29.05.2015

İzlediklerim ve yaşasın cuma:))

İki gündür evden dışarı çıkmamış biri olarak hâlâ "yaşasın cuma" diyebiliyorum ya helal olsun bana. 
Çarşamba günü Bilge kötüydü, neredeyse hiç kalkmadı onunla bir sürü animasyon izledim, izliyormuş gibi yaptım:))
Dün daha iyiydi ve evde yollarımızı ayırdık:))Bir sürü film izledim ama en etkileyici olan ikisinden bahsedeyim. 
İlk Film "Chappie" 2015 ABD ve Meksika yapımı.Bu filmi ailecek izledik.Koca bayıldı. Bende sevdim.


 Baş rollerde tanıdık isimler vardı. Dan Patel büyümüş bilim adamı olmuş. Rolünün hakkını vermiş, mimiklerine bayıldım.
 Hugh Jackman' ı çok severim, filmde tipini görünce bastım kahkahayı saçlar falan, bir de kötü adam olmuş:((
Sigourney Jackman' ı da çok severim ama filmde varlığı yokluğu çok belli değildi.
 Yapay zeka, robotlar, geleceğin dünyası üçlemesinde, hissedebilen yani duyguları olan robot Chappie' yi izlemek keyifliydi. Filmin künyesinde yazan "bilim kurgu, dram ve komedi" cuk diye oturmuş bence. Ailece beğendik ama robot filmleri arasında hâlâ favorimiz " I Robot":))
 "Wild" filmini tek başıma izledim. 2015 ABD yapımı. Reese Witherspoon' un hep romantik komedilerde
izlemişim şimdiye kadar.Bu filmin hakkını vermiş.
 "Wild" Cheryl' ın annesini genç yaşta kaybetmesi, uyuşturucu bağımlılığı ve evliliğiyle ilgili sorunlarının altında ezilmesi sonucunda uzun yürüyüşünü anlatıyor.
 Zorlu ve uzun bir yürüyüş sanırım yüz günü geçiyordu. Sırtındaki devasa çantayla, bir dolu zorluk yaşadı.
Annesiyle ilgili bölümler çok duygusaldı. İnsan kendine bunu niye yapar diye sorduğunda ve filmin bütününe baktığında, buna ihtiyacı vardı diyorsun. Gerçi bizim memlekette böyle bir arınmayı düşünmek bile ziyadesiyle fantastik. Neyse güzel bir filmdi.
Hava buz gibi, Bilge okulda, bende işlerimi toparlarım bugün. Yine plan, program ve liste yapmadan devam ediyoruz:)) Keyifli bir hafta sonu olsun...

28.05.2015

"İşte Benim Zeki Müren Sergisi"

Bugün yarın derken, önceki gün sergiye gidebildim.

 İçerisi ışıl ışıl, fonda Zeki Müren şarkıları
 Bambaşka bir dünya
 Fotoğraf makinesindeki fotoğrafları aktaramadım henüz. Özellikle Zeki Müren' in desen çalışmalarına bayıldım.
Bu yönünü hiç bilmiyordum.

 Birbirinden güzel desenleri fotoğraflamıştım.
Şarkılar kulağımdan girip ruhuma doğru süzülürken 
 Kostümlerin olduğu bölüme yöneldik 
 O zamana kadar pek ilgilenmeyen Bilge kostümlere pür dikkat baktı
 Küçük bir bölümde film gösterimi vardı.
Bilge' nin aklında ayakkabıları kaldı, babasına heyecanla anlatıyordu. 

Bu arada iki gündür evdeyiz. Dün okulda kermes vardı, okula gitmedik. Zaten hava pek bir kötü. Bilge öksürmeye başladı. Dün çok fenaydı, neredeyse hiç kalkmadı. Bugün daha iyi ama okula göndermeye cesaret edemedim. Biraz toparlansın dedim. Ben de dinlenmiş oldum fırsattan istifade. Bugüne de biraz temizlik sığdırabilirsem, ne mutlu bana:))




