27.02.2015

Haftayı bitirirken...

Ne haftaymış ama,en son dün bir diş daha çektirerek kendisine veda etmek istiyoruz. Zaten sabahta veli toplantısına gidip bir sürü bla bla dinledim. İnsanlar toptan deliriyor sanırım, yok yok eminim.Neyse ayrıntılara girip tekrar canımı sıkmayacağım. Dün Fargo' yu bitirdim, kitabımı yarıladım, "Açlık Oyunları " serisinin son filmini izledim.Fena değildi.Hafta sonu işle ilgili fuar varmış, nasıl yırtsam diye düşünüyorum.Veli toplantısından sonra unuttuğum telefonları almak için eve döndüm.Gelmişken bir süpürge tutayım dedim, bir de paspas yapayım derken toz alarak son noktayı koydum. Dağ gibi katlanmayı, ütülenmeyi ve yerleştirilmeyi bekleyen çamaşırlara ise sırtımı döndüm:)) Dışarıda harika bir hava var,insanın taaa ciğerlerine çekesi geliyor pırıl pırıl:) Bahar mı geliyor ne? Ben daha fazla saçmalamadan iyi bir hafta sonu dileyerek kaçayım, iyi bakın kendinize.

Not: Bilge dişlerini biriktiriyor,doktorda biriktirmesini tavsiye etti,ileride kök hücrelerle ilgili bir sürü bişiy olabileceğini söyledi. Öyle yani:))

26.02.2015

Yeni kolyeler...

 Uzun süredir kolye yapmamıştım, daha doğrusu yaptım da fırınlamamıştım. Ofis işleri çok vaktimi alınca killerimi eve götürdüm. Fırın ofiste olunca toparlayıp getirmek zaman aldı. Neyse sonunda dün toparladım, ortaya bu kolyeler çıktı.
 Dün bunları yaparken Bilge' de ingilizce ödevlerini yaptı güya, yedi bitirdi beni.
 Bu sabah okula götürdüm, öğretmene de doktorun söylediklerini aktardım. Sakin sakin konuşayım diye dudaklarımı kemirdim.
Bilge dün arayanlara "okulda virüs varmış bana da bulaştı sanırım" dedikçe saçımı başımı yolmamak için kendimi zor tuttum. Doktor anlattı, babası anlattı, ben defalarca anlattım, çocuğu ikna edemedik. Aklına geldikçe boğazını yırtarcasına öksürüyor.
Neyse  sabahtan işlerimi hallettim. Koca kahve çekmiş, kendime güzel bir filtre kahve demleyeyim. Agatha' nın elimdeki son kitabına başlayayım. "Hercule Poırot İz Üzerinde" :)) Arada Fargo izlerim. Üç bölüm kaldı izlemediğim. Bir toparlarım kendimi, hadi iyi bakın kendinize, virüsler ve virüs fikirleri uzak olsun hanenizden:))

25.02.2015

Okuduklarım

 İki gündür Bilge hafiften öksürüyor, sabahtan ilaç verip okula bıraktım. Aradan bir saat geçmeden öğretmen aradı "ateşi çok yüksek doktora götürün" diye. Aklım gitti, sabahtan iyi olan çocuk nasıl ateşlenir diye. Elim ayağıma dolana dolana okula gittim. Sınıfa girdim, Bilge süzgün oturuyor. Öğretmenin tavrı tuhaf, laf sokuşturuyor "hasta çocuğu okula niye yolladınız" gibisinden. Alnını elledim, dışarıdan geldiğim halde ateşli gibi gelmedi. Toparlanırken öğretmen çocuklara dönüp" teneffüste sınıfı iyice havalandıralım, virüsler çok fena biliyorsunuz" dedi. Sınıfça öksürmeye başladı çocuklar, "öksürmeyin "dedi kızarak. Şaşkın ve salak gibi çıktık okuldan hemen doktora gittik. Ateşi 36,1 çıktı, hafiften boğazı kızarmış diyerek sabah benim verdiğim ilaçtan yazdı doktor. Üstelik raporda vermedi. Okula tekrar götürsem hem öğretmen, hem çocuklar bizi yerler diye, kalktık eve geldik. Bu arada Bilge gözlerini pörtlete pörtlete  "çok kötü grip virüsü salgını varmış okulda " diyerek eboladan hallice bir hastalıktan bahsetti eve gelene kadar, güya okulu sarmış. Tövbe tövbe...

