30.03.2015

Günaydın Pazartesi !

 Güzel uyandım, nefes alarak,öksürüp aksırmadan. Hafta sonu güzel dinlendim, sanırım onun etkisi de var. Masamın üzerindeki kağıt tomarları bile sevimli göründü gözüme:)) Bir de kitaplarım gelmiş kargodan, değmeyin keyfime:))
Cumartesi yağmurlu bir gündü. Bilge' yi kursa bırakıp, her zaman gittiğim kafeye gidip, sakin bir köşe buldum. Limonlu bir çay eşliğinde "Pera Günlükleri" nin birinci kitabını okumaya başladım. Delal Arya ismini ilk kez instagramda rastladım, sevimli ikizleri yeni doğmuştu, nasıl güzeller. Sonra kitaplarını gördüm ve ilk kitapla başladım.Cumartesi akşam  kitap bitti.Pazar sabahı kahvaltıda baktım bizimkilere kitabı anlatıyorum:)) Kahvaltıdan sonra kitabın devamı olan üç kitabı da alıp geldik:)) Nefis bir kurgusu var. Merakla okuyorum, ikincisi de bitmek üzere:))
"Zıplayan hamur" la tanıştık. Bilge bayıldı bu hamura. Kendi kendine kuruması,kolay şekil alması, uzun zamandır oyun hamurlarına bakmayan Bilge' yi hafta sonu, sardı sarmaladı. 

 Bu hafta Penguen yine çok güzel. Arada kahkahalar eşliğinde okudum.
Uyku öncesi kitabımız "Güneşe Tırmanan Çocuk". Bu arada tırnaklara dikkat:)) süsünden püsünden değil, tırnak yemeye başladığı için, böyle bir önlem aldık.Tırnak sticerları yapıştırıp,üzerine acı oje sürdü. Bakalım işe yarayacak mı:(( Bir ara yiyordu, sonra unuttu... geçen de sınıfında yarım saat kadar kalmam gerekti neredeyse tüm çocukların eli ağzında... anlamıyorum ki. Neyse keyfimi kaçırmayayım, güzel bir hafta olsun.

27.03.2015

Haftayı bitirirken

 Bak bugün yine cuma, Bilge' nin "ne giysem" diye dolanmasından anladım.Okulda serbest kıyafet günü. Haftanın başını hasta değilmiş gibi davranarak,ortasını salle sümük, sonuna doğru ise iyi olduğuma kendimi inandırmaya çalışarak geçirdim:)) Bu arada neler yaptım;
1-Başladığım tüm kitapları bitirdim.
2- Bilge' nin "izcilik kıyafeti" sorunsalını Ulus'tan hallettim ve ilk defa (5 senenin üstüne) Ulus' ta kaybolmadım( abartmıyorum valla)
3- Dönüşte bindiğimiz dolmuş yolcu beklerken; park halindeki araca vurup kaçan aracın plakasının dolmuş sakinlerince, (şoför liderliğinde)  alınıp, bir kağıda yazılıp, vurulan arabanın sileceğine iliştirilmesi imecesine şahit oldum. "İnsanlık ölmemiş" dedim bir de gözlüklerimi takmalıyım diye düşündüm. Ne kadar  gözlerimi kısarak baksam da imeceye katkıda bulunamadım:((
4- "Neli açma var ?" diye soran adamın, görevlinin "patatesli, peynirli, kaşarlı ....." diye devam eden uzunca listesini dinleyip "ben o zaman sade açma alayım "demesine   şahit oldum.Şaşkın baka kaldım:))

 5- Dün gökte pırıldayan güneşi görünce, Bilge'nin izcilik grubunda olmasını fırsat bilip, sergiye gittim. Fotoğraflar aktarma kablosunu getirmeyi unuttuğum makinede kaldı. 30 Marta kadar ÇSM' de Ankara'l ılar ısrarla gidin derim.
6- Çıkışta keyifle üst baş aldığım küçük dükkana uğradım.Denemeden bir iki tişört aldım,en çok beğendiğimin içine evde sığamadım:((
7-Akşam yemeği yemeden yattım, gece yarısı bir ara kendimi mutfakta yakaladım, umarım çok bir şey yememişimdir:((


