30.09.2013

Hafta Sonu

 Önce Tuncel Kurtiz, ardından Turgut Özakman' ın ölüm haberleri beni çok üzdü. Cumartesi kursta aptal aptal dolaştım. Pazar sabahı "hurdacıııııı" sesiyle sekizde uyandım. Kahvaltı faslından sonra, Bilge' biraz ödev yaptı. Ardından kursa bıraktık. Hayatının ilk sınavına girdi o gün, İngilizce dersinden. Bilge çok iyi geçtiğini söyledi. Sonuçları karnede görecekmişiz.
 Akşam üzeri Bilge'yi alınca Koca "balık yemeye gidelim" dedi. Bilge ağzını şapırdatıp "muhteşem bir fikir" deyince, ben "önce biraz göl havası alalım" dedim.
 Uzun süredir gitmiyorduk
 Mangalcıların dumanlarını aştıktan sonra, mis gibi göl havası iyi geldi.
 Oltalar sıralanmıştı ama ne kova gördüm etrafta, ne de balıkçı:))
Baba kız oradan oraya hoplayıp zıpladılar, ben akıllı akıllı fotoğraf çektim.
Ardından balıklarımızı yedik, eve döndük. Bilge yarım kalan ödevinin başına, Koca tv'nin önüne kuruldu.Bende üç saksıyı toprakla doldurup, diğer saksılara sokuşturduğum küçük kökleri ayırıp dikerken, "başka ölüm haberleri duymamayı "diledim...

27.09.2013

Haftayı Bitirirken

Bu haftada biterken biz hâlâ sabah erken kalkmalara alışamadık, ama daha az sızlanıyoruz.Bu hafta biraz sıkıntılı geçti benim için, sanırım biraz üşüttüm o da karın ağrısı şeklinde bana dönüş yaptı. Kışlıklardan ilk çorapları çıkartıp, sabahtan kat kat giyinip, öğlen katları atıp, akşam katları tekrar giyip çözmeye çalıştım. Sanırım hafta sonu toparlarım. Mağda Szabo ' nun "Yavru Ceylan" kitabına başladım, iyi gidiyor. Kitap siparişi hazırlarken "Acı Çiklota" yı yazdım, sonra dayanamayıp filmini izledim. Çok güzeldi, kitabı da okuyacağım. Film bu kadar güzelse, kitap çok daha güzeldir diye düşünüyorum. Bilge haftaya sümüklü başlamıştı, onuda pekmez, zencefilli bal karşı saldırısıyla  toparladık, bir şeyi kalmadı. Hafta sonu için tek dileğim uzun uzun uyumak, ama biliyorum alakasız bir sesle erkenden uyanacağım. Neyse güzel geçsin  hafta sonumuz, keyifli olsun...

26.09.2013

"Veciz Sözler"



Allahım bir kitap bu kadar mı güzel olur? Barış Bıçakçı yazarsa, evet bu kadar güzel olur. Nasıl anlatayım bu kitabı? Biliyorum anlatamam, okumadıysanız kesinlikle okuyun. Okumakla kalmayıp, kelimeleri, cümleleri sevecek, bağrınıza bakacak, dönüp dönüp tekrar okuyacaksınız. Ufacık bir ipucu vereyim, arka kapaktan;
"Uzaktan ama içten dostluklar için güzel bir macera, insanın kendine dönmesine omuz veren sağlam bir arkadaş olan radyonun aracılığıyla kesişen yaşantılar var Veciz Sözler' de. Verilen anahtar kelimeyle veciz sözler "üretilmesini" isteyen bir radyo programının zihinlerde, gönüllerde, içe bakışta açtığı kapılar..."

Keyifli okumalı, günler diliyorum.





