28.02.2013

Sonunda...

 Efendim dün Bilge'yi okuldan alırken, öğretmeni "Annesi Bilge'yi tebrik ediyorum daha harflerin tamamını vermeden okumayı söktü, bol bol okuyacak artık " dedi. Sırıtarak çıktık okuldan. Bilge "sonunda yaptım, ne kadar çok çalıştım " dedi. İçimden "hadi lan oradan canım çıktı sana ders çalıştırana kadar" dedim. Dün kaplumbağaların uykudan uyanma günüymüş. Bizim tosbağ bu sene hiç uyumadı, cin gibiydi.
 Sabah Bilge hikâye kitabı okumaya çalışırken, omzuna kondu:)))
 Bir ara sıkıldı, "ben gidiyorum" dedi, poposunu döndü.
" Etme eyleme bebedir, yeni öğreniyor biraz sabret " dedim. Yanağına yaklaşıp gaz verdi "oku güzelim oku" dedi.
Sonra " gerçekten sıkıldım insan evlatları, kime gülüyorsunuz anladım da üstelik , ben gidiyorum artık evime" diyerek kendisini Bilge' nin kucağına bıraktı:))

27.02.2013

Kelebeğin Rüyası

Pazartesi ofisteki tüm işlerimi hallettim. Salı gününe iş bırakmadım. Bilge' yi okula bırakıp doğruca sinemaya gitmek için yola koyuldum. Baktım erken olacak, yakındaki alışveriş merkezinde oyalandım. Filme yarım saat kala gişeye geldim. Tıklım tıklım, hafta içi kim gelecek diye düşünmüştüm oysa. Bir de sinemanın halk günüymüş, önden üçüncü sırada yer bulabildim. Olsun, kararlıyım filmi izleyeceğim.Etraftaki herkesin gözü arkalarda, gelen olmasa da arkaya geçsek derdinde. Tabi salon dolunca, böyle bir ihtimal kalmadı. Yanımda yaşlıca bir hanım oturuyordu, onun yanında da benden büyükçe kızı. Bol bol kızına soru sordu, bol bol iç geçirdi. Ama film o kadar güzeldi ki, herkesi unuttum izlerken. Şiir doldu salon, şiir yaşadı adeta. Filmde iki şey gözüme battı, birincisi Belçim Bilgin hiç rolüne yakışmamıştı. İkincisi film çok uzundu. Bunlarda nazar boncuğu olsun. Kıvanç Tatlıtuğ hayranlığı olmayan biriydim, ama o nasıl bir oyunculuktur adeta başka birini izledim. Mert Fırat zaten bambaşka, Yılmaz Erdoğan övgülerin hepsini hak etmiş. Sinema çıkışı bir kaç gündür "bana çok laf ettin, al sana yaz günü" diyen Cemre' nin getirdiği güneşte gözlerimi kırpıştırarak, kulağımda dizeler, filmden kareler uzunca yürüdüm. Çok güzel ve etkileyici bir filmdi ve kesinlikle sinemada izlenmesi gereken filmlerden diye düşünüyorum. Mutlaka izleyin derim.

25.02.2013

Hafta Sonu

 Hafta Sonu sinemaya gittik. "Oyunbozan Ralph" çok güzel bir animasyondu. Çok beğendik.
 Salon kalabalıktı ve yanımda oturan  veletlerin anneleri onları yerleştirip gittiği için, kudurdular da kudurdular. Allah'tan film eğlenceliydi de fazla takılmadım.
 Cumartesi günü dört gözle beklediğim kitaplarım geldi. Hemen Uygar Şirin'in "Karışık Kaset" ine başladım, dün gece yarısı bitti. Elimden bırakamadım, çok güzeldi.
Bunlarda resimle ilgili aldığım kitaplar. 
Gece Oscar törenini izlemek için çok çaba gösterdim, ama uyuya kalmışım:(  Sabah erkenden kalktım, evde her yer, her yerde halleri. Önce alışveriş yaptım, sonra onları yerleştir, süpür sil, yıka ritueli. Allah'tan yemeğim vardı. Ardından Bilge'yle keman çalıştık. Bu yaşıma kadar öğrenemediğim tüm notaları, vuruşları öğrenmiş olmam bu çalışmanın bana kazandırdıkları. Birde Bilge' ye gaz olsun diye yalan yanlış ben de çalmaya kalkıyorum, bizimki sinir oluyor. "Ben daha güzel çalacağım"diye, safım benim:)) Sonra Bilge'yi okula bıraktım, ben ofise geldim. Birikmiş işlerime baktım, pazartesi sendromunun arkasına falan sığınacağım gibi değil, biran evvel başlarsam anca yetişir. Hadi bana kolay gelsin, güzel bir haftamız olsun...

