"Kırık Kalpler Terzihanesi"

Listelerim var uzun uzun, izleyeceğim filmler, dinleyeceğim müzisyenler ve en çok da okuyacağım kitaplar. Bu listeler genelde zevkine güvendiğim arkadaşlarımın beğenileriyle ve merakımla oluşuyor. Ne kadar listeler yapsam da, mutlaka listemde olmayan bir kitabın ya adı, ya da kapağı beni cezbediyor . "Kırık Kalpler Terzihanesi" de adına ve kapağına hayran olarak aldığım bir kitap. Yazarı Ali Teoman, ilk kez okuduğum ve hiç bilmediğim bir yazar. Önce yazara bir bakayım derken mart 2011 de kırk dokuz yaşında öldüğünü, bu kitabında ölümünden sonra yayınlandığını öğrendim. İçim buruldu, okurken de aynı burukluğu hissettim.
Kitap üç bölümden oluşan öykülerden oluşuyor. Ben en çok öykü isimlerini beğendim.
1. Bölüm Gizemli Öyküler: Bahar temizliği, İnerken, Gitme biçimleri, Banyo penceresi, küçük keşifler tarihi
2. Bölüm Romanesk Öyküler: İşlikte, Panayırda, Sergide, Hücrede
3. Bölüm Grotesk Öyküler: Gözlemci, Beklenen konuk, Asmalımescit-bis,Tarihe karışan bir meslek, Çay ve karıncayiyenler, Beşinci töz, Ressamın sözleşmesi, Kırık kalpler terzihanesi.
Kitap YKY yayınlarından çıkmış, 137 sayfa
"...saat kadranına gözlerimi diktiğimde, akrebin sıradan insan gözü için ayırt edilmesi olanaksız düzenli ancak ağır ilerleyişini açık seçik görebiliyordum artık öyle ki bir süre sonra akrebin bu ağır devinimi tunç bir örsün yedi kat gökten yeryüzüne düşüşü denli hızlı gelmeye başladı bana bu korkunç hızın ben de yarattığı baş dönmesi bulantı ve yürek çarpıntısına alışıp bunların üstesinden gelmem hayli zaman aldı büyük bir güneş gözlüğü takıyorum çoktandır gözlüğün koyu renk camları ardında bütün sert ve hızlı devinimler yavaşlıyor gökyüzünden yere süzülen bir kuş tüyü denli yeğinleşiyor..." (öykü baştan sona noktasız ve virgülsüz devam ediyor)

"Katalin Sokağı" bitmek üzere, ben daha önce hiç böyle bir şey okumadım diyebilirim, bitirince yazarım.
Bol okumalı günler diliyorum.


5.12.2012

Biraz oradan, biraz buradan

Sabahın köründe Koca'nın çalan telefonuyla uyandım. Müşterilerden biri inatla arıyordu altı buçuk sularında.
Dışarıya baktım hemencecik, bembeyaz olmuş mu diye, pırıldak bir güneş gözlerimi kamaştırdı. Cık cıklayıp tekrar yattım, uykum almış başını gitmiş. "Akşama ne pişirsem "diye düşünmeye başladım. Amma komik geldi bu düşünce bana, kadınlara has birşey bu galiba:)). Kahvaltı faslından sonra, yemek yapıp Bilge'yi okula hazırlayıp götürdüm. O da dışarıdaki güneşi görünce sinir oldu. Dün akşam şemsiyesinin altında dilini uzatıp karın  tadına bakmaya çalışıyordu:))
Okuldan sonra Kızılay'a gittim. Önce kütüphaneye uğradım, okuduğum kitabı verip, iki kitap ödünç aldım. Rafların arasında oyalandım. Duvardaki bu afişin fotoğrafını çektim. Oradan çıkıp uzunca bir yürüyüş yaptım.Yol üzerinde birkaç mağazaya uğrayıp kendime ve Bilge'ye bir şeyler aldım.Yine yolumun üzerinde bir yağlı boya resim sergisi gezdim. Sergi sahibi hatun pek bilmiş bilmiş konuşuyordu, tüm salonda yankılanıyordu sesi.  Sonra yine yürüdüm, yürüdüm, ofise geldim. İyi geldi bu yürüyüş bana,ama çok yorulmuşum. Şimdi çayımı yudumlarken ayaklarımın altının zonkladığını hissettim, iyi ki yemek yapıp çıkmışım:))

4.12.2012

Kış sabahı

 Yağmurla karışan karı gördük bu sabah. Tutmayacağı belliydi. Rüzgarın uğultusuyla birlikte kışın geldiğini hissettiren bir sabahtı. Bilge taburenin üstünde dişlerini fırçalarken, ben saçlarını taradım, minik bir örgü istedi, gerisi açık kalsın dedi. Olur neden olmasın dedim.
Elektrikler gitti, bir dahada gelmedi. Dünden birlikte mahlepli kurabiye yapmıştık, tamamen uyduruk. Ama pek güzel olmuş, bir güzel yedik. Ev soğumaya başladı, sıkıca giyindik. Battaniyenin bir ucunda ben Katalin Sokağı'nı okudum,  bir ucunda Bilge resim yaptı. Telefondan radyo dinledik. Zaman o kadar yavaş ilerledi ki, okul saati gelene kadar yüz sayfaya yakın okudum. Sonra kalkıp hazırlandık. Allah' tan okulda elektrikler vardı. Ne kadar doğal bellemişiz elektriğin olmasını, suyun musluklarımızdan akmasını. Hatta şımarmışız belkide, bu doğal olmayan nimetlerin ayağımıza kadar gelmesine, farkında bile olmadan...

3.12.2012

"Uyuyan Güzel"

 Cumartesi kurs çıkışı arkadaşım D. oğullarıyla birlikte yarın tiyatroya gidelim dedi. Programa baktık Opera ve Bale'nin Leyla Gencer Sahnesi'nde "Uyuyan Güzel" oyunu olduğunu gördük Akşam opera gişesinden biletleri aldık. Pazar sabah erkenden hazırlandık, üç çocuk, iki hatun yollara düştük.
 Mekana ikimizinde ilk gidişiydi, araba pazarının içinden geçip arabayı güç bela park edip, oyuna yetiştik.
 Oyun muhteşemdi, dekor, kostümler, ses düzeneği, oyuncular gerçekten muhteşemdi.
 "Uyuyan Güzel mi peh " diye burun kıvıran on bir yaşındaki D. nin oğlu bile hayranlıkla izledi.
 Çıkışta oyuncularla bol bol fotoğraf çektirdik.

 Bunlar üç canavarlar:)))
Bu kış güzel geçecek, tiyatro, bale ve konserlerle dolacak. Ankara' da yaşamanın keyfini sonuna kadar çıkartacağız. Şimdi Koca'yı dişçiye götürüyorum, ben gelmezsem gitmeyeceğini söyledi. Mecbur gidiyorum:))