30.05.2013

Taşınma Halleri

Sonunda taşındık, evi daha tam anlamıyla yerleştiremedim. Çok yoruldum, taşındığımız günün ertesi Koca iş için şehir dışına gitmek zorunda kaldı. Yerleşme işinin tamamı bana kaldı.Hafta sonuna bitiririm diye düşünüyorum. Bilge çok komik, "çok yoruldum" diye dolaşıp duruyor etrafta. Sanki bütün işi kendi yaptı:)) Farkında olmadan insan evde ne kadar saçma sapan şeyler biriktiriyor. O kadar çok şey attım ki, bir de benim malzemelerim Allah'tan ofiste. Niye saklarsın gereksiz saçma sapan şeyleri diye bolca kızdım kendime. İki şampanya kadehi dışında kırılan dökülen bir şey yok. O kadarcık da olur dedim. En komiği kaplumbağanın yemini bulamadım bir türlü, bugün Bilge'yi okula bırakırken hemen yeni bir kutu aldım, yazık hayvan aç kaldı:(
İnsan bir kaç günde bile olsa düzenini ne çok özlüyor. Biran önce her şeyi yerleştirip, ayaklarımı uzatıp kitap okumak istiyorum.

23.05.2013

Kutulara sığanlar

Tek tek yerleştirdik kutulara hayatımızı. Ne çok şey varmış evde, farkına bile varmadığımız, varlığını çoktan unuttuğumuz. Daha tamamının toplamadım evin. Uykularım kaçıyor kaç gündür, yerleşince geçecek biliyorum.Rahat olmalıyım diyorum, Koca'mın rahatlığına gıpta ediyorum. Bilge pek keyifli sağa sola attığı eşyalarını bulup seviniyor. Hafta sonu evin boyası falan yapılacak. Temizlik faslından sonra hafta içi taşınmayı planlıyoruz. Bu arada ofis işlerimin hepsi kaldı, ay ne çok işim var.Ben kaçtım...

20.05.2013

Hafta Sonu

Cumartesi günü atölyede geçti. Bu resmi yaptım. Bilge' de akrilik çalıştı ama onun resmini fotoğraflamayı unutmuşum:))

 Bunlarda güvercinlerim daha bitmedi, haftaya bitiririm diye düşünüyorum.
 Pazar günü okuldaki bayram kutlamalarına gittik. Çok az insandık, bolca küfrettim bayram günü evde yatan zihniyete.
 Ardından arkadaşlarımıza kahvaltıya gittik.
Kahvaltı sonrası onlara sözüm vardı, mantı yaptık.Bugün kollarım kalkmıyor, kalabalıktık, çok yoruldum ama değdi:))

Oradan çıkışta ev bakmaya gittik, şansımız uygun iki ev bulduk, bugün yarın karar verip taşınacağız. Ofise çok yakın, bizim için çok iyi olacak. Akşam Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam' ını bitirdim, çok güzeldi. Evi toplamaya başladım. Telaşlı günler olacak biraz ama olsun, nasıl olsa altından kalkarız diye düşünüyorum.
Güzel bir haftamız olsun....

17.05.2013

Biz geldik...

 Sayılı gün çabucak bitiverdi. Antalya' dan bu sabah döndük. Havanın bizim gidişimizle bozması sonucu, beni çok etkilemeyen, ama Bilge'nin oflayıp pufladığı bir tatil oldu.  Bir gün dışarı çıktık, o da mezarlık ziyareti için.
Kızım anneannemin, babamın ve yengemin mezarlarına çiçekler dikti, su taşıdı, bizimle birlikte dua etti.
 Orada da resimli bir okul duvarı bulduk:))
 Deniz deniz diye tutuşurken bu kadarcıkla yetindik:))
 Ama aslında iyi oldu, annemle çok güzel vakit geçirdik. Bilge' yle patlıcan fidesi diktiler bahçeye.
Yeni dünya topladık ağaçtan,  komşunun dut ağacına dadandık, Bilge bahçede sek sek oynadı. Annemin komşularına oturmaya gittik. Araya bir iki akraba da sıkıştırdık. Sonuç olarak ıslak Antalya' dan çimlenmeden döndük. Bilge okula gitti, ben ofise geldim, şimdi biriken işlerimi halledeyim, hafta sonuna rahat gireyim  diye düşünüyorum. Keyifli bir hafta sonu dilerim.