25.09.2013

Dünden kareler

 Sabahın kör gözünde kalkıp, bebemi okula bıraktıktan sonra, yollara viran olup bu güzel kahvaltı sofrasına kuruldum. Yanında keyifli bir sohbet eşliğinde. Kızlar seviyorum sizi:))
 Öğlen Bilge'yi almak için okula geldim, erken gelmişim. Baktım rüzgar beni oturtmayacak, aldım elime fotoğraf makinemi, Allah ne verdiyse çektim:))
 Yenmiş/yenmemiş elma:))
 Ağaç gövdeleri o kadar güzel ki

 Makinenin ayarı balık gözünde kalmış, kedinin de acelesi vardı:))


Akşam çok soğuktu, kombiyi açtık, Koca odanın şeklini şemalini değiştirdi, ben Bilge'ye banyo yaptırdım. Bugün için yemek yapıp, kitap okurken uyuya kaldım.

23.09.2013

Yıllar oldu...

"Annem, kızım ve ben mezarlığa gidiyoruz. Girişte çiçekçiden çiçek alıyor annem, artık tanış olmuşlar, çiçekçi kadın kocaman bir yoğurt kabı veriyor emanet, çiçekleri içine koyuyoruz. Kızım tutuyor sapından kovayı, keyifle taşırken "mezarlığa gelmeyi seviyorum, yemyeşil bir yer burası" diyor, annem yürürken mezar taşlarını okuyup, teselli arıyor. Kızım harf sıralarını fark edip, harfleri okuyor. Bütün alfabe orada. Tüm ölmüşleri ayırıyor birbirinden. Mezarın başına gelince, önce kurumuş otları yoluyoruz, ardından toprağı suluyoruz. Çiçekleri yerleştiriyoruz özenerek. Ben sümüklü böcekleri kovalıyorum. Mezar taşını yıkıyoruz, toprağın ve mermerin susamışçasına suyu emişini izliyorum. Kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum, önümdeki topraktan daha tanıdık geliyor...Dönüş yolunda kızımın elinde sallanan boş yoğurt kovasına bakarken, kaç kişilik bir yoğurt kovası olduğunu tahmin etmeye çalışıyorum. Kızım yine harfleri okuyor, annem diğer mezar taşlarını. Ben anılarıma sarılmış, içim bom boş hissediyorum..."
Son ziyaretim sonrasında yazmıştım bu satırları. Eylül yine geldi, ben dillendirmedim eylül ayına kırgınlığımı. Bugün takvimler yıllar geçtiğini gösteriyor, babasız kalışımın üstünden. Ama yüreğim dün gibi aynı acıyla kavruluyor. Hâlâ her "baba" kelimesini duyduğumda içim acıyor, her ambulans sesinde donup kalıyorum. Babamın sesini unutmaktan ödüm kopuyor, kızıma onu anlatmaya çalışıyorum ama her defasında yetersiz kaldığımı hissediyorum...

"Bu fotoğrafı daha öncede koymuştum, en sevdiğim fotoğrafımız bu. Babam, ben ve annem"

