29.07.2013

Hafta sonu

 Hafta sonu sakin geçti. Cumartesi Bilge' yi bilgisayar ve satranç derslerine götürdüm. Ardından uzun süredir görmediğim kuzenimle buluştuk. Sohbet, muhabbet akşamı ettik. Onun dışında bu iki kitabı okudum. "Peri  Gazozu "müthişti. "Olduğu Kadar Güzeldik" için beklentim çok yüksekti sanırım, umduğumu çok bulamadım. Ayrıntılar sonraya.
Aylık dergilerimi okudum. 
Güzel şarkılar eşlik etti.
Bilge sekizinci dişini de soğukkanlılıkla kendi çekti:)) Arkadaşımın yeni doğan bebişini görmeye gittik. Üçümüzde şaşkın baktık "bu kadar küçük mü oluyordu bebekler" diye. Allah sağlıklı ve güzel bir ömür versin Serra bebeğe. En son semt pazarına uğrayıp, bol bol yeşillik ve bu sene hasret kaldığımız domatesi doldurduk poşetlere, alışverişi tamamlayıp, kendimizi eve attık. Bu sabah evi toparla, akşama yemek yap, Bilge' ye keman çalıştır bu saati buldu ofise gelmem.Neyse güzel bir haftamız olsun....
.

26.07.2013

Bir film, bir kitap

 Dün  Krzysztof Kieslowski' nin "Keyfim Şöyle Böyle" belgeselini izledim. Çok güzel, etkileyici bir filmdi. Filmde hem yönetmenin kendisine, hem de yakın çalışma arkadaşlarının izlenimlerine ve anılarına yer veriliyor. Sonuçta ortaya Kieslowski' nin etkileyici bir portresi ortaya çıkıyor. Yönetmenin ölümünden birkaç ay önce çekilen bu belgesel benzersiz bir tanıklık sunuyor. 1996 Marsilya Belgesel Film Festivali' nde ve 1996 Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali' nde "En İyi Belgesel " ödülü almıştır.(filmin tanıtım yazısından)
 Kendi deyimiyle "çok naif bir adam" ı izledim, sizde  izleyin derim.

Gelelim kitaba Ayla Kutlu' nun "Islak Güneş"i.  Sevdiğim Ayla Kutlu tadını aldım bu kitapta, sebebi anıları olmasıydı sanırım. Çocukluğunun geçtiği kentin zamanla değişimi, bu değişime sokağın, komşuların, kendi ailesinin katılımı anlatılıyor bu kitapta. Yine yokluk, yoksulluk, samimiyet var anlatılanlarda. Sokak çeşmesi öyle tanıdık ki, benim çocukluğumda meydanda bulunun, buz gibi suyu akan çeşme sanki. Kaderleri de aynı, bir takozla ağzı kapatılan. Zaten arka kapakta şöyle diyor " Ayla Kutlu Islak Güneş' le kocaman bir tablo yapmıştır sanki; herkesin bir köşesinde kendisini bulabileceği, çok renkli , canlı bir tablo..."
Kitap Bilgi Yayınları' ndan çıkmış. İlk baskı 1980, bendeki üçüncü basım 2002 tarihli.217 sayfa.
Keyifli okumalar ve güzel filmlerle dolu günler dilerim:))

25.07.2013

Boncuklarım

 O kadar çok boncuğum birikmiş ki, üstelik uzun zamandır elime almıyorum. Bu hafta hep boncuklarla oynadım dersem yeridir.
 Hapishane işi favorim, boncukları dizdikten sonrası çok kolay.
 Renk renk öreceğim galiba,
 arada böyle kıvırıyorum da:))
 Örmeye üşenince böyle bir model çıkıyor ortalığa:))
Bir de bu yeni uydurduğum kolye var. Boncuk kısmı iğneyle, geri kalan kısımı tığla yaptım. Özellikle film izlerken çabucak bitiveriyor. Bu işin en sıkıcı yanı, boncukları dizmek. Neyse elimde bir tane daha var ben ona devam edeyim, eşlikçim Kieslowski' nin yaşamını anlatan belgesel film "Keyfim Şöyle, Böyle" olsun. Ben kaçtım...

