27.11.2013

Serinin son kitabı

Mehmet Eroğlu'nu "Fay Kırığı Üçlemesi"nin son kitabı "Rojin" i dört gözle bekliyordum. Serinin en etkileyici kitabıydı diyebilirim. Diğer iki kitabı,  çok daha iyi anladım bu kitapla. Mehmet Eroğlu' nun tarzı o kadar güzel ki, yazdığı her satırı hissediyorsunuz. Baştan sona empati yapmanıza sebep oluyor. Siz ne kadar kabul etmeseniz de, kitabın sonunda ne kadar ön yargılı olduğunuzu fark ediyorsunuz.
"Doksanlı yılların Güneydoğusu...Biri Rojin diğeri Mehmet olan ve birbirlerine karşı savaşan iki asker...Benzer hassasiyetlerle büyümüş iki düşmanın, bir erkekle bir kadının gözünden cepheler..."(arka kapaktan)
Kitapta hiç unutmayacağım bir bölüm var. Mehmet ve Rojin'in konuşmalarından bir alıntı;
"Ne olmak isterdin?"
"Kuş! Buradan uçup gitmek için..." Kadın konuşmayınca Mehmet sordu; "Ya sen? Her şeyden kurtulmak istemez miydin?" Zeynep başını salladı. "Kuş olup uçsan, nereye konacaksın? Sorun uçmak değil, konacak yer bulmak.Bu diyarda kuş olmak bizi kurtarmaz..."Biraz bekledi.Ne olmak istediğini biliyordu. "Ben Eskimo olmak isterdim" Eskimo! Bu da nereden çıkmıştı? Mehmet boş gözlerle kadına baktı. "Bu kadar sıcak bir yerde Eskimo olmak ha...Pek anlamadım?" Zeynep kendinden emin bir tavırla anlatmaya koyuldu. Sesi Eskimo olmayı uzun zamandan beri düşünüyormuş gibi heyecanlıydı. "Eskimolar kendilerine İnuit derlermiş...İnsanlar yani. Onlara Eskimo diyen biziz. Eskimolar kendilerini sadece insan sözcüğüyle tanımlıyorlar...Kürt, Türk,Arap ya da şu bu değil..." Zeynep milletleri saydıkça sesi giderek heyecanını yitirdi."İnuit olabilsek, sadece insan olmakla yetinebilsek?" (sayfa 481-482)

Keyifli ve bol okumalı günler dilerken, hepimiz adına çok umutlu olmasam da İnuit olabilmeyi diliyorum...


25.11.2013

Hafta Sonu

Cumartesi sabah inanamayacağım bir saate uyandık. Uzun zamandır böyle uyumamıştım. Hazırlanıp kursa gitmek için yola koyulduk. Tam Kızılay' a varmak üzereyken arkadaşlardan biri aradı "aman gelmeyin burada her yer gaz içinde, hemen eve dönün " dedi. "Öğretmenlere böyle şeyler yapılı mı" diyerek eve geldik. Yalandan bir temizlik yapıp, film izlemeye koyulduk. Yarı uykulu, yarı uyanık bir sürü film izledim. Bilge' nin yine performans ödevi vardı, onun tamamladı da kurtuldum. Pazar günü, iptal ettiğimiz keman dersi için atölyeye gittik, ardından ingilizce kursuna. Çıkışta bizim çocuklardan birinin nişanı vardı, oraya gittik. Nişan bir sitenin toplantı salonundaydı. Bilge çok eğlendi, hopladı zıpladı,dans etti. Ben insanların coşkulu hallerini izledim. Müziği midemde ve başımda şiddetli bir biçimde hissedince kalktık. Bilge okulda saatleri öğrenmiş, bizde ona dün bir saat aldık. Çok sevindi, zamanı düzgün kullanmak üzerine benden ve babadan uzun bir konuşma dinledi. Kendisi zamansızlıktan çok şikayetçi bu günlerde. Dünden beri bir şeyler yaparken gözü sürekli saatinde:)) Bu sabah blog yazmak için bilgisayarın başına oturdum, oturmamla kaldım. Bilgisayarı bir türlü açamadım, yine bilgisayarcı geldi akşam üzeri düzeltti. Hafta sonu bana kalan en güzel şey, arabada giderken Bilge' nin "baba buna bayılıyorum sesini açsana" dedikten sonra bu türküye eşlik etmesiydi. Dudaklarından ;
Başındaki yazmayı da  
 Sarıya mı boyadın?
  Neden sararıp soldun da
    Sevdaya mı uğradın....
                           bu sözlerin dökülmesi beni çok duygulandırdı.
Güzel bir hafta diliyorum hepimize...
                   

