25.07.2015

Siftinmek üzerine

 Bu aralar genel bir "siftinmek hali" mevcut bizim evde. Bilge' de bende bu halden memnun değilmişiz gibi yapıyoruz ama asıl gerçek ortada, evde siftiniyoruz.
İnsanın biraz beyni de bu duruma uyum sağlıyor zamanla sanırım. Sabah anneme yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz, bizim çocukların Bilge' ye getirdiği iki keleği turşudan başka ne yapabileceğimi sordum. Evet turşuya üşendim . Annem bastı kahkahayı "soyup yesenize "dedi. Hadi ya yeniyormuş oldum:))
 Antalya' ya gitmeden önce ablaların en güzelinin verdiği Tarquin Hall' ın "Kayıp Hizmetçi Vakası" nı okudum. Keyifli bir polisiyeydi, Vish Puri' nin maceraları Hint filmi tadında aktı gitti.
 Ursula' nın "Yerdeniz" serisine devam ediyorum. Dördüncü kitap "Tehanu" en az diğerleri kadar güzel. Bu seriyi bitirince sanırım içimde derin bir boşluk oluşacak.
Bilge mandala boyamaya taktı bu ara. Aslında bana komik ve anlamsız geliyordu, başkasının çizimini boyamak. Ama o boyadıkça hoşuma gitti, üstelik desenlerde güzel. Kıştan beri ellemediğim suluboyalarımın başına oturdum. Yukarudaki "çıtkuşu"nu yaptım.
Killerle oynadım ama güzel bir şeyler çıkmıyor bu aralar. Neyse çıkar herhalde. Akşamları film izliyoruz bunun gibi casuslu masuslu filmler:((
:Koca yarın İtalya' ya gidiyor, iş için gerçi ama çok bozuldum. Bizde gitsek iyi olurdu. Çok kalabalık bir gurup gidiyorlar, düşününce evde siftinmek daha cazip. Neyse siftinmek lafını bu kadar kullanacağım bir yazı daha yazmamak dileğiyle bu işkenceye son veriyorum, dağılalım:))

21.07.2015

Biz geldik

Bayramdan önce o kadar yoğundum ki iyi bayramlar dahi dileyemedim. Kusura bakmayın. Sıcaklar bir taraftan, işler bir taraftan araya giren bayramdan da bir şey anlamadık.Her zamanki gibi Antalya' ya anneme gittik. İnanın bayramlaşacak kimseler yoktu. Yazık annem iki gün evden çıkmadı birileri gelir diye. Şeker verecek çocuk bile yoktu. Üzüldü tabi, bir gün denize gittik, fena sıcaktı öbür gün gitmeyi gözümüz yemedi. Dönüşümüzü bir gün öne çektik. Kurban Bayramı' na kadar Antalya' ya "hoşçakal" dedik. Dönüş yolunda yarım yamalak Suruç' ta yaşanan katliamı duydum. Kanım çekildi. Bu nasıl korkunç, nasıl acımasızlıktır anlayamıyorum.İnsan insana nasıl kıyar bilemiyorum. Dünden beri sosyal medyaya girmiyorum, ben gözlerimi, kulaklarımı kapatınca her şey daha iyi olmuyor biliyorum. Ama olayın korkunçluğunun üzerine yazılan,yapılan yorumlar gerçekten tiksindirici. Hesap sormalar, samimiyetsiz uyduruk laflar, neyse sizde görüyorsunuzdur zaten. İnsanların vicdanları eksik olmasın...

13.07.2015

Yan yana

Keyifli bir hafta sonuydu, cuma günü dayım geldi. Annem teyzemlerle tatildeydi. Onların dönüş zamanını yanlış anlayınca,  dayımla ben ilgilendim. Sabahtan gidip karşıladık. Eve geldik. İlk kez bana geldi. Edirne' de yaşıyor. Uzun süredir de Ankara' ya gelmemiş. Akşama kadar sohbet ettik. Akşam üzeri bizimkiler dönünce dayımı onlara bıraktık. Herkesin bir arada olduğu ender zamanlardan biriydi.
Önceki gün de annem bana geldi. Bilge'yle sarılıp uyudular. Dün gece de evine döndü. Bayram için biz de gideceğiz ama bizi beklemek istemedi. "Hazırlık yapmalıyım" diyerek gitti.

Bir zamanlar gelmesini iple çektiğim, yeni giysilerimi özenle ve inanılmaz bir sabırla bayram sabahı giyişim, cebimi dolduran bayram şekerleri, çikolataları ve harçlıkları...Babamı kaybettikten sonra hiç anlamı kalmadı.Üstelik içimi acıtan günlerden oldu. Neyse yapacak bir şey yok nihayetinde.

