31.07.2014

Biz Geldik...


Tatili, bayramı bitirdik ve dün geldik. Antalya çok ama çok sıcaktı. Muhteşem nemiyle bizi bağrına bastı. Antalya için en kötü zaman dilimine denk geldik. Tatil boyunca uflayıp , pufladık. Yataktan dayak yemiş gibi kalkıp, klima önünde hapşurduk. Deniz sıcak çorba gibiydi. Ne çok şikayet ettim değil mi:)) Ama çok keyif vermedi. Deniz diye ölüp biten Bilge bile "aman çok sıcak boş ver denizi" dedi.Onun dışında annem çok mutlu oldu, kardeşimi umduğumdan daha iyi gördüm. Bacağı için bir ufak operasyon daha geçirecek. 
İlk gün Samsun hatırası güneş yanıklarımız bize ciddi deri değiştirdi. Soyuldukça soyulduk bir ara baktım bacaklarım dünya haritasına dönmüş, gerçi hâlâ bir miktar öyle. İkinci gün teyzem ve torunu geldi. Bütün gün birlikteydik. Kızlar birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar. Onlar evcilik oynayıp, bizi yanlarından kovarken biz de kısır partisi yaptık. Geçmişten bahsettik, teyzemi dinlemek hayatı dinlemek gibi ayrı bir keyifti. Üçüncü gün yine deniz yaptık. Sahilde çok kalmayıp, eve klimanın önüne yığıldık. Bu arada Antalya' da geçirdiğim yirmi beş yılı unutup, nankörlük yaptığım mevzusuna annem şişkoluğumu da ekleyerek söylenip durdu. Dördüncü gün arife günüydü. Mezarlığa gittik. Bilge yine beni çok duygulandırdı. Çıkışta alışveriş yaptık. Akşamları Avm' ler dışında hiçbir yere gidemedik. Çok sevdiğim Yat limanı'nı, Kaleiçi'ni bile görmeden geldim. Beşinci gün bayramdı. Kızmayın ya da ayıplamayın ama sevmiyorum bayram günlerini. Bir sürü zorunlu ziyaret falan filan. Altıncı gün deniz kenarı, "mavi bayraklı plaj" olayını Bilge' ye anlatamama " ama burası çok pis" lafına "evet haklısın" dan başka cevap bulamama ve dönüşü bir gün önceye çekmekle geçti. Yedinci gün, gün ağarmadan yola koyulduk. Yollar çok tenhaydı, kendimizi bu kararımızdan dolayı yol boyu kutladık:)) Ankara' ya girerken yüzümü buruşturup " dışarıdan bakınca çok çirkinsin ama içinde yaşamak çok keyifli" diyerek şehre selam çaktım. Eve gel, valizleri indir, üç makine çamaşır, sil süpür, yemek, bir ara yorgunluktan uyuyamadım. Sonrasında sızmışım, sabah çivi gibi kalktım gözünü sevdiğimin Ankara'sı sırf böyle uyanmak için bile burada yaşayabilirim. Bugün saçımı boyatıp, ofise uğrayacağım. Bir arada buzdolabını doldurmalıyım. Gününüz güzel ve nemsiz geçsin:))

21.07.2014

Küçük bir kaçamak

 Bir önceki yazımda hiç tatil havasında olmadığımdan bahsederken, öbür gün yolda buldum kendimi:))
Yolumuz Samsun' a uzandı. Aslında iş için gittik. Koca bizi sahile bıraktı, kendisi karşıdaki otelin işini halletmek için gitti. Bir kaç saat sonra da geldi. İlk gün plajda bizden ve martılardan başkası yoktu.
 Bir de deniz kabukları:)) Bilge  martıları kovaladı, deniz kabuğu topladı, ben manzaranın tadını çıkarttım bolca iyot kokusunu içime çektim. Bu arada güneş pek yok diye arabadan şemsiyeleri indirmedim.
Akşam otele dönerken ne büyük bir hata yaptığımı anladım. Yemekten önce eczaneye uğrayıp ilaç aldım. İlk Bilge toparladı, Koca ve ben hâlâ yanık acısı çekiyoruz. Öbür sabahtan yine sahildeydik, öğleden sonra yola dönüş yoluna koyulduk...

Yolda mola yerinde raflarda kitaplar gördüm. Uzun zamandır aklımda olan ama hep ertelediğim Hakan Günday' ın "Az" kitabını aldım. Hafta sonu bu kitabı  okumakla geçti. Çok enteresan, çok etkileyici, çok ağır bir kitaptı. Ayrıca güzeldi. Dün akşam kitabı bitirdiğimde yeni bir kitaba başlayamadım, bu akşam anca başlayacağım. Kafamı anca toparlarım.

