28.11.2014

Yaşasın Cuma...

 Aslında bugünün cuma olduğunu fark etmemiştim. Bilge sabah "ne giysem"diye ortalarda dolaşırken anladım,serbest kıyafet günü ve bugün cuma:))
Dün çok fena bir gündü, neredeyse patlayacak kadar içim şişti. Akşama doğru "Baran" filmini izledim ve bana çok iyi geldi. 2001 İran yapımı Majid Majidi filmi çok güzeldi,içime işledi. Aşkın en naif haliydi diyebilirim.
Film bitince Bilge'yi almaya gittim. Temiz ve soğuk hava daha bir iyi geldi, sakinleştim.
Hikmet Hükümenoğlu' nun "04:00" kitabını bitirdim,çok ilginç bir okumaydı, oldukça fantastikti bir o kadar da duygu dolu.Güzel bir okuma oldu benim için. Sırada ne var diye düşünürken, kulemin en altında kalmış Juli Zeh'in "Oyun Dürtüsü" ne başladım bu sabah. İlk on sayfayı okuduktan sonra bir kez daha anladım ki bu kadın bambaşka bir yazar. Hiç bir kitabı birbirine benzemiyor, bambaşka kurgularla sizi şaşırtıyor. Kendini asla tekrarlamıyor. İlginç bir okuma olacak. Keyifli bir hafta sonu diliyorum...

27.11.2014

Teyzemle konuşuyoruz, "kabağı ne yaptın diye soruyor" aslında bir köşede bir süre dursun istedim ama o kadar büyüktü ki, masanın yarısını kaplıyordu. Okuduğum kitabın en heyecanlı yerinde Koca radyoyu kapatıp en gıcık olduğum tv kanalını ve tiplerini açınca o hırsla mutfağa daldım. Kabağın hakkından geldiğimde sağ kolum tutmuyordu. Teyzem "bizim köyde çok iyi hamur yoğuran bir kadın vardı. Ekmek yapacağımız zaman nasıl yapsak da kızdırsak diye düşünürdük, hırsla daha güzel hamur yoğuruyordu " dedi.
Yalnız dolabın her yeri poşet poşet kabak oldu. Dün birazını tatlı yaptım, bir dilimden bizi doyuracak kadar tatlı çıktı. O sırada çöpü almaya gelen apartman görevlisi ablaya sordum ister mi diye, "olur biz çok severiz" dedi. Aman ne sevindim, poşeti görünce "sana kaldı mı" dedi , "daha bir sürü var " dedim.
Bu kabak nereden çıktı derseniz Emin Amca'nın tarlasından. Bu sene çok bereketli geçmedi hasadı, ama kabaklar almış başını gitmiş. Bir bu kadarda lahana getirdi, onuda turşu yaptım. Biraz daha mutfakta kalsam delirebilirdim. Etrafta kimse de yok verecek,  insan kendini ciddi ciddi asosyal hissediyor:))Bundan sadece böyle durumlarda şikayetçiyim gerçi:))

26.11.2014

"İzcilik"

 Bizim kız izci oldu demiş miydim? Demişimdir illaki, duyduğumda "hah bir bu eksikti" lafını sesli telaffuz etmiştim. İzcilik öğretmeni çocuklar ona "lider" diyorlar " haftada iki gün okul çıkışı iki saatini ayıracak deyince,  "iyi bari" dedim.
Bizimki ilk günden çok sevdi. "her gün bir iyilik yapacağım" dediğinde "olur odanı topla on iyilik etkisinde bir iyilik yapmış olursun bana" yı yemedi tabi, bilmiş bilmiş "iyilik hakkımı sana harcayamam "dedi. Öğretmen dilediği kadar iyilik yapabileceği konusunu aydınlatınca bizimki, iyilik çetelesi tutmaya başladı. Bir bardak su getirip, "ayyy süper bir iyilik bu değil mi" lerden tutup, markette yaşlı amcalara poşetini taşımayı teklif etmelere (kasaya kadar ancak taşıyabilirim ama demeler) sokaklarda elinde kedi maması "pisi pisi" diye doyuracak kedi aramalara kadar vardırdı işi. Bir de İzci Marşı dilinde mırıl mırıl "yollar uzun dikenli taşlı olsadaaaaa....."
Bu arada izcilik toplantısı olduğu günler almaya gittiğimde, sınıftan gelen kahkaha sesleri, çıkışta diğer çocukların "görüşürüz Bilge Abla" demeleri (üçüncü sınıflardan birkaç çocuk varmış) çok güzel oyunlar oynamaları Bilge' ye iyi geldi. İple çekiyor bir sonraki günü.
Asıl beni de bu işin içine sürüklemesine gelince, arada ağzımı bozuyorum (tamam bazen çokça olabiliyor) (evet Bilge' nin yanında da olabiliyor) Bilge hemen atlıyor " Anne izci kötü konuşmaz", "iyi konuşmasın ben izci değilim ki", "anne izci annesi ve yakınları da kötü konuşmaz", "hımm iyi o zaman konuşmayım" diyorum , ne diyeyim başka:)))