20.11.2013

Bir Göçmen Kuştu O ve Emir Bey'in Kızları

Benim için müthiş bir okuma deneyimi oldu Ayla Kutlu' nun "Bir Göçmen Kuştu O ve Emir Bey'in Kızları" kitapları. İkisini birbirinden ayrı yazmak istemedim. Burada da okurken ne kadar etkilendiğimi paylaşmıştım. Aslında kitap okumaktan öte bir şeydi bu. Nasıl doğru ifade edilebilir bilemiyorum, kahramanlar, olaylar, mekanlar içine aldı beni. İlk kitap "Küçük yaşta toprağından koparılan  ve göçmen kuş olmaktan kurtulamayan bir adam, Adil Emir Bey. Bir Osmanlı aydınının hikâyesi..." Ayla Kutlu "Fazla politize bir kitap olsun istemediğim için daha çok kadınlara yansıyan bölümleriyle verdim onun yaşamını" diyor.Kitap 1986 Nisanında Madaralı Roman Ödülü' nü almış. "Emir Bey' in Kızları" ise bambaşka bir dünyaya açıldı. "Zengin bir mekân ve tarihsel gerçeklik fonuna oturuyor. Mekânlar; önce düşman, şimdilerdeyse bilinçsizlik ve beton işgalindeki İstanbul; başkent olmaya giden Anadolu kasabası kimlikli Ankara; Mezopotamya uygarlığının tarihten kaçmış yapayalnız bir uç beyi olarak yaşayan Mardin; peygamberlere, yoksulluklara ve kendine özgü sarıya sarınmış Urfa ve... İnsanlığa ışığı, ateşi ve acıyı armağan eden Kafkas Sıradağları. Tarihsel gerçeklik ise romanın ilk harfinden son noktaya kadar sürüp gidiyor" Nevnihal, Gülhayat, Cevahir, Hüsra , Leyla ve Adil Emir Bey, sanırım hiç unutmayacağım roman kahramanları oldular. Ciddi bir ısrarla okumanızı tavsiye ediyorum. Okumazsanız çok şey kaybedersiniz, bundan eminim.  (alıntılar kitapların arka kapaklarındandır)

19.11.2013

Ben geldim

Aslında bir yere gitmedim. Yıllardır hiç şikayet etmediğim bilgisayarım, benim hafiften, Koca' nın şiddetli kurcalamaları sonucu iflas etti. Bizim  çocuklardan biri "abim halleder "diye eve götürdü, üç gün sonra "halledemedik" diye geri getirdi. Dün çağırdığım bilgisayarcı uzunca bir uğraştan sonra "süper oldu "diyerek gitti. Bu arada ne nerede hâlâ bulamadım. Hafta sonu Cermodern' e  Munch/ Warhol Sergisi' ne gittim 

 Bir sürü fotoğraf çekmiştim, aşağıdakiler dışındakileri  bulamadım.Sinir oldum
Sergi düşündüğüm gibi değildi. Munch' ın  dört orjinal tablosu "İskelet kollu oto portre, Broş, Madonna  ve Çığlık" ve bunları  Warhol' un "Munch sonrası" adı altında yeniden yorumlamalarından oluşuyordu. .  Ankara' da yaşayanlar için
Sergi Aralık ayının 5 'ine kadar açık.

 Sergiden bana kalan "orjinalinin her zaman daha özel olduğu" kanısıydı. Tekrar yorumlamak fikri bana hoş görünmedi.


 Bu arada Bilge'nin dişleriyle uğraştım. O kadar özen gösterdiğimiz dişlerinin ikisine küçük dolgu, birisine yarım kanal ve dolgu yapıldı. Tek iyi tarafı benim gibi "diş hekimi korkusu" yaşamayacağından eminim. Güle oynaya kliniğe grip, yine güle oynaya çıktı. "Çikolatayı bıraktığını" ilan etti. Bakalım nereye kadar dayanacak:)) İşlerimi toparlayıp, bilgisayarı çözdükten sonra görüşmek üzere...

