27.01.2014

Kısa bir ara...

Yarı yıl tatili ilk kez bu yıl farklı geçiyor.Annem, Bige' nin halası ve dört kuzeni bizde olacak.Bilge havalarda geziyor, herkese iyi tatiller diliyorum.En kısa zamanda görüşmek dileğiyle...

22.01.2014

Fırından yeni çıktı

 Ben bu metal uçların içini doldurma işini pek sevdim. 
 Doldurdum, fırınladım.Soğuk suyun içine attım. Verniklemeye üşendim. Bir ara yaparım:))
Makarayla mumlu ipten kordonlar örmüştüm, geçirip uçlarını taktım. Naslı olmuşlar?
Bu arada çok güzel yağmur yağıyor. Bir gün yağmur görüp sevineceksin deseler, bir tarafımla gülerdim. Demek ki büyük konuşmamak gerekiyormuş:))

20.01.2014

Hafta sonu

 Cuma günü okul panosunda kasım-aralık ayı en çok kitap okuyanlar arasında kızçemin ismini görünce şaştım kaldım. Kütüphaneden aldıkları kitaplara göre kendi sınıfında yalnızca onun ismi var. Kütüphaneden kitap aldığını biliyorum ama o kadar aldığını fark etmemiştim, umarım okuyup geri vermiştir:))Cumartesi sabah kahvaltı için yumurta pişirmeyi öğrendi. Kuzeni de kahvaltıya yetişti. Biz afiyetle yumurtaları yedik ama kendisi pişirdiği yumurtaya dudak büktü. Sonrası kurs hengamesi.Alışveriş çılgınlığı, falan filan...
 Isabell Allende' nin Ruhlar Evi' ne başladım. Bu kadın müthiş yazıyor, kitap adeta su gibi akıyor.
Hafta içi bu desene başladım, bugün devam edeceğim. Diğer deseni de dün kursta baya çalıştım, iki haftaya bitecek sanırım. Birkaç filim izledim aralarında kayda değer bir tek "Blue Jasmine" vardı. Hava korkutucu derecede sıcaktı. Ocak ayında böyle bir hava gerçekten beni korkuttu, yağmur lütfeeeen, çokça yağmur yağsın diyorum, birde haftamız güzel olsun...

16.01.2014

Dün

 Bilge' yi uzun süredir çarşambaları keman için ek derse götürüyorum. Her defasında suratı beş karış oluyor. Dün okul çıkışı yine giderken, oflayıp puflamaya başladı. Ona güzel bir kitap cümlesi söyledim. "geleceğin için benden bir hediye bu dersler, şikayet etme" dedim. İşe yaradı mı dersiniz? Tabi ki hayır:((ders yarım saat sürdüğü için katlanılabilir bir süreç olarak düşünüyorum. Çıkışta her zaman uğradığımız büyük kırtasiyeye uğradık. Boyalar, fırçalar, renk renk kalemler. Amaç sulu boya almaktı. Sanatsal sulub oyanın fiyatına kocaman bir "yuuuuh" dedim. Üstelik adını aldığı Van Gogh duysa o da benim gibi "yuhhhh" derdi diye düşünüp, suluboya alma işini bir süre erteledim:)) Akman' a uğradık, çıktığımızda hava karamaya başlamıştı.
 "Aaa ay, tabak gibi Bilge bak" dedim. "Dur dur, bir dilek tutayım "dedi:)) "Yav Çoban yıldızı değil ki, aydan bahsediyorum" dedim. "Olsun ben yinede dilek tutacağım "dedi:)) "İyi tut bakalım" dedim.
 Yoldaki çiçek satıcısında nergis aldık. Saksıdaki çiçeğe "funda mı bunlar" deyince "hayır abla erica" dedi. "Aynı şey "dedim inanmadı bana, erica başka bir şey dedi, "hadi len" dedim, içimden. Eve gelince google sordum:))
 Vazo bulamayıp küçük sürahiye nergisleri yerleştirdim. Bir de çiçek dürbünüyle baktım:))
Evi alınca nergis kokusu, kaç zamandır bardakta kök salan üç kök çiçeği saksılara aktardım. Can sularını verdim. "Oh be "dedim. Sonrası yemek, Bilge'ye odasını temizleme fırçası, çay ve kitap okumayla günü bitirdim. Tamam yazıyı da bitiriyorum:))

