30.05.2014

Okulu astık yine:))

Dün Bilge "okula gitmiyoruz " dediğimde, havalara uçtu. Ankara' nın diğer ucunda yaşayan teyzeme, yurt dışından gelen teyzemi görmek için tek şansımızdı. Hafta sonu Antalya' ya gidiyorlar. "Naslı geliriz?" sorumuza, "en kolay banliyö treniyle gelirsiniz" cevabı üzerine ben hafiften tutuştum. Beni tanıyanlar bilir, ciddi anlamda toplu taşıma araçları özürlüsüyüm. Kurtuluş' ta kafamın üstündeki rayları görüp, merdivenleri bulunca pek sevindim. Gidiş/ dönüş bileti alınca kar ettiğimi söyleyen gişe görevlisine nasıl bineceğimizi sorunca yanımıza güvenlik görevlisini verip ciddi bir demo yaptırdı:)) Bir süre bekledikten sonra Bilge' nin "tren geliyooooor" serzenişiyle kalabalıkla birlikte ferah bir ortamda boş koltuklara konuçlandık. Sonrası tıngır mıngır, gözüm tavandan sarkan göstergede durak isimlerine baka baka yolculuğumuz başladı. İneceğimiz duraktan önce birileri açılan kapılardan inince, bir yerlere basmadan inebileceğimizi fark etmenin mutluluğuyla yerimize vardık:)) (gülmeyin ama, bilmiyorum işte) Kuzen bizi almaya gelmişti, Bilge' yi kucağında taşıma girişimi yolun ilk çeyreğinde sonlandı. Evde çoğunluğu mutfakta geçen sohbet ve sonrasında donatılmış kocaman masa etrafında, uzunca yemek faslından sonra akşamın bir vakti vedalaşıp döndük eve. Sabah Bilge' yi yataktan kazıyıp, okula bıraktım. Sabah serinliğinde hafiften üşüyerek ofise doğru gelirken, kitap eki veren bir gazete, pastaneden bolca poaça ve marketten çokça mendil aldım. Hâlâ atlatamadım, burnum tıkanıyor, sonra akıyor, sonra yine tıkanıyor. Başım ağrıyor. Keyifsizim yani.

28.05.2014

Günler geçerken

 Yaklaşık iki haftadır hastaneye gidip geliyoruz. Geçen hafta Koca" ben artık iyi göremiyorum" dediğinde gitmişken göz doktoruna göründü. Gizli hipermetropu varmış. Daimi gözlük kullanmaya başladı. Doktorla konuşurken "bu tür rahatsızlıklar genetiktir, çocuğunuzu da getirin" dediğinde, dün Bilge'yle gittik. Damlalı muayeneden sonra Bilge' de babadan çokça hipermetrop, benden de bir miktar astiğmat çıktı. Ona da gözlük verdi. Ailecek gözlüklendik. Bilge' nin kara gözlerine yapılan damlayla bir buçuk saatte göz bebekleri anca büyüdü. Bütün gün "göremiyorum " diye sızlandı. Sabah kalktığında bir şeyi kalmamıştı. Bugün gözlüklerini almaya gideceğiz. Kitap okurken, ders çalışırken kullanacak. Sabah hastanede başlayan burun akıntım, akşam üzeri tavan yaptı. Hemen alerji ilacımı aldım ama ne çare, burnum bir türlü durmadı. Bitki çayımı, kitabımı, müziğimi ve bolca mendilimi alıp konuçlandım.
Bir süre sonra da "Lizbon' a Gece Treni" ni izledim. Naslı güzel bir film. İnanın bayıldım. Kitabını da alacağım en kısa zamanda. O muhteşem cümleleri hayatım boyunca tekrar tekrar okuyacağımı biliyorum.
Bu sabah daha iyi uyandım. Aynada saçlarımdan fırlayan beyazlarımı görünce  Koca'yı tek başına fizik tedaviye gönderip, bebeyi okula bırakıp, kuaföre gittim. Saçlarımı boyatıp kestirdim. Hala sümüklüyüm ama kendimi daha iyi hissediyorum.

