30.01.2015

Hayatın ezgisi; şiir...

Ne çok severim şiir okumayı, herkes gibi bir dönem yazdım da. Sonra yazmayı bıraktım ama okumaya devam ettim.Şiirler hep hüzünlü mü olur, elbette hayır ama kederler genelde ortaktır. Mutluluğu genellemek biraz zordur diye düşünüyorum. Herkesin kendi cımbızı elinde, mutluluk çekmek için hayattan. Son kitap siparişimde Birhan Keskin' in "Ba","Soğuk Kazı","Yol","Kim Bağışlayacak Beni" kitaplarını aldım. Bu arada yine bir dost tavsiyesiyle Didem Madak' ın "Ah' lar Ağacı", "Pulbiber Mahallesi", "Grapon Kağıtları" kitaplarını da ekledim. Birhan Keskin'in "Ba" kitabıyla başladım okumaya.
 Güneş..Yıldız
 Yol uzun,güzergâh zorlu; ne demeliyim?
 Zarif kardeşim benim,
 Seni aldım yanıma, ikimiz almış yürüyor gibiyim.
 ,

Sana yıldız sana güneş mi demeliyim,
Günümde hayret gecemde hayret istedim
Yer yer senin gibiyim ben yer yer kendim.
 ,

İnsan olan yerlerim çok ağrıyor,
Olsun, yine de sen kapanma, bu sıra benim,
Yerine bırak ben incineyim.

 "Artık kimse şiir okumuyor " demek, artık kimse hissetmiyor demek bence.
Bir çok insanla iş gereği bir sürü konuşma yapıyorum telefonla. Çoğu zaman telefonu kapattığımda konuştuğum insana dair tek kelime kalıyor dilimin ucunda "çirkin". Evet yüzünü hiç görmediğim bir insanın sesinin tonundan, kelimelerinin yönünden nasıl çirkin olduğunu anlayabiliyorum. Bir insan tanımadan bunu hissetmek çok üzücü, çok ürkütücü. Didem Madak' ın "Ah'lar Ağacı" kitabını okumaya başladığımda birden durup nette Didem Madak ismini aratıyorum. Karşıma gülümseyen bir yüz çıkıyor ve çok genç yaşta kanserden öldüğünü okuyorum. Burnumun sızladığını hissediyorum. Sonra bir vasiyet gibi yazılmış Ah' lar Ağacını okurken hiç görmediğim, hiç tanımadığım, ilk kez dizelerini okuduğum bir şair için hüngür hüngür ağlıyorum...


 "Güçlü bir el silkeledi beni sonra
 Sanırım tanrının eliydi,
 Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan
Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan
Ah dedim sonra,
AH!
İç ses diye söylendim
Gel !
Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.


 Hayatımızdan şiir eksik olmasın...

27.01.2015

"Saçında Gün Işığı"

Aslında kitap kuleme aradan sızan bir kitap "Saçında Gün Işığı".Pulitzer ödüllü Jhumpa Lahiri ilk kez okuduğum bir yazar. Kitabın dili oldukça sade, anlatımı çok duruydu. Okurken sık sık arka kapaktaki yazarın fotoğrafına baktım, neden bilmiyorum, belki çok gerçek geldi yazdıkları, belki yazdıklarından izler aradım, sanki buldum da, ilginçti... "Çoğu insan kendi tercih edeceği biçimde gelişeceğini farz ederek güvenir geleceğe. Onu körlemesine planlar, mümkün olmayanı öngörür.İradenin işleyişi böyle. Hayata amaç ve yön veren şey bu. Orada olan değil, olmayan şey... Adanmışlıklarla ayrılmış, trajediyle birleşmiş iki kardeş. Geçmişle lanetlenmiş bir kadın. Devrimle darmadağın olmuş bir ülke. Kendi yitmiş, bedeli kalmış bir aşk.Günümüzün en önemli yazarlarından Pulitzer ödüllü Jhumpa Lahiri ' den üç nesil ve iki ülkeye yayılmış büyüleyici bir roman.." (arka kapaktan) Dün harika bir gün geçirdik.İki çift kelam etmenin (iki çift kelamdan çok çok fazlasını ettim geçi)ne kadar eşsiz bir duygu olduğunu bir kez daha anladım. Bir de çocukların ne kadar naif, ne kadar samimi olduklarını... Tabi bütün işleri serdiğim için bugün ofise gitmem farz oldu:))Olsun giderim, keyfim tavan Neyse hayatınızda güzel insanların, güzel okumaların eksik olmamasını dilerim... İyi bakın kendinize...

