30.10.2013

Bayramımızı Kutladık

 Dün sabah 9:30' da okulda bayram kutlamaları vardı. Çok az çocuk ve aile gelmişti, sinir oldum.
 Okuldan sonra Anıtkabir' e gittik. İçinde bulunmaktan keyif aldığımız yegane kalabalık. Anıtkabir'in duvarlarını görür görmez bu coşkuyu hissediyorum.
 Herkes birbirine gülümsüyor, herkes birbiri için, elinden tuttuğu çocuğu için, umut olduğunun farkında.
 Her köşesini gezdik, her köşesinde fotoğraf çektik.
 "Andımız" söyleniyordu, eşlik ettik.
Yüreğimdeki coşkunun, kızımda da olduğunu görmek ayrı bir gurur verdi. Bu coşkuya katılmayanlar, bu gururdan yoksun olanlar utansın. Bizler yaşadığımız sürece her bayramı coşkuyla, sevinçle kutlayacağız. Bizim çocuklarımızda öyle yapacaklar...

28.10.2013

Hafta Sonu

 Hafta sonu uzun zamandır dinlenemediğim kadar güzel dinlendim. Cumartesi sabahtan evi toparladım, arkadaşım geldi, kahve faslı bile yaptık. Ardından Bilge'yle kursa gittik.Bilge keman dersine ben karakaleme girdim. Gün geçtikçe resmin matematiğini anlıyorum sanırım. Önceden model çizimi dendiğinde kaçacak delik arıyordum. Şimdilerde daha rahat çizim yapıyorum. Bilge bale dersinden çıkınca Kızılay sokaklarına attık kendimizi. Yemek yedik, alışveriş yaptık. Gece Ankara' nın daha güzel olduğuna karar verdik. Eve geldik, Bilge okul ödevlerinin başına oturdu. "Ezberlemekten nefret ediyoruuum" diyerek kalktı.
 Bugün okulda ne yapar bilemiyorum, "ezberlemenin çok anlamsız olduğunu öğretmenime anlatacağım" diyordu.Pazar günü İngilizce kursuna bırakıp, karı koca sinemaya gidelim dedik. Sürekli gittiğimiz sinema arabamızı yüksek diye otoparka almayınca sinir olup filme girmekten vazgeçtik. Yemek yedik, jet hızıyla pazar yaptım. Eve poşetleri atıp, Cermodern' e gittik.
" Visions Of Mexıcan Art /Gelenekten Modernizme Meksika Sanatı Sergisi" ni gezdik.



 Sergi 15 Kasıma kadar Cermodern' de sürüyor. Ankaralılara duyurulur.
 Alt katta "Nihâl Martılı/Vagabonde Sergisi" ni de gezdik. 

 Benim çok sevdiğim bir tarz değil ama 
manolyaları güzeldi. Bu sergide 3 Kasıma kadar açık. 
Cermodern' in satış mağazasından bende olmayan kataloglardan aldım. 
Bu arada itiraf edeyim Bilge olmadan sergi gezmek hiç eğlenceli değildi. Bilge'yi alıp eve döndük.Pazardan aldıklarımı yerleştirdim. Bugün için yemek yaptım. Akşam yemeğini hazırladım. Bizimkiler tv' de Shrek' i milyonuncu kez izlemeye koyuldu, ben "Bir Göçmen Kuştu O" kitabının son sayfalarına geldim. Bugün "Emir Bey'in Kızları" na başlayacağım. Bir kez daha karar verdim "Ayla Kutlu müthiş bir yazar.
Yarın okuldaki törenden sonra Anıtkabir' e gitmeyi planlıyoruz, bayram kutlamaları için. Haftamız güzel olsun...

24.10.2013

"Sessizliğin Gürültüsü"

 Bayram öncesi başladım Juli Zeh'in  "Sessizliğin Gürültüsü" kitabına. İlk on sayfadan  sonra merak edip nette Juli Zeh' le ilgili görsellere baktım.

Tamda merak ettiğim bu kareyi buldum. Kitap Juli Zeh'in köpeğiyle birlikte Bosna'ya yaptığı yolculuğu anlatıyor dersem kitaba çok büyük haksızlık yapmış olurum. Yolculuk Bosna'ya doğru ama savaş  sonrası Bosna'ya. Juli Zeh'in  çok farklı ve alışılmadık bir dili var.Kitap boyunca aynı tadı hissediyorsunuz. 
"Juli Zeh 2001 yazında çıktığı, Bosna yolculuğunun izlenimlerinden oluşan "Sessizliğin Gürültüsü",doğanın büyüleyici güzelliğiyle yıkımın iç burkan izlerinin iç içe girdiği, savaşın hayaletinin hâlâ her yerde kol gezdiği bir ülkeyi yalın bir şiirsellikle anlatan etkileyici bir kitap. Gezi boyunca yaşadıklarını derin bir duyarlılık ve ince bir mizah anlayışıyla aktarırken bir yandan da savaşın doğasını, sebep ve sonuçlarını sorgulayan Zeh' in akıcı anlatısı, küçük öykülerden örülü bir roman tadında..."
Kitap Metis yayınlarından çıkmış, çeviren Sevinç Altınçekiç, 216 sayfa.  Keyifli okumalar diliyorum.

