30.10.2014

yine dün:))

Dün okuldaki törene katıldık. Bilge' nin sınıfından seçilen çocuklar şiir okudu. Bir tanesi utandı sanırım, öğretmenin arkasına saklanıp ağlamaya başladı, kıyamam ya çok fena ağladı. Tören çıkışı Kızılay' a gittik. Bir kaç kırtasiye dolaştık, eksik malzemelerim vardı onları aldım. Bu arada sırtım tutulmuştu sabah kalktığımda, Bilge acıdı halime " hadi eve dönelim" dedi. Bir kas gevşetici, bir ağrı kesici ve temiz bir uyku iyi geldi. Uyandığımda baktım Bilge kemanını çıkartıyor ay ben söylemeden keman çalışacak aman ne sevindim. Yemek faslının ardından Monika Maron' un "Acayip Bir Başlangıç" kitabına başladım. Sonra Bilge "Kelebek Kanatlı Ejderha" sının son sayfalarını bana okudu. Spora gitmek için birbirimizi ikna ettik:)) "Gitmesek mi, yok canım gidelim, aslında gitmesek de olur..." dan sonra düştük yola. İyi ki gitmişim , spor sırtıma çok iyi geldi. Bilge oradaki arkadaşlarıyla çok iyi anlaşıyor, güle oynaya spor yapıyorlar. Bu arda bir şey fark ettim spor sanırım vücut direncini arttırıyor, yılın bu zamanları hep sümüklü gezerdi, bu sene şükür iyi.
Yaşasın spor desem mi, hadi dedim gitti:))

28.10.2014

Dün

Sabah erken kalktım , "sabah kabusu" olarak bizimkilerin üzerine çöreklendim. Kahvaltı masasında her sabah ki gibi gevreğini kemiren Bilge gevrek kutusunda bişiy buldu, "hediye" diye pek sevindi. Koca "kahvaltın bitmeden açamazsın" dedi. Repliğimi çalmasına biraz bozulmakla beraber, emir kipinin sevimsizliği kulağımı tırmaladı. Sonra yola koyulduk, biz işe Bilge okula..
Okul çıkışı Bilge' yi aldım "eve gitmeyelim" dedik. Yakındaki alışveriş merkezine gittik. Bilge karnım zil çalıyor diye gaz verip pizza söyletti, sonra içine kekik koymuşlar diye yemedi, tüm pizzayı yemiş olmanın vicdani ağırlığı, gün boyu geçmedi. Bir kaç gereksiz bişiy alıp, aşağıya market kısmına girdik. Meyve sebze reyonundaki pek çok şeyi beğenmeyip, pek az şeyle kasaya geldik. O ara kasiyer kıza" Allah hayırlı insanlarla karşılaştırsın" diyen teyzenin dileğine fark etmeden ve yüksek sesle "amiiiiiin" deyince teyze dönüp "efendim?" dedi. Şaşkın baka kalmışım "çok haklısınız "diye toparladım. Çıkışta yağmur başlamıştı, kendimizi taksiye zor attık. Evi tarif ettik, ev yolunda çok dik bir yokuşa doğru gelince "bir sonraki sokaktan daha az dik yoldan gidebileceğimizi " söyledim. Şoför bey "önümüze salak biri düşmezse dik yokuştan çıkarız" dedi. Evet yokuşun yarısında kaldık, arkamızda ip gibi araba sırasıyla. Neyse frene basa basa kazasız belasız indik. Adamcağız "kınarsan milleti gelir başına böyle " dedi. Bunu kendisine söyledi, sonra dönüp bana "niye sizi dinlemedim ki" dedi... Eve geldik. Çok yorulmuşuz, Bilge ödevlerini bitirdi, ben yemek yaptım, sonra Koca' nın geç geleceğini öğrenip kızdım, o kızgınlıkla salatayla sınırlandıracağım yemeğin sınırlarını aştım. Bilge ödevlerini çabucak bitirince işkillendim, dikkatlice kontrol ettim, valla yapmış, pek sevindim. "Antabus" a iyice sarmışken, alarmın "ütü yap" hatırlatmasıyla zıpladım. Ütüyü bitirdim, hazırlanırken dolu parfüm şişesini ayağıma düşürdüm. Of çok canım yandı diyecek vaktim bile yoktu, attık kendimizi dışarıya, yağmurda zar zor taksi bulup spora gittik. Günlerdir benim beyin cerrahı arkadaşıma sonuçlarını göstermemi bekleyen hocasına durumu nasıl anlatacağımla ilgili kısa bir konuşma taslağı geçirdim aklımdan. Konuşma tam tasarladığım gibiydi ama lezyonların tümör olabileceği, ama tümörlerin iyi huylularının da olduğu doğaçlamasına girmiş olabilirim, kahretsin...
Eliptik bisiklette ayağım zongurdayınca keşke yeni aldığım buz torbasını kullanıp ayağıma buz koysaydım. Hem torbayı da ilk kez kullanmış olurdum, buzluktan bezelye alıp koymak dışında  farklı bir deneyim olurdu diye düşündüm. Başkasının beynindeki lezyondan, kendi ayağımdaki küçük bir ağrıya geçiş hızıma şaşırdım, kahretsin...
Yalandan bir kaç hareket yapıp bir saatte bitirdim çalışmamı. Eve gelince duş alıp, "Antabus" u okurken uyuya kalmışım. Sabah kitabın sonunu okuyunca pek bir rahatladım, " oh olsun" dedim, bir de yukarıdaki fotoğrafı çektim:) Laf çok uzadı ama yazmak iyi geldi, hadi ben kaçtım kendinize iyi bakın...