20.09.2013

Haftayı bitirirken

Bu hafta hiç bitmeyecek sandım, okulun açılmasıyla beraber evin tüm düzeni alt üst oldu. Geçen sene öğlen okula gidiyordu Bilge. Gerçi o zamanda" çok geç bitiyor okul "diye şikayet ediyordum. Bu sene sabah sekiz buçukta başlıyor, öğlen kırk beş dakika öğle arası var, sonra ikide çıkıyorlar. Veli toplantısı yapıldı, sınıfımız on sekiz kişilik. Toplantıda yine hep anneler vardı, her kafadan bir ses. Kafam sepet gibi oldu, toplantı sonuna kadar. Bu sabah yanımıza bir veli yaklaşıp "Bilge sen misin "diye sordu. "Ben Ömer'in annesiyim, dün onu düşürmüşsün kolu mosmor olmuş, bir daha böyle bir şey yapma" dedi. Ben şaşkın Bilge'ye baktım. Bilge önce "ben bir şey yapmadım "gibi bir şeyler geveledi. Ben kadına "Bilge durduk yere zarar veren bir çocuk değildir" derken Bilge "Ömer bana tokat attı, o başlattı ben ittim vurmasın diye, o da düştü" dedi. Kadın "haa öyle mi oldu.ben sorarım ona yapmasın bir daha" dedi ve gitti. Bilge'nin gözleri doldu, ben öğretmeni buldum. Durumu anlattım, veliyle konuşmasını ve direk çocuğa bir şeyler söylemek yerine ona söylemesi gerektiğini söyledim. Çocukların kendi aralarında halledemeyeceği bir konunun muhattabının öğretmen olduğunu belirttim. Bilge'yle de konuştum, sinirlerim bozuk ofise geldim. Biliyorum böyle insanlar hep olacak ama ben hiç hazırlıklı değilmişim onu anladım. Bir taraftan da Bilge' nin kendini savunduğuna sevindim. Yarın  sabah iç sesimin "sakin ol" dediğini, dış sesimin "hadi kalkın artık, geç kalacağız"diye ciyakladığını duymadan, uyuyacağım. Bu arada fotoğraftaki kolyeyi yeni yaptım. Hapishane işi örüp, ortasını birleştirdim. Bu ara ellerim killerime pek gitmiyor. Boncuk dizip, örme modundayım. Ne çok şikayet ettim değil mi, güzel bir hafta sonu dileyerek, saat daha on olmasına rağmen, çok yorgun hissederek huzurlarınızdan  ayrılıyorum:))Kendinize iyi bakın.

18.09.2013

Dün

 Dün yine erken gitmişim okula, yine bir ağaç altına oturmuştum ki, teneffüs zili çaldı. Ardından "gamgam style" ın kıpır kıpır müziğiyle bahçedeki tüm çocuklar deli gibi dans etmeye başladılar. Çok komiklerdi.
 Bilge dans ede ede yanıma geldi. "Çok çılgın bu okul ya" dedi:)) Ders saati bitince eve bile uğramadan doğruca sinemaya gittik.
 "Turbo" yu Bilge çok merak ediyordu. Biz dahil salonda altı kişi vardı. Işıklar kapandı, gözlükleri taktık.
İçerisi de ilk defa sıcacık, gözümü açtığımda ekranda "10 dakikalık ara" yazıyordu. Öyle güzel uyumuşum ki, kaç zamandır uyumadığım kadar:)) İkinci yarıda filmi toparladım, komik bir film. "Hayallerinin peşinden gitmekle ilgiliymiş" Bilge öyle diyor. Çıkışta arşe almaya gittik, hatun yarım kemana geçti, evdeki arşe çok yıpranmıştı. Oradan Akman' a gidelim dedik. Tam içeri girerken tanıdık yüzler gördük bahçede. Çok mutlu olduk. Sohbet muhabbet derken, akşamı ettik. Akşam erken yatma işi bize yabancı değil de, şu sabah kalkma işi bizi öldürüyor. Sabah altıda kalktım, evi toparladım, çamaşırları katladım. Bilge'yi kaldırdım, kahvaltısını hazırladım. Başladım "hadi" demeye.Bir taraftan biber dolması yaptım, bizim ki hâlâ kahvaltı masasında. Koca' yı da kaldıramadım. Beslenme saati ve öğle yemeğini çantaya hazırlayıp, mutfağı toparladığımda, Bilge hâlâ üzerinde pijamalarla kahvaltı masasında, Koca yataktaydı. Başladım ciyaklamaya, son anda okula yetiştik.Bu kadar iş yapıp bir de üstüne "sabah sabah niye bağırıp duruyormuşumla" suçlandım. Neyse alışırız herhalde diyeyim ne diyeyim...