22.02.2013

Biraz da kitap...

 Hava çok sevimsiz, fazlasıyla iç karartıcı. Böyle zamanları sevmiyorum, sevemiyorum. Cemre nereye düştü bilemiyorum ama bizim buralara uğramadığı kesin. Bu şikayetimi akşam  Bilge' nin yanında dillendirme gafletinde bulundum, varın siz tahmin edin başıma gelenleri:)) Neyse geçen hafta bu güzel kitapları okudum. Onlardan bahsedeyim bugün. İlki Jhon Berger' in Bento' nun Eskiz Defteri. Bu kitabın baskısına bayıldım, kağıdın dokusu öyle güzel ki, sayfaları açarken elinizi şöyle bir üzerinde gezdirmekten kendinizi alamıyorsunuz. "Hollandalı filozof Baruch (Bento) Spinoza, kısa ömrünün en yoğun yıllarını yazarak geçirmiş. Resim yapmaktan zevk alır, yanında hep bir eskiz defteri taşırmış. Ani ölümünün ardından dostları mektuplarını, el yazmalarını, notlarını kurtarmayı başarmış ama eskiz defterini bulmayı başaramamış. Jhon Berger, içinde ne olduğunu bilmeksizin, bu eskiz defterini bulmayı hayal etmiş hep. İstediği filozofu yeniden okurken, Spinoza' nın gözlemlediği şeylere bir de onun gözüyle bakabilmekmiş. Bir gün süet ciltli bir eskiz defteri hediye gelince, "Bu Bento' nun olmalı" demiş, kendi kendine ve Spinoza' nın düşüncelerini izleyerek çizimler yapmaya başlamış. Ve Bento' nun Eskiz Defteri çıkmış ortaya..." (arka kapaktan) benim için ayrı bir dünyayı tanımak oldu bu kitap, Jhon Berger' in diğer kitapları da listeme eklendi.
İkinci kitabım Mehmet Eroğlu' nun Emine Fay Kırığı -2. Fay kırığı üçlemesinin ikinci kitabı. İlkinden daha çok etkiledi beni ve üçüncünün biran önce çıkmasını diliyorum. "Kendi dünyanıza ait olmayan birisini inançlarınızdan, yaşam tarzınızdan, hatta geleceğinizden vazgeçmek pahasına severseniz ne olur? Fay Kırığı Üçlemesi' nin ikinci kitabı Emine işte bu soruya verilebilecek cevapları arar. Zenginliğin tüm ihtişamına rağmen muhafazakâr yetiştiriliş tarzıyla modernite açmazına sıkışıp kalan roman kahramanı Emine' nin öyküsünün ön planında aşk ve gerçekler arasındaki ezeli çatışma yer alırken, geri planda sevgi ve tutku, masumiyet ve günahkârlık, onur ve yalan gibi zıtlıkların yarattığı gerilim, karakterlerin dramını daha da belirginleştiren koyu bir fon oluşturur. (arka kapaktan)
"Bir kırığın karşı tarafındaysan, işe başkalarını karıştırma: kendi köprünü kendin kur"
"İyiliğin yükü belini bükmemiş"
"Başarıya giden yolda, amansız düşmanında payı vardır"
Kitaptan  not aldığım cümlelerin bazıları da bunlar. Şimdi dört gözle kargodan çıkacak yeni kitaplarımı bekliyorum. Bol okumalı günlerimiz olsun.
Not: kelebeği Bilge yaptı yazmayı unutmuşum:)))

21.02.2013

İzledim

 Uzun zamandır listemde izlemek istediğim filmler var. Vakit ayarlayınca bu üç filmi izledim. "Çalıntı Hayat" güzel bir filmdi. Kitap okumayı seven birisi olarak filimden sonra baya bir düşündüm.
 "Pi' nin Yaşamı"  gerçekten etkileyiciydi ve "keşke sinemada ve üç boyutlu izleseydim", çok şey kaçırmışım.
"Umut Işığım"  bu filmler arasında en az beğendiğim film oldu. Kötüydü diyemem ama çok da etkileyici gelmedi bana.
Bu aralar  en yakınımdaki sinemanın seanslarını bir türlü Bilge' nin  okul saatlerine ayarlayamıyorum. Ya erken  oluyor, ya çıkışı çok geç saate denk geliyor. Sinemada film izlemek istiyorum umarım tez bir vakitte, uygun bir seansta, güzel bir film izlerim.