8- Italo Sveo' nun "Yaşlılık" kitabına başladım. Sveve' nun daha önce çocuk kitaplarını okumuştum. başta biraz oturtamadım kafamda karakterleri ama biraz ilerleyince oturacak gibi görünüyor.
9- Kendimi "kitap alma arsızı" ilan edip, evdeki kuleye aldırmadan "babil. com" dan sipariş verdim. Pişkin pişkin de "yaşasın kitap arsızlığı" dedim:))
10- Bilge'yle solfej çalışırken nota okumaya başladığımı fark ettim,sonra aklıma ortaokuldayken müzik öğretmenimizden (ne fena adamdı) sürekli bu işi beceremediğimiz için, sınfça sıra dayağı yediğimiz geldi. Bilge' ye anlattığımda inanmayan gözlerle "hadi canım" dedi:((
11-Bütün bunları yaparken evle hiç ilgilenemedim.Keşke çiçekleri sulamak ütü yapmak kadar, büyük bir kalabalığı ortadan kaldırsaydı ya da evi ak pak gösterseydi. Neyse muhtemelen temizlik işi pazartesiye kalacak. Tümevarım gibi bir yöntem düşünüyorum, gerçi kime söylesem işe yaramayacağını söylüyor ama cesaretimi kırmayayım değil mi? ,
Keyifli bir hafta sonu olsun, ay bir de sıcak olsun lütfen.

25.03.2015

Gripli haller...

Dün sabah iptal vaziyetteydim. Burnum bir çeşme misali ,ama öyle böyle değil, bozuk çeşme görünümüne ve işlevine büründü. Bizimkileri yolladım, yine bidolu ıhlamur, kuşburnu, rosmarin falan karışımını bünyeye yuvarladım. Kafam kah düştü, kah kalktı derken öğleni etmişim. Kalktım bir çeki düzen verdim kendime, Bilge' yi almaya okula gittim. Aklımdan gitmiş, bir arkadaşıyla birlikte pasta yemeye götürmeye söz vermiştim.
Gözüme dikilmiş gözlere dayanamayıp çocuklarla düştüm yola. Onlar oyun salonunda oynarken ben "Sineklerin Tanrısı" nı bitirdim.Bitirdiğime sevindim:)) Sonra çocuklarla ofise geldim. Diğer çocuğun annesini bekle babam bekle. Oysa söylemiştim, hastayım diye. Neyse bizimkiler  dışarıda oynarken bir gün önce yarısını izlediğim "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" filminin kalan yarısını izledim.
Erdal Beşikçioğlu' nun oyunculuğuna bir kez daha hayran kaldım. Filmi çok sevdim. İyi hissettirdi.
Sonunda annesine çocuğu teslim edip eve kendimizi atabildik. Keman çalışmayı salladık, ödevleri anca bitirdik. Yatağa girip Delal Arya' nın "Pera Günlükleri 1" başlamıştık ki ikimizde uyuya kalmışız:)) Tabi ben sabaha kadar üç beş kez kalkıp dolandım. Allhım nefesini zor almak ne kötü bir durum. Sabah artık bu işin otla çöple çözülmeyeceğini anlayıp ilaç aldım. Bu arada acayip arkadaşlarım olduğunu bir kez daha anladım bu grip sayesinde. Birisi "amannn sende bütün kış hasta dolaşıyorsun zaten "dedi. "hıııım annem aslında adımı Nazlı koyacakmış ama duygusal davranıp Sevda koymuş "dedim  tövbe tövbe sanki keyiften hasta oluyoruz. Biri de bu sabah "aaa domuz gribi olmayasın sakın" dedi. İçimden ne dediğimi sanırım tahmin etmişsinizdir. Ama bir diğer arkadaşım da hasta benden daha fena, astımı da var onun. Her sabah hangimizin sesi daha fena diye arıyoruz birbirimizi, halimizi ancak yine biz anlıyoruz.Neyse uzatmayayım yalnız bu yazıyı yazana kadar üç kez elektrikler geldi gitti. Benim kafada dağıldı. Ben bir az işlerimi toparlayayım da öğleden sonra daha fena oluyorum çünkü. Sonrasına bakacağız artık. Aman dikkat edin kendinize...Hasta felan olmayın...

23.03.2015

Günaydın...