23.10.2013

Bilge' nin Kitapları

Önceki gün okul sonrası eve gelince Bilge heyecanla çantasından bir kağıt çıkarttı. "Anne yarın okula yazar geliyor, kitap imzalayıp bizle sohbet edecekmiş" dedi. Elindeki listeden kitapları işaretledi. Parasını bizden aldı, özenlice çantasına yerleştirdi. Sabah yine aynı heyecanla "bugün büyük gün, bir yazarla tanışacağım"diyerek okula gitti. Okul çıkışı sınıfa doğru giderken,  arkadaşlarından kimi görsem "biliyor musunuz Bilge tam sekiz tane kitap aldıııııı" dediler. Sınıfa girince öğretmende aynı şeyi söyledi ve haberim var mı diye sordu. "Elbette haberim var, parasını ben verdim" dedim. Sonra "aa ne güzel " diye bir şeyler geveledi. Ben tam cıkcıklamaya hazırlanırken Bilge'nin yanına geldim. O kadar keyifle kitapları gösterdi ki bana, her şeyi unuttum. Akşam yatana kadar elinden düşürmedi.Yazarı ve söyleşiyi anlattı. Bu arada okula gelen yazar Zeynep Demirbaş.  Sabah kitapları raflara yerleştirirken , "birisini çantama koyayım, teneffüslerde okurum" dedi. İkimizin çantasında birer kitap olmasının verdiği mutlulukla yola koyulduk. Ne diyeyim günlerimiz kitap dolu olsun, etrafımız kitap okuyan insanlarla dolsun...

21.10.2013

Biz geldik...

 Bir bayram daha geldi geçti, bana sadece yorgunluğu kaldı. Giderken de, dönerken de yollarda trafiğe, kalabalığa takılmadık. Ankara'da iyiden iyiye kış moduna girmiştik.
 Antalya pırıl pırıldı, son güne kadar.Son gün gök yarıldı, yağmur sele karıştı. Unutmuşum öylesi yağmurları.
 Bayram yine Bilge'ye güzeldi. Ev kalabalık olunca, keyfine diyecek yoktu.
 Kaleiçi' ne uğradık, kayınvalidelerin emanetleri vardı, onları eve bıraktık. 
 Bahçede budaya budaya ufacık kalan ama inatla meyve veren hiç sevmediğim ammeleri (trabzon hurmaları) özlemişim.
 Sokak sakin, bildik, pırıl pırıldı
 Karşı komşunun evinin duvarında, iç sızlatan kare
 Güneş üstümüze, gölgemiz birbirine karıştı.
Beydağları'na, Akdeniz' e, bir daha görüşene kadar, veda ettik. Cuma günü döndük eve. Valizler, çamaşırlar, evde olmamamıza rağmen inatla uçuşan tozlarla mücadele edip, yorgun ama huzurlu bir pazartesiye başladım.
Haftamız keyifli geçsin...

11.10.2013

Şimdiden İyi Bayramlar...

Bu sabah Bilge'yle konuşuyoruz, bana soruyor; "Heyecanlı mısın?" "Niye ki? " diyorum. "Bugün Antalya' ya gideceğiz ya. ondan diye" , "Bilmem sanırım telaşlıyım" diyorum. Sanırım hiç bir şeyi umursamadan yola çıkmanın mutluluğu bir tek çocuklarda var. İkinci  diyaloğumuz önce çok kibar bulduğu, sınıf oğlanlarının içinden birer öküz çıkması( onun tabiriyle) olayı üzerine. "Ne yaptın okulda, her şey yolunda mı?" diye soruyorum. "Endişelenme her şey yolunda, iyi bir anlaşma yaptım" diyor. Merakla soruyorum bu anlaşmayı "önce çikolata aldım onlara, sonra bana iyi davranmalarını söyledim"diyor,  "sonra?" "sonra ımmmm, böyle yapmazlarsa kafalarını kıracağımı söyledim" diyor. Gülmemek için kendimi zor tutuyorum, "çok kabasın" diyorum, "yooo çok kibar bir dille söyledim" diyerek, pis pis gülüyor:))

Bugün öğleden sonra yola çıkıyoruz. Bilge' nin kuzeni Trabzon' dan geldi, benim kuzenimin kızı burada okumaya başladı. Onları da alıp, yola koyuluyoruz. Kalabalık bir bayram geçireceğiz. Bayram süresince yazamam, şimdiden hepimize "iyi bayramlar" diliyorum. Kendinize iyi bakın...