Neyse ben okuduğum iki güzel kitaptan bahsederek normal bir dünyada yaşıyormuş gibi yapmak  istiyorum. Aslında yazmak için geç kaldım. Önceki hafta bitirmiştim. Feryal Tilmaç ismi daha önce duyduğum bir isim değildi. YKY' de dolaşırken "Esneyen Adam" adlı öykü kitabını görünce dayanamayıp, bir de merak ederek almıştım.İçinde yedi ilginç öykü var. Özellikle "Esneyen Adam", "El" ve "Çığlık" öykülerine bayıldım.
"Bu öyküler sanatın ve düşüncenin etrafını karbonmonoksit bulutu gibi saran popüler kültüre, aslolanın değersizleştirilmesine, görünme derdine, temelsizliğe, kültürsüzleşmeye, aşkın inancın, etiğin, vicdanın kalıplara dökülmesine, aynılaştırma çabalarına, içi boş klişelerin tümüne ve dayatmalara ve hoyratlıklara ve önseziliklere kendi halinde bir karşı çıkıştır.(arka kapaktan) YKY, 106 sayfa.
"Beyaz Şah" dost tavsiyesiyle okuduğum ve hayatım boyunca unutmayacağım kitaplardan biri oldu. Macar yazar György Dragoman' ın bu eşsiz romanını Gün Benderli dilimize çevirmiş. Romanın kahramanı Cata beni o kadar etkiledi ki;  Şeker Portakalı' nın Zeze' sinin ve Pal Sokağı Çocukları' nın Nemeçek' inin gönlümdeki yerlerinin yanında yerini aldı. Israrla mutlaka okuyun derim hatta baskısı bitmeden alın derim zira zor buldum.
"György Dragoman' ın Beyaz Şah' ı Çavuşesku' nun polis devletinin damgasını vurduğu, 1980' lerin Romanya' sında geçen bir çocukluğun hikâyesi. Olayları, babası gizli polis tarafından tutuklanan ve çalışma kampına kapatılan 11 yaşındaki bir çocuğun, günlük hayatın acımasızlığına yine de şakayla ve bir masalmış gibi bakan Cata' nın gözünden  izliyoruz.(arka kapaktan) YKY, 198 sayfa.
Hastalıklardan uzak, bol okumalı günler dileyerek Bige' yi tv önünden kurtarmaya giderim...İyi bakın kendinize...

23.02.2015

Kitap, kitap her yer kitap...





Hafta sonu elimden Isabel Allende' nin son kitabı "Cinayet Oyunu" nu düşürmedim. Bu sabahta bitirdim. Yine bir solukta okudum. Polisiye tarzdaki ilk denemesi olan bu kitabında hakkını vermiş. 
Cumartesi kurs koşturmasının ardından eve kendimizi o kadar erken atmışız ki Bilge'yle oldukça erken bir saatte uyuya kalmışız. Ben sabaha karşı uyandım, kalktım salona geçtim. Aradan bir yarım saat geçti Bilge' de elinde yastığıyla yanıma geldi. O televizyona takıldı. Tekrar uyur dedim ama uyumadı.Kahvaltıdan sonra öğleye doğru kitap fuarına gittik. Biz gittiğimizde sakindi. Özellikle bu sene sahafların olması çok hoştu. Gördükçe topladığım eski sanat dergilerinden buldum. Bilge eski para ve pul aldı. Birde çok güzel posterler. Öyle çok büyük indirimler yoktu ama benim için muazzam bir ortamdı. Darı ambarındaki tavuk gibiydim:)) Elimiz kolumuz dolu, cüzdanımız boş çıktık fuar alanından. Bir baktım upuzun bir kuyruk "vay be ne güzel" dedim. Vakitli gittiğimize de ayrıca sevindim. Evde yemek faslının ardından Bilge uyuya kaldı. Bu seferde gece yarısı uyandı. Sonra ne zaman uyudu bilmiyorum. Sabah kaldırdığımda perişan görünüyordu. Bir de okula gitmemek için yalandan bir öksürük tutturmuş, "zorlama bari" dedim.Babası doktora gidin falan dedi ama ben daha etkili bir çözüm ürettim:))  Sabahtan beridir evde hummalı bir temizlik içindeyim. Tabi bu mevzuya Bilge de dahil olunca okula gitmediğine bin pişman oldu:))
Şimdide koydum önüne yaprak testleri, söylene söylene test çözüyor:)) Güzel bir hafta diler, yıkadığım perdeleri asmaya giderim:))