24.11.2014

Hafta Sonu

 Hafta sonu rüzgar gibi geçti, sabah sürünerek kalkarken bunu düşündüm. Güzeldi ama bir miktar daha uzun olabilirdi:))Bilge bu aralar tüm  çocuklar gibi bileklik örme çılgınlığına kaptırdı kendini. Onun bir adı var mı bilmiyorum ama hani şu renkli lastiklerden örülenlerden. En son babasının bileğine ölçüyordu, yazık adamın hali pek tuhaftı:))
 Cumartesiden yarım kalanlar pazar kahvaltı sonrası okunuyor. Koca'yla aramızda çok komik diyaloglara vesile Penguen.
 Yeni kitabım Hikmet Hükümenoğlu' nun "04:00" , çok başındayım ama ilginç bir okuma olacak diye düşünüyorum. Cumartesi okuma grubu günümüzdü. İyice azaldık. Kalan sağlar dediğimiz beş kişiyiz. Bence oldukça makul bir sayı ama diğer arkadaşlar bundan rahatsız. Neyse Isabel Allende ' nin "Eva Luna" sını konuştuk. Allende deyince akan sular durur bende, coştum da coştum:)) Gelecek ay için Latife Tekin' den "Sevgili Arsız Ölüm" okunacak kitap olarak belirlendi. Daha önce okumamıştım. Bakıcağız artık.
Pazar gününü muhteşem yapan güzel bir buluşmaydı. Sevgili arkadaşım ve ben sohbetin dibine vururken kızlarımızda keyifli vakit geçirdiler. Böyle güzel insanların etrafımda olması beni çok ,çok mutlu ediyor.
Etrafınızda güzel insanların, dostlarınızın hiç eksik olmaması dileğiyle kaçıyorum. İyi haftalar olsun...

21.11.2014

Haftayı bitirirken...

Bugün hava pek sevimsiz, gerçi dünde böyleydi, vaktidir artık..Kış sisli puslu havasıyla gelip oturur hayatlarımıza.  Neyse geçen hafta çok güldüm. Buraya yazmasam olmaz.  Bu sene ilkokul 3. sınıflara fen bilgisi dersi  koymuşlar. Öğretmen de, çocuklarda  isyanda. Daha üç basamaklı üç sayıyı alt alta yeni toplayan, bu toplamayı yaparken parmaklarını kullanan, okuduğunu yeni yeni anlayan çocuklar için fen bilgisi dediğin tanımlarla dolu ders, ağır geldi. Öğretmen umutlu "toparlarız" diyor. Geçen akşam mutfak masasında oturuyoruz. Bilge ısrarla kendi odasındaki masayı kullanmıyor, sanırım o masaya istediği gibi yayılamıyor.Elinde o günün ödevi fotokopi var. "Anne şu soruya bir baksana" diyor. Bakıyorum fen ödevi, suratımı buruşturup kağıdı elime alıyorum. Kağıdın başında kim yanlış cevap vermiştir, diye yazıyor altta da kız ve oğlan resimleri, cümleler ve tıklanacak kutucuk var. Soruyu okuyorum "Berk madde nedir?" nasıl ya, "Bilgoşum resimlerdeki oğlanlardan birinin adı Berk olmasın, ya da yanlış mı yazdılar acep" diyorum, Bilge "yok anne biz bugün işledik berk madde diye bişiy var ama unuttum ne olduğunu" "hadi be oradan olur mu öyle şey diyorum"kendimden gayet emin, bizimki çok pis bakıyor "of anne ya kitabı okulda unutmuşum aç sor bakıyim googlea" hızla açıyorum google bir taraftan da söyleniyorum "soracağım tabi "diye ve tataaaaaa, hay anasını ve muhtelif bi dolu güzel laf, berk madde; elastik olmayan maddeler demekmiş.
Şimdi önüme gelen herkese soruyorum valla bilen yok:)
Keyifli bir hafta sonu diliyorum....

19.11.2014

Biraz kitap, biraz film...