9.10.2013

"Yavru Ceylan"

Magda Szabo' nun "Yavru Ceylan" kitabının YKY' den çıktığını duyunca, evdeki kitap kuleme aldırmadan hemen aldım. Kim kimdir önce çok anlamasam da okumaya devam ettikçe bu duruma alıştım. Magda' nın tarifsiz ve etkileyici dili aldı götürdü beni. En sevdiğim yanı ise okuduğum her kitabının ayrı bir tadı olması. Okumadıysanız mutlaka okuyun derim.Fikir vermesi adına arka kapaktan ufak bir alıntı:
"Magda Szabo' nun 1959 ' da yayımladığı ikinci romanı Yavru Ceylan, kırsal Maceristan' ın acımasız koşullarında yoksul düşmüş, seçkin bir ailenin çocuğu olarak yetişen ünlü bir aktristin Eszter Ency' nin I. Dünya Savaşı sonrasında başlayıp, kominist rejimin ilk yıllarına uzanan hikâyesi..."

Magda Szabo' nun tüm kitaplarının dilimize çevrilmesi dileğiyle birlikte keyifli okumalar diliyorum.

7.10.2013

Hafta Sonu

Sanki yazmayalı ay olmuş gibi hissediyorum. Dünden beri çok daha iyiyim. Hafif burun akıntım var ama çok rahat "iyiyim" diyebiliyorum. Bunu söylemek çok güzel bir duyguymuş, bir kez daha anladım.Malum hastalanınca ayakları uzatıp yatma lüksüm olmadığı için, günlük rutinim, sümük ve öksürük eşliğinde devam etti. Bu süre içinde Bilge' yi ve Koca'yı ayrı ayrı alışverişe götürüp, kışlık eksiklerini tamamladım. Bir arkadaşımı doktora götürüp, gerim gerim gerildim (evet jinekoloğa götürdüm) Sonra uzun uzun dinleyip, pes edip "ne yaparsanız yapın" dedim. Hafta sonu kursa gidip, geveze bir kadın eşliğinde çizim yapmaya çalıştım. Şişe çizebildiğime sevinirken, canlı model çizimim felaketti, model kıza fazla para verip,vicdanımı rahatlattım:))  Juli Zeh' in "Sessizliğin Gürültüsü" ne başladım ve bayıldım, bugün yarın bitiririm. Pazar günü kurs çıkışı Bilge'ye sinema sözümüz vardı. Koca " başım çok ağrıyooooo" diyerek çamura yattı. Biz Bilge'yle "Çılgın Hırsız 2" yi izledik. Salon tıklım tıklımdı. Çocuklardan çok gençler vardı ve çok güzeldi. O kadar çok güldük ki. Tek kötü tarafı 3D gözlüklerinin çok ağır olmasıydı. Neyse filmi izlerken katıla katıla güldük. Küçük bir alışveriş daha sıkıştırıp araya, eve geldik. Baktım Koca pek bir huzurlu duruyor, sardım Bilge'yi başına. Kalan ödevlerini tamamladılar:)) Önce sağlık , sonra keyifli bir hafta diliyorum hepimize...

2.10.2013

Hastayım...

Çok fena grip oldum. Burnum, boğazım, her bir yanım ağrıyor. İlaçlara sığınıp, annemin Ankara'ya taşındığımız zaman verdiği yeleğimi giyip, tarhana çorbamı yapıp içtikten sonra, bir rulo tuvalet kağıdı ve kitabımı yanıma alıp, yatağıma kuruldum. Bu arada gün içinde ofisteki işlerimi halledip, Bilge'yi okul çıkışı alıp, keman dersine götürdüm. Ardından eve gelince derslerini de yaptırdım, bir tek kitap okuması kaldı. Koca eve geldi Allahım nasıl bir velvele. "Senin içi ne yapayım ?" diyor. "Bir şeye gerek yok, Bilge'yle kitap okuyun yeter" diyorum. "Yok yok bir şeyler yapmak lazım, viks süreyim, sen bir terle, dur üstünü örteyim, ışığı kapatayım"," yav istemiyorum viks falan buz gibidir o şimdi, beni rahat bırakın, çocuk, kitap "diye geveliyorum, yok arkadaş ne hastalansınlar, ne hasta baksınlar. Çocuğu alıp yanıma getirdi. Elinde kitapla. Bir taraftan da bana fırça atıyor "niye dikkat etmedin de hasta oldun "diye. Rahatımı kaçırdılar. Tüm savaş aletlerimi diğer odaya götürdüm yeniden, zorla tıkaladığı ağrı kesici yüzünden uyumuş kalmışım.Sabah yine bir fasıl geçtik."Sen evde yat dinlen, ben çocuğu okula bırakırım, ofiste işleri hallederim" diyen yok tabi, "niye dikkat etmezsin ki bla bla bla" ay bir de bunlara bulaştırırsam, görürüm o zaman günümü. Neyse azıcık işim var, Bilge'nin okul saatine kadar onları halledip, isyan bayrağını açayım ben:)))

1.10.2013

"Menekşe' den Önce"

Dün "Menekşe' den Önce" belgeselini izledik.  Bu vahşet için diyecek sözüm çok aslında, ama neye yarar bilmiyorum. Gidenlerin ardından gözyaşı dökmek kaldı bize, derin bir yürek sızısıyla...