30.12.2015

Mutlu Yıllar

Kaç gündür buraya yazma niyetindeyim, kafamda bi dolu kelime. "Yazmasan ne olur" demeyin burası bir nevi "kendime ve kızıma not" sayılmaz mı:))
Bu sene çok yoruldum, hatta bu yazıyı yazarken bile esniyorum. Yıllardır Koca' yla birlikte yürüttüğümüz işimiz büyümeye başladı. Böyle olunca ben çok hazırlıksız yakalandım. Umarım yeni yılın ilk yarısında her şeyi toparlarım. Toparlayamazsam halim fena:))
Bilge bu yıl sanki daha bir büyüdü. Bu yıl onun ve bizim için önemli, bakalım hayırlısı olur inşallah.
Kitap hedefimi tutturamasam da geçen seneden dört fazlayla yani seksen kitapla yılı bitiriyorum. Şimdiden kitap kulelerim hazır, heyecanla okuyacağım zamanları bekliyorum. 
Aslında kendimce muhasebeler yaparım yılın bu zamanları ama bu sene hiç içimden gelmiyor. Memleketin hali belli, gün geçmiyor ki insanın içini ezen bir şey olmasın. Hava buz gibi sokakta bir sürü insan var, arkamı dönüp gitmek çok utandırıyor beni, bir şey yapamamak çok fena.
İnsanlar çok acımasız olmuşlar, kimsenin kimseye ne saygısı, ne sevgisi, ne şefkati var.
Etrafta görmesem sosyal medyada görüyorum. İnsanların mutluluklarına burun kıvırmalarına belki çocukça diye bahane bulabilirim ama acılarına bile laf sokuşturmaları içimi donduruyor.
Yeni yılda en çok sağlık diliyorum, özellikle çocuklar için. Ve vicdan diliyorum, Allah kalplerimizi iyilikle doldursun, buna çok ihtiyacımız var. Yanımızdan, yöremizden iyi insanlar eksik olmasın. İyi bakın kendinize, mutlu yıllar... 

17.12.2015

Güne sığanlar



Günler çok kısa, bir bakıyorum akşam oluyor. İşler yetişmiyor, kafadakiler kafada kalmaya devam ediyor yani çokta bir şey sığmıyor((
Bu sabah Bilge' nin tünediği koltuktan uzun uzun baktım dışarıya. "Keşke kar yağsa" dedim. Tatil olurdu ne güzel, hem belki bir kaç gündür süren ayaz kırılırdı. Ankara'yı bilen bilir, taa içine işler ayazı. Kahveni eline alıp, kalorifer yanına kıvrılıp, gün bitene kadar kitap okumalı derken sokaklarda yaşayan bi dolu insan geliyor aklıma.
Koca bir haftadır yurt dışındaydı. Hafta sonu döndü, dün de İstanbul' a gitti,sanırım yarın dönecek. İş için olduğunu ne kadar anlatsak da Bilge çok kızıyor, çok sitem ediyor. Onu böyle görmek beni şaşırtıyor. Ben onsuz bir yere gitmediğim için, "ben gitsem ne yapar acaba"sorusu haince sırıtarak dolaşıyor kafamda:))

Akşamları "Kumkurdu" serisini okumaya devam ediyoruz. İkinci kitaptayız. Bilge' yle birlikte okuyoruz, tepkileri, soruları öyle güzel ki. Üçünü de bitirelim buraya yazmayı düşünüyorum.
"Pan" filmine gittik. Fragmanı pek güzeldi, ama filmi hiç sevmedim. Gerçi Bilge bayıldı.((

Sevgili Leylak Dalı' nın yılbaşı hediyesi olan  "Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım" Elena Ferrante' nin kitabına dayanamayıp, okumaya  başladım. Anladığım kadarıyla "Napoli Romanları" başlığı altında üç kitap. Kitap kapağındaki Jhumpa Lahiri yorumunu okuyunca "Napoli Romanları kesinlikle bir baş- yapıt...Kitapların her birine gömüldüm, her birinde kendimden geçtim. Lila ve Lenu' nun hikâyesini takip etmekten başka bir şey yapmak istemedim" daha da çok heyecanlandım.

Bu akşam yılbaşı ağacını süslemeli ...iyi bakın kendinize...

8.12.2015

Yıl biterken...


Yılın bu zamanları hayatım envanterlerle doluyor. Şirket envanteri çıkartmak, hesapları kapatmak, stokları saymak, bla bla bla...yaklaşık iki ayımın içine ediyor. 
Keyifli tarafına gelince " bu yıl neler yapmışım" sorusunun cevaplarını düşünürken buluyorum kendimi. Yılbaşı gecesine kadar.Aslında komik, belki de boşuna kasıyorum kendimi. 