 Mehmet Eroğlu' nun yeni kitabının çıktığını duyunca, evdeki kitap kulesine gözlerimi kapatıp hemen aldım ve okumaya başladım. "Fay Kırığı" üçlemesiyle gönlümde tahta kurmuştu yazar. Bu kitaba gelince tek kelimeyle çok etkileyici bir kitap. Hayal kırıklığına uğramayacağımı biliyordum ama bu kadarını beklemiyormuşum.
"İstanbul öksürüyor, Taksim' de barikatlar... Cümle isteyen GV, dağınık yatak, eksik defter,Leyla Sayar afişi, Marilyn kapıya gelmiş, Ahmet Abi Zinar' la konuşuyor.Serap sorular soruyor.Cihangir' de bir apartman, Basmahane' de bir tren, roman içinde roman..." (arka kapaktan)

"You' re Not You" filmini akşam izledim. Aslında amacım komik bir şeyler izlemekti, ama izlemek istediğim filmi bir türlü açamadım.Derken bu filmi ve afişteki Hilary Swank' ı gördüm.Tabi ironik oldu biraz. Benim gibi her şeye ağlayan bir tip için gözyaşlarım eşliğinde bir izleme oldu. 2014 ABD yapımı film ALS hastalığını, dostluğu, hayatı anlatıyor. Çok hüzünlü ama güzel bir filmdi.Als' den kaybettiğimiz bir ablamız film boyunca gözümün önünden gitmedi ve ona bakan kızı, neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini düşündükçe daha çok ağladım... Neyse iyi bakın kendinize diyeyim ve kaçayım...


17.11.2014

Hafta Sonu

 Aslında pazar günü dışarı çıkmaya hiç niyetim yoktu en azından akşama kadar, yani kursun veli toplantısına kadar. Ama öyle bir pastırma mı dersiniz, yazdan kaçıp gelmiş mi artık harika bir hava vardı.Hayalimi yağmurlu havalara sakladım. Hedefi belirledik. Önce balık yiyelim, sonra fotoğraf çekelim dedik. Bilge ödevlerini halledene kadar ben evi toparladım. Ver elini Gölbaşı. Tabi çok kalabalıktı, mangal dumanları birbiriyle yarış yapıyordu.

 Bilge elinden fotoğraf makinesini bırakmadı. Çekti, yakaladım dedi zıpladı, yakalayamadım dedi pufladı:))
Akşam eve döndüğümüzde babası odasına el attı. Baya yer açtılar odada, ben hiç bulaşmadım. Oturdum kitabımı bitirdim, hatta Mehmet Eroğlu' nun "9.75 Santimetrekare" kitabına başladım.
Yatma vakti geldiğinde Bilge' kitap okurken uyuya kaldı. İlginç Bir kitap almış sınıf kitaplığından.Kadınların çalışmasına hoş bakılmayan bir dönemde gazete muhabiri olmaya çalışan Nelly' nin hikayesi, sonunu merak ettim ama Bilge'yle okuruz diye devamını okumadım:))Akşama artık okuruz.
Keyifli bir haftamız olsun...

14.11.2014

"Yaşasın Cuma"

 Yine koca bir hafta geçti. Evdeki orkide yavaş yavaş çiçeklerini dökmeye başladı. Bende kitap aralarında kurutmaya başladım. Gerçi bu ara toplayıcı gibiyiz, her defterin kitabın arasında çeşit çeşit yapraklar var:))
 Penguen Dergisi' ni okumayı çok severim. Bilge ben kahkaha atarken çaktırmadan gelip okumaya çalışırdı.
Çocuklar için "Süper Penguen" i çıkartmaya başlamışlar. Tek kelimeyle muhteşem olmuş. Bayıldık, dün Bilge ders çalışırken babası içeride dergiyi okuyordu. Duyduğumuz her gülme sesinde "ama haksızlık buuuu" dedi Bilge. Hafta sonu hatmedecek kesin:))
 Bu kutuyu ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. Aslında başka bir düşünce vardı kafamda ama baktım istediğim gibi olmayacak bende marker kalemlerle boyadım. Sevdim kendisini...
Koca hafta killerle oynayacak vakit kalmadı. Bir tek bu iki kolye ucunu yaptım, biraz daha yapıp fırınlayacağım.
"Katilin Meselesi" daha bitmedi ama hafta sonu bitiririm. Nasılda merak ediyorum. Mehmet Eroğlu' nun  yeni kitabı çıkmış, yarın almayı düşünüyorum. Onun dışında bolca dinlenmek hedefim. Gerçi kursun veli toplantısı falan var ama olsun ne yapalım:)) Keyifli bir hafta sonu olsun...