 Günaydınlar olsun, aslında bir az geç kaldım günaydın için pazartesi ya anca kendi halime kalabildim.
Tutulmam geçti( yaşasın Votaren Patch)  çok sevinmiştim ama bu sabahta boğaz ağrısıyla uyandım:(( Yokmuş gibi davranacağım, bünyeye bolca ıhlamur ve ılık su yüklemesi yaptım, iyi gibi sanki:))
 Cumartesi günü o kadar soğuktu ki, koca kış bu kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum. Bilge' yle kurs çıkışı uğradığımız kitapçıdan hiç dışarı çıkmam istemedik. Sıcacık ve kitap dolu:)) Fotoğraftan da ne kadar kaptırdığımız belli sanırım:)) Bu arada sağ köşede görülen Ebru Aksan' ın "Beni Kim Sevsin" kitabını başladım ve bitirdim. Detayları daha sonra yazarım, güzel bir kitaptı.
Pazar günü erkenden Koca bir iş için gitti. Bilge uyanınca sıkı sıkı giyinip geçenlerde keşfettiğimiz simitçiye gittik. Giderken dergilerimiz aldık (bkz. ilk foto:)) Çok güzel bir kahvaltı ettik. Dönüş yolunda semt pazarına uğradık Tazecik enginarlar çıkmış, daha bir sürü bişiy aldık. Eve geldik. Bilge salı gününe götürmesi gereken  ödevini  yapmaya başladı. Çok duygulandım önce, sonra inatla "telekomünikasyon" u yanlış söyleyip, yanlış yazdığı için bir  de eş anlamına bakayım dedim. "uz iletişim"... cık... bu hiç olmadı. Zaten baktım iyice dalga geçiyor kendimi enginar dolması pişirmeye verdim. Ne güzel oldu, ama sıpa yemedi:(( Koca geldi çok yorulmuş vurdu kafayı yattı.Bilge' yle  Vivian Vande Velde' nin "Ben Kaz  Değilim" kitabını okuduk. Çokça güldük, sonunda duygulandık...Bilge yeni aldığımız mandala kitabını boyadı,  ben killerimle oynadım, çok bir şey çıkaramadım. Sonrası da uyku faslı... Haftamız güzel olsun bir de sıcak lütfen....

20.03.2015

Haftayı Bitirirken...

Dün okul sonrası Bilge' yi okuldan alıp İngilizce kursuna götürdüm. Hastayken gitmediği günlerin telafisi için çağırmışlardı. Koş koş gittik kursa, Bilge'yi bırakıp attım kendimi sokaklara bu arada bütün gün yağan yağmur da eşlikçimdi. İki saatim vardı. Önceliği geçmiş doğum günüm vesilesiyle "ikinci ürün hediye" teşviğimi kullanmak üzere sürekli gittiğim kozmetikçiye uğradım. İki tane parfüm aldım. Müge çiçeği kokusunu  yıllardır kullanırım yanında da ilk kez kiraz  çiçeği kokusu aldım. Kokulardan başım dönmüş vaziyette dışarı çıktım. Sonra arka arkaya bir iki dükkan daha gezdim. Baktım şemsiye açacak elim kalmamış en son Bilge' ye okul için pantolon alıp (nasıl çabuk uzuyor bu çocuk) karşıdaki cafeye kendimi zor attım. Baktım bir saatim daha var. Kahve söyledim, teyzemle keyifli bir telefon görüşmesi yaptım. O ara kafamın üzerindeki rafları gördüm. Yeşil yeşil şişeler. Kahvemi getiren garsona sordum "zeytin kolonyası" dedi. Yıllar önce bir tanıdığa Antalya' da "muz kolonyası" aramışlığım vardı ama zeytin kolonyasını ilk kez duydum ve kokladım. Hemen bir şişe aldım. Çok güzel  bir aroma. Bu sabah hepimiz zeytin kokarak çıktık evden:)))
Dün William Golding' in "Sineklerin Tanrısı" na başladım. "Görme Biçimleri " bitmek üzere.
Bu sabah sol yanım tutulmuş vaziyette kalktım. Ya dün elim kolum çok dolu dolandığımdan oldu ya da bir tarafım açık yattım. Sabahtan beri çok sesli dolanıyorum. Koca bile kınadı beni "cıkcıklayarak" ama canım yanıyor ne yapayım. Bolca kas gevşeticiye ve ağrı kesiciye sığındım. Bugün güneş tutulması varmış, gerçi güneş yok ortalıkta ama bakacağız artık, tutulmalı bir gün yani...:)) Neyse keyifli bir hafta sonu olsun diyeyim...