23.07.2013

Temmuz Kitapları

 Buraya aktarmakta geciktiğim, okuduğum kitaplardan bahsetmiştim. Yakalayamadım bir türlü ipin ucunu. Baktım temmuz ayı başında kalmışım, bugün kısa kısa bahsedeyim istedim.
İlk kitabım Orwell' den "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört". Çok güzel bir kitaptı, beklediğim gibiydi. Filmini izlemeye çalıştım ama hiç beğenmedim ve sonunda kapattım. Ya filmini izleyeceksin ya da sadece kitabı okuyacaksın. Bir kez daha ispatlandı, ikisi birlikte asla:((
 Efendim yeni kahramanım Süreyya Sami. Tam dişime göre bir polisiyeydi. Hiç yormadı, hiç sıkmadı. Barış Uygur' un yazdığı "Feriköy Mezarlığı' nda Randevu" bir günde bitti, heyecanla diğer kitaba başladım.
 "Cehennem Çiftliğinden Kaçış" bu kitapta akşamına kalmadı bitti. Ben sevdim Süreyya Sami'yi. Şiddetle tavsiye ederim:))
 Filiz Aygündüz' ün "Kaç Zil Kaldı Örtmenim" kitabı beni çok etkiledi. Kitap üzerine günlerce konuştum yakın çevremle. Kendimi "önyargısız " diye tanımlardım, bu kitapla hiç de öyle olmadığımı gördüm. Okumadıysanız mutlaka okuyun derim.
 İnci Aral' dan "Unutmak" çok güzel bir anı kitabıydı. Önceleri soru cevap şeklindeki anlatımını yadırgamıştım, ama sonra gözüme batmadı. Koca bir hayatı okudum. İçimi burkan anıları. Sonra kalktım "Kapı" yı tekrar okudum, gerçek olduğunu bilmenin verdiği iç sızısıyla....
 Yusuf Atılgan' ın son romanı, yarım romanı "Canistan" Keşke daha uzun yaşasaydı, daha çok yazsaydı. Kesinlikle okunmalı.
 Latife Tekin 'den "Berci Kristin Çöp Masalları" , yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve ben bu masalları sevemedim. Bir türlü içine almadı beni.Belki ilerde  bir zamanda tekrar denemeliyim.
Ve sevgili Kocamın hediyesi "AraName". Semra Aktunç ve Hulki Aktunç tarafından hazırlanmış "Bir Ara Güler Kitabı" kitaplığıma kaldırmaya kıyamadığım bir çalışma, günlerdir başucumda. Sayfalarını açıp fotoğraflara bakmak, ayrıntılara, ışığa hayran olmak ayrı bir keyif.
Temmuz ayına birkaç kitap daha sığdırabilirim diye düşünüyorum. Hızlı ve kısa kısa oldu kitap bahisleri, bundan sonrakilerde söz telafi edeceğim...

22.07.2013

Hafta Sonu

 Cuma akşamı öncesinde iftara gidelim diye düşünüp, sonradan çay içmeye Hamamönü' ne gittik. Allahtan fikir değiştirmişiz, o kalabalıkta yediğimizden bir şey anlamazdık zira."Ramazanda Hamamönü kalabalık oluyor" dendiğini duymuştum ama böylesini tahmin etmiyordum, hiç sevmedim bu halini.
Sanki bütün Ankara oraya gelmiş, Bilge bu arkadaşlara "Ramazancılar" diyor. Stantları gezdik, biraz çay içtik, hava da serindi zaten eve geldik. Cumartesi Bilge'yle içimizden alışveriş canavarı çıkınca, pazar günü annemin deyimiyle" kırdık dizimizi oturduk evimizde". Ben kitap okudum, Koca uyukladı, Bilge  psp' de satranç oynamaya adadı kendini . Arada buluşup film izledik, sonrasında misafir geldi, sohbet uzadı, geç yattım, erken kalktım, sersem gibiyim, günün bu saati oldu hâlâ toparlanamadım. Neyse haftamız güzel geçsin dileklerimi yollayıp, kaçayım...