11.11.2014

Bilge' nin Kitapları

Bu seneye kadar Bilge' nin kitap okumayı gerçekten sevip sevmediğini bilmiyordum. Kitap okumamı sevdiğinden, okunan kitabı dinlediğinden çok emindim. Hiç bir zaman kitap okusun diye sıkıştırmadım.Babasıyla nasıl teşvik edebiliriz diye düşünürken, ödül yöntemini deneyelim dedik. 1. sınıfın tatilinde elli kitap okuyup, karşılığında istediği tableti aldık. Bu arda her hafta gittiğimiz kitapçı ziyaretlerinde benimle birlikte, çoğunu okumadığı kitaplar almaya devam etti. Bu arada sesli okumayı çoktan bırakmıştık. Çok olmamakla birlikte kitap okumaya devam etti. Ama ben hâlâ kitap okumayı sevip sevmediğini anlayamıyordum.Derken bu sene yeni gelen öğretmeni sınıfta "senin okuman da bir sorun var, doktora mı gitsen acaba dediğinde" çok üzüldü. Kitaplarını bir kenara attı "ben güzel okuyamıyorum" diyerek ağladı. Öğretmenin sorun diye gördüğü, yüksek sesle okumaya başladığında heceleyerek okuması ve sessiz harfle biten hecelerin sonuna sesli harf getirmesiydi. Bir süre sonra geçiyordu zaten. Bu bir sorun mu diye araştırırken, öğretme sisteminden (sesle öğretme) kaynaklanabileceğini anladım. Konuşma terapisti araştırdım. Fiziksel ve zihinsel bir sorunu olmadığı için buna gerek yoktu. Her gün yüksek sesle okuma çalışmaları yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Bunu öğretmenine de açıkladım. Şu an ciddi anlamda okuması düzeldi ve hızlandı. Kitap okumak için ayırdığım zaman aralığını,"az kaldı bitirsem olmaz mı" diyerek geçiyor.Eskiden resimlerine bakıp aldığı kitapları, şimdi içini açıp okuyup öyle alıyor. Üstelik çok güzel anlatıyor. Bir buçuk  ay önce "okuman da sorun var "dedikten sonra başka hiçbir şey yapmayan öğretmen, veli toplantısında "aman pek güzel okuyor,çok güzel cümleler kuruyor" diyor.Aslında diyecek çok şey var ama demedim, ne diyeyim, neye yarar. Dün baktım kitaplığını düzenliyor. Okumadıklarını, tekrar okumak istediklerini, bağışlayacaklarını ayırdı. Akşam bitirdiği kitabı bana anlatırken "Beatrice Masini/ Kral Kızının Armağanı/ Can Yayınları) artık kitap okumayı sevdiğinden ve hep seveceğinden emin oldum:))

10.11.2014

Mutlu Pazar

 Cumartesinin koşturmasına, pazar gününün dinginliği eşlik etti.Ödevleri bitirdikten sonra kocaman bir gün kaldı elimizde.
 Film izledik, dans ettik, resim yaptık, yine film izledik, yine resim yaptık:)))
 Serinin ikinci kitabını yeni bulunca okumak şimdiye kaldı. Dün , Vedat' la ege tarafında başladık dolaşmaya:))
Bu ara mandala yapmaya başladım. Terapi gibi, düşünmeden, tasarlamadan,ölçmeden, biçmeden.Sadece pergelle daireleri çiziyorum, gerisi geliyor.
Sabah Bilge' yi uyandırmak için yanına uzandım. "Okul vakti yaklaşıyor kalk hadi" dedim. Gözleri kapalı "yemişim okulu yeaaa" dedi, "o ne be kalk bari ayakta ye" dediğimde espiriden anlamadığımı söyledi:((

Neyse güzel bir haftamız olsun...

7.11.2014

Günler Geçerken...

Günler hızla geçiyor, gece kafamı yastığıma koyarken hep yetiştiremediğim bir şeyler olduğunu fark ediyorum. Babamız dün akşam İstanbul' a gitti.Şu saatlerde de Kazakistan uçağında olmalı. İlk kez Bilge çok bozuldu."Bizde gelseydik kazaklı yere, fotoğraf çeker dolaşırdık "dedi:)) Neyse Koca ikna etti, sonra ben kız kıza dört günümüz olduğunu söyleyince keyfi yerine geldi:)) Sabah okulda veli toplantısı vardı, allahım ne gıcıktı o kadar kadın bir arada olmamalı. Kafam bir milyon geldim ofise, işleri toparladım, çocukları yolladım, çayımı elime aldım ve baktım ki "yaşasın cuma" bugün:)) Cumartesi kurs hengamesi var belki kütüphaneye uğrarım. Uzun zamandır gitmiyorum. Ne diyeyim; keyifli bir hafta sonu olsun,iyi bakın kendinize...