20.02.2015

Haftayı bitirirken...

 Sevgili Oytunla hayat hafta başı mim yollamış.Haftayı bu mimle kapatayım, dışarısı gibi içimde buz gibi. Neyse başlıyorum; İlk soru Kışın okumalık favori kitabın var mı?
Aslında yaz kış fark etmiyor, defalarca okuyabileceğim Füruzan öyküleri ve romanları. Önceki yıl YKY' den almıştım, başucu kitabım gibi ya da sığınak...Öyle güzel yani...

 Kapağı mavi olan bir kitap?
Bu soruyu okuyunca aklıma direk Ricard Bach' ın "Martı" kitabı geldi. Gerçi son baskılarında kapak siyah. Bence en güzeli mavi olanı. Martı Jonathan' a en yakışanı.
 Yılbaşı ağacında yıldız olarak kullanabileceğin bir kitap?
Tamam itiraf ediyorum bu biraz yanlı bir seçim oldu:)) Ama o kadar özel ve anlamlı ki benim için "İmza Kızın" yıldız olmayı hak ediyor.

Kış tatili için mükemmel olan kurgusal bir dünya?
Bu soru için pekçok kurgudan bahsedebilirim ,ama  şuan ki ruh halimi düşünürsem kış tatili bir tarafa " büyülü gerçekçilik " akımının en güzel örneği "Ruhlar Evi" kurgusunda olmak isterdim.
Birlikte kış tatiline gideceğin bir kitap karakteri?

Ben karakterlerinin her birine hayran olduğum ama en çok kendisine bayıldığım Şili'li yazar Isabel Allende' yi alsam yanıma olmaz mı:))

Bu sene için listenden bir kitap?

O kadar çok ki, hatta  sanırım hayattaki en büyük keyiflerimden birisi kitap listeleri oluşturmak, sonra onları kitap kulelerine çevirmek. Bu soruya şöyle cevap vereyim. Bu yıl daha da çok şiir okumayı planlıyorum.  Şükrü Erbaş, Birhan Keskin, Didem Madak şiirleri listemin en başlarında.
Favori tatil içeceğin, atıştırmalığın ve filmin?

Soruları okudukça hiç tatil havasında olmadığımı anladım. Yine bugünleri düşünürsem favori içeceğim akşamları bir miktar baileys koyduğum kahvem, yanında vicdanımı her şekilde  sızlatan abur cubur. Filme gelince bu ara Fargo dizisini izliyorum. İzlemediğim sanırım beş bölüm kaldı onlar olabilir.

Bu mimi böylelikle bitiriyorum, işin açıkçası link  ve isim vermeye üşendim, isteyen arkadaşlar yazabilirler diye düşünüyorum. Keyifli bir hafta sonu diliyorum...

17.02.2015

Büyüklere çocuk kitapları...