27.10.2014

Hafta Sonu

 Pazar günü saatler geri alındığı için çok çok erken uyanmış oldum. İlk işim dışarı bakmak oldu, hava kararsız olmakla birlikte, fena değildi. Geçen hafta gittiğimiz tiyatroda broşürleri görmüştüm. Cuma günü de Tobav' ı arayıp etkinlikle ilgili bilgi aldım. Yola çıkarken şemsiyeleri de çantaya koydum. Bilge' de ödevlerini bitirdi, "oh tamamız"  diyerek yola koyulduk. Yer Anıtpark. 2008 yılından bu yana her yıl 26 Ekim' de insanlar burada buluşuyormuş. Tobav koordinasyonunda, pek çok dernek, üniversite, kurum ve okul koroları katılıyor. Orkestra ve bando gönüllü çeşitli  konservatuvarlardan ve devlet opera ve balesinden gelen müzisyenlerden oluşuyor.Şef İbrahim Yazıcı, sunucu Devrim Evin. Korolar ve bizim gibi gelenler ellerimizde marşların ve türkülerin sözleri  ve bayraklarla coşkuyla söyledik. İnanılmazdı, çok duyguluydu, harikaydı.
 Tam koro dağılırken yağmur başladı. Bilge' ye ne yapalım dediğimde beni şaşırtmadı. " Doğru Anıtkabir' e gidiyoruz" dedi. Mozoleye çiçek koydu, ölümle ilgili pek çok soru sordu.Kafeteryada pasta yedikten sonra, hediyelik eşya dükkanına uğrayıp tişörtler aldık. Yatana kadar dilimizden marşlar düşmedi. "Her sene gidelim"
dedik.
Kitapçı ziyaretlerimde bulamadığım kitapları netten sipariş etmiştim. Beni de şaşırtan bir çabuklukta geldi. Cumartesi neredeyse onlara sarılıp uyuyacaktım. Seray Şahiner' in "Antabus" kitabına dün akşam başladım, çok etkileyici bir kitap. Bugün biter sanırım. Keyifli bir hafta olsun...

25.10.2014

İzledim, izledim, izledim...

 Her ay oturup kendime izlenecek film listesi oluşturuyorum. Çoğunu tamamlayamıyorum ama elimden geldiğince, fırsat buldukça izliyorum.Kısaca ve spoiler vermeden bahsedeyim.
İlk film "İlkbahar, yaz,kış ve ilkbahar" bir Kim Ki Duk filmi. Eski de sayılır 2003 yapımı. Kim Ki Duk yönetmenlikle yetinmemiş oynamışta. Bir budist keşiş ve yanında büyüyen çocuğun hayatı mevsimler üzerinden anlatılmış, güzel de anlatılmış. Bir "Boş Oda" kadar etkileyici değildi ama güzeldi, izlediğime sevindim.
Şimdi felsefi bir filmin ardından nereden çıktı bu "Transformers ; Kayıp Çağ" demeyin ben severim böyle fantastik filmleri Optimus Prime' a da ayrıca bir hayranlığım var, Marvel' in kahramanlarına bayıldığım gibi. Neyse filme gelirsek, serinin diğer üç filminden çok çok iyiydi. Sanırım teknolojik gelişmeler, filmin kalitesine çok etki ediyor. Bir de aynı oyuncuları görmekten daral gelmişti (insan olanlarından) Güzel olmuş bu film, sevdim...