9.05.2013

Küçük bir kaçamak

Nereden çıktı bu kaçamak demeyin, zira annemi çok özledim. Hafta sonu da anneler günü, Bilge'yi okuldan bir haftalığına kaçırıyorum. Geçen hafta uçak biletlerimizi aldığımızdan beri gün sayıyor. Bikinilerini çoktan valize yerleştirdi:))Yönümüzü Antalya' ya çevirdik, haftaya cuma dönüyoruz. Oradayken yazamam, merak etmeyin, şimdiden bütün annelerin anneler günü kutlu olsun, kendinize iyi bakın...

8.05.2013

Yeni Kitap Kulem ve Okuduklarım

 Yeni kitap kulem fark edildiği üzere Ayla Kutlu kitaplarıyla dolu. Araya bir İnci Aral ve Orwell sıkıştırdım:))
Yeni kitap paylaşımlarımı gören erkek kardeşim beni arayıp "iyi misin" diye sordu:)) Bana en keyif veren iş kitap okumak. Zamansızlık diye bir bahanem yok, güzel kitap tavsiyeleri veren dostlarım var, daha ne olsun değil mi:))
 İlk kitabım Adnan Binyazar' dan "Masalını Yitiren Dev". Yine bir anı kitabı. Gidip gelip kitapçı raflarında gözüme takılırdı ama hep ötelemiştim almayı. Sonunda aldım ve okudum. Yazarında kitabın başında bahsettiği gibi gerçekten çok zor ve acılarla örülü kendi hayatının öyküsü. Dili, anlatımı çok güzeldi ama gerçekten acı bir tat bıraktı bende.
"....ilkokula on dört yaşında başlamış bir edebiyat adamının Adnan Binyazar' ın çocukluk ve ilk gençlik anılarından oluşuyor. Diyarbakır'da başlayıp, yoksulluk içinde geçen bir çocukluk, dağılmış bir aile, çocuk yaşta girilen çalışma hayatı, acımasız koşullar..." (arka kapaktan)
 İkinci kitabım Aımee Bender' dan "Limonlu pastanın Sıradışı Hüznü". Konu olarak çok ilginç gelmişti ama okudukça kopuk,kopuk bir garip anlatı şeklinde geldi kitap bana. İşin özü sevmedim..
"Büyümenin eşiğindeki Rose için hayat, bir sabah geri dönülmezcesine değişir. Zira annesinin yaptığı limonlu pastadan aldığı bir lokmayla, sadece yemeği değil, onu yapan pişiren kişinin duygularını da tatmakta olduğunu anlar..." (arka kapaktan)
 Üçüncü kitabım Alev Alatlı'dan "Viva La Muerte" daha önce de bahsettim bu kitapla okuma dünyamda yeni bir kapı açıldı. Yazara kesinlikle hayran kaldım. Bu nasıl bir birikim, nasıl bir anlatım, nasıl bir zekanın eseridir şaştım kaldım. Or' da Kimse Var mı? serisinin ilk kitabı. Diğer üçünü de aldım, okuyacağım. Kesinlikle okunmalı diyorum.
"...Alev Alatlı "Bu toplumda "biliyor olmak" mutlak suretle bir haksızlığa maruz kalmak demektir" diyor. Çünkü bilgi borçlandırır, anlamak zorunda bırakır.Cahil acıma duygusunu uyandırır. Yıkıcılığı bağışlanır. Bu onların lüksüdür.Oysa aydın, bilgilenmek gibi, bağışlanmaz bir suçtan müebbeten mahkum edilmiştir. Bastığı yerde ot bırakmayan cahili, vicdanının demir parmaklıkları arasından seyreder." (arka kapaktan)

Bol okumalı günlerimiz olsun diyorum...