14.11.2013

Pazartesinden beri

Pazar günü Ordu' da yaşayan görümcem geldi. Bilge" halam geldi" diye havalara uçtu. Halamızın kontrolleri vardı, üç gün hastahane hastahane dolaştık. Daha doğrusu sabah hastahane koridorları, öğlen alışveriş, öğleden sonra tekrar hastahane sonuç gösterme faslıyla geçti. Şükür sonuçları iyi çıktı. Dün akşam yanında bir dolu çantayla evine gitti. Hastahane stresi sonrası kendimizi alışverişe vurup, ekonomiye can verdik. Kollarım ağrıyor bugün:)) Bu arada hala gelirken o kadar çok şey yüklenmiş getirmiş ki, evin her yanından fındık, ceviz, bal ve daha bir sürü şey fışkırıyor. insan baktıkça kendini şanslı hissediyor:))) Dün akşam otobüs saatini beklemeye dayanamayıp, halasının dizinde uyuya kaldı Bilge:) Sabah kalkınca üzüldü, ama şubat tatili için söz aldık.Bugün işlerim çok, hadi bana kolay gelsin.

11.11.2013

Hafta Sonu

 Cuma günü İstanbul' dan gelen Sevgili Fiamma ve Serpil Abla'yla ve Ankara'dan blog yazarlarıyla buluştuk.
Keyifli bir sohbetin ardından, buluşma ganimetleriyle eve döndük. Üç gündür Bilge "boğazım ağrıyor "diye uyanıyor, sonrasında "geçti" diyor, ortalık kırılıyor zaten "direnbilge"diyorum.
Pazar günü okulda Anma törenine katıldık. Bilge sallanıyordu, Anıtkabir' e gidemedik eve gelip yattı. Öğlen kursa gitti. Bende tüm öğleden sonra evi adam etmeye çalıştım. Kısmen başarılı oldum sayılır. "Rojin" su gibi akıyor, bugün biter diye düşünüyorum. "Downton Abbey" i seyrediyorum, acayip güzel bir dizi ama uyarayım bağımlılık yapıyor.İki günde birinci sezonu bitirdim. Bu arada ilk performans ödevimizi de hafta sonu yaptık. Allahım bu nasıl bir eziyet ve nasıl bir mantık anlayamadım. Neyse bugün teslim ettik, yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle. Neyse ben kaçıyorum, haftamız güzel olsun.

7.11.2013

Ankara' da Sonbahar

 Ankara dışarıdan görenlerin sevmediği bir şehir olabilir. Bence bu şehri sevmek için yaşamak gerekiyor. İlkbaharı da sonbaharı da benim için görsel bir şölen.

 Etraf hazan renkleriyle değişimde. Doğa yaşadığını, bir mevsimi daha bitirdiğini, bu şölenle gözlerinizin önüne seriyor.
 Hüzünlendirmesi gerek belki, ama beni hüzünlendirmiyor aksine kutsal döngünün devam ettiğini gösteriyor. Yeşili, sarısı, kırmızısı hepsi sıcacık.
Ağaçların üzerindeyken çokluğunu fark etmediğim yapraklar, sokakları doldurmuş. Çocuklar yaprakların üzerinde yürürken çıkarttıkları sesten olsa gerek, gülümsüyorlar.Arada yüzünüze gelen güneş ışıkları birer lütuf sanki. İnsanın yaşadığı şehri sevmesi kadar güzel bir duygu var mı?

5.11.2013

Bizim Ev

Haziran ayında taşındım bu eve. Ev ararken ayıla bayıla tutmadım. Ofise yakındı, yakınında okul vardı, ara kattı. Evin hiç alışamadığım tren garı gibi kocaman salonuna, bir ara rüzgar değirmeni kurup elektrik mi üretsek  dediğim hiç bir işe yaramayan balkonuna, eski taban tahtalarına, kazaklarıma takılan kapı kenarlarına gözümü kapattım. En büyük sıkıntı evde telefon çekmiyor. Sanırsınız ıssız ada. Neyse buna da eyvallah dedim. Bu arada koca yaz bizden başka oturan kimseyi görmedim. Dışarıdan bütün bina dolu ama bir Allah'ın kuluyla bile karşılaşmıyoruz. Yaşasın ne kadar güzel. Eski evde komşulardan neler çektiğimi unutmadım. Bayram dönüşü kahvaltı yaparken kapı çaldı ve büyü bozuldu:)) Karşımda orta yaşlı bir hanım. "Balkonuma çay mı döktünüz" diye soruyor. Bu arada ev ıssız ada demiştim ya, aslında üç tarafı gereksiz balkonlarla çevrili bir yarım ada. Böyle bir şeyin imkansız olduğunu izah ediyorum kendisine." Çok sessiz bir aile olduğumuzu" söyleyip," kahve içmeye de beklediğini "söylüyor." Çok beklersin "diyorum içimden. Sonraki günlerde bizim sessiz sedasız binayı, bir sürü orta yaşın üstünde insanlar kaplıyor. Bizi gören hep aynı soruları sıralıyor. "Yeni mi taşındınız, nerelisiniz, beyin ne iş yapıyor" , ben de cevaplar aynı "evet, karadenizliyiz, çalışıyor" bir de gülümseme ekliyorum arkasına. Sordukları soruları ve bizi unutanlar tekrar tekrar soruyorlar, ayyyy sinir oluyorum. Kapıyı açınca önce Bilge kafasını uzatıyor "gel gel kimse yok " diyor parmak uçlarımızda koşturuyoruz dışarıya:)) Koca eve geliyor "çok tatlı bir teyze var bana sürekli yeni mi taşındınız diye soruyor "diyor, ayyyy "al senin olsun" diyorum. Aksi olmakla suçluyor beni. "Nereli olduğunu sordular mı?" " evet",  "ne zaman taşındığımızı",  "evet", "ne iş yaptığını" "evet", benim ne iş yaptığımı " hayır". "Komşuların hepsi senin olsun" Yukarıdaki resim kızçenin yarım resmi, yaparken uyuya kaldı. Evin önündeki melek kendisiymiş, zaten bana pek benzemiyor. Ben başında hareler olan atların çektiği arabada olduğumu hayal ediyorum. İçi boş gibi görünüyor ama olsun:))