18.07.2013

Dikiş Makinesi

Bundan yaklaşık dört yıl önce Ankara' ya taşınırken annem bu makineyi bana verdi. "Yırtığını, söküğünü dikersin " dedi. O zamana kadar yırtığımızı, söküğümüzü kendisi dikiyordu. Bu dört yıl boyunca, geçen sefer geldiğinde gösterdiği kadarıyla biraz dikiş dikmeye yeltendim. Alt mekikteki iplik bitince, benim dikiş maceramda sona erdi. Yıllar önceydi, memleketteki evimizdeydik. Anneannemin anneme verdiği "kara makine" denilen Singer dikiş makinesine bayılırdım. Annem o makinede mucizeler yaratır, bize çok güzel giysiler dikerdi. Çocuk aklı işte, makinenin başına oturunca bende öyle güzel şeyler dikerim zannediyorum. Ama annem asla oturmama izin vermiyor. Bir gün evde olmadığı zamanı kollayıp, heyecanla makinenin başına oturdum ve parmağımı dikme başarısını gösterdim. En ilginç yanı da bunu annemden gizledim. Tabi ondan sonra başına oturmak için hiç heveslenmedim. Bu gelişinde anneme bunu itiraf ettim. Neyse annemle güldük halime, parmağımı nasıl sakladığıma şaşırdık, sonra bana tekrar mekiği nasıl takacağımı gösterdi. Annem gittikten sonra ben yine tıkır tıkır dikerken iplik bitti. Mekiği çıkartmaya çalışırken mekiğin yuvası elimde kaldı. Biran kafamdan aşağı sıcak sular döküldü, neyse uğraş uğraş takabildim. Sonra bir kaç kez söküp çıkarttım. Mantığını anladım, geç oldu ama dikiş makinesiyle barıştık Şimdi elime geçen her şeyi tıkır tıkır dikiyorum, dikmeye çalışıyorum:))

16.07.2013

Yeniler

Uzun süredir yeni bir şeyler yapıp, buradan paylaşmıyorum. Aslında boş durmuyorum, bir şeyler mutlaka çıkıyor ortaya ama malum keyifsiz bir yaz yaşıyoruz, tüm olanlara rağmen rutinimi bulma çabası içindeyim. Malzeme almaya gittiğimde hep içini doldurabileceğim metal uçlar arıyorum. Bu iki kolye ucu son bulduklarımdan.Minik güller olmazsa olmazım. Bu kolyede hazır titanyum kordon kullandım. 

Buda ilginç bir kolye oldu, aslında takınca daha güzel duruyor. Kendimi fotoğraflamayı beceremediğim, kolyenin de Bilge' nin gerdanı için büyük olmasından dolayı, böyle fotoğrafladım. Biraz oradan, biraz buradan cici bir kolye oldu. Biraz da boncuklarla oynadım, onlarda bir daha ki paylaşıma artık. Bilge bebeklerini bisikletinin sepetine bindirmiş, dolap beygiri misali ofisin önündeki ufacık parkta dönüp dönüp duruyor. Her akşam işveren edasıyla okuldaki tadilatı denetleyip, çok yavaş çalıştıklarından dem vuruyor."Unutmak" bitmek üzere, ne hayatlar yaşanıyor, insanlar ne acılar yaşıyor diyorum sayfaları çevirirken. Bu arada bugün sevgili Leylak Dalı Trt Radyo 1 ' de "Canlı Okumalar" programına konuk oluyor, heyecanla ve merakla bekliyorum yayın saatini. Bu günlük benden bu kadar, iyi bakın kendinize ve sevdiklerinize...

15.07.2013

Hafta Sonu

Cumartesi günü Bilge' yi Yakınımızdaki bir çocuk klubüne götürdüm. Satranç ve bilgisayar derslerine girdi. Çok hoşuna gitmiş. Ömrüm boyunca beceremediğim, daha doğrusu hiç kafa yormadığım satranç oyununu öğrenmek bana kalıyor. Hallederim herhalde:)) Cuma günü yavaştan öksürmeye başlayan Bilge Cumartesi gece çok fena oldu. Gece uyanıp bir posta balgam kusunca ancak rahatlayabildi. Pazar günü dışarı çıkmayalım dedik. Hatta uyuya kalmışız uzun süre. Sonrasında mecburen dışarı çıkıp evdeki eksikleri aldık. Televizyonun başına kurulup ard arda bir sürü film izledik. Uzun süredir film izlemiyorduk birlikte, iyi oldu. Gece deliksiz uyudu Bilge, sabah uyandığında biraz öksürdü. Birkaç güne kadar atlatır diye düşünüyorum. Her sene yaz gelsin diye kıştan söylenmeye başlardım, nedense bu yazı hiç sevmedim. Hava çok dengesiz, bir bunaltıyor, bir üşütüyor. Şikayet etmekten ziyade, duygularımın değişmesine şaşıyorum.  Pazar günü İnci Aral' ın "Unutmak" kitabına başladım. Soru cevap şeklinde olması dışında çok iyi gidiyor, bunda anı kitabı olmasının büyük payı var. Güzel bir haftamız olsun diyerek, kaçıyorum. İyi bakın kendinize...