Yüreğim daraldığında tutunduğum en yakındaki dal kitaplarım. Bu arada benim için ayrı bir keyif olan çocuk kitaplarından da burada bahsetmek istiyorum. Kendi kitaplarımın çoğunu netten alıyorum, daha programlı ve hesaplı oluyor. Bilge' nin kitaplarını ise özellikle kitapçıdan almaya özen gösteriyorum. Rafların arasında dolanması, minik ellerinin kitapların üzerinde dolaşmasını izlemek ayrı bir keyif. Bu arada çocuk edebiyatının nimetlerinden bende faydalanıyorum.

"Vanilya Kokulu Mektuplar" Bilge' ye verilmiş bir ödevdi. Hatta burada da yazmıştım. Kitap çok güzel, zaten Sevim Ak' ın kötü bir şey yazacağı aklımın ucundan geçmez. Tek sıkıntı Bilge bu kitabı 11 ya da 12 yaşında okusa daha güzel olurdu. Daha kolay anlardı. Benim desteğim gerekmezdi. Buna rağmen Bilge de ben de çok sevdik kitabı. Özellikle "düş satıcısı"yla ilgili bölüm Bilge' yi çok etkiledi. 
"Annesiyle babası ayrılan Kıymık bir süreliğine anneannesinin yanına yerleşmek zorunda kalır. Hayal gücü çok geniş bir çocuk olduğundan, kendi dedektiflik bürosunu kurar. Bir gün postacı Bay Güleryüz, Kıymık' ın ölen dedesine, otuz yıl önce Paris' ten postalanmış bir mektup getirir; "Aaaaa Krala bak!" diye başlamaktadır mektup, bir masaldır bu ve mis gibi de vanilya kokmaktadır. Gönderilen bu mektupların gizini çözmeye kesin kararlı acar dedektif Kıymık kollarını sıvar..." (arka kapaktan)Kitap Can Çocuk' tan "Okumaktan hiç vazgeçmemen dileğiyle" çıkmış( bayılıyorum son sayfadaki bu dileğe)123 sayfa, resimleyen Behiç Ak.
"Altın Ejder Krallığı" itiraf ediyorum Bilge' ye niyet ama bana kısmet olacağını bilerek aldığım Ifavori yazarım Isabel Allende kitabı. Bilge kısa bir özetini dinledi benden, okuyacak yaşa geldiğinde sanırım bu 14-15 yaşları olacak eminim keyif alacak. Üstelik benim yaptığım hataya düşmeden üçlemeye ortadan başlamayacak. İlk kitap Canavarlar Kenti' nden başlayacak:)) Allende' nin "Günlerin Getirdiği" kitabını okurken üç torunu için yazdığı bu seriyi duymuştum ve kitabı siparişime eklemiştim.Merakla başladım kitaba ve bir çırpıda bitti:))
"Doğunun mistik dünyasına yolculuk...Himalayalarda küçük bir krallıkta yüzyıllardır gizli tutulan, değerli taşlarla süslü Altın Ejder heykeli açgözlüleri harekete geçirir. Kahramanlarımız ise söylencelerin izinden gitmekte kararlıdır" Yine Can Çocuk ve 430 sayfa.
"Dedem Bir Kiraz Ağacı" Angela Nanetti' nin harika bir kitabı. Kapağından tutun içindeki resimlere, yazarın muhteşem anlatımına, bunun harika çevirisine hayran kaldım. Aslında içimi acıtan hüzünlü bir öyküydü, sanırım ne zaman kiraz görsem aklıma Tonino ve dedesi Ottaviano gelecek. Birde Felıce. 
"Tonino, köyde yaşayan dedesiyle anneannesine düşkün bir çocuktur. Onların köydeki sevgi ve eğlence dolu yaşamı, Tonino için anne ve babasının baskısından uzak, özgür günler anlamına gelmektedir.
Annesi doğduğunda dedesinin dikmiş olduğu kiraz ağacı Felice ve anneannesinin beslediği akıllı kaz Alfonsina , Tonino için çok özeldir. Hele yaşamındaki önlenemez değişiklikler, Felice ve Alfonsina' ya yepyeni bir gözle bakmasına neden olacaktır" (arka kapaktan) Günışığı Kitaplığı'ndan çıkmış, 158 sayfa. Kesinlikle okuyun derim. 
İçinizdeki çocuğa sıkı sıkıya sarılmanız dileğiyle...

