30.04.2013

Okuduklarm

 Tatildi, gezmelerdi derken okuduğum kitaplardan bahsetmedim epeydir. Üstünden fazla zaman geçmeden bahsedeyim İlk kitap Gün Benderli' den "Sofralar ve Anılar" . Anı kitaplarını sevdiğimi bilen bir dost tavsiyesiydi bu kitap. Gün Benderli bu kitabında ailesi ve yakın çevresi tarafından beğenilen yemeklerinin tariflerini veriyor, anılarıyla birlikte. Anılarla yemeklerin harmanlandığı koca bir ömrü anlatıyor. Özellikle Nâzım Ağabey diye başladığı her satıra ayrıca bayıldım. Anlatımı çok güze, dili akıcı ve sade. Ben çok sevdim, tariflerinden de denedim. Tevsiye ederim.
"1951 ' de ülkemizdeki baskı ortamı nedeniyle yurt dışına gitmek zorunda kalan Gün Benderli, uzun yıllar Budapeşte Radyosu Türkçe Yayınlar Servisi'nde çalıştı. Türkiye sol hareketinin uluslararası alanda temsilcilerinden biri oldu. Sofralar ve Anılar onun yıllar boyu oluşturduğu dostlukları yansıtıyor. Kimi zaman sıradan insan hallerinin yansıdığı anılara, ortak sofraların neşesi, hüznü ve yemek tarifleri eşlik ediyor...(arka kapaktan)
Sözcükler Yayınevi, 309 sayfa
İkinci kitabım Ferit Edgü' den "Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı".  Tam beklediğim gibi bir kitaptı, ne iyi diyebileceğim, asla kötü diyemeyeceğim, kitabı başkasına anlatamayacağım tam bir Ferit Edgü kitabıydı.
Seçim sizin, yazarı seviyorsanız okumalısınız.
"Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı yalnızlığın romanı, dostluk özleminin, iyi insan özleminin romanı. Ferit Edgü Çakır' ı anlatırken, hepimizin yalnızlığını, hepimizin dostluk özlemini dile getiriyor...( arka kapaktan Fethi Naci' nin satırları)
Can Yayınevi, 118 sayfa.1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü almış.


Bu arada yıllardır ailemdeki kadınların hepsinde olan  bahar alerjileriyle dalga geçerdim, bu sene bende de çıktı, hapşurmaktan helak oldum, burnum tıkalı, Bilge benden daha fena halde. Demek ki bende yok diye dalga geçmemek gerekiyormuş...Neyse sümüklü de olsa okumaya devam, bol okumalı günlerimiz olsun...