Nihayetinde "zaman" dediğimiz olgunun felsefi yanına düşününce Bilge' nin pazar gününden sonra bir gün daha olsaymış önerisine "zıbartesi" günü gibi isim bulmak çok mantıksız gelmiyor.:)) Neyse gerçeklere dönünce bu sene geçen seneki kitap okuma hızımı yakalayamadım. Geçen yılı 76 kitapla bitirmiştim. Şimdiye kadar 74 kitap okumuşum.  Geçen yılı yakalarım da geçmek biraz zor görünüyor. 

Bu sene çok üretken geçmedi, ofis çok zamanımı aldı. Arada fırsat bulunca bir şeyler yapmaya,bir şeyler çizmeye çalışıyorum. Tabi kafamda bin tane fikir fing atıyor:))

Bilge' nin müzik öğretmeni birkaç derstir şikayet etmiyor. Hatta son ders "kız bugün iyiydi " dedi de hiç üstüme almamışım aptal aptal "hangi kız "diye sormuşum:))
Bu sene yaptıkları yazılı sonuçları karneye geçeceği için Bilge bir şaşkın. 90 aldım diye sevinirken ikinci yazılıdan 70 alınca ortalamasının 90 olması için son yazılıda 95 alması gerektiğini geç ve güç ve hatta üzüntüyle idrak etti:((( Sürekli ince hesaplar peşinde, yazık...

Yukarıdaki fotoğraflar ne alaka derseniz, anlatayım. İlk fotoda ki seramikleri Bilge boyadı, pek sevdi. Dört fincan daha var boyayacağı. Sonrasında fırınlayacağız. İkinci fotoğrafta benim killerle oynadık, ne zormuş kar tanesi yapmak, minik minik:)) Son foto küçülen kağıt denemelerimizden. Çok keyifli bir malzeme. Resmi çizip boyuyorsunuz, 170 derecede fırınlıyorsunuz yedi kat küçülüyor. Buruşup, kırışıyor sonra düzleşiyor. Yaka broşu, magnet, anahtarlık ya da istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.

Bu arada geçen hafta kar yağdı, onu da not düşeyim buraya. İlk kez kar yağarken şimşek çaktığını gördüm, korkutucuydu. Çatılarda tutan kar bir iki gün kaşımıza gözümüze rüzgarla doldu. Hava aralık ayında  Ankara için fazla iyi gidiyordu, sevindik neredeyse kar yağdı diye:)) (kar sevmeyen ben )

Neyse iyi haftalar olsun hepimize...




30.11.2015

Hafta Sonu

Hafta sonu yağmurlu ve soğuktu. Aslında tam evde oturmalıktı. Cumartesi Bilge'yi kursa bırakıp, attım kendimi yollara. Hedefimde Dost Kitabevi vardı. Pegasus Yayınları' nın "Kumkurdu " serisini tekrar basacağını duyduğumdan beri heyecanla bekliyordum.

Muradıma erdim, üç kitabı da aldım. Pazar sabahı ilk iki sayfasını sesli okuduktan sonra Bilge elimden kaptı, bugün okula bile götürmüş:))

Cumartesi günü Bilge' yi beklerken Sevgi Soysal' ın Tante Rosa kitabını bitirdim. Kafeden çıktığımda her yer sırılsıklamdı. Yağmur ne güzel deyip, montumun kapüşonunu başıma örttüm. Baktım iyice hızlanıyor, her yağmurda sokaklarda bitiveren şemsiye satıcılarının birinden evde artık sayısını unuttuğum bir şemsiye daha aldım:)) Ama bu seferki rengarenk:))
Bilge' yi aldım, taksiye atladığımız gibi eve geldik. Üzerimizi değiştirip yüzmeye gittik. Giderken gözümde büyümüştü ama iyi geldi. Kuş gibi oldum.Artık alıştım galiba bir gün sonra her bir yanım ağrımıyor. Pazar günü Koca' nın işi vardı, Bilge'yle ders çıkışı sinemaya gittik. "Alaycı Kuş" filminin son bölümüydü. Niye üç boyutlu yapmışlar anlamadım.Çok gereksiz olmuş. Bilge ben seriyi okurken hep sorardı, "ne anlatıyor" diye. Ben anlattıkça merak ediyordu. Sonra sinema filmine uyarlanınca tüm seriyi birlikte izledik.

Bugünde deli pazartesilerden birisi. Her seferinde araya bir şey giriyor. Neyse keyifli bir hafta olsun diyeyim. İyi bakın kendinize...