 7:39 Treni 2014 İngiliz yapımı bir film. Hayatlarında başka insanlara bağlı bir kadın ve erkeğin aynı trende yer yüzünden kavga etmesiyle başlıyor film ve evet sonunu tahmin ediyorsunuz...
 "Crazy Kınd Of Love" 2013 ABD yapımı. Romantik komedileri severim. Kocası tarafından terk edilen ve bunalıma giren annelerini toparlamaya çalışan/ çalışmayan oğulları ve olaylar örgüsü fena değildi.
 Favorim "Toast" 2010 yapımı bağımsız bir film. 1960 'lar İngiltere' sinde geçen bir çocuğun yemek macerasını anlatıyor ama çok güzel anlatıyor, izleyin diyeyim, daha da bir şey demeyeyim.
Son filmse "Barefoot" bu da romantik komedi, biraz mantıksız başlayıp, sonrasında duygusala bağlayanlardan. Şartlı tahliye sonrası hastanenin psikiyatri bölümünde hademelik yapan bu arada başı sürekli dertte olan Jay ve bu bölüme getirilen Daisy' nin hikayesi. Hikaye işte, çok şey beklemeyin.
Yalnız bu arada spoiler vermeyeceğim diye biraz saçma anlattım filmleri farkındayım ama kaçmasın tatları diye.
Neyse gittim ben, keyfiniz daim olsun...

21.10.2014

Bilge kitap alırken

Ne güzel kitap kapağı değil mi?  Zaten kitabı hafta sonu YKY vitrininde görünce Bilge atladı hemen "alalım" diye, sırf kapaktan ötürü( ama yazarın üç kitabı daha var bizde eminim güzeldir) . "İyi alalım "dedim, daldık içeriye. Arka tarafa doğru gittik, çocuk kitaplarının olduğu bölümde dönüp duruyor ve kitabı arıyorken bir taraftan da bir inşaat gürültüsü geliyor kulağıma. Biz üçüncü turu  ben önde Bilge arkamda atarken aramıza tavan armatürü ya da yangın detektörü gibi bir şey pat diye düştü. Biz Bilge'yle birbirimize baka kaldık. Bu arada görevliler geldi. Görevliler tanıyor bizi zaten "Bilge iyi misin bir yerine gelmedi değil mi" diye soruyorlar, ben toparlandım, milim farkla falan atladı bizi çünkü. Yan tarafta şube tadilatı yapıyorlarmış. İyi misiniz sorularına Bilge "yahu kitabı hâlâ bulamadık, şu ejderha ve kelebekli olanı" deyip duruyor. "Aman boş ver başka bir zaman alırız" dedim. "Olmaz almam lazım "dedi. Görevlilerden biri kitabı bulup getirdi. Bu arada yandaki tadilattan ustalar geldi, özür filan dilediler. Elimizde kitap çıktık. Bilge çıkışta "iyi ki kafamıza düşmedi, kitabı alamazdık o zaman değil mi anne" dedi:))))ne diyeyim "evet iyi ki kafamıza düşmedi "dedim...

20.10.2014

Yaşasın Tiyatro

 Cuma günü aklıma geldi "tiyatroya gidelim" dedim. Hemen programa baktım. Pazar günü sabah on bir için "Karlar Kraliçesi" oyununa kalan son üç yeri aldım. Biletlerin ikisi yan yana biri iki sıra öndeydi ve balkonda. İlk kez balkondan izledim. Acayip rüzgarlı bir gündü, Bilge' nin saç baş o yüzden darmadağınık:))
Küçük Tiyatro' ya ilk kez gittik. İçerisi çok çok güzel. Tavandan duvar süslemelerine, koltuklardan kırmızı halılara, görevlilere kadar her şey çok güzeldi. (fotoğraf netten, içeride fotoğraf çekmek yasak)
Özel tiyatrolara haksızlık etmek istemem sonuçta onlara adam gibi destek olunsa eminim onlar daha iyisini yaparlar. Devlet tiyatrolarında izlediğiniz oyunlar gerçekten tam bir görsel ziyafete dönüşüyor.Kostümler, dekorlar, ses sistemi hele bu oyunda orkestra vardı, canlı müzik çok güzel ve büyülüydü. Çıkarken "kimse ama kimse tiyatrolara dokunmasın " diye dua ettim...Haftamız güzel geçsin.