14.01.2014

Güzel bir gün

Blog dünyasının en güzel yanıdır benim için yeni dostlar. Önce buğdayım Dileğimi tanıdım, ardından kardeşi Ness'in Kelebekleri Nesrinim. Ne kadar çok "keşke yüz yüze gelebilseydik" demişizdir. Sonunda dün bu gerçek oldu. Öğleden sonra için sözleştik. Bilge' nin okulundan aradılar "iyi hissetmiyormuş gelin alın "diye. Tahmin edeceğiniz gibi hasta ayağına yatmış. Okuldan aldım, baktım bir şeyi yok. Nesrin'i arayıp buluşmaya daha erken gittik. Eşiyle birlikte gelmişler, ikisi de dünya tatlısı insanlar. Sohbet, muhabbet derken saatler akıverdi. Ayrılık vaktinde Bilge' nin yüzü düştü. "Bir daha geldiklerinde bizde kalsınlar" dedi. Gerçi dün çenem baya düştü. Hani olur ya uzun süredir görmediğiniz bir arkadaşınızla karşılaşırsınız ve her şeyi anlatmak istersiniz. Öyle bir hal vardı üzerimde:)) Yazın Marmaris' e ufaktan bir kaçamak yapma fikri ciddi ciddi fink atıyor kafamın içinde...Daha nice buluşmalar dileğiyle...

13.01.2014

Hafta sonu

 Buralarda havalar pek bir kötü. Hava sisli puslu. Herkesin ağzında "Bir kar yağsa" lafı, bense yağmura bile razıyım. Hava çok pis.
 Allah' tan camın önünü güzelleştirdik. Manzarayı görmememizi sağlıyorlar. Bu arada menekşelerden biri öldü. Öteki hâlâ direniyor:))
 Hafta sonu aynı kurs rutininde gitti. Geri kalan zamanda kitap okudum. Biraz Acı Çikolata, biraz Atlantis. Atlantis'i  sahaf gezmesinde buldum 1955 basımı. Acı Çikolata' nın filmi çok güzeldi, kitabını bu yüzden daha çok merak etmiştim. Kitapta harika.
Tezhib çalışmaya devam ediyorum. Son durum budur. Çok keyifli ve yavaş yavaş ilerliyor. Bugün çok güzel bir buluşmaya gideceğim. Bu buluşmanın ayrıntıları yarına. Güzel bir haftamız olsun...

10.01.2014

Yılın ilk kitabı

Yılın ilk kitabı Hikmet Hükümenoğlu' ndan "Küçük Yalanlar Kitabı". Yeni yıl hediyemdi, önceliği hak etti:))
Tanımadığım bir yazarın kitabını okurken önce yazarla ilgili ufaktan nette geziniyorum. Hikmet Hükümenoğlu yazınca buraya ulaştım."Eğer sizi buraya Google gönderdiyse ve kim bu adam diye düşünmekteyseniz..." diye başlayan sitesinden okuduğum kadarıyla eğlenceli bir yazar. Kitap akıcı ve ilginçti, kişiler üzerinden oluşan kurgu da fena sayılmazdı. Arka kapaktan alıntıyla, ufacık da olsa fikir vereyim;
"Radyo piyeslerinden hayatı öğrenen genç bir kadın: Rezan.
Yurt dışından gelen misafirini en iyi şekilde ağırlamak isteyen genç bir adam : Faruk
İstanbul' un güzelliklerini anlatan bir kitap yazmaya çalışan ve İstanbula' a gelen Ruslara yardım eden :Sofiye
Sokağa çıktığında nefes alamayan ve kalabalıktan korkan: Tevfik
Bu dört insanı bir araya getiren "bilinmez" in peşinde "dünya" koşuyor.
Hikmet Hükümenoğlu, Küçük Yalanlar Kitabı' nda, ayrıntıların hayatımızdaki önemini, takıntıların ruhumuzdaki izlerini çarpıcı ve ironik bir biçimde anlatıyor."
Kitaptaki Tevfik karakteri çok etkileyici bir karakterdi.
Yine kocaman bir hafta bitti. Kış günleri bereketsiz oluyor, nasıl geçtiğini bir türlü anlayamadan ve hep öbür güne aktarılan işlerle geçiyor. Bol okumalı, keyifli bir hafta sonu diliyorum...