26.05.2014

Hafta sonu

 Gün geçmiyor ki memlekette kötü, daha kötü olaylar olmasın. Herkes her şeyi konuşuyor, boş konuşanda var, dolu konuşanda. Ne yapmalı, nasıl yapmalı bilmiyorum. Çok mutsuz hissediyorum kendimi.
Kızımın "neden keyifsizsin" sorusuna cevap veremiyorum. Ona, kitaplara, sanata, çiçeğe, böceğe tutunmaya çalışıyorum.
Akşam üzeri yağmurlu geçiyor bugünlerde. Ardından toprak kokusu, ıhlamur kokusu geliyor burnuma. Yolda bakımlı bir Anadol gördüm, camında "Satılık Değildir" yazıyordu, gülümsedim. Kursta başladığım tabağımı boyama işine evde devam ettim. Yanında küçük bir de kare duvar süsü boyadım. Kursta tabağın zemin rengini attık, bir kaç kat daha gideceğim. Ardından da vernikleyeceğim. İlk işim olduğu için fırınlatmaya korktum, kırılma, renk bozulma sorunu olabilirmiş.
YKY' den yine adına takılıp Emrah Öztürk' ün "Limon Yağmuru" kitabını aldım. Çok güzel öyküler var içinde. Yazarın ilk kitabı, ilk kitap için oldukça başarılı buldum, merakla diğer kitaplarını bekleyeceğim.
Oktay Rıfat' ın "Bir Kadının Penceresinden" kitabına başladım. Filiz' in hikâyesi içimi burkacak gibi görünüyor. Bilge' nin okulunda bahar şenliği var. Kermesten yırttım, mısır patlatıp getirmemi istediler. Bilge şenlik lafını duyunca çok keyifli bir şeyler olacağını düşündü. Umarım hayal kırıklığına uğramaz. Fizik tedavi günleri devam ediyor, yeni yeni teyzeler ve amcalar katılıyor. Hafta sonu bitecek, Koca' ya çok iyi geldi. Umarım bir daha tekrarlamaz. Her zaman olduğu gibi keyifli bir hafta dileyeceğim ama dilim varmıyor. Normal bir hafta dileyim, kimsenin ölmediği günlerimiz olsun...

21.05.2014

Nerede kalmıştım

Dün evde tabletle yazma girişimi "son çare " deneyimi olarak aklımın bir köşesine iliştiriyorum. Nerede kalmıştım, tamam hatırladım. Doktor maceramızı anlatıyordum. Duygularını bir türlü anlayamadığım ama "çok iyi doktordur" referanslı doktoru dinlerken, dudak okumayı öğrenmek gerek düşüncesine takılıp, arka arkaya "ameliyat olmasına gerek yok o zaman" cümlesini sıralayarak,  "anlayışı kıt eş" kadrosuna girdim diye düşünüyorum. Kuru iğne denen bir şey yaptı, fizik tedaviye devam, her gün açık havada yürüyün dedi. Koca durur mu ofise yürüyerek dönme kararı aldı. Ayaklarımda yeni aldığım ve ilk kez giydiğim papuçlarımla, Ankara' nın yürümeye hiç de müsait olmayan yokuşlarını ine çıka ofise geldik. Koca pek bir romantikti, el ele felan yürüdük ama hain papuçlar canıma okudu:((
Bugün okul çıkışı Bilge' yi aldım. Dolaştık, o seri halde konuştu, dinlediğim kadarıyla çoğu şikayetti. Mola verdik, o bir şeyler yedi. Ben karşısında duran üç sandalyeden birini istediğimde çok kaba "alamzsınız" diyen adamın üzerine kazara bir şeyler dökme planları yaptım . Ama hiç pratik değilim, ben düşünürken adam kalktı gitti,  ardında dört sandalye bırakarak....Tam zamanında dönüşe geçmişiz, biz geldik arkamızdan gök gürültüsü ve yağmur... Çalma listesi yaptık Bilge' yle  İmany, İndila ve Shakira'lı. Bilge resim yapıyor, müziğin ritmiyle arda sallanıyor:)) Ben de öyle bakıyorum etrafa...

20.05.2014

Bu günlerde

Yaklaşık bir haftadır yazmıyorum.Bu bir nevi "konuşmamak" gibi benim için.İlk gün tv başında kala kaldım.Şuursuzca izledim, ağladım, izledim, kızdım, ağladım...Sabahları Koca' yı fizik tedaviye götürdüm. O içerdeyken ben bekleme salonunda yaşları benden çok çok büyük teyzelerin, şikayetlerini yanlarındaki beyleriyle birlikte başımı sallayarak dinledim. "Acil şifalar" diledim çokça, fonda sevmediğim tv kanalında facia görüntüleri eşliğinde. Yanımda götürdüğüm kitabıma gömüldüm, neredeyse cümleler, harfler olmayı diledim. Öğleden sonraları ofiste geçti. Bilge' nin okul çıkışı mahallenin çocuklarıyla dışarıda kudurmasını izledim, sessizce...
Limon almayı her defasında unutup tatsız limonsuz  çaylar içtim. Pizzacıya bugün yüzüm tutmayınca eve erken geldim. Kitabımı bitirdim. Evdeki tüm müzik cd'lerini toplayıp, cd çaları da mutfağa konuçlandırıp, en zahmetsizinden köfte makarna yaptım, çorba yapmaya üşendim. Tablette yazmak çok zorumuş, gerisi yarına olsun. Akıl ve ruh sağlığınızı korumanız dileğiyle...