23.11.2015

Hafta Sonu

 Cumartesi sabah erkenden kalkıp, evi toparladıktan sonra kursa giderken acayip keyifliydim .
Bilge' yi derse bırakıp,kahve kokusuyla mest olduğum kafe de yer bulunca daha bir sevindim.Çok yoruldum diye kendime ödül vereyim dedim, lattenin yanında tiramusu aldım. Kitabımı da kucağıma koydum, değmeyin keyfime. Bu arada kulağımda hep bir uğultu. Neyse kitabı bitirdim, etrafa bakmaya başladım. Sağımdaki, solumdaki insanları, kahve makinasının sesi, mikrodalganın bitti zili...Derken bu uğultuyla birlikte gördüğüm herkesle ilgili kafamın içinde yazıp duruyorum.
Attım kendimi dışarıya, soğuk hava yüzüme çarptı, "oh be" dedim. Hiç kullanmadığım bir sokakta buldum kendimi, kulağımda uğultu hâlâ devam ediyor derken yan fülüt sesi duydum. Sese doğru yöneldim, bir kitap evinden geliyor. Attım kendimi içeriye. Bir kaç kitap aldım. Yan fülüt çalan kız
ara verdi. Thomas Mann' in "Büyülü Dağ"ına elim gitti, netten alırım diye vazgeçtim ama yeni yıl hediyesi olarak kesinlikle kendime almaya karar verdim.
Sonra yürüdüm, yürüdüm,yürüdüm. Akşam saat 18:00 de Bilge'yi dersten aldım. Koca' da bizi almaya gelmiş. Bu arada asfalt çalışması yapıyoruz diye bütün yolları kapatmışlardı yine, gelmese nasıl dönerdik bilmiyorum. Çok yorgun görünüyordum sanırım. Bilge yüzme işini haftaya bırakma teklifime "hayır" demedi. Koca da "balık yemeye gidelim" dedi. Yine havalara uçtum:))
Pazar günü sabahtan film izlemeye gidecektik ama olmadı.Bilge parçalarını öğrenememiş, öğleden sonraya kadar piyanonun başında uğraştı durdu.Ben de bed sesimle yanında cırlayıp durdum.

 Derse gittik, müzik öğretmeni önce Bilge' yi sonra beni fırçaladı. "ağzını açmıyor, neden bağırmıyor bu çocuk" sorusuna Bilge'yle birbirimize bakmakla yetindik.  Sonra sinemaya attık kendimizi. "Snoopy ve Charlie Brown "filmi çok güzeldi, çok iyi geldi bize.
Fırsat buldukça yeni kolyeler yapmaya çalışıyorum. Bunlar son yaptıklarım. Aslında yeni yıl için bir dolu fikir vardı ama işler o kadar yoğun ki zor görünüyor.
Neyse şimdi elimde bu çocuğa bağıra bağıra nasıl şarkı söyletebilirimin cevabını bulmak kaldı.
Güzel bir hafta olsun...

16.11.2015

Hafta Sonu

Cuma günü Şinasi Sahnesi' nde "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye" oyununu izlemeye gittik. Tek kişilik oyun, hoş bir Sait Faik seçkisi olunca kaçmazdı. Tek sorun iki perde olmasıydı, Bilge sonuna doğru uyuya kaldı:(((

Cumartesi akşamı yüzdük, yüzdük tüy gibi hafifledik Pazar sabahı ben oldum kocaman bir külçe. 
Bilge maşallah "ah " demedi:)) Öğleden sonra keman dersine gittik,çıkışta biraz dolaşıp eve geldik.

 Alper Canıgüz' ün "Gizliajans"ını bitirdim. Eğlenceliydi.Uzaylılar falan az bir tuhaftı ama rahatsız etmedi:))
Arada sabahın köründe uyanıp killerle oynuyorum.

Birde ben yoğun çalışırken ofisin tadını çıkartan böyle arkadaşlar var:)) Nispet yapıyor sankim.
Güzel bir hafta olsun.

11.11.2015

Hayat Devam Ederken

 Yıl sonu gelmeden Bilge' yle birlikte gidebileceğimiz temsillere gitmek niyetindeyim.
Biletiva bu konuda çok büyük kolaylık. Gişeye gitmeden internet üzerinden bilet alınca hem programı öğrenmek, hem de yer seçimi daha keyifli oluyor. Bellini' nin "I Puritani/ Aşk ve Gurur Operası" nı görünce hemen bilet aldım. Daha sonra operanın süresine bakınca 180 dk. olduğunu gördüm. Akşam sekizde başlıyor, on bire çeyrek kala bitiyor, iki perde ve hafta içi. Bilge'ye anlattım,"istersen biletleri açığa alalım başka bir temsile gideriz "dedim. Ama Bilge kabul etmedi. "Kesinlikle gidiyoruz"dedi
 İyi ki de öyle demiş. Opera sahnesini zaten çok seviyoruz, Orkestra, dekor, kostümler, koro, solistler her şey çok güzeldi. Üç saat değil daha fazla da olsa keyifle izlenirdi. Özellikle baş roldeki solistin boyun ve bel rahatsızlığı olması, buna rağmen muhteşem performansı çok duygulandırdı bizi.Koro gerçekten çok etkileyiciydi. Orkestra büyüleyiciydi.
Evet Bilge ikinci perdenin ortalarında uyuya kaldı:)) Uyuya kalmasına çok bozuldu,"yanlışlıkla oldu" dedi. Ama opera sonunda ayakta alkışladı.  Yüzümüzde kocaman gülümsemelerle eve döndük.
Haftaya da bale izlemeye gideceğiz:))
Bu arada Bilge' nin kuçağındaki minnak "ofis kedisi" oldu. Bilge okuldan geldiğinde üç kedi daha katılıyor yanına ama en sadığı bu. Gece de ofiste kalıyor. Bilge ilk zamanlar çok hapşurdu ama kedileri çok mıncıklamazsa alerjisi zıplamıyor galiba.
Bizde durumlar böyle.Akşamları Jack London'un "Demir Ökçe" sini, gündüz Alper Canıgüz' ün "Gizliajans"ını okuyorum. Ofiste işler çok yoğun. Sürekli dilimde "çok yoğunum ve çok yoruldum" kelamları:))
Neyse iyi bakın kendinize, ruhunuzu beslemeyi unutmayın...