12.07.2013

Yedinci Diş

 Önceki gün akşam üzeri ofisten eve feci bir baş ağrısıyla döndüm. Bilge' ye "ben biraz uyuyayım, bu anca öyle geçer" dedim. Tam gözlerimi kapatırken bizimki "anne dişim sallanıyor" dedi."Baba gelince çekersiniz"
diyerek tekrar gözlerimi kapattım. Tam dalmak üzereyim, hatta dalmış bile olabilirim "anne dişim tık dedi", "Bilge birazdan çığlık atacağım, sen beni uyutmuyorsun" dedikten sonra "tamam tamam uyu artık "dedi. Bir süre sonra tepemde zıplarken buldum. Elinde minnak dişi "bak bak kendim çektim, hiç acımadı"ağlasam mı gülsem mi bilemedim  "ben en iyisi ağrı kesici alayım" dedim:))
Diş kutusuna böylelikle yedinci dişte eklenmiş oldu. Bu arada Bilge' den acayip şikayetçiyim. Kendisini "tembeller kraliçesi" ilan etti. Bir şey yaptırabilmek için çok sıkı pazarlık yapmak gerekiyor. Her şeyi sermiş durumda. Sorumluluklarını hatırlattığımda ise, direk vicdanıma oynuyor "ben çocuğum ve tatildeyim" diyor. Eyvallah tatilde anlıyorum ve sıkıştırmıyorum. Bu seferde "çok sıkıldıııııım" diyerek dolaşıyor etrafta. Ortasını bulamadık yani. Ben de fikir sabit "tatiller bu kadar uzun olmamalı"...

11.07.2013

Okumaya devam

 Okuduklarım birikti, buraya aktarmakta biraz yavaş kaldım. Ayla Kutlu okumaya devam ediyorum. "Cadı Ağacı" şimdiye kadar okuduğum Ayla Kutlu kitaplarından en sıkıcı ve en zor okuduğum kitabıydı. Belki başka bir dönem okuduğum zaman daha farklı hissedebilirim ama şu dönemde kapağı dışında beğenemedim.
 Serinin ikinci kitabı "Nuke Türkiye!" yine çok ilginçti. Sıkı bir Alev Alatlı okuru olma yolunda ilerliyorum.
"Bu toplumda "biliyor" olmak mutlak surette bir haksızlığa maruz kalmak demektir. Çünkü bilgi borçlandırır, "anlamak" zorunda bırakır. Cahil acıma duygusu uyandırır. Yıkıcılığı bağışlanır. Bu onların lüksüdür. Oysa aydın, bilgilenmek gibi bir suçtan müebbeden mahkum edilmiştir. Bastığı yerde ot bitmeyen cahili vicdanının demir parmaklıkları arasından seyreder" diyen Alev Alatlı ikinci kitapta, cehaletin sadece bizim toplumuza özgü olmadığınını anlatıyor (arka kapaktan) Bu arada fark ettim ki, Alev Alatlı okurken kusursuz bir resme bakıyormuşum gibi hissediyorum.
 Ve Eva Luna. Muhteşem bir kitaptı. Isabel Allende özel yazarlarım arasında yerini aldı. Nasıl güzel bir dil, nasıl güzel bir kurgu. Su gibi akıverdi kitap. Diğer kitapları da listemde. Yine okumak için geç kaldığımı düşündürdü bana, okumadıysanız mutlaka okuyun derim.
 Artık alışkanlık haline gelen YKY ziyaretimizde aldık bu güzel kitabı. Mumuk çok tatlı bir kız çocuğu.
 Bu kitapta harfleri öğreniyor, Selçuk Demirel' in anlatımı da, çizimleri de harika. Arkadaki dantel perdelere bayıldım.
 Her karede mutlaka var ve çizimler o kadar sıcacık ki,
Bilge okuduktan sonra, ben resimlere bakmaya devam ettim:))
Bol okumalı günlerimiz olsun...