7.05.2013

Fırından yeni çıktı...

 Bugün  killerimle oynadım, yine film izlerken:)) 1964 yapımı "Alexis Zorbas", nereden akına geldi derseniz, geçen akşam Roman Kahramanları Dergisi' nde Nikos Kazancakis' in hayatını okurken, kulağımda  Theodorakis'in bu film için yaptığı muhteşem müziği çaldı durdu.
 Bugün hazır ofiste kimseler yokken, filmi keyifle izledim. Sirtaki sahnelerini, dönüp dönüp tekrar izledim.
Filmin künyesinde "Zorba'ya göre yenilgiler hayatın kaçınılmaz parçalarıdır ve ancak yenilginin sürekli olarak tadılması ile hayatın zaferlerinin tadına varılabilir" yazıyordu. Ben bu cümle üzerine hâlâ düşünmekteyim, siz ne dersiniz?

6.05.2013

Hafta Sonu

 Hafta sonumuz tek kelimeyle harikaydı. Bir arkadaşımızın köyüne piknik yapmaya gittik. Kalecik yakınlarında Koyunbaba Köyü.
 Arkadaşımızın ailesi oradan yer almışlar, inşaat halinde bir evleri, ve güle oynaya yeni yeni diktikleri ağaçları, asmaları, domatesleri,soğanları ve daha bir çok bitkileri  olan bahçeleri var.
 Arkadaşımızın eşiyle Bilge çok iyi anlaşıyor, Bilge'nin uçurtma sevgisini bildikleri için arabaya uçurtma da koymuşlar.
 Uçsuz bucaksız, evsiz telsiz, köy yamacından havalandırdılar uçurtmayı.
 Sonra da oturup gökyüzünde süzülmesini izledik. Hiç bu kadar yükseğe çıkmış uçurtma görmemiştim.
 Bu kuş en az benim kadar gevezeydi, gitti geldi öttü:))
 Taşların arasından çıkan yabani bitkinin güzelliğine bakar mısınız. Ben bunlara bakarken bahçenin fotoğrafını bile çekmemişim. Oysa küçücük armut ağaçlarındaki, minnak armutlar ne güzeldi.
 Köye yakın ufak bir dere var, biz yaklaşınca kurbağalar pıtır pıtır suya atladı:))
 Piknik yaptığımız yerin önünde tarlalar vardı, yeşil tarlanın bulunduğu yerden başlayıp, aşağı kadar yuvarlanmak geldi içimden:))
 Madımak toplamaya niyetliydik, unuttuk, dönüşe yakın adını bilmediğim ıspanakla kuzu kulağı arası bir ot topladık. Bugün pişirdim mis gibi oldu.
Ailecek pek mutlu, güzel  anılarımızın arasına  bugünü de alnından öpüp koyduk. Eve geldiğimizde hepimiz bir tarafa yığıldık kaldık. Görmemişin pikniği böyle çarpıyor adamı. Bizimkiler tv' ye vurdular, ben Minare Gölgesi' ni bitirdim. Bu arada Bilge  piknik sofrasında bir yemek yedi, ben inanamadım, hatta dokunur mu bu kadar yemek diye bir ara endişelendim ama bir şey olmadı Allah'tan:)) Akşamda birkaç küçük dilek dileyerek, annemin  bahçedeki gül ağacının dibine yerleştirdiği dileklerinin de verdiği rahatlıkla uyudum:))
Güzel bir haftamız olsun, çok konuştum farkındayım, kaçıyorum...

3.05.2013

Haftayı Bitirirken...