2.11.2015

Havadan sudan

 Valla öyle, bugün havdan sudan bahsedeceğim. Mesela havalar ciddi soğudu,kaloriferler ciddi ciddi yanıyor artık. Çoğu zaman güneş olsa da nihayetinde kış artık. Eskiden kasım ayında kar yağardı diz boyu, hey gidi günler...
Sokak kedileri Bilge' yi pek seviyorlar, mırnav mırnav peşinden ayrılmıyorlar. Bilge' de hapşura tıskıra seviyor onları (lanet alerji)
 Halloween için özel kıyafet yarışmasına sevimli korsan konseptiyle katılan yavru dereceye giremedi. Korkunç Çaki makyajlı çocuk kazanmış, olsun napalım dedi Allahtan:)) Evet evet peluş papağanı da
yanında götürdü.
İlkine bayılmıştım, ikincisi de harikaydı. İzlemediyseniz izleyin derim, canavarlar falan var en sevimlisinden , gözünüz gönlünüz açılır.
Tabi insan hep bir umut barındırıyor içinde. ama şu gerçeği atlamamak gerekiyor. Kimse sihirliği değneğini yüce milletimizin burnuna dokundurup; akıl, vicdan sahibi yapamıyor. Neyse ben kitap okumaya gidiyorum, iyi bakın kendinize...

26.10.2015

Hafta sonu

Yine çok çok yorucu bir hafta sonuydu. Akşamına havuzu da ekleyince akşam nerede yattığımı bilemedim. Sabah külçe gibi uyandım. Zaten dökülüyordum birde saat alındıydı, alınmadıydı eklendi. Bilge'nin çok istediği filmin  seansını kaçırdık. Bilge suratını sallandırdı. Babayı eve yollayıp, Çağdaş Sanatlar Merkezi' ne gittik.



"Dünyanın Renkleri" sergisini gezdik. Fena değildi, umduğumdan çok farklıydı. Oradan çıkıp, Bilge'yle geze dolana keman dersine gittik. Atölye çok kalabalıktı. O curcunada birisi yanlışlıkla Bilge' nin kemanını götürmüş. Neyse aradılar keman geri geldi. Bilge çok kızdı ama, bütün gün söylendi durdu.
Bu arada haftaya ingilizce kursunda Hallowen temalı kostüm yarışması varmış. Ara tara uygun bir şey bulamadık. Sonunda İlk resimdeki korsan bandı ve küpesini bulunca biraz keyfi yerine geldi.


Bu arada nefis öyküler okuyorum. Daha önce "Saçında Gün Işığı" kitabını çok beğenerek okuduğum Jumpa Lahiri' nin "Dert Yorumcusu" nu okuyorum. Gerçekten muazzam, tek kelimeyle bayıldım. Yazar bir kez daha hayran kaldım.
Güzel bir hafta dileyim hepimize...

22.10.2015

Kaçamak

 Dün akşam kaçamak yaptık. Operada  "Arda Boyları Modern Dans Gösterisi" ni izlemeye gittik.
Çok güzeldi, çok duygusaldı. Müzikler harikaydı, oyuncalar gencecik pırıl pırıldı.
Çok iyi geldi bana. Bir iyi hissettim. Günlerdir özellikle gündem yüzünden hiçbir şey tat vermiyordu. Gösteriyi izlerken Bilge' nin ne kadar etkilendiğini fark ettim. Bir taraftan müziklere bayılırken, bir taraftan "ne güzel dans ediyorlar" dedi. Sonunda "gerçekten ölmedi "değil mi yi o kadar içten söyledi ki oyuncular selam verirken, başrol oyuncusunu gülümserken görünce rahatladığını gördüm:))
Hayatımızdan hiç eksik olmasın bu güzellikler....