26.01.2015

Hafta sonu

Cumartesi günü kurs koşuşturmasının ardından uzun zamandır görmediğimiz teyzem ve eşiyle buluştuk. Bilge'yi çok seviyorlar ve onların bu sevgiyi göstermelerini izlemek çok keyifli. Bilge bir miktar şikayet etti "bebekmişim gibi seviyorlar" dedi ama "tadını çıkar" dedim.
Babamız pazar günü erkenden zıplar ağzında yaz kış hep aynı kelime "günü kaçırmayalım" biz de uyarız yarı uykulu gözlerle kahvaltı masasına oturunca. Planı falan var zannetmeyin, plan program kısmı bana ait. Dün de aynı sahne yaşanırken aklıma hiçbir şey gelmediği için "bakalım" dedim. Ben kitaplarıma, Bilge karne hediyesi altında bebek nüfusuna yeni dahil olan oyuncağına, Koca' da telefonundaki oyununa gömülmüşken "hadi biraz yürüyelim "dedim. Sonra bu yürüyüşü göl kenarında yapma ve fotoğraf çekme ama öncesinde balık yeme fikri eklendi.
Daha önce mutlaka bahsetmişimdir,göl kenarında bir benzinlik içinde, ufacık iki tezgahın önüne sıralanmış taburelere oturup kulağınızda Karadeniz türküleri, karşınızda Temel fıkraları yapıştırılmış aynalı duvar olan salaş mekan en tok insanı bile sıra beklerken açlıktan öldürür. Sahipleri de çok tatlıdırlar Oğullarını kızımla baş göz etme niyetlerini her defasında dillendirirler. Gülümseyip ekstra ikramları kabul eder, sıra beklerken aradan sızmamıza yardım etmelerine izin veririz:)) Yemek faslından sonra hafiften atıştıran yağmurun altında kısa ama keyifli, ucundan yediklerimizi sindirici yürüyüşümüzü yapıp eve döndük.
Akşam film izleyelim dedik ve 2012 yapımı "Robot Ve Frank" filmini izledik. Çok güzeldi. Bilge hâlâ uyuyor, Koca' yı işe gönderdim. Biraz kitap okuyup, kahvaltı hazırlarım. Sonra ofiste biraz işim var sonra arkadaş buluşması... Gözünü sevdiğim tatil ne güzelsin, keyifli bir hafta dilerim...

21.01.2015

Biraz kitap, biraz film...

Bugün okulu kırdık. Bilge sıcak yatağından hiç kalkmak istemedi. Hâlâ yatıyor. Ben ortalarda dolaşıyorum. Koca bugün şehir dışında, dün gece gitti, yarın dönecek. Öğlene doğru ofise gitmem gerek. Neyse hafta sonu bitirdiğim Mehmet Eroğlu' nun "Adını Unutan Adam" kitabından bahsedeyim. Yazarın son yıllarda yazdığı romanları büyük bir hayranlıkla okuduğumu her defasında yazmışımdır burada. Kitabın ilk basım tarihi 1989 olunca merakla aldım elime kitabı. Belki kitabın konusu, belki yazarın o yıllardaki yazım biçimi başta biraz zorlandım ama sonu öyle ters köşe etti ki, bir kez daha yanılmadığımı gösterdi bana. "Gerçek hayat, yaşamak istediğimizle yaşadığımızın arasında kalandır, diyen yanılıyor.Gerçek hayat, köpeklerle aramızda giderek kısalan uzaklık; ve biz onun sonuna doğru koşuyoruz"(arka kapaktan)
Ofisi taşıma işi bitmek üzere, geçende her yer her yerdeyken izledim "Sevmek Zamanı" filmini izledim. 1965 yapımı Metin Erksan' ın yönettiği Müşfik Kenter ve Sema Özcan'ın baş rollerde olduğu siyah beyaz film çok güzeldi. Gencecik bir Müşfik Kenter içime dokundu. Benim gibi izlemediyseniz mutlaka izleyin derim. İyi bakın kendinize...