17.09.2013

Okulun ilk günü


 Dün sabah nakil macerasından sonra, Bilge'yi okula bırakıp ofise gelince duramadım. Okul çıkışına iki saat kala okula tekrar gittim.
 Okul bahçesinde güzel bir ağaç altı buldum. Kitabımı okudum, etraftan gelen kadın dedikodularına kulağımı kapatıp Ursula K. Le Guın' in fantastik dünyasına daldım. Kitabın sonuna doğru teneffüs zili çaldı. Bilge beni fark etmedi, yanında arkadaşları oyun oynamaya başladı. Yabancılık çekmediğine çok sevindim. Ders zili çalmadan yanına gittim. Arkadaşlarıyla tanıştırdı beni. Çıkışta buluşma yeri kararlaştırdık.
"Uçurtma uçuran kızın yanında, salıncağa binen kızın önünde buluşacağız":))

16.09.2013

Hafta sonu

 Tatil bugün resmen bitti. Hafta sonu kurslarımızı da netleştirdik. Bilge' nin bale öğretmeni de değişti.
Ufacık tefecik, barbar bağıran,yine  bir Rus hocamız oldu:)) Bilge'yle pek anlaşıyorlar.
 Dün itibarıyla kış hazırlıklarını bitirmiş bulunmaktayım.
İçime fenalık geldi domates soyup doğramaktan.Azimle hakkından gelmiş bulunmaktayım. Uzunca bir süre domates görmek istemiyorum.
Gelelim bugüne.Bugün büyük gün. Okullar açıldı.Nakil işlemimizi halledeceğini söyleyen memure hanımın, sabah "ben nakil işinizi halledemedim "deyince Bilge'yle kalakaldık. Milli Eğitim Müdürlüğü' nü aradım, ardından müdire hanımla konuşup hallettik. Bilge'yi yeni sınıfına yerleştirdim. Sınıf on beş kişi. Öğretmeni de çok sıcak karşıladı bizi. Bir "oh " dedik, vedalaştık. Okul çıkışı yeni formasını almaya gideceğiz. Bizde haberler böyle. Bütün çocuklara güzel bir öğretim yılı diliyorum...

13.09.2013

"Eva Luna Anlatıyor"

Isabel Allende' nin "Eva Luna" sını okuduktan sonra, "Eva Luna Anlatıyor" kitabı için sabırsızlanıyordum. Kitap beklediğim gibiydi. İlk kitapta da hissettiğim ve hayran kaldığım yazarın tutkulu anlatımı yine beni şaşırttı. Kısacık öykülere o kadar çok şey sığmış ki, yirmiüç öykü var kitapta ama sanki siz o coğrafyada  yaşayan tüm halkın öyküsünü okumuş gibi hissediyorsunuz. Kitabın arka kapağında Eva Luna' nın anlatımlarını, Binbir Gece Masalları' nın Şehrazat' ına benzetiyorlar. Öyküler masal tadında. İtiraf edeyim yatmadan önce çok uzun okumalar yapamadım, uyuya kaldım. Ben sevdim, okumadıysanız okuyun derim.  Sırada "Ruhlar Evi" var. Birkaç okuma sonrasına ayırdım onu. Kitap kulem yavaş yavaş eriyor. Sabırsız bir çocuk gibiyim, dönüp dolanıp bakıyorum onlara. Var olduklarını bilmek ayrı bir keyif. Kitap dolu günler diliyorum hepimize...

11.09.2013

Üzgünüm




Ateş düştüğü yeri yakar derler değil mi, kimse kimsenin acısını onun kadar hissedemez. Acıyı aynı derecede yaşayamaz belki yürek ama anlayabilir, paylaşabilir sanırım. Bir anne olarak her defasında dillendirmekten kaçındığım, hatta düşünmekten ödümün koptuğu en büyük acı, evlat acısı. Dün akşam üzeri bilgisayarın başında haberler bakarken kalakaldım. Son dönemde acımasızca öldürülen gencecik insanların yanına bir yenisinin daha eklendiğini öğrendim. Kanım donuyor yemin ederim, o çocukların anne babalarını düşünüyorum, benim içim böyle yanarken, onlar neler hissediyor tahmin bile edemiyorum. Adaletsizliğin, katletmenin bu boyuta gelmesi, bunları insanların alkışlamsı, kahraman ilan etmeler nasıl bir satılmışlıktır aklım almıyor. Üzgünüm, çok üzgünüm.