29.04.2013

Hafta Sonu




Ben "bahar gelsin" deyip dururken, buralara birden yaz geldi. Cumartesi günü kurstaydık, akşam da edebiyat grubumuzun toplantısı vardı. İtiraf edeyim çok sıkıldım. Ama başladık bir işe, devam etmek gerek. Cumartesi akşam yeğenler gelmiş İstanbul' dan, en çok buna sevindik. Pazar sabahı onlarla görüştük, birlikte bir sülale ziyareti yaptık. O kadar kalabalıktı ki gittiğimiz ev, Koca'yla nasıl kaçarız diye birbirimizin gözüne baktık durduk. Kısacık zamana sığdırılmaya çalışan, telaşlı bir sürü cümle uçuştu havada. Neyse bizimkileri yolcu ettik, eve doğru yola düştük. Bilge bu kuzenlerini çok sever, kısa kaldılar diye çok üzüldü. Duygusal tosba, devirdi suratını oturdu. Eve girmeden semt pazarına uğradık, her tezgahtan kendisine uzatılan meyveleri yerken Bilge hanımın keyfi yerine geldi. Eve döndük, pazardan aldıklarımı yerleştirdim, Koca yemek yaptı. Yemekten sonra bizimkileri evde bırakıp yola koyuldum. Hedefim Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi' nde "Dumankara Söyleşisi" ne katılmaktı. Uzunca bir yürüyüş yaptım, ÇSM' ye geldiğimde yorulmuştum. Akşam güneşinde mis gibi kahvemi içtim, biraz kitap okudum. Kafeteryanın sahibi hanımla uzunca bir sohbet ettik. Daha doğrusu o anlattı, ben dinledim. Kaç zamandır giderim hep mesafelidir bu hanım, sanırım dün konuşmak istedi canı, anlattı bütün hayatını.Dinledim, dinlemek sıkıcı değildi. " Ne hayatlar yaşanıyor şu hayatta" dedim yine içimden. Zaman ilerledi, insanlar çoğaldı, salona geçtik. Dumankara' nın senaristi Levent Cantek ve çizerlerin bir kısmı vardı. Çok samimi, heyecanlı ve yaramaz çocuklar gibilerdi. 
Güzel bir söyleşi oldu. Çıkışta kitabımı imzalattım, kısacık bir sohbet ettik. Elimde kitabım , yüzümde kocaman bir gülümseme, eve geldim. Bilge' ye banyo yaptırdım, saçlarını kuruttum, bizimki uyuya kaldı:))
Ben de merakla Viva La Muerte ' yi okurken uyuya kalmışım. Bugün oldukça dinginim, haftaya güzel başladım, güzel bir haftamız olsun diyeyim, işlerime gömüleyim...

26.04.2013

Haftayı bitirirken

 Bu hafta gezmelerin dibine vurduk. Bugün Bilge' nin öğretmeni yokmuş, sabah kahvaltısının ardından Kuğulu Park' a gittik. Hafta içi kimse olmaz diye düşünmüştüm, ama yine de hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Bir de şımarık bir velet vardı, Bilge' den büyük, sinir oldum, parkın tamamını kendisine tahsis etmişler zannediyordu. Tabi gerçeği benim ağzımdan duymak pek hoşuna gitmedi:))
 Bilge defalarca tırmanıp, bir o kadar da kaymalara doyamadı, en sonunda "tamam gidebiliriz" dedi de karşıdaki kitapçıya geçebildik. Bana bir dergi, Bilge'ye güzel kitaplar aldık.
Bu arada lale mevsimimiz son demlerinde...
Kitapçı sonrası giysi alışverişi yaptık. Bilge bolca üfledi püfeledi, mağaza mağaza beni sürükleyeceği günler geldiğinde bugünleri hatırlatacağım kendisine. 
İki güzel kitap birden okuyorum. İlki Alev Alatlı' nın "Viva La Muerte" kitabı, ilk kez Alev Alatlı okuyorum, benim için ilginç bir tecrübe. İkinci kitabım Johann Sebastian Bach' ın eşi Anna Magdelena' nın,   Bach' ın  ölümünden sonra yazdığı hatıraları." Anna Magdalena Bach' ın Hatıraları" Elimdeki kitap 1958 basımı gerçekten eski bir kitap, öyle ki kokusu bile eski. Geçen ki konser çıkışı yardım amaçlı satıyorlardı, oradan aldım. Bitirince ayrıntıları yazarım . Keyifli ve güzel bir hafta sonu diliyorum hepimize...

25.04.2013

Gezmelere gittik...

 Dün tatil olduğunu Allah'tan bir arkadaş arayıp sorduğunda öğrendim. Sabah kahvaltı sonrası Bilge'yle düştük yollara. Önce çerçeveciye uğradık, bizi sinir edince, yeni bir çerçeveci bulduk. Orada işimizi hallettikten sonra, doğruca Suluhan' a gittik.  Burnu akmasına rağmen dondurma diye tutturan Bilge, keyifle bir külah dondurmayı götürdü.
 Çarşı çok kalabalık değildi. Rahat rahat dükkanlara girdik çıktık.
 Benim eksik malzemelerim vardı onları aldık, tabi aklımda olmayan daha bir sürü şeyde çantamıza girdi:))
 Çıkışta "kaleye de gidelim mi" teklifime "yok artık " diyen Bilge'nin yorgun yüzünü görünce eve döndük.
Sabah marketten enginar aldım, Bilge' ye kalsa enginarları vazoya yerleştirip, odasına koyacaktı. Elinden kurtarıp bir güzel pişirdim. Akşama yeriz artık...