19.01.2015

Bereketli Pazar

Hafta sonu çok bereketli geçti.Cumartesi her zamanki gibi kurslar, alış veriş, cafe köşelerinde beklemece şeklindeydi.Kocamın hafta sonuyla ilgili mangal dışında plan yaptığı görülmüş şey değildir. "Sabahtan sinemaya gidelim" dediğinde, şaşkınlıktan direk "olur "dedik. Neredeyse salon kapattık diyecekken son anda bir kaç kişi geldi. "Bana Masal Anlatma" filmini izledik, aman ne güldük katıla katıla. Bu kadar komik olacağını düşünmemiştim, uzun süredir böyle gülmedim. Sinema çıkışı "Onur Caymaz' ın söyleşi ve imza günü" ne gideceğim dediğimde Bilge "ben de geleyim mi"dedi. Sıkılabileceğini söyledim, nihayetinde söyleşide var, "dert değil ben resim yaparım "dedi. Öyle de oldu,çok güzel resimler yaptı.Arada Onur Caymaz şiir okurken kulak kabarttı. Sosyal medyadan takip ettiğim Onur Caymaz'ı, çok eğlenceli, çok birikimli ve naif buldum.Yanımdaki kitaplarda "Yaz Tarifesi" ni Bilge' ye, "Hikâyeden Çocuk" u bana imzaladı. Söyleşide özellikle okumaların nasıl seçici olması gerektiğinin üzerinde durdu. Şiir üzerine konuşmalar çok kıymetliydi. Bilge'yle sohbet etti, çok kibardı. Bilge böyle bir yazar ve şair tanıdığı için çok mutlu oldu. İyi ki gitmişiz dedik. Çıkışta koştur koştur eve geldik, Koca yemek hazırlamış . "Ne güzel bir gün oldu" böyle dedim. Yemek sonrası Bilge kalan bir parça ödevinin başına oturdu. Ben sabah başladığım Jumpa Lahiri' nin "Saçında Gün Işığı" nı okumaya devam ettim. Güzel bir haftamız olsun...

16.01.2015

"Aldırma Gönül"

Dün akşam Ankara Sanat Tiyatrosu' nda Arda Esen'den "Aldırma Gönül" oyununu izledik. Tek kişilik performans çok etkileyiciydi. Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Can Yücel, Sabahattin Ali, Yılmaz Güney... Bu güzel insanlardan, güzel dizeler, kederli anılarla yoğrulmuş bir oyuna Ankara Sanat' ın sahnesi de eklenince, üstelik Nazım Hikmet' in doğum gününde daha bir anlamlı oldu. "Gönlünde barındırdığını aklından çıkarsan ne fayda" "Bir ayrılık hikâyesi ve büyüyen bir sevda masalı aslında Aldırma Gönül...İçimizden uğurlayamadıklarımıza yakılmış bir ağıt.Mazinin dehlizlerinde kaybolan bir adamın, beş şairle hayata tutunma çabası. Yaşadıklarıyla okudukları arasında sıkışıp kalan ve kendi içinde hapsolmuş bir Adam' ın, Yesari adında bir kuşla hayata tutunma çabası...." (tanıtım broşüründen) Önümüzdeki ayda bir gösterim olacakmış, Ankara' da ki tiyatro severlere duyurulur. keyifli bir hafta sonu diliyorum,iyi bakın kendinize...

14.01.2015

Çok duygusal bir hikaye

Şimdi ben yine iki fotoğrafın arasına yazı yazmayı beceremedim. Neyse başlıkta ki duygusal hikâyeye başlayayım. Geçen sene çok fena hastalanmıştım. Domuz gribinden hallice iğrenç bir grip olmuştum. Bir de üstüne misafir falan ağırlamıştım,(duygusal kısmı burası değil) Neyse o ara eczaneye girip reçetimi alırken gördüm "yılbaşı çiçeği(zygocactus)"(umarım doğru yazmışımdır) Nasıl güzel pencere kenarında, ikinci fotoğraftaki çiçeklerin fuşyasını hayal edin. Beni sümüklü ve acınası halde çiçeğe bakarken gören eczacı hanım iki dal koparıp elime vermişti, dikeyim diye. Eve gelince hemen diktim. Sonra yavaştan birbirimize alıştık. Şuan ilk fotoğraftaki gibi, her gün daha çok büyüyor. Geçen gün eczaneye girdiğimde annesini yine açmış bütün çiçeklerini salına salına arz-ı endam eylerken gördüm. Bayıldım, bayıldım... Yine saf saf bakmışım eczacı hanım bana doğru dönüp" bir kaç dal vereyim de dikin" dedi.(duygusal kısmı burada başlıyor) "Aaaa yok gerek yok onun kızı var bende, baya büyüdü" dedim.Kadıncağız "hı????" şeklinde bakınca, anlattım geçen sene verdiği dalların büyüyüp serpildiğini... Ya demek ki, bizim kızda büyüyecek, güzel çiçekler verecek diye düşündüm bu sabah pencereden bakarken. Kar felan bünyeye pek iyi gelmiyor yani, ciddi duygulanıyorum, neyse gideyim de biraz çalışayım:((