19.03.2015

Bu sabah

Bu sabah erken uyandım sandım,oysa alarm sesiyle uyanmıştım. Camdan dışarı baktım, grinin en koyusu bir hava ve yağmurla karışık kar yağıyor.Gerçi dün radyoda kulak tırmalayan kadın sesi söylemişti ama sanırım ciddiye almamışım. Çöp atma bahanesiyle aşağı indim. Ağaçlara baktım, derin bir "offfff" çektim. Aziz Nesin 'in "Arkadaşım Badem Ağacı"şiiri geldi.


Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek kara kış
Açarsın çiçeklerini
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü
Bir güler yüz, bir tatlı söz
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni kara sevda
Hemde bilerek kandırıldığımız
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koş desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de  hiç bir aşkın 
Açalım yinede çiçeklerimizi 
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya.

Ne güzel yazmış değil mi, her okuduğumda kalbim hayranlıkla doluyor.
 Bugün uzun olacak  belli....

18.03.2015

Bir kitap, iki film...

 Bahar kendini gösteriyor gibi, güneş parlak ama hava hâlâ soğuk. Sanırım bu dönemler insanın sabrının denendiği zamanlar. En güzeli ruhu rahatlatmak. Aslında kafamda bir sürü sulu boya resim fink atıyor ama bir türlü vakit ayarlayıp başına oturamadım. Doğru zamanı mı bekliyorum yoksa tembellik mi yapıyorum hiç bilmiyorum. Allahtan kitap okumak artık günümün vazgeçilmez bir parçası,  bu ara  film izlemeyi de ekledim. Güzel oldu. Zaten mevsim geçişi denen bu zamandan çok da bir şey beklememeliyim. Neyse başlığa döneyim "Bir kitap" ilk kez okuduğum Antonio Skarmeta' dan "Gökkuşağı Günleri", yine dost tavsiyesi, yine iyi bir tavsiye. Şilili yazarın kurgusuna, diline, kahramanlarına bayıldım. Su gibi aktı, bitti kitap, hatta "bitmeseydi" bile dedim. Ayrıca ne Allende' den  sanıyordum Şili hayranlığımı, Skarmeta ile iyice tavan yaptı:))
"Gökkuşağı Günleri' yle Planeta-Casamerica ödülünü 2011 yılında kazanan, Şili Ulusal Edebiyat Ödülü sahibi ünlü yazar Antonio Skarmeta, bir diktatörün demir yumruğu altında inleyen Şili' nin içine düştüğü karanlığı ve bu karanlığın içinde çıkış yolu arayan gençliğin buhranlarını Latin Amerika edebiyatına özgü hayat dolu bir dille anlatıyor"(arka kapaktan) Kitap Pınar Savaş çevirisiyle Kırmızı Kedi Yayınlarından çıkmış 179 sayfa.
 "İki Film" e gelince "Cennetin Rengi" 1999 İran yapımı bir Majid Majidi filmi. Yönetmenin naif dokunuşu, belgesel tadındaki kurgusu çok etkileyiciydi. Keşke orjinal dilinden izleyebilseydim. Bir tek seslendirme kulağımı tırmaladı. Onun dışında çok güzel ve unutmayacağım filmler arasında yerini aldı.
İkinci filme gelince "Sözcükler ve Resimler" benim gibi romantik komedi sevenler için çekilmiş 2014 ABD yapımı. Baş rollerde Clive Owen ve Juliette Binoche oynuyor. Yanılmıyorsam Binoche' yi ilk kez romantik komedide oynarken izledim. Önce bir garipsedim ama resim bir tarafta, edebiyat diğer yanda güzel bir filmdi. 
Bugünlük benden bu kadar, hadi kendinize iyi bakın...

