30.12.2015

Mutlu Yıllar

Kaç gündür buraya yazma niyetindeyim, kafamda bi dolu kelime. "Yazmasan ne olur" demeyin burası bir nevi "kendime ve kızıma not" sayılmaz mı:))
Bu sene çok yoruldum, hatta bu yazıyı yazarken bile esniyorum. Yıllardır Koca' yla birlikte yürüttüğümüz işimiz büyümeye başladı. Böyle olunca ben çok hazırlıksız yakalandım. Umarım yeni yılın ilk yarısında her şeyi toparlarım. Toparlayamazsam halim fena:))
Bilge bu yıl sanki daha bir büyüdü. Bu yıl onun ve bizim için önemli, bakalım hayırlısı olur inşallah.
Kitap hedefimi tutturamasam da geçen seneden dört fazlayla yani seksen kitapla yılı bitiriyorum. Şimdiden kitap kulelerim hazır, heyecanla okuyacağım zamanları bekliyorum. 
Aslında kendimce muhasebeler yaparım yılın bu zamanları ama bu sene hiç içimden gelmiyor. Memleketin hali belli, gün geçmiyor ki insanın içini ezen bir şey olmasın. Hava buz gibi sokakta bir sürü insan var, arkamı dönüp gitmek çok utandırıyor beni, bir şey yapamamak çok fena.
İnsanlar çok acımasız olmuşlar, kimsenin kimseye ne saygısı, ne sevgisi, ne şefkati var.
Etrafta görmesem sosyal medyada görüyorum. İnsanların mutluluklarına burun kıvırmalarına belki çocukça diye bahane bulabilirim ama acılarına bile laf sokuşturmaları içimi donduruyor.
Yeni yılda en çok sağlık diliyorum, özellikle çocuklar için. Ve vicdan diliyorum, Allah kalplerimizi iyilikle doldursun, buna çok ihtiyacımız var. Yanımızdan, yöremizden iyi insanlar eksik olmasın. İyi bakın kendinize, mutlu yıllar... 

17.12.2015

Güne sığanlar



Günler çok kısa, bir bakıyorum akşam oluyor. İşler yetişmiyor, kafadakiler kafada kalmaya devam ediyor yani çokta bir şey sığmıyor((
Bu sabah Bilge' nin tünediği koltuktan uzun uzun baktım dışarıya. "Keşke kar yağsa" dedim. Tatil olurdu ne güzel, hem belki bir kaç gündür süren ayaz kırılırdı. Ankara'yı bilen bilir, taa içine işler ayazı. Kahveni eline alıp, kalorifer yanına kıvrılıp, gün bitene kadar kitap okumalı derken sokaklarda yaşayan bi dolu insan geliyor aklıma.
Koca bir haftadır yurt dışındaydı. Hafta sonu döndü, dün de İstanbul' a gitti,sanırım yarın dönecek. İş için olduğunu ne kadar anlatsak da Bilge çok kızıyor, çok sitem ediyor. Onu böyle görmek beni şaşırtıyor. Ben onsuz bir yere gitmediğim için, "ben gitsem ne yapar acaba"sorusu haince sırıtarak dolaşıyor kafamda:))

Akşamları "Kumkurdu" serisini okumaya devam ediyoruz. İkinci kitaptayız. Bilge' yle birlikte okuyoruz, tepkileri, soruları öyle güzel ki. Üçünü de bitirelim buraya yazmayı düşünüyorum.
"Pan" filmine gittik. Fragmanı pek güzeldi, ama filmi hiç sevmedim. Gerçi Bilge bayıldı.((

Sevgili Leylak Dalı' nın yılbaşı hediyesi olan  "Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım" Elena Ferrante' nin kitabına dayanamayıp, okumaya  başladım. Anladığım kadarıyla "Napoli Romanları" başlığı altında üç kitap. Kitap kapağındaki Jhumpa Lahiri yorumunu okuyunca "Napoli Romanları kesinlikle bir baş- yapıt...Kitapların her birine gömüldüm, her birinde kendimden geçtim. Lila ve Lenu' nun hikâyesini takip etmekten başka bir şey yapmak istemedim" daha da çok heyecanlandım.

Bu akşam yılbaşı ağacını süslemeli ...iyi bakın kendinize...

8.12.2015

Yıl biterken...


Yılın bu zamanları hayatım envanterlerle doluyor. Şirket envanteri çıkartmak, hesapları kapatmak, stokları saymak, bla bla bla...yaklaşık iki ayımın içine ediyor. 
Keyifli tarafına gelince " bu yıl neler yapmışım" sorusunun cevaplarını düşünürken buluyorum kendimi. Yılbaşı gecesine kadar.Aslında komik, belki de boşuna kasıyorum kendimi. 

Nihayetinde "zaman" dediğimiz olgunun felsefi yanına düşününce Bilge' nin pazar gününden sonra bir gün daha olsaymış önerisine "zıbartesi" günü gibi isim bulmak çok mantıksız gelmiyor.:)) Neyse gerçeklere dönünce bu sene geçen seneki kitap okuma hızımı yakalayamadım. Geçen yılı 76 kitapla bitirmiştim. Şimdiye kadar 74 kitap okumuşum.  Geçen yılı yakalarım da geçmek biraz zor görünüyor. 

Bu sene çok üretken geçmedi, ofis çok zamanımı aldı. Arada fırsat bulunca bir şeyler yapmaya,bir şeyler çizmeye çalışıyorum. Tabi kafamda bin tane fikir fing atıyor:))

Bilge' nin müzik öğretmeni birkaç derstir şikayet etmiyor. Hatta son ders "kız bugün iyiydi " dedi de hiç üstüme almamışım aptal aptal "hangi kız "diye sormuşum:))
Bu sene yaptıkları yazılı sonuçları karneye geçeceği için Bilge bir şaşkın. 90 aldım diye sevinirken ikinci yazılıdan 70 alınca ortalamasının 90 olması için son yazılıda 95 alması gerektiğini geç ve güç ve hatta üzüntüyle idrak etti:((( Sürekli ince hesaplar peşinde, yazık...

Yukarıdaki fotoğraflar ne alaka derseniz, anlatayım. İlk fotoda ki seramikleri Bilge boyadı, pek sevdi. Dört fincan daha var boyayacağı. Sonrasında fırınlayacağız. İkinci fotoğrafta benim killerle oynadık, ne zormuş kar tanesi yapmak, minik minik:)) Son foto küçülen kağıt denemelerimizden. Çok keyifli bir malzeme. Resmi çizip boyuyorsunuz, 170 derecede fırınlıyorsunuz yedi kat küçülüyor. Buruşup, kırışıyor sonra düzleşiyor. Yaka broşu, magnet, anahtarlık ya da istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.

Bu arada geçen hafta kar yağdı, onu da not düşeyim buraya. İlk kez kar yağarken şimşek çaktığını gördüm, korkutucuydu. Çatılarda tutan kar bir iki gün kaşımıza gözümüze rüzgarla doldu. Hava aralık ayında  Ankara için fazla iyi gidiyordu, sevindik neredeyse kar yağdı diye:)) (kar sevmeyen ben )

Neyse iyi haftalar olsun hepimize...