28.08.2015

Haftayı bitirirken...

 Dün Erimtan Müzesi' nde "Antik Roma' ya Kıyafetlerle Yolculuk" etkinliğine Bilge'yi götürdüm.
O atölyedeyken ben de kafesinde kahve içip, kitap okudum.
Geçen seferki "Antik Roma' da ekmek yapımı" etkinliğinde yaptığı ekmeğin fotoğrafını koymayı unutmuşum. Elleriyle hepimize bölüştürmüştü ekmeği.
 Çıkışta ağzı kulaklarında fiyonk, kafasında tacıyla yanıma geldi. Heyecanla anlattı. Çıkışta Koç Müzesi' ni de gezelim diye tutturdu. Yine ve yeniden keyifle gezdik.
Hatıra fotoğrafı olmadan olmaz:)) Çıkışta ufak bir Kale gezisi yapıp eve geldik. İkimizde çok yorulmuşuz. Beni bekleyen çamaşır dağına bugüne randevu verip, direk yayıldım. Sonra dayanamayıp boyamaya başladığım bez çantayı bitirdim:))
Bugünde kulağımda telefon tahsilat yapmaya çalışırken, bir taraftan da ütüyle uğraşıyorum. Evi de toparladı mı, hafta sonuna rahat girerim. Ütüsüz ve keyifli bir hafta sonu dilerim:))

24.08.2015

Hafta Sonu

 Dün yanımızda çalışanlar ve aileleriyle birlikte piknik yapmaya gittik. Aslında farklı piknik alanları vardı planda ama son anda Koca "Mavi Göl" olsun dedi.
Her zamanki gibi herkesi dumanı birbirine karışmış vaziyette bir piknik oldu. Neyse güzel oldu diyelim. Göl son günlerde yağan şiddetli yağmurlardan dolayı kabarmış, etrafı çamur içindeydi.
Gördüğüm kadarıyla karabatakların keyfi yerindeydi:))
Bu arada yazmayı unuttum. Bilge' ye şimdilik işini görecek dijital bir piyano aldık. Salonda da yer açtım, güzel oldu sanki. Bilge başından ayrılmıyor. Bu arada yeni bir dizi izlemeye başladım. "Once Upon A Time" tam benlik. İlk sezon bitmek üzere. Arada Bilge ' de benimle izliyor:))
Hava bu ara limoni, her an "hazırım birazdan yağacağım" der gibi:))
Yağmazsa akşam üzeri yürüyüşe çıkmalı. Güzel bir hafta olsun...

21.08.2015

Orhan Veli...

Kim demişti bilmiyorum ama "şiir sevmeyen insan olur mu" sözünü duyduğumda tüm kalbimle "asla olamaz "demiştim. Şiir başkadır, kelimelerin dile gelmiş, sarıp sarmalanmış halidir.
Sanırım ilk büyük şairim Nazım' dı, sonra yanına Can Yücel, Cemal Süreya, Oktay Rıfat, Turgut Uyar geldi. Şimdilerde Didem Madak, Birhan Keskin, Şükrü Erbaş şiirleri var kitaplarda işaretli...Defterlere sıralanan...
Ama bir de Orhan Veli var, yeri bambaşka olan. Orhan Veli' yi Müşfik Kenter' den dinlemeyi de ayrı bir sevdim. Üzüldüğümde, sevindiğimde her ruh halimde bana iyi gelir. Geçenlerde çalışma odamda dinlerken baktım Bilge şiire eşlik ediyor
"hanginiz bilir benim kadar
karpuzdan fener yapmasını..."
şimdilik bu kadarı kalmış aklında:))
Geçenlerde YKY' de dolaşırken gördüm "Sevda' ya mı Tutuldum" u.

Önsöz şöyle başlıyor;

Geldim sonuncuya
Hiçbirine bağlanmadım
Ona bağlandığım kadar
Sade kadın değil, insan.

"İki defter... Defterlerde de Orhan Veli' nin el yazısıyla tam 112 şiiri.
Nahit Hanım...Orhan Veli' nin büyük bir tutkuyla bağlandığı kadın. Son yıllarına kadar genç/ yaşlı birçok edebiyatseveri (tıpkı Madam  de Stael gibi) haftanın bir günü evinde misafir eden bir Cumhuriyet kadını.
Orhan Veli, şiirlerinden oluşan defteri ona verirken "Ölürsem bunları bastırır mısın Nahit Hanım" demiş...
Defterler 50 yıl kadar Nahit Hanım' da kalır, sonra da Nahit Hanım tarafından Orhan Veli' nin kız kardeşi Füruzan Yolyapan' a teslim edilir..."