16.03.2015

Güzel Hafta Sonu

 Pazar sabahı erkenden pıtı pıtı ayak seslerini duydum "Anne" diye fısıldadı. Gözlerim kapalı "hı?"dedim. "Erken uyanmışım doğum günüm ya", gözlerim hâlâ kapalı "ben seni öğleye doğru doğurdum hadi biraz daha uyu" dedim:)) Sabah erkenden gitmiştik hastahaneye. Sabah sekizde normal doğumu gözüm yemediği için planlı sezeryan olacaktım. Annem ve kız kardeşim biraz neşeli , bolca endişeli  etrafta dolaşıyorlardı. Koca acayip rahattı. Hatta bir ara onun bu rahatlığı beni germişti. Sonra yakışıklı doktorum" acil bir hastası geldiğini biraz bekleyip bekleyemeyeceğimi" sordu."Beklerim" dedim demesine ama karnım zil çalıyordu. Öğleye doğru beni hazırladılar, buda rahibi edasında anestezi uzmanı "üçe kadar sayacağım, muhtemelen birden sonrasını hatırlamayacaksınız" dedi. Bu arada güzel bir müzik çalıyordu, doktorum neşeliydi ve saat 11' i gösteriyordu. Sahiden de birden sonrasını hatırlamadım. Kendime gelirken" parmakları tam mı" diye sormuşum.Bebeği kucağıma verdikleri anda bu kadar güzel bir şeye sahip olma duygusunu taa iliklerimde hissettim. Bilge çok sakin bir bebekti. Annem herkese çok huysuz bebek hikâyeleri anlattı durdu. Ben hep kocaman bir coşkunun yanında, kocaman da bir endişeyle büyüttüm. Rahat olmaya çalışıp, endişelerimi içime atmayı, dillendirmemeyi, kötü şeyleri çağırmamayı ve sakin olmayı öğrenmeye çalışıyorum... Bunları düşündüm, sonra kalktım Bilge' nin yanına gittim.Sarıldık sımsıkı. "Bu sene kalabalık doğum günü kutlaması istemiyorum" demişti.Bu yüzden okulda ya da kursta pasta kesmedik. Cumartesi kendi aramızda pasta kestik.Arkadaşlarımız gelmişti, ne tatlı insanlar, çok duygulandırdılar beni. Pazar günü kahvaltı sonrası planları Bilge yaptı." Önce Macera Adası, ardından oyuncakçı, sonra çin yemeği araya şekerciden alınan iki kese şeker ve çikolata ve eve dönüş" şeklinde günü bitirdik. Artık hep böyle kutlamak istediğini yatmadan önce beyan etti. Bize de "peki" demek düştü. Sağlıklı ve keyifli yaşları olsun bütün çocukların...

13.03.2015

Haftayı bitirirken...



Haftayı bitirirken uzun zamandır okuduğum kitapları paylaşmadığımı fark ettim. Hepsini tek tek yazmaya üşendim valla. Toplu gösterim şeklinde yukarıdaki kolajı hazırladım. "Gece Güzelliği" çok güzeldi, şiir tadında hikâyeler okudum. Dün Jak London' ın "Ölüme Meydan Okuyan Adam" ını okudum. Agatha' nın öykülerinden bahsetmiştim. "İnsan Kurdu" çok senaryo gibiydi. "Susam ve Zambaklar" Jhon Ruskin'in iki konferansından derlenmiş ilginç bir kitaptı. Ve Allende' nin "Cinayet Oyunu" çok çok güzeldi. Cinayet romanında hakkını vermiş.

"Wıld Tales" filmini izledim. Son zamanlarda izlediğim en ilginç filmdi. Oldukça ironikti. Hele son bölüm aman allahımdı:))
Hafta sonunuz keyifli olsun, güzel olsun...