Bilge denizi çok özlemiş, o kadar mutlu oldu ki. Antalya planlarımızı biraz öne çekeceğiz sanırım. Hava buralarda sonbahar gibi, şikayet etmiyorum gerçi ama korkutucu görünüyor:((
Hepimize keyifli haftalar diliyorum...

16.07.2014

Günler geçerken

Günler geçiyor, neredeyse mevsimi yarıladık. Bu sene bir yerlere gitmekten çok "home sweet home" modundayım. Yollarda olmak, yolları aşmak, denize girmek bile yorucu geliyor. Hafta başı yola koyuluyoruz. Bir hafta sonra dönmeyi planlıyoruz. Zaten Antalya' nın sıcak ve nemli havasına anca o kadar dayanabiliriz. Bilge bu aralar şaşkın bir ördek yavrusu gibi. Bir ona el atıyor, bir buna. Önce bisiklet sürüyor, ardından kaykaya biniyor olmadı tekerlekli paten, oflamalar puflamalar. "okulu mu özlüyorum acep"ler:))
"Kadın Destanı" bitmek üzere sonraki kitap ne olsa diye düşünüyorum. Yanıma polisiye almalıyım, kitapçıya gitmeliyim...evet evet kitapçıya gitmeliyim.

14.07.2014

Hafta Sonu

Cuma ve cumartesi kızımla yalnızdık, babamız  şehir dışındaydı. Pazar sabahı döndü. Cumartesi günü akşam üzerine kadar evde oyalandık. Akşam üzeri yola koyulduk. Hedefi önce Kuğulu Park, ardından kitapçı, sonra yemek ve eve dönüş olarak planladık. Kaç kez yürüyerek gittiğim yolu, Bilge'yle çeneye dalınca şaşırdım. Kaybolduğumuzu fark ettik. Şurası mıydı, burası mıydı derken Tunalı' ya çıktık. Park tıklım tıklımdı. Bilge hopladı, zıpladı, kaydıraktan kaydı, ben bu arada sokak müzisyenlerinin mini bir konserini dinledim. Sonrasında Bilge yanıma gelip "benim işim tamam" dedi. Karşıdaki büyük kitapçıya girdik. Bütün katları tavaf ettik. Özellikle müzik aletleri katında baya oyalandık. Bilge elektronik davula bayıldı. Şu ara onu aldırma yolları arıyor:)) Amacımıza geri dönüp en alt kattan Bilge'ye okuduğu serinin üçüncü kitabını, bana giriş kattan Genç Sanat Dergisi aldık.Dışarıdaki kafe için şansımızı denedik ama yine boş yer bulamadık.  "Boş ver" dedikten sonra dolaşmaya başladık. Yemek yedik, bir iki alışveriş yapıp, çokça mağazaya girdik çıktık. Artık yavaştan kepenkler kapanırken evimize döndük.
 Dönüş yolunda Bilge keyiften ayı parmağının ucunda tutuyordu:))
 Pazar günü babamız yoldan geldi, direk yattı. o Kadar yorulmuş ki akşama kadar uyudu. Bilge heveslenerek aldığı çarpı işini yapmaya koyuldu, ama etamini o kadar küçük delikliymiş ki benim bile zor yapacağım bir şey çıktı. Daha düzgününü almak üzere kaldırdık:((
 Kendimi mutfağa attım, yemek pişirdim, düdüklüyle kavga ettim, ilk kez su böreği yaptım. Tabi yalancısından ama Koca sahici sandı, pek sevindim. Yol yüzündendi sanırım, bugün kesin uyanır. Yanına da buz gibi limonata yaptım. Üç limon, biraz şeker, bolca su, hımm mis gibi oldu...
Yemek sonrası balkona attık kendimizi. "Paula" yı bitirdim ama nasıl bitiriş. Son on sayfa salle sümük bitti. İçimi dağladı.
Bu sabah da Ayla Kutlu' nun "Kadın Destanı" na başladım. İlginç bir kitap ve benim için farklı bir deneyim olacak. Ayla Kutlu Kadın Destanı' ndan bahsederken; "taraflı bir roman, kadınlar için yazılmış ilk destan" diyor... Bakalım bu destan beni nerelere götürecek...
Haftamız güzel olsun...