20.10.2015

Gülümse:))

Bilge bu aralar sürekli "gülümse" diyor. Gülümsemezsem"ne oldu" diye yakama yapışıyor. Yılın bu zamanları  işler çok yoğun, malum yıl sonu geliyor. Aralarda kaçamak yapıp, kitap okuyorum. Sema Kaygusuz ' un "Barbarın Kahkahası" nı bitirdim. Yazarın ilk okuduğum kitabı ve ben müthiş etkilendim. Hatta bu yıl okuduğum en iyi kitaplardan biriydi diyebilirim.
 Arka arkaya kısa öyküler okuyunca, öykü okumaya biraz ara vereceğim demiştim ama Ayşe Başak Kaban' ın "Ben, Kendim ve Bergen" kitabına bayıldım. Çok güzel ve aklımdan çıkmayacak öyküler var içinde. Bugün bitiririm sanırım.
Bilge bu yaz denizde kollukları atınca "yüzme delisi" oldu çıktı başıma. Baktım illa yüzelim diyor, eve en yakın havuz araştırması sonucunda cumartesi 19:30-21:00 arası yüzebileceğimiz güzel bir havuz buldum.Cumartesi gittik, çok hoşuna gitti, bana gelince her bir kasım ağrıyor:((( Olsun mu ? olsun gideceğiz her hafta sonu... gülümse:)))

15.10.2015

Hayat...

Geçen cumartesi hayat durdu. haberi duyduğumda taksideydik, Kızılay' a gidiyorduk. Neye uğradığımızı şaşırdık. Kursa yakın bir yere kadar gelebildik. Kursu aradım "gelin"dediler. Yolda ağlayan, slogan atan,üzgün insanları görünce, Bilge çok korktu.olanları ona anlatmaya çalıştım . Kursa gitmek istemedi. Gözlerinin içine bakarak yalan söyledim "her şey yolunda,burası güvenli, şimdi dersine çıkıyorsun, akşam gelip seni alıyorum" dedim. Bunları söylerken, bir taraftan da kendimi ikna etmeye çalıştım. O an eve dönsek milyonlarca soru soracak, bir daha o bölgeyi güvenli görmeyecekti. Bilge' yi bırakınca bulvara doğru yürümeye başladım. Kızılay' ın kan bağışı  otobüsünün önündeki kuyruğu görünce hüngür hüngür ağladım. (kan bile verememe lanet okudum) Bulvarda yürürken bir inşaattan gelen "bummm" sesiyle onlarca insan yolda kala kaldık. Herkes birbirine bakıyordu. Adamın biri inşaat alanına doğru ana avrat sövünce toparlandık sanki. Bir taraftan elim telefonda, rakamların bu kadar ağır olduğunu, bu kadar ezici olduğunu anladım. Akşam Bilge'yi aldım eve geldim. Bir sürü akraba aradı, "iyi misiniz" diye. Orada olmamak, ölmemiş olmak "iyiyiz "demeye yetmedi.
İki gün sonra bazanın altından kışlıkları çıkartırken kafamı masaya çarptım, o anda kan revan içindeki katliam görüntüleri geldi gözümün önüne hüngür hüngür ağladım, "nasıl dayanır yürek bu acıya" diye... Sonra...sonra...hayat devam etti..devam ediyor... Güzel şeyler görmeye çalışıyorum... Ruhumun buna ihtiyacı var,çok bencilce biliyorum ama gerçekten buna ihtiyacım var...Elimden başka bir şey gelmiyor...

8.10.2015

Sonbahar

Mevsim birden bire kışa döndü. Dün kat kat giyindim ama ısınamadım bir türlü.Bu sabah az da olsa güneş yüzünü gösterdi. Çok soğukta değil... ama hafta sonu yazlıklara veda etmeli. Dolapları bir boşaltmalı. Bilge' nin boyu ciddi uzamış, geçen seneden neredeyse hiçbir şeyi olmayacak:((
Her sabah ofise geliyorum. Bu arada ofiste artık bir yardımcım var.Uzun zamandır tanıdığım gencecik pırıl pırıl  kızımız "İ" var. Bilge ayrıca bayılıyor ona . Okuldan çıkınca ev yerine ofise geri dönüyoruz. İ.' yle ödevlerini yapıyorlar.Bu durum kendi kendine başladı. Bana yaptığı hiç bir nazı ona yapmıyor. Eve gidince keman çalışmak ve kitap okumak dışında yapacak  bir şey kalmıyor. Ofisteki iş yükünün büyük bir kısmını da  aldı üzerimden. Daha ne olsun:))
Bu sabah evde çalışma masamı toparladım, hafta sonu oturabilirim başına sanırım.
Her sabah bilgisayarın başına oturunca önce e-postalara bakıyorum. Bugün hiç tanımadığım bir adresten ilginç bir e-posta gelmiş. Defalarca okudum. Tesadüfen burayı bulduğu ve .... kitabını okuduysam özetini ona yollamamı rica eden acayip bir mail. Şaka gibi. Sosyal ağları özellikle paylaşmak adına verdiği özgürlük ve zenginliklerinden ötürü bende aktif olarak kullanıyorum. Ama bu nasıl bir taleptir, nasıl bir şuursuzluktur bilemedim. Çolçocuktur desem, hiç mi aklı fikri yok, ben burada okuduğum kitapların arka kapakları dışında bir şey yazmamaya özen gösteririm. Okuma tarzlarını bildiğim arkadaşlarıma altını çize çize tavsiye ederim, ama özet nedir ya, tövbe tövbe...
Neyse geçeyim bu konuyu bu arada Selçuk Altun' un "Senelerce Senelerce Evveldi" kitabını okuyorum yine ve yine çok güzel. Aynı tarz, aynı güzel külliyat, Kitaplar,besteciler, İstanbul' un ilginç mekanları... İyi geldi bana. (özetini çıkartmam ama:)))