26.05.2015

Yeni kolyeler

 Sonunda şeytanın bacağını kırdım sayılır. Gerçi ite kalka oldu ama olsun. Uzun zamandır yeni bir şeyler yapmıyordum.
 Daha doğrusu yapıp, fırınlayıp, bir kenarda bekliyorlardı.
 Yaz gelince yıllardır çalıştığım bir arkadaşımın siparişlerini yaptım.
 Sipariş dediysem "sipariş " kelimesi bile beni acayip kasar. Neler istediğini az çok biliyordum
 Gerisini de bana bırakıyor her sene  zaten. Böyle ortaya karışık bir şeyler yaptım.
 Daha bir sürü boncuk var fırınlanmış, bir araya gelecek.
 Artık uzun yaz akşamlarında, film izlerken yaparım:))
Dün Bilge' yle dişçi macerası yaşadık. Kalıcı azı dişinde kocaman bir çürük varmış. Nasıl üzüldüm. Dolgu yapıldı, bir de süt dolgusu yapıldı. Dün sonunda "abur cuburu bırakma" kararı aldığını ilan etti. Aradan bir saat geçti "dondurmamı yesem" dedi:))Uzun  uzun konuşup, kendisine sınır koymasını ve dişlerini güzel ve düzenli fırçalamasını söyleyip durdum. Bakalım işe yarayacak mı. Bu abur cubur işinin ucu okulla birlikte kaçtı zaten. Sen ne kadar korumaya çalışırsan çalış, çocuk nihayetinde görüyor. Neyse ama dişçi koltuğunda çok cesur hiç bana çekmemiş. Onun dolgusu yapılırken bile ben tedirgin oldum, yüreğim güp güp attı:))

25.05.2015

Hafta sonu

Cuma günü Bilge' yi okuldan akşam üzeri aldım. İzcilik çalışması vardı.Baktım hiç eve gitmek istemiyor, Kuğulu Park' a gittik. Aslında Hüsnü Arkan konseri vardı, ama hapşurmaktan konser saatine kadar bekleyemedik.
Kuğulu Park' tan önce kitapçıya uğradık. Dergi falan aldık. Biraz dergi karıştırdı, sonra kendini kaydıraklı, tırmanmalı kısma attı. Bir de arkadaş buldu. Bende bir gözüm onda, bir gözüm kitabımda akşamı ettik. 
Eve geldik, güya film izleyecektik, ben uyuya kaldım.Erkenden uyuyor, sabaha kadar evin içinde dolanıyorum.



Pazar günü de yine sabaha karşı uyumuşum. Gözümü açtığımda saat ona geliyordu. Koca kahvaltı hazırlıyordu. Kahvaltı faslından sonra iş paylaşımı yaptık. Bilge odasını toparladı, Koca mutfağı toparlayıp, balkonları yıkadı. Ben de evi süpürüp, paspas yapıp, tozlarla vedalaştım. Sanki bir hafifledim. Koca' nın aklına burnuma bant yapıştırmak geldi. Nefes açıcı bantlardan. Allahım günler sonra burnumdan nefes alabildim. "Yarım saatçik uyuyayım" dedim, gözümü açtığımda akşam olmuştu:)) Baktım Bilge uflayıp pufluyor. Geçenlerde aldığı ama unuttuğu piramitlerle ilgili maketler geldi aklıma. Bütün akşam uğraştı ve sonuçtan çok memnun kaldı:))
O kadar uykunun üstüne, ben yine sabaha kadar dolandım. "Yerdeniz Büyücüsü"nü bitirdim. Hafta sonu ikinci kitaba başlamayı düşünüyorum. Araya Onur Caymaz' ın son kitabı "Herkes Yalnız" ı koydum. Birazdan başlayacağım. 
Bu arada beni tanımayanların neyse de, tanıyanların "aaa hâlâ iyileşemedin mi, sen de amma hasta oluyorsun " demelerine gıcık oluyorum ve alerji durumunu  anlatamıyorum bir türlü.  Yıllarca annem ve kız kardeşim çektiler bunu. Annem son birkaç yıldır olmuyor. Kız kardeşte bebekleri olduğu ve dışarı çıkamadığı için bu sene rahat. Ben son beş yıldır her bahar sürünüyorum. Bu sene daha iyiyim diyorum, en azından öksürüğe çevirmedi. Geçen sene çok feci geçirmiştim. Bilge' de bu sene atak yapmadı. Çok hafifi geçirdi. Siz de olunda bir görün bile diyemiyorum. Hapşurmaktan kaburgalarım bile ağrıyor. Neyse bu arada gözlerimin kaşınmasına çay pansumanı çok iyi geldi. Tavsiye ederim:))
Keyifli bir haftamız olsun...

22.05.2015

Haftayı bitirirken...