16.05.2014

Akıl tutulması

Ekranın ve monitörün  başında günlerdir bu duyguyu yaşıyorum. Ateşin düştüğü yeri yaktığını bile bile...
Ömrüm boyunca hissetmediğim, hissetmeyi düşünemeyeceğim ölçüde kini ve nefreti duyuyorum.
Yüreğimize bu duyguları ekenleri allah bildiği yapsın...

14.05.2014

Sevimsiz günler



Yıllardır Koca bel ağrısından yakınır. Geçici çözümler bulur, tesadüfen iyileşirdi. Pazartesi gözümün önünde sağdan sola normal bir şekilde dönerken kilitlenip kaldı. O gün inat etti doktora gitmedi. Sabaha kadar inledi. Dün sabah hemen doktor araştırmasına giriştim, randevuyu aldım. Kolundan tuttuğum gibi doktora götürdüm. Bu sabah fizik tedaviye başladı, akşamda emar çekilecek, yarın sonucu belli olacak. Bu arada ben de midemi üşütmüşüm kıvrana kıvrana bu işlerle uğraştım. Dün Koca'ya iğnesini yaptırıp, Bilge'yi okuldan alıp eve geldik. Yavrum bir babayla bir benimle uğraştı durdu. Sabah hastanede beklerken haberlerde Soma' daki faciayı gördüm ya da katliam mı demeliyim. Kanım dondu, ne söyleyeyim...

12.05.2014

Hafta Sonu

 Malumunuz dün anneler günüydü. Anneme gidemedim, telefonda uzun uzun konuştuk. Sonra telefon trafiği devam etti. Konuştukça mutlu oldum. Bilge' yi kursa bıraktım. Bir arkadaşımla kahve içmeye gittim. Kalkarken kurstan Bilge'nin dişi ağrıyormuş diye aradılar. Almaya gittim. Gözlerde yaş beni karşıladı. Eve gittik, kliniği ardım kimse açmadı. Ağrı kesici verdim. Baktım keyfi yerinde. Daha önceden kanal tedavisi ve dolgu yaptırdığımız dişini gösteriyor. Bugün kliniği aradım, çocuk doktoru ayrılmış, haber vereceklermiş, sinir oldum. Gerçi dün kurstan beridir diş lafı geçmiyor. Beni kafaladı mı diye de düşünmüyor değilim. Yemek hazırladım, deli gibi yağan yağmuru izledim.
 Tahsin Yücel' in "Kumru İle Kumru" kitabını bitirdim. Harika bir kitaptı. Tahsin Yücel'in o kadar muhteşem bir anlatımı var ki, karakterin psikolojisini öyle güzel aktarıyor ki etkilenmemek mümkün  değil. Okumadıysanız mutlaka okuyun.
 Cumartesi günü aldığım Levent Cantek ve Berat Pekmezci' nin hazırladığı "Emanet Şehir" i, pazar sabahı, ortalık yeni aydınlanmışken ve bizimkiler dahil tüm şehir uykudayken okudum. Dumankara' dan sonra Emanet Şehir' de , çizgi romana doğru beni daha çok yakınlaştırdı, bu şehirle aramdaki bağı daha çok sağlamlaştırdı.
Bilge' de ben de kapağa ayrıca bayıldık.
Çini işi yavaş yavaş ilerliyor. Kontürleri bitirdim sayılır.Kalan kısmı hafta içi tamamlayacağım. Gelecek ders renklendirmeye başlayacağız. Bizde durumlar böyle. Güzel bir haftamız olsun...