Ben biraz çalışayım, hadi iyi bakın kendinize...

5.10.2015

Hafta Sonu

 Hafta sonu o kadar yoruldum ki, bir o kadar da keyif aldım. Geçen ay bayram girince araya gidememiştim Cermodern' deki sergilere. Steve McCurry' nin fotoğraf sergisi muazzamdı. Renkli, sıcacık.  Grayson Perry' nin "Küçük Farklılıkların Kibri" sergisine çok hazırlıklı gittim. Sevgili Leylak Dalı çok güzel bir yazı yazmıştı bu sergiyle ilgili. Ayrı bir keyif oldu benim için.
 Bu arada bahçede tasarım pazarı vardı. Merakla dolaştım ama hem stantların yerleşimi , hem abartılı fiyatlar tam bir hayal kırıklığı yarattı.
Saati fark etmemişiz Bilge' nin ingilizce kursuna son anda yetiştik. Bilge' yi kursa bıraktım. Akşam kadar dolan dolan ayaklarıma kara sular indi. Nasıl kalabalıktı Kızılay, doğru dürüst bir yerde de oturamadım.
Akşam Bilge' yi alıp, eve geldim. Önceden aldığım biletlerimizi çantaya atıp, tekrar yola düştük.
 İstikamet Opera Sahnesi' ydi. Koca yetişemedi. Zaten Bilge tüm ayrıntılarını sonra ona uzun uzuuuuun anlattı. Modern Dans Topluluğu' nun "Cınderella" oyununu izledik.
Tek kelimeyle muhteşemdi. Bilge pür dikkat izledi. O da en az benim kadar beğendi. Çıkışta atraksiyonlu bir taksi bulma çabasının ardından kendimizi eve attık. Yarım saat sonra da Koca geldi. Nasıl uyuduğumu bilmiyorum:)) Ama olsun kesinlikle değdi. Sezonu böyle güzel bir oyunla açtık, umarım bi dolu oyun izleriz.

Keyifli bir haftamız olsun...

2.10.2015

Yedik mi koca haftayı?

Yedik, evet hemde çabucak:)) Hatta baş döndürücü bir hızla. Okul açıldığından beri ben de bir koşturmaca, tatilden önceki gibi. Sürekli kendime "rutin iyidir, güvenlidir" diyorum. Haftaya koşuşturmam bir düzene girer sanırım. Bilge 'nin okul eksiklerini an itibarı ile tamamladım. Biraz kaplanacak kitap var. Okul tantanasına kalmasın diye bir ay evvel aldığım okul çantasının üzerinde alarm unutulduğunu dün fark ettim, çocuk bir haftadır kullanıyor. Ben bu çantayla avm falan dolaştım:((( Neyse bugün gidip söktürdüm alarmı.
Bilge ödevlerini yapıyor, etrafı dağıtıyor, odasının altını üstüne getiriyor. Akşam zorla yatıp, sabah sürünerek kalkıyor. Allahtan bu sene ödevlerine beni bulaştırmıyor. Bir tek keman ve solfej çalışmasını birlikte yapıyoruz. Piyanonun başına oturunca acayip gaza geliyor:))
Bol bol kitap okuyoruz .Bilge "Canavarlar Peşinde" ve " Süper Ajan Jack Stalwart" serilerini dönüşümlü olarak okuyor. Sonra en ince ayrıntısına kadar bana ve babasına anlatıyor. Ben ondan önce okumuş oluyorum. Ama anlattıklarını dinlemek keyifli oluyor.
Dün akşam bayram tatilinden beri elimi sürmediğim çalıma masamı toparladım.
Bu arada sadece okuyabildim. Emrah Polat' ın "Köpek Adamlar" kitabını okudum. Daha önce baskısını bulamamıştım.İletişim Yayınları tekrar basınca hemen aldım.Kitapta kurgunun geçtiği yer bizim ofisin olduğu mahalle. Cadde, sokak hep bizim buralar olunca ayrı bir heyecanla okudum. Güzel bir kitaptı. Tavsiye ederim.  İlk kez Ahmet Büke okudum. "İnsan Kendine de İyi Gelir". Etkileyici bir okumaydı. Alper Atalan'ın üçüncü kitabı "Kısmet İşte" yi okudum. Diğer iki kitabına bayılmıştım.Bu kitabı sevmedim diyemem ama arka arkaya bi dolu öykü beni çok bunaltı. Şuan elimde Hakan Bıçakçı' nın  "Hikâyede Büyük Boşluk Var" kitabını okuyorum, bitirmek üzereyim. Keyifli hikâyeler var.
Yarın için süper planlarım var. Umarım hepsini gerçekleştirebilirim. Keyifli bir hafta sonu diliyorum:))