5.11.2014

"Neşe/Meşe Palamudu"

 Önceki gün öğretmen arayıp "palamut toplamaya gideceğiz, gelir misiniz?" dediğinde, hemen "tabi ki gelirim" dedim. Dün öğleye doğru öğretmen tekrar arayınca, "iptal mi oldu acaba" diye telefonu açtım. "Bilge düştü çok canı yanıyormuş gelin" dediğinde, soluğu okulda aldık. Hemen doktora götürdük, "doku zedelenmesi, önemli bir şey yok "dedi. Bir ağrı kesici, bir ödem önleyici. Okul çıkışına kadar evde dinledi. Tablette bir kaç level atladı. "Hadi gidelim" dedi. Baktım ayağına basıyor, çok da hevesli, "iyi gidelim"dedim.

 İyi ki de gitmişiz. Çok güzeldi. Çocuklar önlüklerini giydiler. Öğretmenleri önce meşe ağacını, sonra palamudu tanıttı. Toplayacakları ağacın altını gösterdi, "hadi başlayın toplamaya" dedi.
 Çok çok eğlendiler, ben de çok eğlendim. Biraz da kendi poşetime şapkalarıyla attım, bir şeyler yaparız diye:))
Toplanan palamutlar çuvallara kondu. Öğretmen bu palamutlara tüpleme işlemi yapılacağını, bir kısmını Tema' ya, bir kısmını Odtü' ye vereceklerini söyledi. Buna daha çok sevindim. Çocuklara kek ve çikolata dağıttılar. Çocukların ağızları kulaklarına vardı. Millet toplanıp gitti, biz Kurtuluş Parkı' nda kalıp fotoğraf çektik. Kurtuluş Parkı sonbahar tablosu gibi, öyle güzeldi..

Yani meşe palamutları neşelendirdi bizi, bir de bazı  çocuklar ağaçlarda sincap gördüklerini söyleyip, diğer çocukları keklediler:)) sahiden komikti...

3.11.2014

Hafta Sonu

 Cumartesi günü yine her zamanki gibi Bilge'yle düştük yollara. Gerçi yola düşmeden önce evi paklayıp, çamaşırları yıkamış olmanın verdiği mutluluk ve yorgunluk içerisindeydim. Neyse önce kemana ardından İngilizce kursuna bırakıp bana kalan 3,5 saati geçirmeye başladım. Tamam bu zamanları seviyorum itiraf edeyim. Biraz alışveriş, biraz daha alışveriş diyerek geçti. (kitap, cd, resim malzemesi vs.vs...)
Bilge'yi aldığımda  fotoğraftaki gibiydi. Cadılar günü münasebetiyle yüz boyama yapmışlar. Önce vampir dişleri falan yapmış kendine ama çirkin oluyormuş, üçüncü denemede karar kılmış, ta taaaa:))
 Yolda bu yaprağı buldum, atölyedeki arkadaşlara götürdüm,keşke resmini yapsalardı, hepsi fotoğrafını çekti... çok güzel değil mi?
Cumartesi gününden Koca çok keyifsizdi. Pazar günü için aldığım tiyatro biletlerini görünce, "sizi bırakırım izlersiniz ben hiç o havada değilim" demişti. Pazar günü zorla götürdük oyuna, hepimizden çok beğendi, "iyi ki gelmişim" dedi. Küçük Tiyatro' da "Ramiz İle Jülide" oyununu izledik. Çok güzel ve keyifliydi. Bilge ilk kez büyük oyunu izledi, biraz sıkıldı ama en sonunda "ben de seninle bir sürü animasyon film izledim" dediğimde şikayet etmekten vazgeçti:)) Üstelik oyundaki komik sahneleri tekrarlayıp tekrarlayıp güldü:))
Oyun çıkışı koştur koştur Bilge'yi ayda bir olan İngilizce konuşma dersine bıraktık. 1,5 saatimiz vardı, Koca'ya yemek ısmarladım, baktık vakit var, sakin Ankara sokaklarında kol kola dolaştık.Sonra bebemizi alıp eve geldik. Koca tv karşısına kuruldu, Bilge banyo girdi, ben de odama çekilip kafamda geçenlerde filizlenen bir fikir için ahşap bir kutuyu akrilik boyayla boyadım. Bir kaç kat daha istiyor. En son Bilge' nin saçlarını kurutup, kitap okurken uyuya kaldım:)) Clarissa P. Estes 'in Kurlarla Koşan Kadınlar" kitabına başladım, çok ilginç bir kitap.Hava dün çok soğuktu, bugün fena değil. İyi bir haftamız olsun...