29.06.2013

Biz geldik

 Yazmayalı yıl olmuş gibi geliyor, özlemişim. Bol fotoğraflı bir yazı olacak, hazırlıklı olun:)) Gittik, gezdik, gördük ve geldik. Bir de ben çok yoruldum. Bilge' den sonra köydeki en küçük ben olduğum için çok çalıştım:)) Ama olsun tüm yorgunluğuma değdi. Annemle, yengem gelince sabah erkenden yola koyulduk.Yol manzaralarını seviyorum.
 Yollarda bolca inek gördük, Bilge bayıldı:))
 Ay çiçekleri süzülüyordu sarı sarı tarlalarda.
Yer gök yemyeşil.
Öğlen köye geldik.
 Bilge ' nin kuzenleri de geldi, keyfi bin kat arttı
 Hemen keşfe çıkıldı köyde:))
 Yenebilecek her şeyin tadına bakıldı
 Çileklerin sonuna yetişmişiz, tatları nefisti, dönerken babaanne bir kavanoz reçelinden koydu.
 Fındıklar bu sene bol, eylülde toplamaya gideceğiz.
 Fasulyeler sırıklara dolanmaya başlamış, mısırlara haksızlık etmişim fotoğraflamamışım:(
 Buz gibi akıyordu bu su
 Teyze uzaktan akrabaymış, Bilge'yle bana poz verdiler:))
 Minik eller buz gibi sudan içti
 Yabani otlar, çiçekler  bu kadar mı güzel olur
 etraf kelebek doluydu ama ben bu sineği çekebildim:))
 Renklerin canlılığı, insanın içini açıyor.
 Her yer, her şey  ayrı güzel
Fotoğraflara bunlar sığdı, beş gün kaldık, sonra dönüşe geçtik. Annem bir kaç gün bizimle kaldı, dün o da Antalya' ya gitti. Biz de rutinimize dönmeye çalışıyoruz. Köy çok serindi, Ankara' ya gelince neye uğradığımızı şaşırdık, hava o kadar sıcak ki, Antalya' yı hayal bile edemiyorum. İki gün daha keyif yapıp pazartesi mesaiye başlayacağım, çok işim birikti ama olsun hallederim nasıl olsa... Keyifli hafta sonları diliyorum...

19.06.2013

Birikenler

Zor bir dönemden geçiyoruz, gözüm sürekli haberlerde, elim yüreğimde. Kimsenin canı yanmasın diye dua ediyorum. Yazmamak, paylaşmamak beni çok bunalttı. Aynı şeyleri yazmak da keza öyle. Bugün okuduğum kitapları paylaşmak istiyorum. İlk kitabım Engin Ergönültaş' tan "Minare Gölgesi" Benim için çok farklı bir deneyimdi.Oldukça fantastik ama bir o kadar da gerçek ve etkileyiciydi. Kesinlikle okunmalı diyorum.
"Bir yoksul mahalle peyzajı... Sürüsüne bereket kedi köpek, cam çerçeve,mutfak soba, duvar kaldırım,cami minare değil ama sadece insan hallerini, kalpleri nazmeden bir peyzaj..."( arka kapaktan)
İletişim yayınları,367 sayfa, 2013 basım yılı.
 İkinci kitap; Ayla Kutlu' dan "Hoşça Kal Umut". Ayla Kutlu kitaplarına sardığım malum, okunacaklar kulem de ki kitaplardan biriydi. 1987 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Ödülü' nü almış.  İlginç bir kitaptı benim için, çok uzak olmayan tarihte geçen hem ülkenin hali, hem farklı bir aşk hikayesi.
"12 Mart askeri darbesi daha özgür bir Türkiye' yi kurabileceklerini sanan gençlerin yaşamlarını fırtına gibi biçti.Ölenler, ölümle cezalandırılanlardan başka, gençlerin birçoğu mahpuslara tıkıldı. O kadar gençtiler ki henüz yaşam hakkında deneyim kazanmamışlardı. Hoşça Kal Umut, bir yandan o gençlerden biri olan Oruç 'un yaşamla yüz yüze gelişinin öyküsü, öte yandan 12 Eylüle doğru hızla giden ülkedeki insan avının doğurduğu trajedidir..." (arka kapaktan)
Bilgi yayın evi , 195 sayfa. 4. baskı 2011
Üçüncü kitabım Yusuf Atılgan' dan "Aylak Adam".Yusuf Atılganın eşsiz kaleminden, çok etkileyici bir roman Aylak Adam.
"Her şeye "karşı" duran, "karşı" çıkan, "karşı" olan bir adam... Aylak Adam. Bir adı bile yok "C" diyor Yusuf Atılgan kısaca. C. sıradanlığa, tek düzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. Ham farklıyı, ham doğru olanı arıyor. Çabasının da boşuna olduğunun farkında üstelik..." (arka kapaktan)
YKY, 155 sayfa. ilk baskı 1959

Üç kitap daha var okuduğum onları dönüşte anlatırım. Dönüş deyince kısacık bir kaçamak yapıyoruz. Annem ve yengem Antalya' dan gelip bize katılacaklar. Hep birlikte Ordu' da ki köye gideceğiz. Bize çok iyi geleceğini düşünüyorum. Dönüşte görüşmek üzere...