19.02.2013

Yeni Kolyem

 Malzemelerim arasında bir yığın metal zincir ve bir sürü tahta boncuk var. Para verip aldığım şeyler değil,   "sen değerlendirirsin" diye, bana  sağdan soldan gelen  malzemeler. Ne yapayım diye düşünürken bu kolye çıktı ortaya.
Tahta boncukların etrafını, renkli iplerle tığ yardımıyla ördüm. Sonra ördüğüm topları metal zincire ekledim. Çok şirin oldu, boş kaldıkça renk renk yapmayı planlıyorum. Örmesi hem basit, hem çabuk oluyor. Bu arada insanın kendi boynundaki kolyeyi fotoğraflaması ne kadar zormuş. Bilge' nin okulda olması çok fena oldu:))

18.02.2013

HAFTA SONU

 Hafta sonu, spor sonrası önce hamlama zannettiğim ama sonra belimde ufak çaplı kaslarıma zarar verdiğimi fark ettiğim ağrılarla geçti. Cumartesi çok fark etmemiştim. Bütün gün atölyede resim çalıştım. Bunlar üzerinde çalıştığım, daha bitiremediğim resimler.
 İkisi de Manet' ten. Haftaya bitiririm diye düşünüyorum. Akşamında da ayda bir toplandığımız " edebiyat söyleşisi" günümüz vardı. Kafka' dan konuştuk, kitabımız "Dönüşüm" dü. Katılımcılarımız bir az daha azdı, ama verimli bir toplantı oldu. Gelecek ay için "Ahmet Mithat Efendi' nin "Felatun Bey ile Rakım Efendi" kitabı seçildi. Türk Edebiyatı' nı dönem dönem işleme kararı alındı.
 Pazar günü yerimden kalkacak halim yoktu ama Bilge çok ısrar edince, bol ağrı kesici  ve kas gevşeticiye sığınıp kalktım. En yakınımızda olan Çağdaş Sanatlar Merkezi' ne gittik. İlk sergi Nihat Kahraman' a aitti. Tablolar çok güzel ve enteresandı.
 İkinci katta "Hitit Kazılarının Fotoğraflarla Öyküsü" adlı kazı fotoğraflarının olduğu sergiyi gezdik.
 Bilge çok merakla baktı fotoğraflara. Arada böyle maymunluk yaptı:))
Son sergi "Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği" yararına Dr. Kemal Göl'ün fotoğraf sergisiydi. Çok güzel kareler vardı. Çıkışta balık yemeye gittik. Eve geldiğimizde attım kendimi yatağıma, Koca Bilge' yle ödevlerinin başına oturdu. Ben de Mehmet Eroğlu' nun "Emine Fay Kırığı -2" yi bitirdim. Sonu çok fena bitti.
Sabah okulda veli toplantısına gittim, bu arada Bilge'nin bu yıl ki üçüncü öğretmeni geldi. Bilge bu durumu çok rahat karşıladı. "aman anne olsun, öğretmenin biri geliyor, biri gidiyor" diyor. Ne fena değil mi:((  Bu sefer ki öğretmenimiz kalıcıymış, pek şen şakrak bir hanım. Toplantıya katılımın az olduğun görünce çok şaşırdı, ama ben hiç şaşırmadım, hep böyle oluyor çünkü. Sınıfın yarısının velisi yok, o kadar rahat insanlar ki.
Neyse çarşambaya kadar belimdeki sıkıntı geçer diye umuyorum. Sonrasında spora devam ama daha dikkatli olacağım. "Şimdiye kadar kimseyi sakatlamadım" diyen hocalara güvenmek yok. Güzel bir haftamız olsun...