10.09.2013

Gezmelere gittik

 Bugün çok güzel bir gün geçirdik. Özellikle Bilge havalara uçtu. Sevgili Leylak Dalı, güzel kardeşi ve Bilge'yle ikinci görüşmelerine rağmen pek iyi anlaşan yeğen Tuna'yla birlikte Ulus' u keşfettik. Gerçi onlar biliyordu, keşif kısmı bizim için oldu. Metroya bindik ilk defa  mesela:))
İkinci meclis binasına gittik. Buram buram tarih kokan bir bina.
 Çocuklar merakla ve bir sürü soruyla gezdiler.
 Bir kez daha Ankara'yı çok sevdiğimi hissettim.
 Buradan sonra Kurtuluş Savaşı Müzesi' ne, birinci meclis binasını gittik. Fotoğraf çekmek yasaktı, bizde yasağa uyduk tabi:))
Çıkışta mola verip aç karınlarımızı doyurduk. Bilge sürekli "artık ayrılıyor muyuz" diye sordu durdu. Çocuk doğru düzgün arkadaşa o kadar hasret ki, keşke yakın oturuyor olsaydık dedik. Kızılay' da ayrılma vakti gelince bizim ki,suratını sallandırsa da, çabuk toparladı. "Ne şanslı çocuğum değil mi" dedi. "Öylesin" dedim. "Umarım hep öyle olursun"...

9.09.2013

Hafta sonu

Geçen hafta sonuna doğru hiç beklemediğim sıkıntılı bazı durumlar çıktı. Canım çok sıkkındı. Cuma günü güzel bir dost sohbeti iyi geldi.Cumartesi atölyeye tekrar başladık. Bilge bu sene keman ve baleye devam edecek. Pazar günü ise İngilizce ders alacak. Ben önce tedirgin oldum. Hafta sonunu bu kadar doldurmak içimi sızlattı. Bilge çok istekliydi. Pazar günü İngilizce kursuna gittik, çok beğendi orayı, özellikle öğretmenini. Başladık bakalım. Bilge baktı ben endişeleniyorum "zaten kış geliyor, ne yapacağız ki pazar günleri bari İngilizce öğreneyim "dedi (sahiden böyle söyledi). Bu arada bende kış hazırlıkları son sürat devam ediyor. Tarhana baya kurumuştu, robottan çektim, yine kurumaya bıraktım. Kuşburnu kurumak üzere, perşembe günü erişte kestik bir arkadaşımla. Nasıl yoruldum anlatamam, ama pek güzel oldu erişteler. Bugünde domatesler geliyor Ayaş' tan. Onları da yaptıktan sonra kış hazırlıklarını bitiriyorum. Bitiremezsem ben biteceğim sanırım. Bu arada hava o kadar serinledi ki anlatamam, evler özellikle buz gibi. Dolaplara el atmak gerek, off hiç bitmiyor bu işler. Şöyle etrafıma baktım ofiste yapılması gereken acil bir işim yok, ben eve gidiyorum. Domatesler gelmeden "Eva LunaAnlatıyor" u bitireyim bari, haftamız güzel ve sakin olsun...