İşte bu kitap birinci defter. Her sayfada şairin kendi el yazısı... Daha önce okumadığım, duymadığım dizler. Benim gibi arşiv sever, şiir sever ve Orhan Veli severler için tam bir hazine.
Yarında ikinci kitabı almalı...
Keyifli bir hafta sonunuz olsun...




17.08.2015

Haftaya başlarken

Farkındayım sevgili blog, çok sık yazamıyorum sana. Seni ig' yle aldatıyormuşum gibi düşünme. Fotoğrafla, üç beş kelimenin senin yanında lafı mı olur. Kafamı toparlayamıyorum, hatta toparlamakta  çok istemiyorum. Bir ay sonra tatil modundan çıkacağım. Yaz bitecek, hatta bir kaç gündür öğleden sonra yağan şiddetli yağmurları gördükçe "yaz bitiyor mu" diye bir sızı bile kapladı içimi.

Neyse dün erkenden kahvaltı yaptık. Göl kenarında biraz yürüdük. İnsan denize her baktığında farklı şeyler hissedebiliyor ama göl öyle değil sanki, göl hep aynı göl...
Oradan ayrılıp atölyeye gittik. Bilge' nin keman öğretmeni gelmişti. Bu yıl için hazırlık programını belirledik. Bir saat çalıştılar. Bir araba laf yedi:)) ve günün muhteşem haberini aldım. Ses çalışabilmesi için piyanoya ihtiyacı varmış:((( Şöyle bir fiyatlara baktım, ahhhhhh... neyse bugün çıkıp bir bakacağız, bir an önce halletmemiz gerekiyor bu işi.
Yarın için Bilge' ye atölye çalışması ayarladım. Erimtan Müzesi'nde "Antik Roma' da Ekmek Yapımı" keşke ben de katılabilseydim dedirtecek bir ismi var. Sadece çocuklar için ama olsun kafeteryası çok güzel oranın. En iyi ihtimalle bir dost buluşması, en kötü ihtimalle kitabıma gömülerek bekleyebilirim...
"Hınzır Kız" ı dün akşam bitirdim. Gerçekten muazzamdı. Aldığı Nobel ödülünün helali hoş olsun.
Bu sabahta Simone de Beauvoir' in "Moskova' da Yanlış Anlama " kitabına başladım.
Birazdan ofise geçeceğim, hâlâ geçmişle hesaplaşmam bitmedi:(((
Güzel bir haftamız olsun....

11.08.2015

Hafta sonu


Aslında  dün yazacaktım ama o kadar yorulmuşum ki, yazı bugüne kaldı. Pazar sabah erkenden uyandı bizimkiler. Önceden plan yapmışlar, bana uymak kaldı sadece.Gerçi çok sıcak falan desem de oyun bozanlık yapmadım. Kahvaltıyı yapıp, Altınpark' a gittik. Kalabalık değildi, ağaçlar, kuşlar ve güzel bir rüzgâr eşlik etti bize. Önce at bindi.At biraz huysuzdu ama bizimki hiç oralı olmadı. İnene kadar benim yüreğim ağzıma geldi. Sonra tekerlekli patenlerle kaydı, ben ağaç gölgesinde Marquez' in  "Kırmızı Pazartesi" sini bitirdim.
İyice yorulunca seraya yöneldik. Pek bir şey yoktu. Zaten ağustos ayında çok bir şey beklemiyordum. Etrafa bakarken teraryumları gördüm. Görevliyle tatlı bir sohbetin ardından teraryum için cam kavanoz , iki sukulent, bir kaktüs, bir torba torf alıp, ağzım kulaklarımda çıktık. Kısa bir de İkea ziyaretinden sonra eve geldik. Koca yemek hazırlarken ben de teraryumu  hazırladım. Fotoğrafta göründüğü üzere pek güzel oldu (cık...alçak gönüllülük yapmayacağım:)) Üstelik raflarda gördüğüm fiyatın neredeyse onda birine mal ettim:))
Bilge tatilden iyice sıkıldı. " Okulu özledim" demeye başladı. Okul kapanırken "nefret ettiğini" söylüyordu, ama anladım ki nefretin de anlamını Allahtan tam bilmiyor.
Marıo Vargas Llosa' nın "Hınzır Kız" kitabına başladım. Güzel bir okuma olacak diye düşünüyorum.
Bilgisayarımı yavaş yavaş dünyaya adapte ediyorum. Anadan doğma hali çok kalmadı ama tamamen de bitmedi.Aman çok sinir ve yorucu bir şey, beddua dahi etmem kimseye.
Dün akşam üzeri yürüyüşe çıkmıştık Bilge'yle. Dönüş yolunda yağmura yakalandık. Ne güzel oldu, adımlarımızı iyice yavaşlatıp, usul usul yağan yağmurda ıslandık. Koku almayan burnum bile topak kokusunu aldı. Bir iyi hissettim. Dönüşte kitap okuyup, erkenden uyuya kalmışım. Deliksiz uyumuşum, uzun zamandır hasrettim. Evi toparlayıp ofise geldik. Bilge test çözüyor, sanki biraz hızlı çözüyor aman neyse karışmayacağım. Ben de dosyalara gömüleceğim. Ama önce güzel bir müzik açayım... iyi bakın kendinize, imkanınız varsa biraz yağmurda yürüyün...biraz ıslanın...