23.04.2013

Yaşasın 23 Nisan

 Akşamdan başladı heyecanımız. "Anne kalbim güp güp atıyor " dedi Bilge. Ah çocuk olmak ne güzel!
 Sabah erkenden kalkıp hazırlandık. Önce okuldaki kutlamalara katıldık.
 Dün çok dua etmiştik "hava güzel olsun" diye, dualarımız kabul olmuş, misler gibi güzel bir hava vardı.
 Hazırladıkları oyunu oynadılar
 Ardından Anıtkabir' e gittik. 
 Ankara'nın en güzel leylak ağaçlarının yerini öğrendik.
 Kesinlikle Anıtkabir'deler.
Biz çıkarken, onlar geliyordu, el sallaştık:)) Çok çok güzel, coşkulu bir bayram günüydü bizim için. Allah daha nicelerini nasip etsin...

22.04.2013

Hafta Sonu

 Cumartesi her zaman ki gibi kursta geçti. Yeni bir resme başladım, iyi gidiyor.Pazar günü kahvaltı sonrası temizliğe vurdum kendimi. En son evde ışıltılar görünce bizimkilere dedim " hadi çıkıyoruz evden, en azından dönünce evdeki ışıltılar karşılasın bizi":)) Resim Heykel Müzesi' ne gittik.
 Bu seferki gidişimizin en güzel tarafı Bilge' nin pür dikkat ressam ve tablo isimlerini okuyarak gezmesiydi
 Bu odaya bayılıyoruz, eşyalar o kadar güzel ki,
tavan süslemeleriyse adeta büyüleyici. 
 Bunlar da " müze bahçesi kedileri" ne kadar güzeller değil mi?
Bu da heykele özenen Bilge:))

Müze çıkışı yemek yedikten sonra eve döndük. Bilge 23 Nisan için şiir ezberlemeye koyuldu. Ben yeni bir kitaba başladım, Koca' da tv' ye vurdu kendini. Sabah evdeki ışıltı kaybolmuştu, sinir oldum:))
Güzel bir haftamız olsun, mümkünse yarın yağmur yağmasın en azından çocukların gösterisi bitene kadar....

19.04.2013

Konsere Gittik

 Dün bir arkadaşım aradı "akşama konsere gidelim mi davetiyem var" dedi. Koca henüz İstanbul'dan dönmemişti, Bilge' yi ne yapsak diye düşünürken arkadaşım "Bilge' de gelsin deyince" , "neden olmasın" dedim.Bilge'ye "akşam Caz Konserine gidelim mi "dedim, uçtu havaya, "sen çaktırma konsere gideceğimizi, ben seni okuldan erken alırım" dedim. Akşam  almak için sınıfa girince, öğretmen gülümsedi "oh ne güzel caz konserine gidiyormuşsunuz" dedi. Allah'tan bizim kız hiç çaktırmamış:))
Gelelim konsere, 30. Ankara Müzik Festivali kapsamında Passıflora Quartet Grubu'nun Konserine gittik.
Konser 20.30 ' da başlayınca Bilge' ye uykun gelirse uyu, konser bitince uyandırırım dedim. Konser bitiminde doğru ağırlaşan göz kapaklarına yenik düştü:)) Konsere gelince tam anlamıyla harika bir repertuar  dinledik. Cazdan, Latin ezgilerine kulağımızın pası silindi.Grup üyelerinin hepsi harikaydı ama biz en çok Levent Altındağ'a bayıldık. Müzik dolu bu güzel geceyi, alnından öpüp güzel anılarımızın arasına kaldırdık.
Gece eve döndüğümüzde Koca' da gelmişti, Bilge çok sevindi.Babasına heyecanla konseri anlatırken uyuya kaldı:))