16.02.2015

Sözün bittiği yer

Yüreğim kapkara, duyduğumdan beri.Kocaman bir taş oturdu içime, aldığım nefes ağır geliyor. Nasıl kıydınız,nasıl insansınız anlayamıyorum.O kadar üzgünüm ki bunu tarif edemiyorum...

13.02.2015

Pufff !

Daha geçen gün aklımdan geçirdim, bu kış hastalanmadım diye. Şom düşünce mi derler artık, birkaç gündür sağım solum tutmuyordu. Ben spordandır diye düşünüyordum dün akşama kadar. Dün akşam bildiğin tıkandım. Koca' da şehir dışındaydı, sabaha karşı döndü. Bilge "vah vah, tüh " diyerek arada ateşimi ölçtü:)) Aaa bir de kağıt mendil getirdi başucuma:)) Ihlamur hazırladım güç bela ama iyi geldi. Sabah güzel uyandım, atlattım sanırım derken, burnum tekrar akmaya başladı. Bilge' yi okula bıraktım, dönüşte velilerden birine yakalandım. Yolun yarısından çoğunu onunla yürüdüm. Yürürken bolca kafamı salladım, ne çok şey anlattı. O peşimi bırakınca kedi maması almaya petshopa uğradım.Her zamanki "birazda fazla koydum" diyerek gözümün içine sokan çocuk yoktu. Babası olduğunu düşündüğüm amca bir dolu sevap envanteri sıraladı. Yolda gördüğüm pisiye bir avuç koydum , mamayı bırakıp peşimden geldi:))
Sabah aldığım en güzel haber Isabel Allende' nin yeni kitabı çıkmış, çok sevindim. Yarın hemen almam lazım:)) Yarınki kurs koşturmasında bana eşlik eder.Aslında "14 Şubat Dünya Öykü Günü" etkinliği var Açılış bildirisini Murathan Mungan okuyacak, gitmeyi çok istiyorum . Bilge' nin kurs saatiyle çakışıyor. Bir umut belki babayı ayarlarım diye düşünüyorum. Pazar günü muhtemel evde geçiririz. "Theory Everythıng" filmini izledim. Biraz ağır geldi. Hayat ne zor, hayatta ne kadar güçlü insanlar var , hayatta ne büyük dertler var...Stephen Hawking' in hayatının bir bölümünü anlatıyor film. Hawking' den çok karısı Jane' e hayran oldum. Neyse önce sağlıklı, sonra keyifli bir hafta sonu diliyorum

11.02.2015

Zayıflamak üzerine...