12.01.2015

Suluboya

Bilgisayarla ciddi ciddi kavga halindeyim. İki fotoğrafı yüklemem yarım saatimi aldı. Saçma sapan bir durum oldu ama anlayamadım, şimdi de yazarken fotoğrafları göremiyorum. Neyse ne diyecektim tamam, harika bir kitap okudum."Bir Ressamın Bahçe Güncesi" Aysun Berktay Özmen' in nefis sulu boya resimleriyle ruhum şenlendi. Geçen sene ilk cildini İşbankası Yayınları' nda görmüştüm, bugün yarın alırım derken, baskısının tükendiğini öğrenince çok üzülmüştüm. Bu sene yılbaşı hediyeleri alırken çok sevdiğim bir arkadaşıma bu kitabı özellikle aldım. Çünkü onda ilk cildi de vardı. Bu sefer kendime de almayı ihmal etmedim. Yazarın torunu için resimleyip yazdığı bir günce. Henüz anne karnındayken başlıyor sayfalar. Çok sevdiği bahçesi, ağaçları, çiçekleri, evi, gölü, kocası, çocukları ve boyaları. Yaklaşık bir yılı anlatıyor, bu arada bahçedeki bitkilerin, kelebeklerin, yusufçukların ve daha pek çok güzellik sulu boyanın naifliğiyle buluşuyor. Aysun Berktay Özmen'in hayatını merak edip baktığımda günlerce elimden düşüremediğim "Tavşan Çiko' nun Dileği" kitabının da ona ait olduğunu gördüm. Tabi bunca sulu boya, bunca doğa coşturdu beni. Sulu boyalarımla yukarıdaki kuşları yaptım. Aslında sulu boya benim en çok korktuğum teknikti.Boya hakimiyeti hep çok zormuş gibi düşünürdüm.Yeni resimler yaptıkça bu korkum yavaş yavaş geçiyor. Bu resim karlı ve soğuk pazar günümü aydınlattı. Hayatınızdan güzellikler hiç eksik olmasın...

9.01.2015

Evde...

Aslında yarı zamanlı çalışıyorum diyebiliyorum. Öğleden sonraları çok önemli bir iş yoksa Bilge' yi okuldan alır eve geçerim. Üç gündür evdeyiz. Dün bir ara çıkmaya yeltendik ofise kadar anca gidebildik. İşleri yanıma alıp nefes nefese eve geldik. Çok ama çok soğuk. Dışarıdaki tüm canların allah yardımcısı olsun. Evdeki tekli koltuklardan birini camın önüne, kalorifer peteğinin yanına yerleştirdim. Odanın şekli bir miktar bozuldu ama hiç umursamadım. Bilge genelde odasındaydı.Ödev verme fırsatı olmayan öğretmenine inat yayılıp, keyif yaptı:)) Ben koltuğuma kurulup, dizlerime örgü battaniyemi çektim. Sanırım ömrümde içmediğim kadar bitki çayı, çay ve kahve içtim. Okudum, çizdim,yine  okudum ve izledim. Bu akşam üzeri çatıların arasından muhteşem bir gün batımının bile tadını çıkarttım.
Magda Szabo' nun " Kapı " ve "Katalin Sokağı" kitaplarını ne çok sevdiğimden her fırsatta bahsederim."Iza' nın Şarkısı" nı da hemen alıp, okudum. Bu kitap her aklıma geldiğinde içimi nasıl acıttığını, nasıl dokunarak bittiğini hatırlayacağım. Muhteşem bir kitaptı.
"Sarsıcı bir köklerinden koparılış hikâyesi; günlük hayatta yaşanan kırgınlıkların, yaralanmaların, düş kırıklıklarının, suçluluk hissinin, sürgünlük duygusunun, anlayışsızlığın, iletişim güçlüklerinin, duygusal duygusal geçirimsizliklerin, pişmanlıkların, yasın ve metanetin, şefkat ve sevginin romanı. Gücünü, birbirinden öylesine farklı"çifler"i -ana-kız, karı-koca, ana-baba-birlikte ya da yan yana yaşama ustalığından alan bir kitap"(arka kapaktan)
Yılın ilk okumasını bu kitapla yapmış olmaktan gayet hoşnutum.
Yarın kursa gitmekle gitmemek arası kararsızız. Yarın bakacağız duruma artık. Güzel bir hafta sonu diliyorum, keyifli ve sıcak olsun lütfen...