18.04.2013

Yeni Kolyeler

 Uzun süredir killerime elim gitmiyordu. Cumartesi Fimo marka bir kaç renk bulunca aldım, dün bir taraftan film izledim bir taraftan killerle oynadım.
 Eskiden bir tepsi fırınlayınca  bir sürü kolye ucu olurdu.
Dünkü yaptıklarımdan anca bu üçü çıkabildi :((  Bugün biraz daha yapmayı planlıyorum. 
Bu arada bahardır, toprak yağmur bekler  falan dedim demesine ama tam kış havası hakim buralarda. Tam dört gündür güneş yüzü görmedim. Her an asık suratımla birilerine patlayabilirim.:(( Yeter artık güneş istiyorum azıcık...

17.04.2013

Okuduklarım

 Okuduğum kitaplar çoğaldı, bugün buraya notlarımı düşeyim. İlk kitabım Ferit Edgü' den "Abidin" . Ferit Edgü'nün  Abidin Dino' nun ölümünün onuncu yılında yayınladığı güzel bir kitap. Arka kapakta Ferit Edgü şöyle diyor; Abidin Dino yaşamının her döneminde, bir elinde fırça, bir elinde kalem yaşadı. Hem yazdı, hem çizdi. Yazarlığı daha çok ölümünden sonra ortaya çıktı. Onun bu yönünü bilmeyenleri de hayli şaşırttı."
Kırk yıllık bir dostluğun hikâyesi var bu kitapta. Beni en çok etkileyen kısmı ise Abidin Dino'nun kaleminden şöyle; "Nazım' ın  bir şiirinde "Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? "diye bir dizesi vardır. O gün bugün bu soru, sökülüp atılması olanaksız bir biçimde bedenime yapışmış gibidir. Tabii şiirinde bu soruyu sorarken , mutluluğun resmini yapamayacağımı biliyordu Nazım. Bu mutluluk imgesi şiirde de olanaksızdı. Yaşanan günler buna izin vermiyordu".
Bu satırlar insanın içini sızlatıyor. Son olarak Abidin Dino' ya el veren ağabeyi Arif Dino' nun "çok yaşasın ölüler" sözüyle bitireyim bu kitabı.
Sel yayıncılık, 147 sayfa
 İkinci kitabım Ercüment Cengiz' den "Gırnatacı". Everest Yayınlarının 2012 İlk Roman ödülünü almış. Kitaptan fazlaca bir beklentim vardı galiba bu yüzden hayal kırıklığına uğradım. Konu ilginçti ama kurgulama zayıftı bence, çoğu kısmında sıkıldım bu yüzden.
"Aşkı, kardeşliği, vefayı, vefasızlığı ve savrulan hayatları anlatıyor. 1890' lardan 1955' e uzanan İstanbul ile Chicago arasında gidip gelen romana "sol gırnata" nın hüzünlü sesi eşlik ediyor..." (arka kapaktan)
Everest yayınları, 335 sayfa
Üçüncü kitabım Muzaffer Tayyip Uslu'dan "Şimdilik" Bu kitabı defalarca okudum. Şiirleri o kadar güzel, o kadar samimi, o kadar deniz, gökyüzü ve insan dolu ki defalarca da okuyacağımı biliyorum.
"1946' da henüz yirmi dört yaşındayken, şair arkadaşı Rüştü Onur'la aynı kaderi paylaşarak veremden ölen Muzaffer Tayyip Uslu'nun kısacık yaşamında yayımlanan tek şiir kitabı "Şimdilik" in bu yeni baskısında,  dergilerde kalan şiirleri ve yazıları da yer alıyor. Yoksulluğun, ince hastalığın "kısa kestiği" gencecik, naif bir şiir, yaşamın yaşamak fiiline değer biçen özüyle, şimdi bizi bir kez daha selamlıyor..." (arka kapaktan)

Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun, düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim.