Çocukluğumda mızmız, yemek yemeyen ve zayıf bir çocukmuşum. Ergenliğe girene kadar annemin "ye kızım, ne olur ye" dediğini hatırlıyorum. Ergenlik sonrası sanki birden bire sihirli bir el dokundu ve ben büyüyüverdim. Hep "balık eti" dediğimiz kıvamda oldum Bilge doğana kadar. Bu esnada zaten iri kemikliyim falan gibi bahanelerim vardı. Sonra çocuk doğurdum bahanesi dilime dolandı. Sonra çocuk büyüdü neredeyse boyuma geldi ben hâlâ tombiğim. Geçen yaz sigarayı bıraktım, üstelik hiç zorlanmadan, bırakıyorum dedim ve bıraktım. Bugüne kadar da hiç içmedim. Sonra kendime dedim ki "sigarayı bıraktım, yeme işini de halledebilirim" böyle olmadığını anlamam çok üzün sürmedi. Çünkü ben sigara içmeyi sevmiyordum ama yemek yemeye bayılıyorum. Yemek yerken hep vicdanım sızlamış ama hep yemişim fazlasıyla:))Bu arada yıllardır spor salonlarına giderim. Her seferinde sağlam bir hamlarım. Çok kilo veremesem de mutlaka sıkılaşırım. Yazdan beri haftada üç gün akşamları gidiyorum. Bu dönemde başlayan her hoca kendi programını uygulatıyor. Bundan önceki hocada kol kaslarıma zarar verdim ama allahtan çabuk toparladım. Geçen hafta yeni bir hoca başladı. Hafta sonuna kadar "bana dokunmayın "diyerek elinden kurtuldum. Geçen seans uzun uzun konuştuk. Hazırladığı program mantıklı geldi. Aslında çok zorlandım, iki gündür de her yerim ağrıyor ama çok şikayet etmedim. Bunların olacağını biliyordum zaten. Sessizce acı çekiyorum. Aslında benim asıl bahsetmek istediğim salon ortamı. Yıllardır anladığım bir şey var o da zayıflar daha düzenli ve disiplinli spor yapıyorlar. Şişmanlarsa  en fazla iki ay devam ediyorlar. Sonrası yok. Erkekler kadınlardan daha sıkı sarılıyorlar bu işe. Spor kilo verin ya da vermeyin iyi hissettiriyor. Sıkı bir diyet yapmazsanız çok rahat kilo alabilirsiniz spor yaparken. Vücudunuzda ne kadar çok kas olduğunu hissetmek oldukça şaşırtıcı. Ben de artık kilo vermek yerine, kilo almamak ve güçlü kaslar hedefini koydum kendime. Olduğum gibi kalabilirsem ne mutlu bana. Bu arada salonlarda en zayıf kadınlara diğerleri tarafından nefretle bakıldığını görüyorum, şaka gibi:)) Kadınlar arasında birbirinden nefret etmek çok kolay sanırım. Bir de etrafındakilere tavsiyeler verip duran tipler var, oldukça sinir bozucular. Aslında düşündüğümde hayatımda en rahat kilo verdiğim dönemler Antalya' da köpeğimle sabah ve akşam yürüyüşleri yaptığımız dönemdi. Neyse zayıflama durumları böyle.
Bu arada sabah geç kaldık diyerek aşağı inip yolun yarısında okulların tatil olduğunu öğrensek de tatil tatildir diyerek eve geri döndük:)) İyi bakın kendinize...

9.02.2015

Yaşasın Pazartesi:))

 Başlık Bilge' ye ait, bugün güle oynaya gitti okula, ben de ofise geldim. Bir dünya iş birikmiş, sabahtan beridir uğraşıyorum. Biraz ara vereyim dedim, kendime kahve yapıp geçtim bloğun başına. Tatilin son günlerine Bilge' nin uzun zaman sonra sallanan köpek dişi damgasını vurdu. Sonunda cuma günü "gidip çektirelim"dedi. Bu çocuğun cesaretine hayranım. Gittik çektirdik, diş kutumuza dokuzuncu dişimizi de ekledik.
Cuma ve cumartesi kursa gittik. Cuma gününe etüt koymuşlardı. Etüt sonrası yanağına bir yıldız kondurmuşlar, Bilge' nin yüzü gülüyordu. Ben de bol bol okudum bu esnada.Feryal Tilmaç' ın "Esneyen Adam" kitabını bitirdim. Çok ilginç öyküler okudum. György Dragman' ın "Beyaz Şah" ına başladım.Çok etkileyici bir kitap. Macar yazarlar gönlüme taht kurmaya devam ediyor.
Bu yılki Oscar adayı filmler listemi izlemeye devam ettim. İnnaritu ' nin "Birdman" i oldukça ilginçti ardından "Keskin Nişancı"yı izledim, çok beğenmedim.Favorim "Whiplash" tam bir müzik ziyafetiydi. "Büyük Budapeşte Oteli"  ve "Çocukluk" filmlerini daha önce izlemiştim.  Geriye iki film kalıyor sanırım izlemediğim.
Onları da bu hafta izlerim. Uzun zamandır geçirdiğim en iyi tatil olsa da insan rutin düzenini özlüyor.
İyi haftalar diliyorum...