14.06.2013

Karne zamanı

 Bugün büyük gündü. Salı günü okuma bayramı yaptılar. Öğretmenler hayatlarında bir ilk yaşayıp, eskiden kasım ayında yaptıkları okuma bayramını bu sene haziranda yaptılar. Neyse çocuklar okuma yazmayı öğrendiler ya buna da şükür diyoruz artık ne yapalım.
Karnemiz pek mutlu etti bizi, bu arada eskiden ne güzeldi karneler, öğretmenin güzel el yazısıyla yazılırdı, şimdi sanki hepsi aynıymış, hiç bir özelliği yokmuş gibi geliyor.

 Allah' tan çocuklar bunun farkında değil, onlar her daim mutlu. Umarım hep mutlu olurlar.Koca bir seneyi bitirdik, Bilge bu karnenin karşılığını "yeni bisiklet "olarak  belirledi. Bize de almak düşecek artık:))

10.06.2013

Doğayla başbaşa

 Bilge'nin "muhteşem bir yer" diye tanımladığı Ayaş' ın İlhanlı Köyü' ne gittik. İlk kez bir patpata bindik.
 Dere kenarına geldik. Ufacık aktığına bakmayın, çocuklar balık bile tuttular bir zamanlar coşkuyla akan, şimdiki bu derecikten.
 Ağaçların hepsi meyveye oturmuş.
 Hangisine elimizi uzatacağımızı bilemedik.
 Kirazlar o kadar bereketliydi ki, dalları yerlere değiyordu.
 Tatlarını tarif edemiyorum, o kadar güzeldi.
Kirazı görür de dutlar durur mu, onlarda sarkıtmışlar  dallarını. Akşam üzeri Bilge eve dönerken astı suratını , " ne güzel bir yerdi, keşke eve dönmeseydik" dedi. Ah güzelim keşke, keşke gözümüzün görebildiği her yerde ağaçlar, yemyeşil bir doğa olsaydı. Keşke evimizin kenarından derler aksaydı, keşke insanlar doğaya, diğere insanlara saygılı ve korumacı olsaydı....




7.06.2013

"Bir deniz anasıdır umut..."

"Bir deniz anasıdır umut  taa suların ortasında,
açılır
kapanır
açılır
kapanır
kapanır
açılır..."

Can Yücel

Biz annelerin en büyük kaygısı çocuklarımızın geleceğidir. Geçen haftaya kadar  kör karanlık olan geleceğe dair düşüncelerim,  bu ülkenin muhteşem insanlarınca aydınlandı. Bir hafta önce rüyamda görsem inanamazdım bu günleri. Umuduma sımsıkı sarılıyorum...

3.06.2013

1 Haziran cumartesi

Cumartesi günü her zamanki gibi kalkıp kursa gittik. Kursumuz Kızılay'da, biz giderken bir şey yoktu. Bir kaç saat sonra ortalık darma duman oldu. Polis her yeri biber gazına buladı. Çocuklar bale dersindelerdi, camlar açık olduğu için biz kapatana kadar içeriye dolan gazdan etkilendiler, öksürerek çıktılar. Dışarıda gencecik çocuklara polis etmediğini bırakmadı. Helikopter sürekli tepemizde dönüp duruyordu, meğerse o da gaz atıp duruyormuş. Aşağıda zor durumda olanları yukarı çıkardık, kızcağızın birisi gözünü açamıyordu, merdivenleri kolumuzda çıktı. Kendi milletine böyle davranan polise yazıklar olsun.Onların başındakilere, onlarında başındakilere hepsine yazıklar olsun. Yedi yaşındaki kızımın  "polis bunu neden yapıyor" sorusuna kendileri cevap versinler. "Ben onların bu kadar kötü olduklarını bilmiyordum" diyor , ben de bilmiyordum. Görev, emir kulu hepsi hikâye, vicdansızlık ve acımasızlıktan başka açıklaması yok bunun. Bu kırılma noktasının yaşanacağına dair hiç umut yoktu içimde, gençler beni utandırdılar. Ama bu saatten sonra gerçekten duyarlı olmak lazım, haklıyken haksız duruma düşülmemeli. Bu arada gözü kapalı medyaya biz de gözümüzü kapattık, izlemiyoruz. Baş belası sosyal medya ve başından beri yayın yapan bir kanal yetiyor.
Bu arada sabah Bilge çiçek açmıştı:)) yani su çiçeği oldu, bekliyordum çünkü okulda cuma günü bir kaç çocukta gördüm. Sabah doktora gittik, beş gün rapor verdi. Gözümü üzerinden ayırdığım anda kaşınmaya başlıyor. Krem falan da sürdüm ama dayanamıyor galiba. Neyse ben kaçıyorum, dikkat edin kendinize...