Bu hafta nasıl geçti anlamadım, liste yapmamakta pek bir işe yaramadı.)) Aman ne yapayım. Alerjim son sürat devam ediyor, sağ gözüm kapanmak üzere, burnum arada kanıyor, elimdeki yanık kabuk bağladı, parmağımdaki kesik kapanmak üzere... ay acınası bir haldeyim:)) Ama olsun şükür genede, daha kötü olmayım da. Sergiye pazar günü gideceğim. Artık iyi şeylerden bahsedeyim. 
Bilge' yle "Meşe Palamudu Macanda" ya bayıldık.Kitabı Seçil Çokan' ın resimlerine bakarak aldık. Bilge okudu kitabı bize, yüzünde kocaman bir tebessümle. Nilay Özer harika bir hikaye yazmış. Sanırım ömrüm boyunca her meşe/neşe palamudu gördüğümde Macanda' yı hatırlayacağım.
Kitap Doğan Kardeş Kitaplığı' ndan "Daha Güzel Bir Dünya İçin" serisinden çıkmış.
"Macanda dalından düşen bir meşe palamudu. Neşeli, becerikli ve konuşuyor. Ama  en önemlisi büyük bir hayali var. Ona Sincap Tuti yardım ediyor. Macanda hayalini gerçekleştiriyor. Kocaman dalları ve gövdesi olan bir ağaç oluyor."  çok güzeldi ve rüyamda sanırım onu gördüm:))

"Zambezia" "Kuşlar Şehrinde Macera" olarak 2011 ' de gösterilmiş. Nasılsa atlamışız. Bilge'yle izledik, güzeldi.Kuş çizme isteğim çok çok depreşti:))


Hafta başı "Melek Dili" ni bitirdim. Çok güzel bir kitaptı. Konusu, kurgusu, katman katman açılması harikaydı ve bir o kadarda etkileyiciydi. Ama kitap çok uzundu. Sonlara doğru çok beğenmeme rağmen "bit artık" dedim. Yaklaşık beş yüz sayfaydı O kadar minik puntolarla basılmıştı ki,sanırım benim rahat okuyabilmem için normal basılsa dokuz yüz sayfa falan olurdu. Keşke öyle basılsaymış. Böyle bir baskı, yorucu bir okumaya sebep oldu.
Gelelim bu haftanın kitabına Ursula K. Le Guın ' den "Yerdeniz Büyücüsü"  Le Guın' ın fantastik dünyası çok iyi geldi bana. Tüm seriyi tamamlamaya karar verdim (altı kitap)
Neyse hafta sonu keyifli geçsin diyorum,iyi bakın kendinize...

20.05.2015

Yaşasın Bayram


Bilge' yle dün sabahtan okuldaki bayram törenine katıldık. Öğleye doğru tören bitti, bizde Anıtkabir' e geçtik.Aslında akşamki konsere gitmek vardı ama dönünce haberim oldu. Akşamda fırsat olmadı gitmeye. Biz gittiğimizde resmi tören yeni bitmişti. İnsanlar yavaş yavaş geliyorlardı. Müze kısmında Çanakkale savaşı' na katılan savaş gemilerinin maketleri sergileniyordu. Her seferinde duygulanıyorum, bambaşka bir yer Anıtkabir. Hediyelik eşya dükkanına uğradık, bana ayraçlar Bilge'ye Bandırma Vapuru maketi aldık. Kafeterya doluydu, Bilge çok bozuldu oturamayınca:)) Çıkışta Kızılay' a uğradık, biraz alışveriş yaptık. O kadar sıcaktı ki eve kendimizi zor attık. Börek yapayım dedim, yaptım da ama tüm sakarlığım üstümdeydi. Elimi yaktım, yetmezmiş gibi bir bardak kırdım ve parmağım kesildi. Küçücük kesikten dünyanın kanı aktı. Yanan elime buz torbası koyarken ve kesik parmağıma bant yapıştırırken Bilge tabletinin üzerinden şöyle bir bakıp "yazıııık sana" demekle yetindi. Hain evlat:((


18.05.2015

Hafta sonu...


Pazar günü erkenden kalktık.Kahvaltıya gittik.Oradan Altınpark' a yollandık. Park yemyeşildi. Uzun zamandır Feza Gürsey Bilim Merkezi' ne gitmek istiyorduk. Bilge dilinde bin soruyla girdi içeri.Bu arada Koca oflayıp puflayarak "ben girmesem mi" demelerde.