5.02.2015

Tatil notları

Dün ilk kez "okulu özledim" dedi... Okulu sevmediğini o kadar çok söylüyor ki, özlemesine  şaşırdım:))
 Taekwandoda yeşil kuşağa yükseldi. Sevinçten havalara uçtu. Dün akşamki çalışmada havada bişiy tekmesi atmaya çalışırken çanak çömlek patlamış:)) Aman ne ağladı, evde buz torbasıyla dolanırken gözleri hâlâ kırmızıydı. Allahtan sabah bir şeyi kalmamıştı.
 Bir önceki postta bahsettiğim gezmemizden fotoğraflar, hava biraz keyifsizdi ama biz yine de eğlendik. Önce kitapçıya ardından  Kuğulu Park'a uğradık. Kuğular, güvercinler, serçeler ve ağaçlar...

Ankara' ya ilk kez gelip Kuğulu Park' ı görenler "bu ufacık park mı Kuğulu Park diye tutturduğunuz" dese de, burada yaşayanlar ne kadar kıymetli olduğunu bilirler.
 Ağaçların üzerindeki levhaları okuduk.
Bu akkavağın yaşını okuyunca Bilge sımsıkı sarıldı ona:)) Dönüşte kahve molası verdik, Bilge tatlı yedi, aldıklarıyla oyalandı. Çıktığımızda yağmur başlamıştı, hemen eve döndük.
Ben "Oscar adayı filmler listem" e devam ettim.Bilge' de "Vanilya Kokulu Mektuplar" a. Tatil için okuma ödevi olarak vermişti öğretmen, harika bir kitap ama Bilge' nin yaşı için bence bir miktar ağardı. Sayfa sayısı bile korkuttu önce. Birlikte okuduk, biraz ben okudum, biraz o okudu. Anlamadığı yerleri anlatmaya çalıştım. Bu sabah bitirdik. Okul başlayınca kitapla ilgili sınav olacakları için biraz tedirgindi. "Sanırım aklımda çok kalmadı" dedi. "Hatırlarsın merak etme" diye onu yüreklendirmeye çalıştım. Bu ödevin amacı çocuklara kitap okutmak ve okuduklarını özümsemelerini sağlamak sanırım ama ne derece başarılı bir yöntem bilemedim. Ama kitabı ben çok sevdim. Çocuk kitapları bambaşka bir dünya. Bilge sayesinde bu dünyayı aralıyorum ve çok güzel hikâyelerle ve kahramanlarla tanışıyorum. Umarım kızım da bir gün benim aldığım bu tadı alır.
İyi bakın kendinize...

3.02.2015

Ocak ayı kitapları

Ocak ayının sekiz kitapla bitirdim. Diğer beş kitaptan burada bahsetmiştim. Bunları da bugün not düşeyim istedim. Roman Gary ismini Onur Caymaz söyleşisinde duymuştum. Sanırım çok büyük bir beklentiyle okudum. Çok etkilenmedim. Yazarın hayatı beni daha çok etkiledi. Önceleri Emile Ajar adıyla yazıyor. Sonra kendi kimliğini kullanıyor, her iki kimliğiyle iki ayrı Goncourt Ödülü sahibi oluyor. Eşinin trajik ölümünün ardından, hayatına son veriyor. Elimde bir kitabı daha var ondan sonra Romain Gary hakkındaki hissiyatım netleşecek sanırım.
"Şimdilik söz konusu olan, şansa bir şans vermektir. Bu öyle bir dönem ki, herkes yalnızlığı haykırıyor ve aşkı haykırdığını bilmiyor. Oysa insan yalnızlığını haykırdığında, her zaman aşkı haykırır." (arka kapaktan.) Agora Kitaplığı, 127 sayfa.
 Yky rafında gördüğümde hiç Hermann Hesse okumadığımı düşünerek aldım bu kitabı. Aslında az sayfalı kitaplardan, öykü değilse hep çekinmişimdir. Bu kitapta korktuğum başıma geldi. Yinede kitaba haksızlık etmeyim, güzeldi.
" Alman ekspresyonizminin edebiyat alanındaki doruklarından biri olan Klingsor' un Son Yazı, bir ressamın hayatının son birkaç ayını anlatır. Bu kısa ama yoğun içerikli romanda, Klingsor' un gözünden görmek bir büyüye dönüşür; parlak göz alıcı, çarpıcı ve saf renklerle dolu küçük bir palet; renklerle yazılmış bir senfoni; sözcüklerle renklenmiş bir tablolar dizisidir. ( abartılı arka kapaktan) YKY, 67 sayfa.
Ve geçen yılın son günlerimde kendime aldığım en güzel kitaplardan biri "100 Yüz" Ara Güler' den Yazar Fotoğrafları. Kitabın sayfalarını açtığınızda Ara Güler'in muhteşem kadrajından yazarın fotoğrafını, karşısındaki sayfada da yazara ait bir iki satırlık bir alıntı var. Çok güzel, çok kıymetli.
Arka kapakta şöyle yazmış Ara Güler; "Eğer ben bu insanların fotoğrafını çekmese idim, Türk Edebiyatı yüzsüz ( 100süz) kalacaktı. 
Ne kadar haklı büyük usta, her kitaplık böyle muhteşem bir kitabı hak ediyor bence...