9.01.2014

Dün

 Dün Bilge'yi okula bırakıp ofise geldim. On yüzbin telefon görüşmesi yaptım. evrakları toparladım. Yeşil çayımı demledim. Akılma haftalar önce aldığım metal uçlar geldi. Donmuş killerimi yumuşatıp, bilgisayarımın başına kuruldum. Sherlock Holmes' un 3. sezonu başlamış. Hem onu izledim, hem yukarıdaki ucu yaptım. Killerle o kadar uğraştırdı ki, başka bir şey yapmaya zaman kalmadı. Öğle tatilinden sonra gözüm saatte ptt' te gittim. Gaz almak için sıraya girdim. Bir sürü oflayıp puflama dinledim, hatta eşlik ettim. Ardından Koşa koşa Bilge' nin çıkışına yetiştim. Doğruca keman dersine gittik. Dersten sonra resim malzemesi almak için gittiğimiz büyük kırtasiyeye uğradık.
Darı ambarına düşmüş iki tavuk şeklinde elimiz kolumuz dolu çıktık. Karnımız zil çalıyordu, Akman' a uğradık. Çantalarımız koltuğa sığmayınca yan tarafta oturanlardan sandalyeyi almak için izin istedim. İki bey oturuyordu. İkisi de gümüş saçlı ve jilet gibi takım elbiselerinin içinde Türk filminden fırlamış gibiydiler. Birisi hemen sordu "küçük hanım mı uğraşıyor kemanla efendim? " ben "evet " dedim. "Ne zamandır neşrediyor" "bir buçuk yıl olmak üzere" İkisinin yüzünde kocaman gülümseme. Diğeri mail adresimi istedi " çok mühim keman parçaları var bende, size yollayayım" dedi. Elleri titreyerek adresimi yazdı. Ben masama döndüm, onlar bozalarını içmeye koyuldular. Bilge bana dönüp" ne kadar tatlılar değil mi, kemanı görmeseler konuşmazlardı sanırım "dedi. Ardından ekledi "keman çalmak  ne güzel bir şey":))

8.01.2014

Kapluşbağa

Bizim kapluşbağımız "Fıstık" bu sene dördüncü kışını geçiriyor bizimle. Diğer kışlardan farklı olarak bu sene kış uykusuna yatmadı. Önceden yaklaşık 3-4 ay kıpırdamadan uyurdu. Bu sene ev daha sıcak sanırım ondan uymadı. Ama asıl ilginç olan akvaryumundaki deniz kabuklarını bir şekilde üst üste koymayı başarıp, en tepesine kurulması. Bunu yapabileceğini var sayıyorum çünkü acayip hızlı bir kaplumbağa. Koca' ya göre "adamın canı sıkılıyor ve dışarı çıkmak istiyor" Yalnız cinsiyeti konusunda hem fikir değiliz. Bilge' ye göre "o bir küççük hanfendü" benim için çok fark etmiyor. Akvaryumunu temizlediğim, suyunu yenilediğim, yemini verdiğim, göbüşündeki desenlere hayran olduğum bir canlı:)) Bu arada fotoğrafta bacakları olmayan kaplumbağa porselen, arkadaş olsun diye koyduk. İki canlı kaplumbağa besleme projelerimiz hüsranla sonuçlanmıştı. Canlı zannetmeyin, sizi yanıltmasın:)) Pencerenin alt tarafında çiçeklerin yanında duruyor akvaryumu, özellikle bol ve  büyük yapraklı çiçeklerin yanına koydum, hafiften orman konsepti yaptım. Memnundur herhalde. Belki ormana gitme telaşındadır. Ne alaka bu sabah sabah kapluşbağa konusu derseniz, sabahın köründe evde herkes uyurken, bana yarenlik etmesindendir diyeyim. Buralar çok soğuk, bolca "ne soğuksun be Ankara" diye dolanıyorum ortalıkta. Mevsime kızmıyorum dikkatinizi çekerim:)) Ben daha fazla saçmalamadan kaçıyorum, iyi bakın kendinize...