Sabah erken kalktım. Kışın içimin darlandığı bir gün, evin şeklini şemalini umursamayıp, pencere önüne taşıdığım berjerin yönünü kitaplığıma çevirip oturdum. "Puslu Kıtalar Atlası/İlban Ertem"in resimli romanını bitirdim. Tek kelimeyle bayıldım. Her kitaplıkta yeri olmalı bence.
Kitabı bitirip, "ne okusam ki" diye kitaplığa yöneldiğimde, fotoğraftaki kareyle karşılaştım. Yeni bir kitaplık daha almam lazım, belki de iki tane. Aslında önce ev almam lazım:)) Neyse, yayın evlerine göre, yazara göre diye düzenlemeye çalıştığım raflar, bir süre sonra sığabilirliğine göre dizildi. Bu arada  eski kitaplıkta duruyor, o da ağzına kadar dolu:)) Yanlış anlamayın bundan rahatsız değilim tam tersi müthiş zevk alıyorum. Sabah aslında gözüm ilk kurbağlara takıldı. Geçenlerde aldık Bilge'yle, bayılıyorum. Ne zaman baksam gülümsüyorum. Bu sefer arkadaki kitaplara takıldım. Füruzan "Toplu Öyküler"iyle sağlam ve kıymetli bir yer kaplamış. Yanında Tübitak yayınlarına bayıldığım "Yıldızlar Zamanı" var. Onun yanında kütüphane kedisi "Dewey" sonra "Davinci " yerleşmiş araya:)) onun yanında yine Tübitak menşeyli "Sulak Bir Gezegenden Öyküler", yanında Yalvaç Ural var,  yanına Stendhal' ın "Kırmızı ve Siyah" ını almış, ardından Fikret Otyam' dan "Can Arkadaş" sonra tesadüfen gittiğim sergi salonundan aldığım şiir kitabı "Her Şey Değişir" ve Nanetti' nin "Dedem Bir Kiraz Ağacı"... Gözlerimi kapatıp hepsini gece bir ateşin etrafında otururken hayal ettim. Belki de hiçbir şey tesadüf değildir. Yan yana gelmelerin bir anlamı vardır.İyi ya da kötü...

Keyifli bir haftamız olsun...

9.07.2015

Oradan, buradan...

 Tatil, zamanla el ele vermiş hızla geçiyor. Günler çoğu zaman birbirinin aynısıymış gibi görünüyor ama öyle değil aslında. Her gün anlamını bazen gözünüzün önüne cömertçe sunuyor, bazen sizin çekip cımbızlamanızı bekliyor.Ben de elimden geleni yapmaya çalışıyorum bu konuda.  Bilge' nin keyfi yerinde, sabahları eline tutuşturduğum "sözde programa" başkaldırışını gördükçe, ergenlik denen mevzu aklıma geliyor. Sonra "daha var" deyip kovalıyorum bu düşünceyi. Onu bıraksam bütün gün ayakları koltuğun tepesinde, baş aşağı, elinde tablet, bir gözü illa açık olan televizyonda olacak. Nasıl rahatsız olmuyor bilemiyorum. Yapması gereken ama yapmadığı işleri akşama babayla yapmak deha fena olduğu için şimdilik bu tehdit (oldu o zaman akşama babayla yaparsın) işe yarıyor.
Sürekli bir ortalığı toparlama derdindeymiş gibi olmak istemiyorum ama evde olmanın böyle pis bir yan etkisi var.Ev işleri sanki dipsiz bir kuyu, bitmiyor arkadaş... Çalışma odamı toparladım sayılır, Balkonları oturulabilir hale getirdim, ama çok esiyor, ne zaman oturmaya kalsam hapşurmaya başlıyorum. Dün akşam hevesle film açtım. Keanu Reeves' i pek severim. Matrix' le zirve yapan sevgimin Lake House' la, Sweet November' la iyice pekişmiştir. Baktım yeni filmi "Jhon Wick" hemen izleyeyim dedim. Aslında afişte elinde tuttuğu nal gibi silahtan kıllanmadım değil. Ay adam öldürürken ben yoruldum, patakla öldür, yine öldür, tekrar öldür...
Neyse bu ara güzel kitap okuyorum. Beni sarıp sarmalayan kitaplara denk geliyorum. Ayşe B. Kaban' ın "Ne Malum" kitabı da tam böyle öykülerle dolu. Dili çok net, kurgusu güzel ve etkileyici. Sevgili Leylak Dalı' nın tavsiyesiydi, yine yanıltmadı beni. Diğer iki kitabı da hemen alınacaklar listeme eklendi.
 Akşama taze fasulye pişireyim diye düşündüm. Bilge test çözerken yanına oturdum, fasulyeleri kırıyorum. Heveslendi, "ben yapayım" dedi. "İyi yap, bende bloga bir uğrayım" Şimdi döndüm baktım, fasulyeler bir tarafta, testler öbür tarafta:((( Ya sabır....