Hava bugün de çok soğuk ama Bilge' yi evde tutabileceğimi hiç sanmıyorum. Lahana kıvamına bürünüp,Tunalı' yı bir arşınlayıp geleceğiz. "Sana kahve alarız " bile dedi:)) nasıl hayır diyeyim:))

2.02.2015

Kelimelerin en güzeli "tatil"

 Kelimelerin en güzelini, özellikle mevsim şartlarını ve ruh hallerimizi düşünerek, kızçemle "tatil" olarak belirledik. Neredeyse her günümüz dolu dolu geçiyor. Her akşam uzunca bir "şüküüüüür" diyoruz. Kitaplar okuyoruz, filmler ,izliyoruz, resim yapıyoruz, boş boş tv karşısında oturuyoruz. Bilge okula başladığından beri geçirdiğim en güzel tatil diyebilirim.
Hafta sonu yeni bir suluboya çalıştım, yine çok sevdim. Beş kuşluk bir seri yapmayı hedefliyorum:))
 Yazın ilk katını gezdiğimiz "Pul Müzesi" ne tekrar gittik, tesadüfen arkadaşlarımızı gördük, bir fincanlık sohbet ettik. Müzeyi yine tam anlamıyla gezemedik. Olsun dedik, yine geliriz.
 Müzenin çok nezih bir kafeteryası var, üstelik fiyatları çok uygun. Müze dükkanı da orada olunca hem kahvenizi içip hem katalogtan  alacağınız pulları seçebiliyorsunuz. Abone olma seçeneğinden de bahsetti kasadaki kibar bey, "ama o zaman buraya gelmek için bahanemiz olmaz" dedim, bana hak verdi. Bilge çoğunluğunu Sevgili bir numaralı arkadaşının verdiği pullarının yanına, yeni aldıklarımızı da ekleyip, yeni pul defterine özenle ve pul maşasıyla yerleştirdi. Sonra defteri göğsüne bastırıp " bu defter çok kıymetli, kimse çalmaz değil mi" diye sordu:))
Bu arada kendime "Oscar adayı filmler" listesi hazırladım. İlk film sekiz dalda aday "The Imıtatıon Game" filmiydi. Oldukça etkileyici bir filmdi, ben beğendim
Dün sabahtan beri Isabel Allende' nin çocuk kitaplarından "Altın Ejder Krallığı" nı okuyorum. Aslında bu serinin ikinci kitabıymış. Olsun dedim, konu çok kopuk değil.
"Kadının Işığı" nı bitirdim, biraz karmaşık geldi bana, yazarım bir ara.
Dün rüzgarın sesi beni çok tedirgin etti, sabah kalktığımda dinmiş olduğuna çok sevindim.
Keyifli bir haftamız olsun.