6.08.2015

İmdaaaat!!!


Öyle tembellik ettim, şöyle siftindim der misin dedi birileri sanırım. Hafta başı iş yerindeki bilgisayarım acayip bir virüs tarafından ele geçirildi. Üstelik" dosyalarınızı kurtarmak istiyorsanız .... hesaba bin küsur lira yatırmanız gerekiyor" diye nal gibi bir yazı ekranda. İlahi sorunun cevabı "hayır uzun zamandır yedekleme yapmıyordum:((" Daha doğrusu bu yılbaşına kadar olan kayıtlarım evdeki bilgisayarımda var.Bilgisayarcı geldi, o da bir şey yapamadı. Format attı. Bilgisayar yeniden doğdu. Full time ofisteyim üç gündür. Üç günde şubat ayına yeni geçebildim:(( Bir de rutin iş akışı var. Bu iş Bilge' ye yaradı, arkadaşlarını topladı başına. Şuan ofiste dört kız oldular:)) Ofisin diğer bölümündeler, bana bir zararları yok. Cıvıltıları geliyor arada kulağıma.
Sabah erken kalkıp "Öteki Rüzgâr" ı bitirdim. Yerdeniz serisinin son kitabı kaldı elimde. Ursula K.Le Guın gerçek bir hazine. Kurduğu fantastik dünya gerçekten büyüleyiciydi.
Bugün Marquez'in "Kırmızı Pazartesi"sine başlayacağım.Nedense erteleyip durmuşum okumayı. Vaktidir dedim, evden çıkmadan attım çantama kitabı.
Neyse ben kaçıyorum, çoook fazla çalışmam lazım:((





1.08.2015

Günler geçerken

 Zor bir hafta geçirdim. Koca  yurt dışındaydı. Dün döndü, bu sırada iş güç beni acayip bunalttı. Her zamankinden daha çok "bu ülkede ticaret yapmanın akıl tutulmasıyla aynı anlama geldiğini" düşündüm. Gerçi yaşananlara bakılırsa "ticaret yapmak " yerine "yaşamak " demeliyim belkide...
Neyse kendi küçük dünyamıza daha çok çekildik. Bilge "Zeynep' in Aşırı Komik Maceraları" serisine başladı. Okurken kahkaları ona eşlik ediyor. Sonra bana uzuuuunca bir "özet!" geçiyor:))
 Hafta başı ilk kez Nabokov okuma girişimime "Lolita"yla başladım. Evet çok sarsıcıydı, bir ara bırakayım dedim, dün akşam bitirdim.
Bu sabah "Yerdeniz" in bildik dünyasına "Öteki Rüzgâr" a başladım, bana iyi gelecek eminim.
Dün sabahtan akşama kadar çok kötüydüm. Sanırım midemi üşüttüm. Akşam üstü bankaya gitmem gerekti onun dışında tüm gün kafamı kaldıramadım. Gün batınca "mavi ay" a bakalım diye zorla kalktım, elimizde teleskop dışarı çıktık. Ama Ay yoktu, sinir oldum, bir de kızdım nereye gitti diye. Gecenin sonuna doğru Koca balkonda Ay'ı bulmuş bizi çağırdı:))( cümleye bak!!!!)  Tabi biz fotoğraflardaki tabak gibi ve Mavi Ay görmeyi planladığımız için hayal kırıklığına uğradık. Ama sonra durumu toparlayıp ayla barıştım, Ay'ın günahı ne, ne bilsin nasıl göründüğünü...
Maymun iştahlılığı kavramında çığır açıyorum. Sürekli bir şeylere başlayıp yarım bırakıyorum, bu aralar elimden çıkan tek düzgün kolyeyi takdim ederim:(((

İyi bakın kendinize diyerek kaçayım...