Ben de kitap dolu, şiir dolu günler dilerim...

16.04.2013

Yeni ayraçlar


Dün akşam Koca İstanbul' a, işle ilgili  bir seminere katılmak için gitti. Bilge babasına çok düşkündür ama babasının bu seyahatlerini çok umursamazdı, ta ki düne kadar. Dün salle sümük yolladı. Özellikle Japon çizgi filmlerinde koca gözlü kahramanların gözlerinden fışkıran ağlama sahneleri vardır ya, aynen öyleydi. Bir ara oturup ben demi ağlasam diye düşünmedim değil:)) Koca' da durumdan etkilenerek, gözü arkada gitti ( oh canıma değsin:))) Sabah kalkmış "bugün geliyor mu" diye soruyor, ben "daha değil" dedim.Bu cumaya kadar yaşayacağım dejavulara bir işaretti. Neyse geleyim yeni ayraçlarıma. Geçenlerde kitap okurken arasına kartvizitimi koyduğumu görünce sinir oldum kendime. Uzun zamandır ellemediğim ebrularımı açtım. Uygun olanları ayırdım. Ölçtüm, biçtim, kestim sonra pvc' yle kaplattım. Tepelerine de mumlu iplikler bağladım, oh be , bir sürü kitap ayraçım oldu.  Üstelik karanfilli, kalpli neli :))
Bugün hava  yine yağmurlu, yağmur yine uslu uslu yağıyor ama yollardaki  alt yapı(!) denen yapısızlık nedeniyle göller bölgesi durumundayız. İki adımlık okul yolunda neredeyse Bilge' yi sırtımda taşıdım. İyi ki şeker değiliz vallahi ayaklarımızdan başlardık erimeye:)) Ben kaçtım, kalın sağlıcakla...

15.04.2013

Hafta Sonu

Cumartesi günü kursa erken gittik. Bale öğretmeni Marianna Bilge' yi "bu sene Kuğu Gölü' nü oynayacağız" diye ikna ederek tekrar baleye başlattı. Önce keman dersi, ardından bale, sonrasında resim, seramik ve tiyatro derslerine giren Bilge' ye ben acırken, o çıkış zamanında "biraz daha kalsak mı" deyince içimden kocaman bir "yuuuuh" dedim. Bu enerjiyi nereden buluyor bilemiyorum. Ben bu zamanda yağlı boya çalışıyorum, çıkışta beynim dönmüş, bacaklarım, belim ağrımış oluyor.
Neyse gelelim pazar sabahına. Bu aralar pazar sabahları elektrikler kesilmiş olarak uyanıyoruz. Dün sabahta aynıydı durum. Bu durumun en güzel yanı sabah sekizde üst komşunun elektrik süpürgesi sesiyle uyanmamamız oldu.Hemen hazırlanıp kahvaltı için çıktık. Güzel bir kahvaltının ardından uzun süredir beklediğimiz filmi izlemeye sinemaya gittik." Crood'lar" başladı, gülmeye başladık, film bitti biz hala gülüyorduk. Çok güzel ve komikti. Dün bütün gün, filmi konuşup güldük. Çıkışta Bilge'yle pazara uğradık. Alışveriş yaptık. Sonra eve geldik, Bilge ödevinin başına oturdu ben mutfağa süzüldüm.  Akşam nasıl oldu anlamadım. Adnan Binyazar'ın "Masalını Yitiren Dev" kitabına başladım, bu akşam biter. Of nasıl bir hayat dedim. Ayrıntıları sonra yazarım. Bugün buralar yağmurlu. Uslu ve usul  yağıyor, yağacak tabi bahar yağmurları.Toprak bekler, mahsul bekler bu yağmurları.
Kopuk kopuk yazıyorum ofiste Koca'yla işleri güçleri toparlıyoruz. Onun eline bir dosya tutuşturdum, ben de fırsattan yararlanıyorum. Artık kaçayım, güzel bir haftamız olsun...