Biz girdiğimizde içeride bir gurup çocuk vardı. Görevli diğer gurupla elektrik gösterisini izleyebileceğimizi söylemişti. Baba kız çok keyif aldılar, çok ilginç bir yerdi. Oradan oraya koşturup durdular. İkinci gurupla gösteriyi izledik. Statik elektriğin saçlarını havaya kaldırması kısmına bayıldık.Çok komikti. Çıkışta Bilge uzun uzun paten sürdü. Çok sıcaktı. Biz ters düştük. "At bineyim" diye tutturdu. Allahtan öğle yemeği arasıydı, kimse yoktu. Eve geldik. Hapşurmaktan helak olmuştum. Duş alıp, biraz uyudum.Bu arada Koca yemek hazırlamış. Mutfakta her yer her yerdeydi. Çaktırmadım ama çok uzun süre mutfakta temizlik yapmak zorunda kaldım. Bugün için yemek yaptım.Mutfak böyle bir yer sanırım, insan girdimi çıkamıyor. Film izledik, uyuya kalmışım. Tabi erken yatınca, sabaha karşı uyandım. Tekrar uyudum, tekrar uyandım, alarm çalana kadar bu böyle devam etti. Bir sürü de abuk sabuk rüya gördüm. O uykudan rüya çıkması bile mucize. Neyse toparlanacağım son sürünmelerim sanırım. "Melek Dili" ni hâlâ bitiremedim, ancak yarılayabildim:))
Bu arada yeni kitaplarda aldım. Nasıl olsa okurum. Bu haftayla ilgili yarın Anıtkabir ziyareti ve hafta içi "İşte Benim Zeki Müren" sergisine gitmek var, başka bir şey planlamıyorum. "Olduğu Kadar Haftası" olacak:))
İyi bakın kendinize...

15.05.2015

Haftanın özeti

Bu hafta çok yoruldum, ofis işlerim çok yoğundu, bir de üstüne atağa kalkan alerji eklenince yorgunluktan ters düştüm.
Hafta başında kendime yapılacaklar listesi oluşturmuştum.Ofisle ilgili olanlar yanlarına "tık"larını aldılar ama onun dışındakiler kuzu kuzu bekliyorlar. Evle neredeyse  hiç ilgilenemedim. Kirli sepetinin dibini görmek gibi bir madde koymuşum listeme. Şöyle bir baktım, imkansız hatta fantastik bir çaba olmuş. Bu hafta iki defa ütü yapmama rağmen, yine bir yığın ütülenecek  var, en az iki makine çamaşır yıkanacak.. İmdaaat...camlardan bahsetmiyorum bile.Yetiştirmem gereken kolye siparişlerim var, allahtan sıkıştırmıyorlar. Çoğunu fırınladım, birleştirmeler kaldı. 


Dımıtre Dınev' in Melek Dili' ne başladım geçen hafta. Kitap çok ilginç ama ne zaman elime alsam uyuya kalıyorum. İlk kez bu kadar yavaş okuyorum. Önümüzdeki hafta umarım bitiririm. Bilge'yle kesirleri çalışmalıyız, bir arada denklemler dedi ama şaka yapıyordu sanırım. 3. sınıf çocuğunun denklemle ne işi olur ki?  Neyse hafta sonu için, gelecek hafta için liste oluşturmayacağım. Biraz akışına bırakırsam, kafam daha rahatlayacak galiba. Bir de böyle deneyim.  Bir arkadaşımın dediği  gibi "Bahar kadar güzel şeyin, niye alerjisi olur ki":)) Bari kuaföre gidip dip boyamı yaptırabilsem:))) İyi bakın kendinize...

13.05.2015

Çocuk Peşinde:)))


Bilge'nin ingilizce kursu her sene bowling turnuvası düzenliyor.Geçen sene katılmıştı, ben yine alerjim burnumdan fırlamış şekilde izlemiştim. Dün akşamda yine turnuva vardı.Yine düştük yollara,ben yine salle sümük. Hayır velilerin çoğu bir eli yüzü düzgün göremediler beni (çok büyük kayıp):)) ama itiraf edeyim bu sene gene iyiyim, geçen sene daha fenaydım. 