11.07.2014

Haftayı bitirirken

Bir hafta daha bitti. Yaz iyice geldi ama benim alerjim hâlâ geçmedi. "Temmuzda havalar ısınınca geçer" diyen doktorun yüzüne yüzüne hapşurasım var. Hiç bu seneki kadar kötü olmamıştım.En az kesintisiz sekiz saat uyuyan ben, sabaha kadar burnum kuruduğu için kaç kez kalkıyorum. Uykumu alamayınca bütün gün sersem gibi dolaşıyorum Neyse buna şükür, Allah daha kötü dert vermesin, diyerek bu konuyu kapatayım. Haftada da üç gün spora gidiyoruz. Spor dönüşü ofise uğruyoruz. Bilge arkadaşlarıyla oynuyor, ben işleri hallediyorum. Diğer günler pek dışarı çıkmıyoruz, evde Bilge'yle oyalanıyoruz. Balkon yıkama işi Bilge' nin, çamaşır serme ve katlama işi de. "Allahım insanın kızı olması ne güzel bir şey" diyorum. Yemek yaparken hemen mutfağa yanıma damlıyor, musluğun başında aslında suyla oynuyor, bulaşık yıkıyormuş gibi yapıp:)) Tatil kitabından birkaç sayfa zoraki yapıp, "sıkıldııııım "diye dolanıyor ortalıkta. Kitap okumaya itiraz etmemesi sevindirici. Dün güneşin batmasına yakın alışveriş için markete gittik. Hava serinleyince aşağıdaki parka geçtik. Bilge büyüdü diye parklara dönüp bakmıyordum. Dün öyle güzel ve keyifle oynadı ki, hiç de büyümediğini görmek çok hoşuma gitti. Baba eve gelirken bizi aldı. Sonra babayı şehir dışına yolcu ettik. Anne kız koyun koyuna uyumuşuz...
Hafta sonunuz keyifli ve güzel geçsin...

Not: fırınlanmamış seramik biskuvi boyadım, bu sefer suluboya ile denedim, sonuç daha çok hoşuma gitti.

9.07.2014

Hayat Bana Güzel !!!!

Evet en çok bu sözü duyuyorum. Kızımla ne zaman bir yerlere gitsem, iyi vakit geçirsem, iyi bir şeyler okusam, dinlesem, izlesem ve "keyif aldım " desem , "oh hayat sana güzel" diyen birisi illaki çıkıyor.
Dün sadece nette gezme kararı alıp, kendimizi eve kapattım. Bilge bir ara "niye kül kedisi olduk ki" dedi (sahiden evi temizliyordum o ara) Çamaşır makinesi, evi süpürmece silmece, toz almaca, balkon yıkamaca...

Sonrasında balkona attım kendimi. Biraz çizim yapayım dedim, önce annem ardından kardeşim sonra diğer kardeşim sonra yine annem derken yönlü ofis telefonu derken çöp adam bile çizemedim. Topladım pılımı pırtımı, üç aylık edebiyat dergisi " Roman Kahramanları" nı elime aldım. Balkona taşıdığım armuduma yayılıp dikkatle okudum. Notlar aldım. Ursula K.Le Guın 'in "Mülksüzler"i üzerine yazılanlardan çok etkilendim. Alacağım kitaplar listesine ekledim. 

Bu arada " ne pişirsem " sorunsalıyla uğraştım. Bilge' yi tabletten ayırdım, Balkona gelip armuduma istila etti. Kitap okudu, ben dinledim, zorla yemek yedirdim. Sürekli "sıkıldım" demesine katlandım.
Yabancı dizi izlemeyi seviyorum, özellikle dublajsız olanları. Uzun soluklu, oturup yeni sezon beklemeyeceğim bir dizi seçeyim dedim." CSI : NY" de karar kıldım, 9 sezon var üstelik ne zaman televizyonda rastlasam hep geç saate rastlıyordu ve uyuya kalıyordum. Bir tek bu kadar cinayet bünyeye ne hissettirir onu bilemiyorum, bakacağız artık. Üç bölüm devirdim. Kuruyan çamaşırları aradan çıkarttım. Balkon iyice esmeye başlamadan Paula' dan da yaklaşık elli sayfa okudum. Sonra Koca geldi, yemek faslı, bulaşık derken o kendini tv başında tartışan amcaları izlemeye adadı. Bizde Bilge'yle arşivimizi kurcaladık.
Oğul Miyazaki ' nin " Tepedeki Ev" ini izledik. Ben yarı uykulu izledim, tekrar izleyeceğim. Bilge bittiğinde "gözyaşlarımı tutamadım, çok duygusaldı" dedi. Paula' yı okurken uyuya kaldım.
Yani bir "hayat bana güzel" günü böyle yaşandı. Çok çaba sarfetmeden, boşa geçirilmeden...