6.01.2014

Hafta Sonu

 Cuma öğleden sonra kız kıza gezmemize Bilge' nin kuzeni de katıldı. Bilge çokça şımarsa da günümüz fena değildi. Akşamına kuzeni yolladık. Ev taşımakla uğraşıyor, bugün tekrar gelecek. Kırıkkale' ye tayini çıktı. Onu yerleştirme telaşındayız. Cumartesi sabahtan evi derleyip toplayınca "pilim bitti" diyerek attım kendimi koltuğun üzerine. Bilge "bugün kursu asalım mı" diye aklımı çelmeye çalışsa da, öğleden sonra yollara revan olduk. O kemanla, baleye girdi ben karakalem dersimi kırıp, tezhip çalıştım. Bu arada tezhip çalışırken gelen giden kafayı bozmuşum muamelesi yapıyor. "Bu kadar ince iş nasıl çalışılır" diye sorup duruyorlar. Ama azimle çalışmaya devam ettim. Yukarıdaki deseni çalışıyorum. Daha baya işi var. Acelem yok, zaten 0/5 lik fırçayla acele etmek gibi bir şansınızda yok:)) Akşam üzeri Bilge'yle kurstan çıkıp, yemek yedik.Hava o kadar güzeldi ki, çıkışta kış geldiğinden beri uğramadığımız yollarda geze dolana, vitrinlerin ışıkları altında evin yolunun yarısını yürüyerek katettik. Çok hoşumuza gitti. Pazar sabahı kahvaltıdan önce  bir film izledik. "The Heat" Sandra Bullock' un komik bir filmiydi. Ardından kahvaltı sofrasında "Hobbit" in ilk filmini izledik. Sonra yine kurslara yollandık. Bilge ingilizceye, ben tezhibe devam ettim. Akşam biraz alışveriş yapıp eve döndük.
"Ve Dağlar Yankılandı" ya başladım. Bilge' de performans ödeviyle uğraştı. Sabah uyanmış "keşke mevsimleri değiştirebilseydin" diyor bana, böyle büyük işleri neden benden bekliyorsa:)) Bizimki okula yollandı, ben ofise. Şu vakte kadar telefonlar susmadı. Kendi sesimi duymak istemiyorum. Pazartesileri sevmiyorum desem de bir işe yaramayacak farkındayım. Allahtan öğleden sonra kaçıyorum, yoksa kafa beyin kalmayacak bende:(( Güzel bir haftamız olsun, mümkünse sakin ve uslu bir hafta olsun....

2.01.2014

Yılın ilk yazısı

Yılbaşı gecemiz çok güzel geçti. Arkadaşlar ellerinde tabaklarla geldiler ama ben telaştan bir kare fotoğraf çekmemişim. Yedik, içtik, güldük ve eğlendik. Bilge' nin kuzeni de geldi. Bilge'den mutlusu yoktu. Hediyelere boğuldu. İlk hediyeyi öğretmeni ödev vermeyerek vermiş:)) aman nasıl sevindi. Kuzen çirkin kızlardan getirmiş, havalara uçtu. Arkadaş çocuk parfümü almış evin her yeri buram buram parfüm kokuyor, kokoş şey işte. Gece arkadaşlar gidince herkes bir yerlerde uyuya kalmış. Ben bir ara uyandım, evi kolaçan ediyorum. Koca kanepede resmen sızmış, üzerini örttüm. Yeğen yatağında yatıyor. Bilge' nin odasına girdim, Bilge yok. Nasıl ya? dedim. Salona baktım, diğer odalara baktım yok. Nasıl korktum. Sonra kendi yatağıma bakmak aklıma geldi. Yorganı bir açtım, horul horul uyuyor bizimkisi:)) Çarşamba sabah ilk kalkan Bilge olmuş. En sonda Koca kalktı. "İçirmeyin beni" diye sızlanarak:))Kahvaltının ardından sinemaya gitmek için yollara revan olduk. "Düğün Dernek" filmine gittik. Çok çok güldük. Kitapçı gezdik. Sonrasında Avm' e uğultusundan kaçıp, evimize sığındık:))Bu sabah Bilge'yi kaldırmak zor oldu ama okula yetiştik. Pazartesiymiş gibi bir hal var üzerimde. Hadi bana kolay gelsin...