Bu arada çocuklar oynayacak diye yan bariyerleri kaldırmadıkları için, atıp da labutlara denk getirememe olasılığı neredeyse sıfır:)) Oynadılar, top kavgası yaptılar, dans ettiler.Oyunun başında madalyalarını taktılar, pek bir komiklerdi:))
Bu arada yan taraftaki kitapçıyı tavaf ettim.Aslında yeni kitap almayacaktım ama rafların arasında Ursula K.Le Guın "Yerdeniz Büyücüsü" göz kırpıyordu. Dedim "Sevda kitabın fazlası mı olur" olacaksa da onun fazlası olsun:)) Babamız çıkışa yetişti, bir şeyler yedikten sonra eve geldik. Hafta sonu Jules Verne'nin "Kaptan Grant'ın Çocukları" na başlamıştık. Bu tarz kitaplar Bilge' ye biraz kalın geldiği için birlikte okuyoruz.İki sayfa o okuyor, üç sayfa ben. Baba dinliyor:)) Hem sesli okuma çalışması yapmış oluyoruz, hem ailecek kitabı konuşuyoruz. Akşamda anca on sayfa okuyabildik.Koca çoktan horlamaya başlamış, Bilge rüyalar alemine dalmıştı.Tüm merakıma rağmen oyun bozanlık yapmadım, kitabı kapattım:)

11.05.2015

Günaydın...


Alerjimin tavan yaptığı bir hafta sonuydu. Ayaklarımı uzatıp yatmak yerine, polenlerin göbeğinde pikniğe gittim. Hapşuruklarım ve burnumu çekmelerim fon müziği oldu. Bir de akşam eve geldiğimizde üçümüzde amele yanığı şeklinde yer yer yanmıştık:)) Birbirimize bakıp güldük:))
Tanıdığım tüm güzel anneleri aradım. Anneler gününü kutlayıp, gözlerinden öptüm. Buradan da aynı dileğimi tekrarlıyor ve sonuna güzel bir hafta dileğimi de ekliyorum...

7.05.2015

Bir kitap, bir film.


"Animal Triste" Monika Maron' un okuduğum ikinci kitabı. "Acayip Bir Başlangıç" tan çok farklıydı. Konusu, dili, Doğu Almanya , Berlin Duvarının yıkılması, ironik bir harmanlama çok ilginçti. Tek sıkıntım çok yavaş okuyabildim.Belki de bazı kitaplar böyle okunmalı, bilemiyorum ama etkileyici bir kitaptı. Yazara bir kez daha hayran kaldım.
Kitap şöyle başlıyor; "Gençliğimde, genç insanların çoğu gibi ben de genç ölmem gerektiğine inanmıştım.İçimde öyle çok gençlik, öyle çok başlangıç vardı ki,ancak şiddetli ve güzel bir son düşünülebilirdi; ben yavaş yavaş ölüp gitmek için yaratılmış değildim, çok iyi biliyordum bunu. Şimdi yüz yaşındayım ve hâlâ yaşıyorum..."


Yıldızlar Arası  filmi Koca' nın seçimiydi.Bilim kurguyu ben de severim. Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Michael Caine ve hatta araya sıkıştırılmış Matt Damon bile olunca süre kısmında yazan 169 dakikaya gözlerimi kapattım. Güzel filmdi, Einstein' in İzafiyet teorisini bile  çok anlayabilmiş bir tip olmadığım için filmin sonunu pek bir şuursuz izledim. Yalnız Koca baya akla uygun açıklamalar felan yaptı.Bu adam bu bilgileri tek bir satır okumadan nereden öğreniyor bilemiyorum ve  sinir oluyorum:)) Yani isterseniz izleyin:))dünyanın sonunun gelmesi falan ilginç olabilir...