4.11.2013

Hafta Sonu

Hafta sonu Bilge için yoğundu. Kurs kapılarında süründük. Bayramda burada olmadığımız için Bilge' nin telafi dersleri vardı. Cumartesi, pazar kızçem ingilizceye boğuldu. O kursta cebelleşirken bizde Koca'yla sinemaya gittik. Behzat Ç. Ankara Yanıyor. İlk filmi beğenmemiştim, ama bu güzeldi. Özlemişiz, ne çok güldük filmde:))


Cumartesi Bilge'yle YKY' e uğradık kendimizi kaybettik. Evde koca bir kule dururken, yeni kitaplar aldım:)) Bilge' de akşam kitaplarına bakarken "amma çok olmuş okumadıklarım" diyordu. Varsın olsun, evimiz kitapla dolsun, nasıl olsa okuruz:)) Bugün uzun süredir ara verdiğim spor seanslarıma tekrar başlıyorum. Kesin hamlayacağım, her bir yanım ağrıyacak:((  Buna da "olsun" deyip, güzel bir hafta dileğiyle kaçıyorum....

1.11.2013

Haftayı bitirirken

Bu hafta alnından öpülüp, anılar arasına konulacak kadar güzel bir haftaydı.Saatlerin geri alınması çok iyi oldu. Bilge artık  uykusunu almış vaziyette, kendisi uyanıyor. Sabahlarımız güzel ve sessiz artık:)) Cumhuriyet Bayramı' nı keyifle ve coşkuyla kutladık.Ben bu hafta hiç bir müşteriyle kavga etmedim, Bilge' de okulda  arkadaşlarıyla kavga etmemiş, birbirimizi tebrik ettik:)) İzlenebilecek tüm saçma filmleri izledim, haftaya listemdeki güzel filmleri izleyeceğim. Dünden beri tv'i izlerken sinirlenmiyorum, kötü bir tiyatro izliyormuş edasındayım. Sabah birer doz Yılmaz Özdil ve Bekir Coşkun' un köşe yazılarını okuyup, Şafak Pavey' in konuşmasını dinlemek çok iyi geldi. Hâlâ memlekette aklı başında insanlar olduğunu bilmek güzel." Daha neler göreceğiz" sorusunu sormuyorum artık. Hafta sonu için hiç plan yapmadım. Fırsat bulursam Behzat Komiserim' i izlemeyi düşünüyorum. Bir de grip olacakmış gibi hissedip, olmadığıma şükrediyorum. Ensemde her an yakalayacakmış gibi olsa da, bol meyve, ıhlamur ve zencefilli bala el ele mutlu bir birliktelik yaşıyorum. Neredeyse unutuyordum, yukarıdaki kolyeyi yaptım, tamamen doğaçlama çıktı. Alakasız boyda ördüğüm hapishane işi kordonu bu hale getirdim, pek şirin bir şey oldu. "Bir Göçmen Kuştu O" bitti, ardından hemen "Emir Bey' in Kızları" na başladım. Emin olduğum bir şey var, "Ayla Kutlu' nun en güzel kitabı hangisi ?" sorusuna cevabım "hepsi" olacak. Keyifli bir hafta sonu diliyorum...