12.03.2015

"Akran Zorbalığı"

 Kazancakis'in yarattığı  ve Antoni Quinn' in can verdiği "Zorba" nın sahilde diğer kahramanla sirtaki yapığı sahne ne güzeldir, ne naif. Bildiğim en masum "zorba"dır, Kazancakis' in kahramanı. Bunları düşündüm dün okulun kıytırık salonunda bir avuç kadınla rehberlik öğretmenlerinin verdiği semineri dinlerken.. Yağmurdan ıslak paçalarımın verdiği ürpertinin, konuyla birleşerek yarattığı hissiyat sinir bozucuydu. Konumuz "Akran zorbalığı" olunca sandım ki o salon dolup taşacak. Ama anladığım kadarıyla gelenler çocuğu zorbalığa uğrayan velilerin bir kısmıydı. Ben de öyleydim. Geçen seneden beri Bilge' nin sınıfında hiperaktivite sorunu olan bir çocukla sürekli sorun yaşıyoruz. En son geçen hafta Bilge okula gitmek istemeyip, hastalık numarası yapınca olay iyice çığırından çıktı. Önceki hafta yine rehberlik öğretmenleri öfke kontrolü üzerine sınıfta ders verirlerken bu ikisini konuşturmuşlar. Ders sonunda çocuk teneffüste Bilge' yi sıkıştırmış ve "yarın okula gelirsen ağzını burnunu dağıtırım" demiş. Bilge bunu ağlayarak anlattı. Babasıyla okula gidip öğretmeniyle konuştuk. Bize biraz bekleyelim ben size haber vereceğim dedi. Dün böyle bir seminer olduğunu öğrenince ben de işi gücü bıraktım seminere gittim.Anladığımı anlatacak olursam;
1- Hiperaktivitesi çocuğun zorbalığının gerekçesi olabiliyormuş.
2- Hiperaktivitesi olan bir çocuğun tedavisi tamamen ailesinin vicdanına bırakılıyormuş.
3- Her yedi çocuktan birisi akran zorbalığına maruz kalıyormuş.
4- İlkokullarda disiplin suçu olmadığı için caydırıcı hiçbir cezası yokmuş.
5- Ailelerle konuşmak dışında ellerinden bir şey gelmiyormuş.
6- Sistemli bir takipte yokmuş, bugün bir olay oluyor, çocuklarla konuşuluyor ve tataaaa her şey yolundaymış gibi yapılmaya devam ediliyormuş.

Mevzuyu ilk duyduğumda aptalca bir şey yaptım ve Bilge' ye kızdım. "Niye kendini korumuyorsun "dedim, " o çocuğun kırmadın kafasını ki seni rahat bıraksın" dedim ve en komiği "teakwando yapıyorsun güya " dedim. Çocuğum bana döndü "saçmalama anne müsabakada mıyız nasıl zarar vereyim ben ona " dedi.
Durumdan haberdar olan diğer velilerden biri  bana "çocuktur canım üzülme bu kadar onlar aralarında hallederler " dedi. Buz gibi oldu içim. "Senin oğlun hiç sorun yaşadı mı bu çocukla" dediğimde "benimki onun hakkından geliyor, o yüzden dokunamıyor" dedi. Allahım şaka gibiler.
Neyse bu sabah yine rehberlik servisinde uzun uzun konuştuk. Diğer çocuğun ailesiyle de konuşacaklarını söylediler ama çok şey beklemememi ima ettiler.
Bilge' ye gelince o çocuktan uzak durduğunu ve konuşmadığını söylüyor.
Sabahtan beri düşünüyorum, sınıfını ya da okulunu değiştirmek tek çözümmüş gibi görünüyor ama böyle insanlarla hayatı boyunca hep karşılaşacak. Nereye kadar kaçabilir, bir şekilde baş etmeyi öğrenmesi gerekiyor. Belkide çocuğuma en büyük kötülüğü ben yaptım. Hep doğadaki hiç bir canlının canını yakmaya hakkın yok diyerek, sevgi dolu,iyilik dolu, başkalarına karşı saygılı olması gerektiğini  söyleyerek büyüttüm...sanırım  çok büyük hata yaptım...bilmiyorum...sinirlerim altüst oldu...

9.03.2015

Hafta Sonu

Cumartesi günü derslerimizi iptal ettik. Bilge bir o yana bir bu yana inleyerek yattı. Pazar sabahı uyandığında ateşi düşmüştü. Gözlerine fer gelmişti. Şükür dedim. Öğleden sonra fuara gittik, son günüydü. Bilge'yle biraz dolaştık, bolca şımardık. Babayı orada bırakıp Kızılay' a geldik. Biraz alışveriş yaptık, yemek yedikten sonra eve geldik.Ödevlerini bitirdi, bütün gün alnını yoklamama aldırmadı. İlaçlarını içti,kitap okurken uyuya kaldı.
Ben de Onur Caymaz' ın şiir tadındaki hikâyelerinin olduğu "Gece Güzelliği" kitabını bitirdim, bir iki resim karaladım, bu hafta sonunu da böylece uğurladım. İki gündür hava kıpır kıpır,bu sabah açmış ballı baba bile gördüm.Kabanımı attım,hırkamı giydim evden çıkarken. Baharın gelmesine azıcık daha var ama olsun güneşi bedeninizde, ruhunuzda hissetmek gibisi var mı? Keyifli bir haftamız olsun...