16.10.2014

Özet akışı

 Fotoğrafları sondan başa doğru yükleme başarısını gösterdiğim için yazı da öyle olacak:))
Sabah erkenden kalktım. Bilge' nin beslenme çantası için fırında kek pişerken, çiçekleri suladım. Yeni kalonçelerimden biriyle poz veren "Foto Sabah Resimleri" ne başladım.
 Hafta sonu fırınladığım kolye uçlarını kordonladım, güzel oldu sanki...
 Bilge kurstaki ablalarca "kursun en şık bebesi" seçildi...
Ondan önce törenle yeni kuşaklar dağıtıldı, yaşasın sarı kuşak...

Bizde durumlar özetle böyle, kendinize iyi bakın.

14.10.2014

Bir garip sabah

Dün akşam on gün aradan sonra spor yapınca, pert vaziyette eve geldim. Kitabımı okurken uyuya kalmışım. Sabah gözlerimi açtığımda alarmdan önce uyandığımı sandım. Bir baktım telefonum tamamen kapalı. İşgüzar Koca telefonumu kapatmış, "allah allah niye ki" derken saati gördüm, kalk borusundan fena bir çığlık attım. Bilge' nin dersinin başlamasına on dakika vardı. Nasıl hazırlandık, nasıl çıktık bilmiyorum. Allah' tan yağmur yağıyordu, millet daha yollardaydı. Elimde şemsiye, hâlâ içimden söylenerek ve acele ederek arabaya doğru yürürken bir anneyle 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu gördüm. Ne şemsiye ne mont, şıpıdık şıpıdık önümden yürüyorlardı, yağmurun tadını çıkarta çıkarta... Baktım sakinleşmişim, ofise geldim. Bir sürü telefon görüşmesi yaptım, elimde daha doğrusu kulağımda sadece laf kalabalığı kaldı. Kız kardeşim ikizlerin 1-2 dakikalık videosunu yollamış en az elli kere izledim. Gözünü sevdiğimin teknolojisi iyi ki varsın. Kendime kahve yapıp blog listeme baktım. Bu yazıya bayıldım. İtiraf ediyorum kitap anlatan çoğu yazıyı okumuyorum. O kadar detaylı anlatıyor ki bazı insanlar, sinir oluyorum. Ama Hikmet Hükümenoğlu' nun "okuma notları" böyle değil. Çok keyifli yazıyor, hem bir yazarın kaleminden okumak ayrıca güzel.
Aman bir sürü işim var bugün.
Yağmurda dindi.
Ben tuhaf kalkınca bütün günüm çok kötü geçiyor,
ah be adam ne diyeyim sana?

13.10.2014

Yaşasın Pazartesi

Bu sabah okula gittik. Bilge baya toparlandı ve okulu çok özlediğini söyleyerek içeri girdi. Ben de doğruca kuaföre gittim. Uzama hızına hayret ettiğim saçlarıma, dip boyası yaptırdım. Sabah sabah "kuaför ortamı" bünyeye baş ağrısı olarak sıçradı. Neyse işim çabuk bitti de ofise geldim. Günlerdir ofise uğramadığım için biriken işlerime baktım. (hâlâ bakıyorum:))
Dün Bilge bayram hasılatını patlattı, çirkin kızların (monster high) yeni oyuncağı çıkmış, yarısı at yarısı çirkin kız, onu aldı. Aman nasıl mutlu oldu, akşama kadar onunla oynadı:))
"Kırmızı ve Siyah" ı bitirdim. Julien' e sinir oldum... kitap kulemden Kürşat Başar' ın "Kış İkindisinin Evinde" kitabını seçtim. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Bitirmek üzereyim, kurgu nerede başladı nasıl gitti çok anlamadım ama cümleler çok güzel ve etkileyici.
Onun dışında bir sürü film izledim, çok güzelleri de var, beğenmediklerim de. Paylaşırım yakında:))
Hafta sonu bereketliydi, bir sürü kolye yaptım, iki tane mandala çizdim (basit çizimlerdi terapi gibi oldu,paylaşırım yakında:))), uzun süredir ilk kez Penguen Dergisi' ni kahkaha atarak okudum. Son yazılımını yüklediğimden beri donup duran telefonumla kavga ettim, falan filan...
Neyse güzel bir hafta dileyerek kaçıyorum, iyi bakın kendinize...