6.07.2015

Hafta sonu

 Aslında günün ilk saatlerinde yazmak bana daha çok keyif veriyor. Bu sabahta o niyetle uyandım:)) Neredeyse ofise şöyle bir uğrayıp kaçıyoruz, işler birikti. Bayramdan önce toparlarım diye planlıyorum. Evde olunca da orayla uğraş, burayı toparla öbür gün sabah, yine her şey her yerde durumları:)) Cumartesi Koca "yarın ne yapıyoruz "dediğinde cevabım netti. "Önce Tuz Gölü, sonra Göreme" Pazar sabahı kahvaltı sonrası düştük yola. Tuz Gölü muazzamdı. İlk kez bu kadar su dolu ve filamingo rengi gördüm. Bizim millet komedi tabi, yatıp yuvarlananlar vardı gölün içinde:))
 Tuzlarımızdan arındıktan sonra yönümüzü Nevşehir' e çevirdik. Önce Uçhisar, ardından Göreme.
Göreme deyince "Açık Hava Müzesi" Koca ve Bilge didik didik gezdiler. Ben arada gölgelik bulduğum yerde kaytardım. Gerçekten muhteşem yerler. En son müze kafesinde mola verdikten sonra Peri bacaları' na veda ettik. Yol boyunca Zuhal Kuyaş' ın "Kartal Yuvası" kitabını bitirdim. Bu kitabın bana gelişi ayrıca bir komik. Netten aldığım kitap kargom geldi. Bir mutlu, bir hediye almış havasında açtım paketi. Faturayla kontrol ediyorum. Kartal Yuvası elimde kaldı. Ne faturada var, ne üzerinde herhangi bir not, nal gibi etikette var arkasında. Hemen müşteri hizmetlerini aradım, ulaşamadım. Neyse dedim, sabah ilk işi yine telefona sarıldım. Güç bela müşteri hizmetlisine ulaştım:)) "Dedim böyle böyle, ben bunun parasını ödeyim. Zuhal Kuyaş' ı severim. "Sonuncu Oda' da biraz sıklılmıştım ama olsun. Zaten kitabı yarıladım, ahaaaa, hemen sepet yapayım siz bunu not düşün ben ekleyeyim" falan derken, karşımdaki sessizlik bozuldu. "O kitap hediyemiz" dedi. "Hımm, keşke yazaydınız bir köşesine" diye gevelerken, iyi günler dilenerek telefon kapandı:))
Başınıza gelirse şaşırmayın arkadaşlar. Kitap hediyesine can kurban. Bu arada yaz buralara sonunda geldi, hiç şikayet edemeyeceğim. Balkondan gelen ılık rüzgarın keyfi apayrı...
Güzel geçsin haftamız...

2.07.2015

Günler geçerken...

Döndüğümüzden beri günler sanki daha bir hızlı geçiyor. Şiddetli yağan yağmura aldırmadan Bilge' yle sinemaya gittik. Daha önce fragmanını izlediğimizde "kesinlikle gidelim" demiştik. "Ters Yüz" harika bir animasyondu. Filmin sonunda Bilge! nin yorumu "anne demek ki, üzüntü olmadan neşenin de bir anlamı yokmuş" oldu. Bu söz kazındı yüreğime...
Dün teyzem torunlarıyla geldi. Tunalı' da buluştuk. Üç kız çocuğu keyifle vakit geçirdiler. (sonlara doğru biraz guruplaşma olsa da) Kol kola giderlerken arkalarından baktım. Hayat ne ilginç, ne tuhaf, ne büyülü bir şey diye düşündüm.
Bugün Sivas Katliamının yıl dönümü, bugün insanlığın diri diri yakıldığı gün. Bugün öfkenin yüreklerimizi dağladığı gün. Yıllar geçmiş, on altı yaşındaymışım o zaman, dehşet içinde televizyonda gördüğümde. Yıllar geçti, yıllarla birlikte adalet hiç uğramadı. "Menekşe' den Sonra" belgeselinden kareler gözümün önünde...Hayatın büyüsünden bahsetmiştim ya, İnsanların bu büyüyü bozmak için yaptıklarına gözlerimizi kapatmaksa, yalnızca bizim türümüze bahşedilmiş bir yetenek olsa gerek.
Nurlar içinde yatsınlar, orada ölen canlar...

Bu gece babamı gördüm rüyamda. Uzun zamandır görmüyordum. Söyledim de, "çok uzun zaman oldu seni görmeyeli" dedim. Bana baktı, gülümsedi, sonra Bilge' ye bakıp "büyümüş, kocaman olmuş" dedi. Sarıldım, kokusu geldi sanki burnuma, uzun uzun içime çektim, uyanacağımı bilerek...