12.04.2013

Bahar

 Bu sabah baharın geldiğini gerçekten hissettim. Salına salına duran bu leylak ağacının önce mis gibi
kokusu geldi burnumuza.
 Sonra bu güzelliği gördük.
Doktor dönüşü yolumuzun üzerindeydi. Bilge anjin olmuş. İlaçları içip, az konuşma kararı aldı. Yine yolumuzun üzerindeki parkta bulunan salıncakta keyif yaptık. Uçurdum onu havalara:))
Eve gelince yeni bitirdiğim Ayla Kutlu'nun Zaman da Eskir kitabında çok beğendiğim bölümü açtım;
"Ankara' nın ilkbaharı güzeldir.Biraz bekleten, geç gelen bir bahardır ama şehrin üstünden hızla     -neredeyse bir gecede- yeşil boyasıyla geçer, o anda kuşlar şakımaya, çiçekler açmaya doğanın sesleri kendini duyurmaya başlar. Sonra, biraz  daha uzun sürede hiç belli etmeden insanın içinde kelebek kanatlarına benzeyen kanatlar oluşturur. Ruhunuz krizalit dönemindeki gelişmesini tamamlamıştır da gözeneklerinizden buhar-buhar koku ve renk olarak- fışkırmak istemektedir. Farkına vardığınızda yüzünüzü gençliğin o eşsiz pembeliği ve ruhu pembenin uçarılığı kaplayıverir. Ruhunuzun kanatlandığını sanırsınız. Kanatlanan ruh ad değiştirir; ona gönül derler..."

Ne güzel anlatmış değil mi, Ankara baharı böyle işte.Bize de tadını çıkartmak kalıyor.

10.04.2013

Okuduklarım

 Bugün okuduklarımı not düşeyim istedim. İlk kitabım Ayla Kutlu' dan "Zaman da Eskir" çok güzel bir anı kitabı. İlk kez Ayla Kutlu okudum ve yine geç kalmış hissettim. Bu yıl tüm kitaplarını okumayı istiyorum.
Anı kitaplarını sevdiğimden bahsetmiştim, bu kitap şimdiye kadar okuduğum en iyi anı kitabıydı diyebilirim. Elimden düşüremedim, nasıl güzel bir dil, nasıl bir hayat var. Bazı yerlerinde gözyaşlarım eşlik etti bana. Okumadıysanız mutlaka okumalısınız, o kadar güzel.
"Küçük bir kitabın içine sığan ama yankısını binlerce okurun yüreğinin sesinde bulan bir yaşam öyküsü" (arka kapaktan)
Bilgi Yayınevi, 399 sayfa
 İkinci kitabım Jean-Louis Fournier' den "Dul". Bu ay kitap siparişlerim gecikince dayanamayıp YKY' den hiç bir fikrim olmadan aldığım bir kitap. Geride kalan olmanın hüznünü, acısını ve zorluğunu anlatan bir kitap. İçim burkuldu okurken, yazarın anlatımı çok samimi ve yüreğe dokunuyor.
"Jean-Louis Fournier eşinden önce ölmek istiyordu. Ama eşi ondan önce davrandı. 40 yıllık evliliğin ardından dul kalan Fournier kendini teselli etmek, belki de intikam almak için karısından söz ediyor. Ama onu anlatırken aslında bize kendisini anlatıyor" (arka kapaktan )
YKY ,112 sayfa 