14.02.2013

Kitap Hırsızı

"Kitap Hırsızı" son dönemlerde okuduğum en etkileyici kitaplardan birisi. Konusuna ya da yazarına hiç bakmadan adına takılarak almıştım. Hırsızlık güzel olur mu, eğer Hitler' in yakılması için toplattığı yığından gizlice alıp bağrını yaksa da, bir kitap çalmak bu hırsızlığı güzel kılar. Evet Hitler zamanı Almanya' sı, küçücük bir kız çocuğu, savaşın diğer yüzü. Gizlice bir yahudiyi evlerinin bodrumunda saklayan Alman bir aile. Bu aileyi aydınlatan, nefes aldıran kitaplar, kitaplardaki kelimeler... Üstelik Kitap Hırsızı' nın hikâyesini azrailin ağzından dinliyoruz. Okurken yüreğiniz burkuluyor ama kitap öyle güzel ki bu yürek burkulmasına razı geliyorsunuz. Kitap Markus Zusak ' a ait. Martı Yayınlarından çıkmış. 574 sayfa ama gözünüzü korkutmasın, çok çabuk bitti. Okuyun derim gönül rahatlığıyla.
Bu arada sevgililer gününü unutmadım ama bana komik gelen bir gün. Yani kutlamadığımız bir gün. Ama kutlamak isteyenler için ne diyelim "kutlu olsun":))

12.02.2013

Sarma sararken

Dün akşam suda beklettim, sabah mutfağa geçtim. Bilge içeride ders çalışıyormuş gibi yaparken bende yaprak sarmaya başladım. Antalya' da ki evin bir kısmını bitirince hemen taşınmıştık. Bahçeyi yavaş yavaş adam etmişti,annemle babam. Babam önce iki tane asma fidesi getirmişti. Birini ön tarafa, birini arka tarafa dikmişti. Bu yapraklar o asmaların. Bir de limon fidesi getirmişti, ufacık fidede dört tane limon vardı annem "yapıştırmışlar mı acaba" diye yoklamıştı limonları. Ne kadar şaşkın bakakalmıştık küçücük fidede ki limonlara.O da kocaman bir ağaç oldu, üstünden limonu hiç eksik olmadı. İnsanın küçük de olsa toprağı olması, bu toprakta bir şeyler yetiştirmesi kadar bir zenginlik var mı bilmiyorum. Derken rahmetli anneannem geldi aklıma nurlar içinde yatsın. Yıllarca yurt dışında yaşadı, onunla ilgili çok iyi hatırladığım anılarım var. Birincisi Çorum' da ev almışlardı, tatilde biz de gitmiştik. Yeni eşyalar alınınca anneannem eski somyaları aşağıya indirmiş bana da "eskiciye bunları sat, parası senin olsun " demişti. On bir yaşındaydım ve hayatımın en zengin yazı olmuştu. Ne çok paraydı, harca harca bitmemişti. Yaz tatillerinde gelecekleri zamanı dört gözle beklerdik. Kapıdan girdiklerinde çocukça bir bencillikle gözüm yanlarındaki valizlere kayardı. Kocaman bir sürü valiz olurdu, neler çıkardı bu valizlerden. Süslü defterlerden, renkli kalemlerden, kokulu silgilerden tutun da, oyuncaklara, havalı giyisilere kadar her şey olurdu o valizlerde. Çocukluğumun  en güzel kırmızı papuçları, ilk mayom, annemin almadığı  kısacık elbise... Bizler istediklerimizi söylemezdik ama kim anneanneme fısıldardı bilmiyorum..Şu yaşıma kadar aldığım en güzel hediyeleri anneannem getirmişti. Antalya' ya yazın geldiğinde bizden önce kalkardı, sabahları merdivenlerde inip çıkarken görürdüm. "Spor yapıyorum " derdi. Giderken bir sürü kitap alırdı. Sonradan annemden dinledim anneannemin okuma yazma macerasını. Köyde kız çocukları okutulmadığı için erkek kardeşinin kitaplarından gizlice öğrenmiş okumayı. Yazmaya gelince çözememiş bir türlü. Büyükbabam onlardan önce gitmişti yurt dışına. Anneannem anneme yazdırdığı mektupları beğenmeyince, büyükbabadan daktilo istemiş. Daktiloyu hemen çözmüş, mektuplarını kendi yazmış. Yurt dışında çalıştı da üstelik yıllarca. Ne kadar azimliymiş, şimdi düşünüyorum da ben o hayattayken bunları hiç fark etmemişim. Bilge doğmadan çok önce öldü, ama Bilge doğduğunda teyzem, anneannemin "torunların çocuklarına" diye ördüğü örgüleri getirdi. Nasıl şaşırmıştım, nasıl duygulanmıştım.Nurlar içinde yatsın, ben bunları düşünürken baktım yapraklar bitmiş. Üstelik içini de bu sefer kararınca yapmışım. Bir de artık yaprakları böyle dizip, pişiriyorum annem söyledi. Ben çok fark edemedim aradaki farkı ama annemin vardır bir bildiği:))

11.02.2013

Tatili Bitirdik...