8.05.2014

dün


Dün Bilge'yi okuldan almaya giderken yol üzerindeki en sevimli kırtasiye/ sahaf arası yerden Roald Dahl' ın "Charli'nin Çikolata Fabrikası", Jhon Steinbeck' in "İnci", Yakup Kadri' nin "Kiralık Konak "ve Tahsin Yücel' in "Kumru ile Kumru"sunu ve bir Deniz Gezmiş kitap ayracını yirmi liraya almanın mutluluğu içindeydim. Sonrasında Bilge'yle Kızılay' a doğru vurduk kendimizi. Aç karınlarımızı doyurup YKY' ye uğradık. Büyük bir cesaretle Sigmund Freud' un "Sanat ve Sanatçılar Üzerine" kitabını aldım.Bilge ' de kendine küçük bir öykü kitabı aldı. Kasada ismine takılıp Memed Fuat' ın "Güzelin Yaralısı" nı aldım. Ofise uğradığımızda kargocunun ıkın sıkın paket getirdiğini gördüm. aslında Ankara'da olan mobilya mağazasının önüne araba park edecek yer bulmak zor diye Koca'yı götüremediğim,bu sebepten netten aldığım mutfak sandalyeleri gelmişti. Kargocunun bu taşımadan memnun olmadığı her halinden belli oluyordu. Yalnız o kutuya dört sandalye nasıl sığmış diye düşünürken jetonum düştü. Yine bana çırak, Bilge' ye kalfa, Koca'ya ise ustaların ustası muamelesi olacağını anladım. Yanılmadığımı eve girer girmez anladım. Büyük usta, büyük komutan edalarında emirler yağdırmaya başladı. Bol gürültüyle ilk sandalyeyi üçlü güdük Voltran şeklinde tamamladığımız anda bana gelen telefonla bu salak işten yırttım. (çok yaşa Leylak Dalım) Neyse telefonu kapattığımda işler bitmiş, deneme oturuşlarına geçilmişti:)) Sonrası bildik akşam ritüeli ( yine google sordum ritüel nasıl yazılır diye tövbe tövbe).
Geçenlerde Bilge'yle bezelye ayıklarken içlerinden çimlenmişleri rast gele saksıya dikmiştik. Çıkacaklarını hiç sanmıyordum. Sabah baktım zıplamışlar topraktan:))Ben bugün ÇSM' de Öykü Günlerine gideceğim. Günümüz güzel olsun...

7.05.2014

İlk mektubum

Dün okul çıkışı Bilge'yle sinemaya gittik. Film "Fındık İşi" olunca ben biraz baştan, biraz ortadan çokça sondan izleyerek ve keyifle uyuyarak bitirebildim. Sinema salonunun uykusu gibisi yok:))
Akşam eve girerken Bilge her zamanki gibi posta kutusuna yöneldi. "Aaa bak bir şey gelmiş" diyerek zarfı bana uzattı. Zarfta gönderici kısmı yok, adım adresim yazıyor ve pullar var. Şaşkın şaşkın açtım zarfı, aman allahım Bilge bana mektup yollamış. Göz göze geldik, atladı kucağıma zıp zıp zıpladık. Nasıl güzel bir duygu anlatamam. Bin kere okudum mektubu (el yazısından nefret ediyorum) çok güzel. Resim harika aynı ikimiz, saçlarımı ne güzel çizmiş. Dünyanın en güzel hediyesini verdi, yüreğim sevinçle doldu. Allah herkese böyle sevinçler yaşatsın...

6.05.2014

Günaydın

Bu sabah yine ve yine erkenden kalktım. Evdeki çiçeklerime baktım; suladım, temizledim, sevdim, okşadım.
Hâlâ ortanca olmaya hevesli menekşem bol çiçekli. Orkide konusunda kararlı ve doğru adımlarla ilerliyorum sanırım. Haftada bir gün dibine bir miktar su koyuyorum. Altı çiçeği oldu (aldığımda dört çiçeği vardı).
pamuk prensesim de çiçek açtı. Üstelik yanında bir kardeşi de açtı açacak. Ben aldığımda kapıya konmak üzereydi. "Bu böylece duruyor atacağım" dendiğinde, kıyamayıp alıp eve getirmiştim. Bir süre sonra üç yapraktan bi dolu yaprağa terfi edip, çiçek açıp; beni havalara uçurmuştu. Hıdırellez için iyi dilekler diledim, ekstraya girmeden. Ama dün buralar sırılsıklamdı, gül ağacı arayamadım. Bilge'yi okuldan alıp ofise kadar anca gelebildim. O bir dolu oyun oynadı, bende kendimi romantik komedi filmi izlemeye adadım:)) Böyle havalarda iyi geliyor tamam her zaman bana iyi geliyor:)) Akşam evde Bilge' yi odasında ben söylemeden ödev yaparken bulunca neredeyse ağlayacaktım:)) Dün film izlemeye başlamadan bir dolu kağıdı bilgisayara işledim. İşlerken farklı yöntemler bulmaya çalıştım. Klavyeye bakmadan yazmak, istifimi bozmadan yazmak, yayılarak yazmak gibi... çoğunda başarılı oldum sayılır:))Bütün gün yağan yağmura gülümseyerek baktım...Kendimi aşıyorum. Bir ara bir şeylerde yazdım, boş bir word dosyasına, sonra itinayla sakladım bilgisayarıma. Dün güzel bir haber aldım, pek sevindim. Gününüz güzel olsun...