 Üçüncü kitabım Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan "Yaban". Ayda bir düzenlediğimiz edebiyat grubumuzda belirlediğimiz kitaptı Yaban. Bence bir baş yapıt. Çok güzel ve çok etkileyiciydi. O zamandan bu zamana cahil halkın hiç değişmediğini gösterdi bana. Cahillik kadar kötü ve korkunç bir şey yok.
" Kendi dönemi içindeki gerçeklik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban' da Yakup Kadri, 1. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadeleye ilişkin tavırlarını bir aydın gözüyle verir. Yaban için "bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir" demiştir.(arka kapaktan)
İletişim, 198 sayfa
 Bu ay ki Atlas Dergisi çok güzel. Bu ayın özelliği 20. yıl özel sayısı olması, tam arşivlik. Boş kaldıkça keyifle okuyorum.
"Roman Kahramanları" üç aylık bir yayınmış. Benim elime hiç beklemediğim bir yerde tesadüfen geçti. Çok dolu ve çok güzel edebi bir yayın. Nereden ve ne zaman alabileceğimi araştıracağım, daha önce hiç rastlamamıştım. Bilen varsa, paylaşırsa sevinirim.
Benden şimdilik bu kadar, bol okumalı günlerimiz olsun...

9.04.2013

"Paylaşmayacağım artık"


Dün Bilge'yi okuldan aldım, eve gelirken yanımızda arkadaşı ve annesiyle yürüyoruz. Bilge önümüzden, arkadaşıyla yürüyor.Kızın annesi Bilge' nin beslenmesini arkadaşlarına dağıttığını söylüyor, bir enayi demediği eksik. Ona da kızı söylemiş. Sinir ediyor kadın beni.Eve gelince beslenme çantasını boşaltıyorum. Hepsini yemişsin, aferin sana diyorum. Bilge "bugün aç kaldım, neredeyse hiçbir şey yiyemedim" diyor. Neden diye sorduğumda, arkadaşım istedi, ben de dayanamadım verdim. diyor. Arkadaşı tahmin edebildiniz sanırım. Çok kötüsün diyebilirsiniz belki ama kadının anlattıklarını Bilge'ye aynen aktarıyorum. Arkadaşıyla isterse beslenme çantasındakileri değiş tokuş yapabileceğini, karnı doyduktan sonra isteyene verebileceğini ya da kendi payını ayırıp  verebileceğini söylüyorum. Bilge kızgın, "paylaşmayacağım bundan sonra " diyor. Kötü mü ettim diyorum ama içimden bir ses iyi yaptın diyor:))
Not: Fotoğraftaki kemanla çalıştığımız  yeni parçamız, çok keyifli, ilk tekrara kadar çalışacaktık ama o kadar güzel ki dayanamayıp tamamını çalışıyoruz:))

8.04.2013

Hafta Sonu

 Cumartesi kursta geçti. Pazar erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptık. Doğruca Çağdaş Sanatlar Merkezi' ne "Kız Çocuğu" oyununu izlemeye gittik.
 Salon çok kalabalık değildi, yan yana oturabildik.
 Müzikli, danslı,eğlenceli güzel bir oyun izledik.
 Çıkışta balık yemeye gittik, ardından Mogan' a gidelim dedik. Kızçem kaykay sürüşü denemeleri yapmak istiyordu. Ama ne mümkün, Mogan'ın giriş kapısına bile yaklaşamadık. O kadar kalabalıktı ki.Geri döndük nasıl olsa boş bir yer buluruz diye. Yol üzerinde uygun bir yer bulduk.
 Babayla birlikte sürüş denemeleri yaptılar.
Olacak bu iş, olacak:))
Akşam üzeri eve geldik. Bilge "Şaşkın Kuğu Yavrusu" diye bir kitap okudu bize. Okuması gün geçtikçe daha netleşiyor. Ben de gelecek edebiyat grubu toplantısı için "Yaban"ı bitirdim. Çok etkileyiciydi. Ardından "Gırnatacı" ya başladım, neredeyse yarıladım ama bir türlü keyif vermedi. Bakalım sonu ne olacak?
Geçen hafta ne kadar aydınlıksa, bugün o kadar kapalı bir hava var buralarda. Olsun ne yapalım, bahar ne de olsa, nazlanacak biraz:)) Güzel bir haftamız olsun...