 Efendim kocaman bir haftayı bitirirken, uzun süre önce izlemeye başlayıp geçen hafta bitirdiğim "Dekalog" serisinden bahsetmeden olmaz. Krzysztof Kieslowski'nin On Emir' den esinlenerek yaptığı on kısa film. Hepsi birbirinden güzel ve etkileyiciydi, kesinlikle izlenmeli. Ben araya Üç Renk serisini de sıkıştırdım, onlarda çok güzeldi.
Film izlerken boş duramayan elim, bu kolyeyi yaptı. Halkaları ördüm ve birleştirdim. Yanına birer küpe ve bileklik de yapacağım. Alev Alatlı'nın Viva La Muerte' sini bitirdim ve okuma dünyamda Alev Alatlı dönemi başladı diyebilirim. Kitapla ilgili ayrıntıları daha sonra yazacağım. Dün akşam Engin Ergönültaş' ın "Minare Gölgesi" ne başladım, bırakamadım geç saatlere kadar okudum. Sabah herkes uyurken kalktım, devam ettim. Akşamı iple çekiyorum. Bu arada iyi haber Bilge'nin sınıfına yeni bir öğretmen gelmiş, pek sevindik. Hafta sonu için hiç plan yapmıyorum. Hava güzel nasıl olsa, yapacak bir şey buluruz. Güzel ve keyifli bir hafta sonu diliyorum hepimize...

2.05.2013

Şansımıza tüküreyim...

Sene başından beri Bilge' nin öğretmen değiştirip durmasından bahsedip durdum, bu üçüncü öğretmeniydi. Geçen gün okul çıkışı heyecanla "anne öğretmenim hamile olmuuuuş" dediğinde ben bunun olacağını tahmin etmiştim. Öğretmene hiç kızmıyorum sorunlu bir hamilelik yaşıyormuş rapor almış. Umarım sağlıklı bir hamilelik geçirir ve bebeğini kucağına alır. Gelin görün ki sistem denen sistemsizlik karşısında idarecinin bize söylediği "ne yapalım, bir ay için nereden öğretmen bulalım" lafı karşısında sinirlerim zıpladı. Çözüm bulması gereken konumdaki insanın böyle bir soru sorması nasıl bir iştir. Sonunda okulun tek erkek öğretmenin sınıfıyla bizim sınıfı birleştirmeye karar verdiler. Sınıf mevcudu kırkın üzerine çıktı. "Okul önemli değil öğretmen önemli" lafının ne kadar beyhude olduğunu, öğrenmiş bulunmaktayım. Seneye iyi bir okul için ne gerekiyorsa yapacağım. Fotoğrafa gelince kızım "trafik polisi" olmuş:)) Polis abiler bu kimlik kartlarını verip "araba kullanırken babaları telefonla konuşturmayın" demişler:)))

1.05.2013

Hoş geldin mayıs...

 Bol fotoğraflı bir yazı olacak haberiniz olsun:))
 Bu sabah biraz işim vardı, onları bitirince yola viran olduk.
 Hedefimiz Hamamönü' ydü.
" Kaybolduk, kaybolacağız" diyen Bilge baktı ki beni geremiyor,
 "Anladım bugün ayaklarım çok ağrıyacak" dedi, "ağrısın ne olacak "dedim en gaddar yanımla:))
 Biz girerken boş olan bu masalar, dönüşümüzde tıklım tıklımdı.
 Bu evin önünde geçen sene de fotoğrafımız vardı. Balkonda oturan amcayı kıskandım.
 "Ayaklar ne durumda? " sorusuna verilen cevabın fotoğrafıdır bu eblek surat:))
 Bizim Kaleiçi geldi aklıma gezerken
 Bilge çiçekleri sevdi
 Oyuncakçıda oyalandı
 yine çiçek sevdi:))
 Bir ara yolumuzu bulamayınca ortadaki su yolunu takip ettik, Bilge' nin fikriydi:))
En son bir kafeye serildik. Sezonun ilk limonatalarını afiyetle içtik, kızçe çikolata şelalesi diye bir tatlı seçti menüden, ama şelale biraz kuru geldi:)) Dönüşte Kurtuluş Parkı' na uğradık, ardından ofise döndük.Bilge' ye çaktırmıyorum ama ayaklarım çok ağrımış:))