4.09.2013

Keyifli bir okuma

Sezgin Kaymaz' ın "Kün" kitabı benim için ilginç ve keyifli bir tecrübe oldu. Başlarda kişiler, köpekler(!) ve olaylar bir araya nasıl gelecek diye düşünüp, Sezgin Kaymaz' ın tarzına şaşırdıktan sonra, ortaya çıkan kurguya bayıldım. Bu kitapta konusunu başka birisine anlatamayacağım, yani doğru anlatamayacağım kitaplar arasında yerini aldı.Bundan sonra Konya' dan geçerken sanırım aklıma hep " Çeto" gelecek.Kitabı okurken  o kadar çok güldüm ki, sonunda da bir o kadar üzüldüm. Yani okuyun siz bu kitabı, gerçekten çok güzel. .
"Kün, yani "Ol"... Neleri neleri olduran bir roman, Kün. Ölülerin daha da ölebildiği- ya da tam ölemediği-, cami imamıyla ateistin birbirini 'aydınlatabildiği', köpeklerin ( hem de Konya ağzıyla!) konuşabildiği, el kadar oğlanın kendisine el kaldıranı haşat ettiği bir âleme kapı aralıyor....(arka kapaktan)

3.09.2013

Dün

Dün öğlen ofise geldim. Yetiştirmem gereken evraklara gömüldüm. Bir ara baktım Bilge öfleye pöfleye dolaşıyor, işe ara verdim. "Hadi biraz dolaşalım" dedim. Bizimkinin gözleri parladı. Adresimiz değiştiği için okulumuzda değişecek bu sene. Gidip yeni okula baktık. Önceki okuldan biraz daha iyice duruyor bu okul. Çocuk gözüyle nasıl bilmiyorum ( bizimki güzelmiş dedi) ama gördüğüm okulların neredeyse tamamı benim gözüme çok sevimsiz görünüyor. Onca zaman geçirecekleri mekanın biraz daha sevimli olması gerekirdi diye düşünüyorum. Neyse "hayırlısı" dedim uzata uzata, alış veriş yaptık. Yolda bir kaç esnafla sohbet ettik. Ofise geri döndük. Ben işlere devam ettim, Bilge oyuna daldı. Aklımda bir şey vardı derken hatırladım. Kızılcık tarhanası yapacağım. Annem duyunca kahkaha attı, ben ve tarhana yapmayı pek bağdaştıramadı sanırım. Gerçi bana da biraz tuhaf geliyor ama hemen Beste' nin bu yazısını buldum. Çıktı aldım. Baktım işler bitmiyor, akşamda olmuş Bilge' ye "hadi eve gidelim" dedim. Mırın kırın ettikten sonra eve doğru yola çıktık. Koca' nın bugüne kadar bir türlü yaptırmadığı apartman kapısının anahtarını yaptırdık. Bu arada kız kardeş aradı. Uzun uzun konuştuk, sesi epeydir duymadığım kadar keyifli geliyordu, eve geldiğimde konuşmaya devam ediyorduk "Sahilde Kafka" dan ne ara ayak bakımı mevzusuna girdik hatırlamıyorum. Birbirimize tarifler veriyorduk falan derken konuşmayı bitirdik. Bilge bana bakıp" insanın ayağı nasıl bebek poposu gibi oluyor çok merak ettim " dedi. "Deneyelim bakalım" dedim. Ama ondan önce akşam yemeği ve banyo faslı geçti. Ayaklarına vazelin sürüp, çorap giydirdim. Vazelinin dokusunu hiç sevmeyen Bilge "iyi ki ben senin annen değilim, bu iğrenç şeyi ayağına sürmezdim sanırım" dedi. Bana kitap okudu, ben ona okurken uyuya kaldı. Bende kendi kitabımı okurken uyuya kalmışım. Sabah kahvaltı sonrası, tarifi açtım. Benim kızılcıklar olgun durmuyorlar ama olsun. Sarımsaklarla bir güzel ezdim, akşama kadar süzgeçte durmak üzere bıraktım. Akşam yemeğini pişirdim. Tam ofise gitmek için evden çıkacakken Sevgili Koca "ofiste ve aç olduklarını "beyan etti. Akşam yemeğimi toparlayıp ofise götürdüm. Afiyetle silip süpürdüler. Yani özetlersem çok yorgunum, hâla bitiremediğim ofis işlerim, tel süzgeçte süzülen kızılcıklarım, olmayan akşam yemeğim ve hiç bitmeyecekmiş gibi duran telefon görüşmelerim  var. Hiç işim yokmuş gibi fabrika Ankara bölge servis güncellemesini bana yıktı, bir dolu insanı arayıp, çok kibar olmak zorundayım. Umarım tarhana güzel olur...