9.10.2014

Çiçekli günler:))

Kastettiğim tabi ki "suçiçekli günler". Salı gününden beri gündemimiz bu. Acildeki doktorlar Bilge'ye pek ikna edici gelmemiş olsa gerek, çarşamba günü bir de kendi doktorumuza gittik. O da farklı bir şey önermedi.
Okul çıkışında gidip ödevlerini alıyorum. Önce tv, bilgisayar, tablet üçgeninde yüzünde çiçekler açmış vaziyette dolanan Bilge' nin pes etmesi uzun sürmedi.Ödevleriyle uğraşıp, bu öğleden sonrayı çarpım tablosuyla geçirdi. (neredeyse ağlayacaktım) Ben de fırsattan istifade evi paklayıp, çamaşırlarla helalleştim. Sonra birlikte film izledik, resim yaptık, uyuya kaldık. Şimdi bizim ki "kitap haritası" çıkartıyor. Okuduğu kitapların özeti gibi bir şey. ( bu öğretmeni çok sevdiğimi söylemiş miydim)
Bu arda gündem gene allak bulak, hâlâ şaşkın ve tedirgin izlediğime inanamıyorum. Ne garip bir duygu bu.
Stendhal' ın  "Kırmızı ve Siyah" ına başladım. Oldukça ilgimi çekti. Yarıladım sayılır. Postadan çıkan Greenpace dergilerine baktım, altı aylık birden yollamışlar... ben bırakıyorum Bilge alıyor, o bırakıyor ben alıyorum:))
Patlıcan yemeği yapacaktım, türlüye çevirdim, ocakta fokurduyor. Bilge' nin yoğun isteği üzerine "layla (!!!) çorbası" ve makarna da hazır. Koca gelene kadar bir film izleyip azıcık killerimle oynamayı planlıyorum. Foto bayramdan kalma. Fotoğraf çekmeye üşendim, markete gitmeye de üşendim. Liste yaptım Koca'ya gelirken sipariş vereceğim, olur sanırım... neyse bizde durumlar böyle, hadi ben kaçtım...iyi bakın kendinize....

7.10.2014

Biz Geldik

 Gideceğimizi yazma fırsatım olmadı. Bayram için her zamanki gibi anneme Antalya' ya gittik. Bayramlar  hep aynı. Sabahtan kurban, öğleden sonra Koca'nın sülalesini ziyaret faslı, yalancıktan gülümsemeler, gerdan kırmalar falan filan...sevmiyorum bayramları...Ertesi gün için Ankara'da  Düden Şelalesi ziyaretini. Bilge en son gittiğimizde küçücüktü, hatırlamıyor bile.
 Erkenden kalkıp, kahvaltı faslının ardından yola koyulduk. Annemde bizimle geldi. Sular hızla ve coşkuyla dökülüyordu.. Seneler önce ilk gördüğümde şelaleden atlamak için sıraya girerlerdi. Benim kuzenlerim de atlardı, yüreğimiz ağzımıza gelirdi. Uzun zamandır yasak tabelası var allahtan. Herkes piknik yapardı, mangallar yakılır yine herkes birbirinin dumanında boğulurdu. Ama en güzeli aralardan akan şelalenin buz  gibi suyunda karpuzlar soğutulurdu:))
Bilge  bu bayram ciddi " bayram hasılatı" yaptı, sırf bu yüzden bile uzun süre bayramları sevecek eminim:))
Akşamları dışarı çıktık. Işıklar, Yat Liman' ı, Kaleiçi ... önceki gelişimizde uğramamıştık iyi oldu. Ama "aa hatırlıyor musun burada şu vardı" yla başlayan cümlelerimiz arka arkaya sıralanınca epey duygulandık, yaşlanıyor muyuz ne:))
Pazartesi yola çıktık, çok yorgun akşam üzeri eve girdik. Sabah kahvaltı sonrası Bilge giyinirken bir baktım su çiçeği olmuş. Daha önce alerjik bir şey mi, su çiçeği mi anlayamamışlardı. Bugün yedi günlük raporla "çocuklara bulaşmasın" diyerek hastahaneden alelacele kapı önüne koydular:))
Hafif ateşi,bolca mızmızlığı ve bir düzine kadar da kızarıklığı var. Fonda "sakın kaşıma" sözleri uçuşuyor. Bu hafta evdeyiz. Kendime bol bol sabır diliyorum, siz  kendinize iyi bakın...