7.03.2015

Haftayı bitirirken...

Aslında amacım fuardan bir şekilde tüymenin yolunu bulmaktı. Şöyle bir görünür kaçarım dedim. Tabi dediğim gibi olmadı. Bizim markanın yeni fırınına aşık oldum. Hemen bir önlük giyip ustanın yanına attım kendimi. Tepsi tepsi pişirdik. Aman nasıl keyif aldım anlatamam ve buna inanmayacaksınız neredeyse dört saat kaldım ve tadına dahi bakmadım. Hiç canım istemedi. Eve gelince kuzu kuzu sebze yemeğimi yedim. Diyetimi bir tek farklı kahveler tadarak deldim diyebilirim. O da vicdanımı çok sızlatmadı:)) En kötü tarafı göz koyduğum fırının ev tipi yoktu, birde kahve değirmenine göz koymuştum ama onun ev tipini araştıracaklar:)) Ankara' da yaşayan arkadaşlar fuar pazar günü akşama kadar devam ediyor.
Bilge dün gece yine ateşlendi, antibiyotiğe başladık çaresiz. Ateşlenince nasıl iç burkucu görünüyor bu kuzular, of yaaa...Allah beterinden korusun diyeyim ve keyifli bir hafta sonu dileğimi de arkasına ekleyim. İyi bakın kendinize...

3.03.2015

İyi ki doğmuşum...


Bugün benim doğum günüm. Otuz sekiz oldum:)) Ama hiç göstermediğimi söylüyor herkesler, bende inanıyorum. Yirmili yaşlarım bitince doğum günü kutlamak pek anlamlı gelmemeye başladı. Babamı kaybedince hepten kutlamaktan kaçar oldum. Hediye falan gözümde yok ama itiraf edeyim sabahtan beri arayan, mesaj atan dostlar yüzümü gülümsetti. Geçen hafta sonu da uzaklardaki iki güzel kardeşimden hayatımda ilk kez " erken doğum günü" hediyesi aldım, kendimi acayip özel hissettim, çok şaşırdım ve çok duygulandım. Böyle günlerin en güzel armağanı etrafınızdaki dostlarınız, arkadaşlarınız. Kimse yalnız kalmasın bu hayatta...



2.03.2015

Hafta Sonu

Hafta sonu için acele karar vermişim. Cumartesi kursa gittik ama Bilge ateşlendi eve geri döndük. Ateşi çabuk düştü allahtan. Pazar günü sabahtan akşama kadar ödev yaptı. Sanki dipsiz kuyu. Hafta içi gidemediği günlerin ödevleri de birleşince yatana kadar ödev yaptı diyebilirim. Akşam üzeri baba "hadi gidip biraz hava alalım" dedi. Sıkıca giyinip çıktık. Bilge' ye Süper Penguen, bize Penguen dergilerini alıp güzel bir pastane bulduk. Bilge kurabiye yedi, hatta saçları da tadına baktı kurabiyenin:)) Aman ne güldük... iyi geldi yani.
Fargo dizisini bitirdim, uzar diye düşünüyordum ama güzel bitti. Agatha Cristie' nin "Hercule Poırot İz Üzerinde" kitabını da bitirdim. Tabi bir sürü olay ve çözümü vardı. Böyle üst üste olunca çok sevmiyorum ama güzeldi. Tarık Dursun K.' nın "İnsan Kurdu" kitabına başladım. Kafamı epeydir tırmalayan bir mevzu umarım yarın sonuçlanacak ve derin bir nefes alacağım. Neyse güneş son birkaç gündür yüzünü gösteriyor ve baharın geldiğini hissettiriyor. Silinmek lazım, toparlanmak, umutlanmak... İyi bakın kendinize...