p.s:  Bilge Legocity' i keşfetti:(( Bayram harçlığını gömdü...

28.09.2015

Sonunda Okul Açıldı


"Dinsizin hakkından imansız gelir" diye büyüklerimiz boşuna söylememişler. "Okuldan nefret ediyorum" diye tatile giren çocuk kişisi dört ay tatil yapınca sonlara doğru "okul açılsın artık" diye dolandı durdu:)) Sabahın köründe uyanmış gözümün içine bakıyordu. Hazırlandı erkenden, götürüp okula bıraktıık.
Biraz önce de gittim okuldan aldım. Çantası kitap dolu, elinde kırtasiye listesi... Onları da alıp ofise geldik. Biraz soluklanıp evde "kitap kaplama partisi" vereceğiz:))
Okul boyanmış, biraz elden geçmiş, güzel olmuş... Birinci sınıflar, ürkek etrafa bakıyorlardı. Bilge'ler son sınıf, kocaman göründüler gözüme.
Keyifli bir yıl olur umarım bütün çocuklar için...

16.09.2015

Eylül

 Eylül ayının ortasında bu başlığı atmak garip mi oldu bilmiyorum:)) Beni tanıyanlar bilir eylülle aram iyi değildir. Hatta uzunca bir süre kendisine küsmüşlüğüm de vardır. Yıllar önce bir eylül ayında kaybettim babamı. Ondan sonra da eylül tüm hüzünleri taktı peşine geldi. Neyse zaman yavaş yavaş tüm acıların üzerini örtüyor, keşke "daha az özlemek" diye bir duygu da bulabilseydi...
Ankara' nın uzun kışının gelmesine neredeyse yarım mevsim kalmışken, her güzel hava bana bir armağan gibi gelir bundan böyle. Pazar günü tüm öğleden sonra Mogan' daydık. Geveze ördekleri saymazsak göl çok güzeldi. Ayakkabılarımızı çıkarttık, çimlerin üzerinde dolaştık. Toprağı hissettim, yaşadığımı... Kitap okudum, resim yaptım, uçurtma uçurmaya çalışan Bilge' yi ve babasını izledim, yüzümü gökyüzüne çevirip bulutları izledim... İyi geldi ziyadesiyle...
Evde zaman buldukça killerimle oynamaya devam ediyorum. Kim bilir belki bir gün ağacın altına bir kedi yapmayı başarabilirim:))

Biliyorum kendime döndüm... Kendime iyi gelmeyi umuyorum...

12.09.2015

Günler geçerken


Birisi kalbimi ellerinin arasına almış, sıkıştırıp duruyor sanki. Okuduklarıma, izlediklerime inanmak istemiyorum. Dilimde hep "bu kadarını da yapamazlar" lafı ama gözümüzün içine soka soka yapıyorlar işte. Gencecik insanların ölümlerinden nemalanıyorlar. Milleti birbirine kırdırıyorlar. 
Annem telefonda sıkı sıkı tembih ediyor "kalabalık yerlere gitmeyin" diye. "Bir şey olmaz" diyorum ama Bilge' yi derse götürürken ne kadar tedirgin olduğumu fark ediyorum. Takside şoförle konuşmamızı dinleyen Bilge' nin "insanlar neden kitap evi yakar" sorusuna cevap veremiyorum". 
Bige' nin dersten çıkmasını beklerken yıllardır tanıdığım iki laf silahşörünün gündemle ilgili saçma tartışmalarına dahil olmamak için kitabıma gömülüyorum.Sosyal medyada herkesin klavyesinden bela ve nefret fışkırıyor. Sonuna da "barış istiyoruz" deniyor. Bu kadar nefretin sonundaki barış hiç umut vadetmiyor. Sanırım toptan depresyonun dibini görmemizi, mutsuzluktan ölmemizi istiyorlar. 
Ne yapmalı, nasıl yapmalı bilmiyorum ama böyle olmayacağını biliyorum. Kitaplarıma, boyalarıma sıkı sıkı tutunmaya çalışıyorum...