2.09.2013

Biz geldik...

 Başlık garip oldu, gideceğimizi yazmamıştım. Koca'nın "köyümüz şöyle güzel, köyümüz böyle güzel " diye ballandıra ballandıra anlatmalarına dayanamayan arkadaşları, bayramı da fırsat bilip "biz sizin köye gidiyoruz" dediler. Bize de eşlik etmek kaldı. İki araba perşembe öğleden sonra düştük yola. Yola çıkış saatimiz geç olunca ben başımız gelecekleri az çok tahmin ettim.
 Akşamın bir körü köye geldik gelmesine ama toplam on iki hane olan mahalleyi Koca bulamadı. Karanlıkta döne döne, popomuz koltuklara yapışa yapışa sonunda evi bulduk. Sabah kalktığımızda, misafirler şoktaydı. Karadeniz' e ilk kez geldikleri için, yer gök , dere tepe ağaç görüntüsüne baka kaldılar. Köyde hemen hemen her şey olgunlaşmıştı. Böğürtlen, kızılcık ve kuşburnu topladık. El ayak hatta kol bacak her yanım diken yarası oldu.
 Söylene söylene de olsa, böğürtlenden reçel, kuşburnundan çay, kızılcıktan da tarhana yapacak kadar toplamışım.
 Bilge  yolda arkadaşın görüp aldığı şalvarı giyip, dağ bayır dolandı yine.
 Biz böyle otlar, böcekler, çiçekler derken, cuma sabahı yağmurla uyandık.
 Dumana bürünmüş yağmur. Köyde gezme faslı böylelikle bitti. 
 Islana ıslana da olsa biraz fasulye topladım. Kolluk kuvvetleriyle içledik:))Pazar sabahı yağmur daha da hızlanmıştı, yollardan korkumuza erkenden yola çıktık. Önce Ünye'ye uğradık.
 Ünye benim gözümde muhteşem bir yer. deniz olduğu için mi, denizle o kadar ağacı buluşturduğu için mi bilmiyorum ama ne zaman görsem içim pır pır ediyor.
 Deniz kenarında bol bol fotoğraf çektik.
 Bilge büyüyünce balıkçı olmaya karar verdi. Ben gülümsedim. Bu arada köyde hava çok soğuktu, Ünye biraz daha ılıktı.

 Bu iskelede bizimle birlikte turistlerde hayran hayran bakıyorlardı.
 Zamanın, kaygıların durduğu bir yer adeta.
 Gördüğüm tek dolu kova:))

 Fotoğraf çekmeyi unutmuşum ama Ünye' ye gidince mutlaka tost yemelisiniz. Kocaman tost ekmekleri var, önce gözünüz doyuyor:))
 Ardından Samsun' a geldik. Koca' nın bir işi vardı. Bizi Bandırma Müzesi' nde bıraktı.
 Müzeyi gezdik, dolaştık, çok kalabalıktı, çok içime sinmedi.
Bilge kalabalığı yararak da olsa her köşesine baktı.
Samsun'da hava daha sıcaktı.

Biraz da parkta dolaştık, deniz havası aldık. Ardından aç karınlarımızı doyurduk. Samsun' luların porsiyon konusunda pinti olduklarına kanaat getirip yola koyulduk. Ankara'ya yaklaştıkça hava daha çok ısındı. Ben iyice yoruldum. Eve geldikten sonra köy ganimetlerini yerleştirdim, sonrasında da uyumuş kalmış. Sabah sürünerek kalktım. ofiste işler yığılmış, bu hafta kış hazırlıklarını bitirme niyetindeyim Bana kolay gelsin...