7.07.2014

Hafta sonu

 Hafta sonu bol tembellikle geçti. Cumartesi öğleden sonra kitap almaya gidip geldik. Onun dışında evde bi dolu film izleyip, bol bol okuduk. Tembelliğinde böylesi pek güzelmiş:))
 Bilge Mustafa Orakçı' nın "Levent" serisini keşfetti. Bu Levent' in Mert diye kardeşi var, pek komikler, bir solukta bitiverdi.Bilge güle oynaya okudu. İkinci kitabı da dün aldık.
Isabel Allende' nin "Paula" sına başladım. Allende bu sefer içimi acıtacak sanırım.
Bu sabah spora gittim,  bu konuda kendimle gurur duyuyorum hiç teklemeden haftada üç gün gidip canıma okuyorum. Bilge' de aynı şekilde taekwandoya devam ediyor, çok pis tekme atmaya başladı, bir de garip bir dil konuşuyor (Koreceymiş, yersen:)
Ankara boşaldı, herkesler tatilde. Biz bayramla birleştireceğiz, öyle görünüyor.
Haftamız güzel olsun, keyifli olsun...

5.07.2014

Haftayı bitirirken...

 Aslında iki gün önce gittik bu güzel iki sergiye. Sergiler Cermodern' deydi. İnternet sitesinde belirtilen saatlerde rehber olduğu yazıyordu. Gişede bunun "hafta sonları "olduğu eklemesi yapıldı. Hadi biz yanlış anlamışız derken, bizim gibi yanlış anlayanlar çoğalıp, itiraz edince rehberi kattılar önümüze. Önce Erwın Oalf' ın "Anlatılmayanın Güncesi" sergisini gezdik. Sanatçının fotoğrafları o kadar etkileyici ki, ışığı kullanmaktaki ustalığına şapka çıkartıyorsunuz. Detay görmek isterseniz sergiye gidin ya da sevgili Leylak Dalı' nın bloğuna uğrayın. Çok güzel fotoğraflar var.
Ardından rehberimizle Picasso "Doğduğu evden gravürler ve seramikler" sergisini gezdik. Bilge pek suratsızdı, "sıkıldım " diyerek dolaştı, ben de bolca hapşurdum, tamam Erwin Olaf Sergisi çok ama çok daha etkileyiciydi. Neyse temmuz sonuna kadar sanırım sergiler açık, haberiniz olsun. Juli Zeh' in "Serbest Düşüş" ünü dün akşam bitirdim. Ne kadar etkileyici ve şaşırtıcı bir yazar olduğuna bir kez daha emin oldum. Bu sabah öğleye kadar Bilge' yle tembellik ettik, şimdi ofise uğradık, buradan da kitap almaya gideceğiz. Keyifli bir hafta sonu diliyorum...

2.07.2014

"Katliam"

2 Temmuz 1993' te on altı yaşındaydım. Antalya' da yaşıyorduk. Babam yurt dışında çalıştığı için ve biz başka bir memlekette yalnız olduğumuz için ama en çok da annem zarar görmemizden korktuğu için sıkı sıkı tembihlemişti bizi "sakın alevi olduğumuzu kimseye söylemeyin" ...
O gün dışarıdan geldim, haberlerde alevleri gördüm. Komşu bir kadın ve annem de  televizyona bakıyorlardı, komşu kadın " aman pek güzel olmuş" dedi, annemle göz göze geldik, ben dayanamayıp ağzıma geleni sayıp  kadını evden kovdum, bir daha gelme dedim ama yıllarca geldi gitti. Ankara' ya taşındığımızda meraklı tipler ofise uğrayıp, seceremizi öğrenmeye çalışıyorlardı. Kimisi sevimli, kimisi sevimsiz ama meraklı tipler. Bir kaç kez bahçede karşılaştığım bir teyze bir gün "buralar iyidir ama hep alevidir maalesef" dedi. Yüzüne baktım, ne söylesem boş, hiçbir şey söylemedim, ne zaman görsem arkamı döndüm.
En akıllısından, en hümanistine ne zaman "alevilik" konusu açılsa, herkeste saçma sapan ve sahte tutumlar.
Çoğu zaman ortamdan uzaklaşırım. "Katliam" kelimesini ve o gün yaşananları "Menekşe' den Önce" belgeselinde o kadar iyi anladım ki. İnsan görünümündeki sürünün yaptıklarını, Madımak Oteli'  ndekilerin yaşadıklarını, kurtulanların boğazlarına düğümlenen kelimeleri ve tek kelimeyle "katliam" ı içim yana yana ve gözyaşlarımla izledim. Menekşe' nin annesinin feryatları hâlâ kulaklarımda. Ben böyle hissederken onlar bu acıya nasıl dayanıyor bilemiyorum. En acısı da insanların değişmediğini, böyle bir katliamın her an tekrar yaşanabileceğini biliyor olmak...