 Sonunda tatili bitirdik. Dün en son gün olunca Bilge' ye ne yapalım diye sorduk. 
 "Göle gidelim" dedi. Yol boyunca bulutların hali böyleydi.
 Mogan öyle esiyordu ki, arabadan inmemizle geri binmemiz bir oldu. Bilge buna çok bozuldu.
 Kaç zamandır istediği bir çanta vardı, gittik onu aldık. El kadar çantaya verdiğim para içime otursa da, kendi boyayınca çok sevindi.
Bitirince " artık yaz gelsin ben bu çantayı plaja giderken kullanacağım " dedi. "bekle gelir " dedim:)) Bana inat bu sabah yağmurla başladık güne.Bilge' yi okula bırakıp ofise gelene kadar sırılsıklam oldum. Allah'tan yedek kıyafet vardı. Gelelim okula, çocuklar pek sevimlilerdi.Özlemişler birbirlerini. Ben de normale dönmeyi özlemişim. Bir iki işim var onları halledip spora gideceğim.Bu arda Bilge ilk fıkrasını öğrenmiş. Dün bütün gün anlattı durdu. İlkinde çok komikti " anne bir papağan varmış" diye başlayınca benim gözler kocaman oldu. Sanki tüm papağan fıkraları edepsizmiş gibi:))  Neyse bizimki gün boyu ilk kez anlatıyormuş gibi anlattı, bizde kikirdedik:)) Güzel bir haftamız olsun...

7.02.2013

TEMBELLİKTEN HALLİCE

"Nasıl tatile ihtiyacım varmış" desem külliyen yalan, anladım ki özümde tembelliğe ciddi yatkınlığı olan bir kişiliğim. Bunu iki haftadır iyice pekiştirdim. Yaptığım en güzel şey bol bol kitap okumak oldu. Serdim cüsseyi, Bilge evde olduğu için spora da gidemedim, yemek yaptım, yemek yedim,suçluluk hissettim, çoğunluğu animasyon olan  bir dolu film izledim, uyukladım uyukladım, dışarı çıkınca çok para harcıyorum diye yeniden evde aynı şeyleri tekrarladım. Ama artık " yeter "çığlıkları  atacağım zira Bilge' de çok sıkıldı bu durumdan. Anne kız karar verdik tatilin üç günden fazlası bizim bünyemize iyi gelmiyor.( deniz, kum, güneş hariç) Onun için bugün ofise gelip çalıştım, hafta sonuna yetiştirmem gereken siparişler var onları fırınlayıp, vernikledim. Birazdan da kordonlayacağım. Bilge' de ödev yapıyor bu arada küfür dağarcığı baya genişlemiş Allah'ım ne komik oluyor o minik dudaktan "salak ödevler, salak ödevler" lafını duymak ve çaktırmadan gülmek:)) Ben kaçıyorum, hadi kendinize iyi bakın....

4.02.2013

Hafta Sonu

 Bilge' yle hafta sonunu baş başa geçirdik. Koca şehir dışındaydı. Cumartesi günü kursa gitmeden alışverişin dibine vurduk. Bu sebepten pazar gününü, burnumuzu bile çıkartmadan evde geçirdik. Ben kendimi "Kitap Hırsızı" na, Bilge çizgi filme vurdu. Arada ben ıkım sıkım evi toparladım, Bilge' de ödevlerini yaptı.
Bu sabah Koca geldi, Bilge'ye uzaktan kumandalı kepçe almış:))) Aslında kendine aldığından çok eminim ama Bilge fark etmedi bu acı gerçeği:))"Kepçe bey" koydu adını, sabahtan beri onunla oynuyorlar:)) ben de bugün artık ayıp olmasın diye ofise geldim, iş güç birikmiş, tüm gün anca bitiririm, güzel bir hafta diliyorum hepimize...