1.09.2015

Özet akışı

 Uzun zamandır burada yaptıklarımı paylaşmamışım. Bugün biraz son yaptığım takılardan bahsedeyim istedim. Yıllardır polimer kille uğraşırım. Yeni bir şeyler arayışım hep sürmüştür. Sevimli şeyler yapmak çok benlik değil gibi gelirdi hep. Ama bu sevimli balıklar, kediler, baykuş falan ortaya çıkınca çok keyifli olduğunu fark ettim. Kesin çizgileri olmamalıymış insanın bu konularda. Şu gerçeği de fark ettim, yaptığın ürünün boyutu ne kadar küçülürse, çalışmak, detay vermek o kadar zor oluyor. Görünüşte minik ve basit olduğuna bakmayın sahiden zorluyor insanı.
 Aslında farklı bir şey daha doğrusu desen yapmaya çalışırken, bunlar çıktı ortaya. Çini gibi, keyifli ve güzel oldular sanki. Dün gece başka renk de yaptım ama bu rengin güzelliği bambaşka. Bugün fırınlayacağım. Umarım rengi bozulmaz.
Bu minik evlerse en çok keyif aldıklarımdan. Önce renkli ev fikri ortaya çıktı, sonra minik bir bulut, sonra küçük bir ağaç, onun arkadaşları, yerde yapraklar...
En büyük sıkıntı yardımcı malzemeler. Nasıl bir kordon olmalı, hatta kordon mu, zincir mi bir sürü soruyla geliyor tasarlama aşaması. Kafamda biri sürü fikir var. Acele etmeden, özenerek yapmak istiyorum.
Bez çanta boyama fikri de onlardan biri. Özellikle yaz günlerinde  bez çanta kullanmayı seviyorum. 
Bu küçük çantaları internette görüp aldım. İlkini böyle boyadım. Tekstil kalemi ve akrilik boya kullandım. İtiraf edeyim çok zahmetli, tek tek uğraşmak çok vakit alıyor.Belkide daha az detay çalışmak lazım.
Selçuk Altun' un "Annemin Öğretmediği Şarkılar" kitabına başladım. Başı biraz karışıktı ama ilerledikçe her şey yerine oturmaya başladı. Özlemişim Selçuk Altun okumayı. 
İyi bakın kendinize...

28.08.2015

Haftayı bitirirken...

 Dün Erimtan Müzesi' nde "Antik Roma' ya Kıyafetlerle Yolculuk" etkinliğine Bilge'yi götürdüm.
O atölyedeyken ben de kafesinde kahve içip, kitap okudum.
Geçen seferki "Antik Roma' da ekmek yapımı" etkinliğinde yaptığı ekmeğin fotoğrafını koymayı unutmuşum. Elleriyle hepimize bölüştürmüştü ekmeği.
 Çıkışta ağzı kulaklarında fiyonk, kafasında tacıyla yanıma geldi. Heyecanla anlattı. Çıkışta Koç Müzesi' ni de gezelim diye tutturdu. Yine ve yeniden keyifle gezdik.
Hatıra fotoğrafı olmadan olmaz:)) Çıkışta ufak bir Kale gezisi yapıp eve geldik. İkimizde çok yorulmuşuz. Beni bekleyen çamaşır dağına bugüne randevu verip, direk yayıldım. Sonra dayanamayıp boyamaya başladığım bez çantayı bitirdim:))
Bugünde kulağımda telefon tahsilat yapmaya çalışırken, bir taraftan da ütüyle uğraşıyorum. Evi de toparladı mı, hafta sonuna rahat girerim. Ütüsüz ve keyifli bir hafta sonu dilerim:))

24.08.2015

Hafta Sonu

 Dün yanımızda çalışanlar ve aileleriyle birlikte piknik yapmaya gittik. Aslında farklı piknik alanları vardı planda ama son anda Koca "Mavi Göl" olsun dedi.
Her zamanki gibi herkesi dumanı birbirine karışmış vaziyette bir piknik oldu. Neyse güzel oldu diyelim. Göl son günlerde yağan şiddetli yağmurlardan dolayı kabarmış, etrafı çamur içindeydi.
Gördüğüm kadarıyla karabatakların keyfi yerindeydi:))
Bu arada yazmayı unuttum. Bilge' ye şimdilik işini görecek dijital bir piyano aldık. Salonda da yer açtım, güzel oldu sanki. Bilge başından ayrılmıyor. Bu arada yeni bir dizi izlemeye başladım. "Once Upon A Time" tam benlik. İlk sezon bitmek üzere. Arada Bilge ' de benimle izliyor:))
Hava bu ara limoni, her an "hazırım birazdan yağacağım" der gibi:))
Yağmazsa akşam üzeri yürüyüşe çıkmalı. Güzel bir hafta olsun...