6.05.2015

Hıdırellez

Dün Bilge'yi okuldan almaya gittim, pek kimseye yaklaşmadım, uzaktan gülümsemekle yetindim. Bazı günler böyle oluyor,  kafamda uzun cümleler dolanıyor...kendi kendime söyleniyorum ve genelde Barş Bıçakçı' nın en sevdiğim kitaplarından birinin adını bir kaç kez tekrarlıyorum "Herkes Herkesle Dostmuş Gibi"...
Bilge çıkıyor sınıftan, yüzü gülüyor. O gülünce, ben de gülümsüyorum. "Hemen eve gitmeyelim "diyor. Uzun uzun yürüyoruz, sonra yemek yiyoruz, sonra pazarlık yapıyoruz gereksiz bir şeyler için. Eve dönerken gözlerim kızarmaya, burnum kaşınmaya başlıyor. Alerji mi, diye düşünürken biraz yatayım diyorum. Tam gözlerim kapanırken Koca arıyor, akşama misafir geleceğini haber veriyor. Kalkıyorum yemek için hazırlık yapıyorum, evi toparlıyorum. Gelenler Koca' nın yeğeni ve eşi. Geçen ay evlendiler Antalya' da yaşıyorlar. Kızın adını bir türlü hatırlayamıyoruz:(( Arabadan inerlerken hissettiğim duygu "yaşlanıyorum" oldu. Bu çocuğu tanıdığımda Bilge kadardı, belki bir iki yaş daha büyük. Babası annesini aldatmamış, yengem kanser olmamış, daha ölmemişti... Muazzam sofralar kurar, tıka basa doyururdu bizi. Mayaladığı yoğurdun tadına doyum olmazdı. Bilge doğduğunda ilk o gelmişti...Sonra...kanser oldu...öldü... Bana da Antalya' ya her gittiğimde babamın mezarını ziyaret ederken, ona da uğramak kaldı...Koca geldi, sofrayı hazırladık, keyifli bir yemek oldu. O ara teyzem aradı, hıdırellez için dilek siparişi verdi:)) ondan önce de annem aramıştı. Geçen gün aldığım çiçeklere baktım, yanında Bilge' nin fotoğrafı, onun yanında kızların fotoğrafı... Dileklerimin çoğu yan yana duruyor... ne eklemeli...Sağlık diledim bol bol, çiçekleri kokladım,  Animal Triste' yi bitirdim...

4.05.2015

Hafta Sonu


1 Mayısla birlikte üç gün olan tatil çok iyi geldi bize. Cuma günü arkadaş buluşması, Kuğulu Park yaptık. 
Bu arada ingilizce kursu için Bilge video çekip birödev hazırlayacaktı. Aman ne uğraştı anlatamam. En son çektiği filmi flaş belleğe yükleyip, onuda boynuna asınca adı neredeyse "bahtiyar" olacaktı:))

Cumartesi öğleye doğru kursa gittik.Keman öğretmeni yoktu, yerine konservatuardan asistanı gencecik bir kız gelmiş. Bilge daha önce de bir kez onunla ders yapmıştı. Bir saatlik ders süresine o kadar eğlendiler ki, ben odanın dışında keyifle dinledim onları. 


Bilge' yi ingilizce kursuna bıraktıktan sonra bir arkadaşımla buluştum.Uzun süredir Bedri rahmi Eyüboğlu' nun baskılarından almak istiyordum.Nette ne zaman satışa çıksa kaçırıyordum.İstanbul' a gitmeden yine gördüm, arkadaşımdan rica ettim, o da sağolsun benim için bu güzel melanuryayı aldı. Dün onu da getirdi. Beklediğimden çok daha güzel,pek sevindim.


Pazar sabahı kahvaltıyı dışarıda yaptık , aile boyu Penguen Dergisi okuyup, güldük:))





Daha önce "Acayip Bir Başlangıç" kitabını okumuştum Monika Maron' un. Bu sefer "Animal Triste" kitabına başladım, biraz yavaş gitmesine rağmen oldukça etkileyici bir kitap.


Neredeyse unutuyordum, dün araya bir de sinema sıkıştırdık:)) "Kuzular Firarda". Koyun Shaun' un maceralarını televizyondan Bilge ve Koca ayıla bayıla izliyorlardı. Ben hiç oturup izlememişim. Sinema filmi o yüzden benim çok hoşuma gitti, bolca güldüm. Bilge ve Koca zaten bayıldılar.  Eve gelirken çilek aldık, reçel için hazırlık yaptım. Dün öğleden sonra yağmur yağdı, akşamüzeri Bilge' ye "hadi yürüyüşe gidelim" dedim, oralı olmadı.Ben de kulağıma müziğimi takıp,uzun bir yürüyüş yaptım. Yağmur sonrası, toprak kokusu, ilk açan leylakların solgun renkleri, koca ağaca  dolanmış bi dolu mor salkım gördüm. Bu arada "sesli edebiyat" sitesinden Sait Faik' in "Plajdaki Ayna" öyküsünü dinleyerek eve döndüm. Tam keyfim yerindeyken yine Bilge' nin bugünkü beslenmesi aklıma düştü.Islak kek yaptım. Sabah kalktığımda yarısı yoktu:)) Bilge'yi okula bıraktım, ofise geldim. Koca şehir dışına çıktı, bir sürü iş var, hadi kendinize iyi bakın,keyifli bir hafta olsun...