5.05.2014

Hafta sonu

Hafta sonu genel olarak her zamanki rutinindeydi. Cumartesi Bilge çok heyecanlıydı. Akşama ufak çaplı keman konseri vereceklerdi. Sürekli endişeli bir sesle "çok korkuyorum, ya yanlış yaparsam" diyerek dolandı durdu. Kursa gitmeden Akman' a uğradık, arayı açmamak lazım:)) İki kocaman ekleri hızlıca bünyeye indiren Bilge "daha iyiyim" dedi:)) Kursa geldiğimizde keman öğretmenimizin babasının vefat ettiğini ve Azerbeycan' a gittiğini öğrendik. Bilge "of keşke çalsaydım bitseydi, şimdi bir hafta daha azap çekeceğim "diyerek beni şaşırttı. Akşam okuma grubuyla nihayet "Bir Yaz Gecesi Rüyası" nı konuşabildik. Eve geç gittik. Pazar sabahı pek neşeli uyandık, bu şarkı yı  olmayan fransızcamla katlederken, çaydanlığın buharıyla kolumu yaktım. Aman ne canım yandı, anlatamam. Yanık kremi, buzluktan nevale kompresiyle toparladım. Bilge'yi kursa bıraktım, arkadaşımla vakit geçirdim. Kurs çıkışı Sevgili Kocam "yemek hazır, sizi almaya geliyorum" dediğinde mutluluktan havalara uçtum. Yemek faslından sonra Tuncer Erdem' in "Bak Gene O Şey" kitabını bitirip, Artun Ünsal' ın "Tel Dolaptaki Karpuz" kitabıyla anılarına daldım. Bilge babasıyla tv'ye takıldı, ben o ara uyuya kalmışım, sonra geç saate kadar uyuyamadım.
Yağmurlu bir Ankara sabahına uyandık bu sabah. Bugün becerebilirsem Çsm' ye uğrayacağım 7-11 mayıs arası Ankara Öykü Günleri başlıyor, programı alayım diyorum. Umarım saatleri uyar. Kapı önündeki tadilatın gürültülü kısmı bitmiş, pek sevindim. Çocuklar bir türlü bu sabah ofisten çıkamadıkları için, yazıyı yazmakta zorlanıyorum. En iyisi uzatmadan kaçayım, güzel bir haftamız olsun dileğimi de ekleyerek...
 Not: kolaja bakınca fark ettim, son karelerden bahsetmemişim. Seramik tabak aldım, parşömene geçirdiğim desenin üzerini toplu iğneyle geçip, kömür tozu döktük. Tabağa böylece desen geçti, ama ben beceriksizce kontur geçerken deseni sildim. Hocam acayip bir sabırla deseni kurşun kalemle tekrar geçti.Devamı haftaya:))

2.05.2014

Haftayı bitirken

Dün öğlene kadar Bilge ödevleriyle uğraştı. Öğleden sonra arkadaşım aradı "hadi kalede buluşalım" dedi. Hazırlandık çıktık, tüm bağlantı yollarının kapalı olduğu başkentim de dolana dolana kaleye ulaşabildik. Tepemizde helikopter sesleri. Neyse kale, Pirinç Han, Gramofon Cafe üçlemesinde dolaştık. Kızlar çok mutlu oldu, biz de bol bol sohbet ettik.
Akşam Alice Munro' nun "Firar" ını bitirdim. Çok etkileyici bir kitaptı. Sekiz öykü var ama dili o kadar güzel ve o kadar hakim ki, öyküleri roman tadında okudum. Nobel' in helali hoş olsun, hak etmiş.
Geçen haftadan beri tatil arası okula giden Bilge'nin nevri döndü, sabah "okula gitmek istemiyoruuuummm" diye diye gitti. Bugün ofisin önündeki taşları yeniliyorlar.Fonda bir gürültü, bir gürültü sormayın. Umarım pazartesiye kadar biter. O kadar da çok işim birikti ki, okul saatine kadar hepsini bitirmeliyim.
Hadi bana kolay gelsin, kendinize iyi bakın, hafta sonunuz keyifli geçsin.