9.07.2013

Yeni resimler ve kitaplar

Atölyeye biraz ara verdik. Üç yıldır ilk kez ara veriyoruz. Bilge' nin isteğiydi "biraz tatil yapalım" dedi, bizde bayram sonrasına kadar ara verme kararı aldık.Bilge geçen hafta yaptı bu resmi. Ne zamandır "portre çalışmak istiyorum" diyordu. Akrilik boyalarla çalıştı, güzel de oldu bence.
 Bende yarım resimlerimi tamamlayıp, çerçevelettim. Evde boş duvar kalmadı neredeyse:))
 Yaparken kıvranıyorum, beğenmiyorum ama çerçeveye girince bir haller oluyor resimlerime. Evde sık sık kendimi önlerinde bakarken buluyorum:))
Geçenlerde İşbankası Yayınları' na uğramıştım, bu iki kitabı oradan aldım,üstelik indirimde yaptılar ilgilenenlere duyurulur. İksi de çok güzel, bakmaya okumaya doyamıyorum.

8.07.2013

Piknik

 Pazar günü pikniğe gittik. Piknik yerleri çok kalabalık oluyor diye biz erkenden Mavi Göl' de yerimizi ayarladık. Arkadaşlar gelene kadar biz kahvaltı, çay faslını yaptık. Bir ara Bilge ve Koca bisiklet sürmeye gittiler, ben kitap okudum.
 Günün en güzel saatleriydi. karşımda göl, ağaçların arasında öten kuşlar keyifle kitabımı yarıladım.
Bizim maymun önce" üşüdüm "diye dolandı, sonra "sıcak bunaldım" diye. Akşam üzeri midelerimiz tıka basa dolu, açık havadan yorgun düşmüş vaziyette eve geldik. Banyo faslından sonra hepimiz uyuya kalmışız:)) Bugün Bilge' nin arkadaşı geldi Almanya' dan karşı komşumuzun torunu. Sabah erkenden onlara gitti, çağırsam gelmez şimdi, neyse güzel bir haftamız olsun...

4.07.2013

Günler geçerken

Salı günü Bilge'yle sinema keyfi yaptık. "Sevimli Canavarlar Üniversitesi" filmine gittik.Çoğunluk sivilceli yeni ergenlerle izledik filmi.  Kaç zamandır izlediğimiz animasyonlar hep üç boyutluydu, bu biraz garip geldi önce ama çok komikti. Salonda sonuna kadar açılmış klimalar yüzünden bir ara dişlerim tıkırdayarak güldüğümü fark ettim:) Arada görevlilere söyledim ama pek bir işe yaramadı. Allah'tan Bilge için yanımda kalın bir şeyler vardı.O çok fark etmedi. Filmin sonrasında bol bol birbirimize öcü muamelesi yapıp, "bööööö" dedik:)) Dün de misafir ağırladık. Evde on ikiyle bir yaş arası dört çocuk olunca hiç bir şey anlamadım. Ne sohbet edebildik, ne oturabildik, garip bir zaman geçti yani. "Bin dokuz yüz seksen dört" hızla devam ediyor, elimden bırakamıyorum. Ofis işlerimi hâlâ rutinine oturtamadım. Çabalarım bu yönde devam ediyor. Bilge de bisiklet sürebilecek mekân araştırması içinde. Bizde durumlar böyle, kaçtım ben, kendinize iyi bakın...

1.07.2013

Keyfimize diyecek yok:))

Karne hediyesi olarak istemişti yeni bisikleti.Dün babayla kafa kafaya verip, bu koca bisikleti aldılar. Vitesli falanmış, ben pek anlamam ama çok ağır, eve indir çıkar canım çıktı. Akşam üzeri Bilge' yle düştük yollara, o bisikletli, ben yaya. Arabalardan tırsa tırsa, yolda sürdü. Karşıdaki okulun çatısı yapıldığı için bahçesine giremiyoruz. Sinir olduk ama keyfimiz kaçmadı yine de:)) Orwell' in "Bin dokuz yüz seksen dört" kitabına başladım. Bizimkiler televizyonda pizza görüp, akşamın bir vakti bana uyduruk pizza yaptırdılar. Normal zamanda bin tane kulp takacakları pizzayı, silip süpürdüler:)) Bugün Bilge'yle çok işimiz var. Şu anda koltuğumun tepesinde yazdıklarımı okuyor, çok garip bir duyguymuş bu:)) Artık onu rahat rahat çekiştiremeyeceğim sanırım. Neyse biz kaçtık, güzel bir haftamız olsun...