8.01.2015

Isınamamak...

Ne acayip bir yaşam döngüsündeyiz. Bir tarafta milleti soyup soğana çevirenleri aklayan daha kirli insanlar, bir tarafta yaşama hakkı tanınmayan kendine kıyan canlar. Bir tarafta "din" bahanesiyle caniliklerini kusan  katiller, bir tafta dünyanın gözü önünde öldürülen insanlar.
Ortalık bembeyaz ve dışarısı buz gibi, kalorifer peteğine el değmiyor ama ben düşündükçe üşüyorum, sanki bir daha hiç ısınamayacakmışım gibi...

6.01.2015

Kar manzaraları...

 Dün sabah bizimkileri "kar yağmış "diye uyandırmıştım. Bu sabah Koca " daha çok yağmış" diyerek uyandırdı bizi. O arabanın karını buzunu temizlerken biz Bilge'yle yollara revan olduk. Okulla ev arası yaklaşık 800 metre. Kar bir taraftan yağmaya devam ediyordu.
 Güle oynaya, kaya kaya gittik.Yollarda pek çok insan yayaydı. Her yer buz olduğu içi arabaların yanında zincir takmaya çalışanlar, kayarak düşenler, kartopu oynayanlar. Akşama etrafta kardan adamlar konuçlanır diye tahmin ediyorum.
Tam okulun kapısındayken Bilge' nin   "kar tatili yok mu bugün " sorusu bomba oldu. Herkes bu soruyu soruyor. Zira yollarda falan hiç bir çalışma yok. Ankara' nın en yüksek yerlerinden Çankaya. Her yer yokuş, o yüzden çok sıkıntılı oluyor karda. Neyse kötü şeyleri kovalayım yazımdan. İnsanın evinin, ocakta çorbanın, fincanda kahvenin, elinde kitabın, fonda müziğin daha kıymetli olduğu zamanlar. Tadını çıkartın...

4.01.2015

Yılın İlk Yazısı

Biraz sıkıntılı girdim yeni yıla. Ufak bir mide rahatsızlığı yaşadım, ertesi gün tatil olunca akşama kadar dinlendim. Hepsinden güzeli bence totalde dört gün olan tatildi. Bilge' de bu işe bayıldı. Gerçi fazla bayıldı, ödevlerinin yarısı duruyor, bugüne bıraktı. Bir de kar yağsın diye bekledik durduk, sabah uyanınca ilk iş pencereden bakmak oluyor. Henüz kar yok ama ciddi soğuk var. Olsun ne yapalım.
Cuma günü arkadaşlarımızla buluştuk. Geçen yılın bana en güzel armağanı. Gerçekten yakın hissettiğim, pek çok şey paylaştığım bir arkadaş gönderdi evren bana.
Dünde kurs koşturmacası vardı. Bu arada Magda Szabo' nun "İza' nın Şarkısı" kitabına başladım.İlk sayfalardan bağladı beni. Magda 2007' de aramızdan ayrılmış ama kitapları daha çok dilimize çevrilir umarım."Kapı" muhteşem bir kitaptı, hiç untamadıklarımdandır. Kitabın başındayım daha ama aynı duygu içime yayılmaya başladı.
Dün sabah çektim yukarıdaki fotoğrafı. Şuşunun öyküsü, Uykusuz ve İletişim Yayınları' nın Edebiyat Takvimi. Hepsi evin bir köşesinde, hepsi benim için ayrı anlamlı. Balığa gelince yılın ilk çizimi, gerçi çizimde sayılmaz, stencil uygulaması, uğur getirsin diye düşündüm. Benden sonra Bilge renk renk yaptı:))) Bizimkiler yavaştan kıpırdamaya başladılar, ben gidip kahvaltı hazırlayayım, gerisine bakarız artık. Gününüz güzel olsun...