22.12.2016

Hafta Biterken

Geçen hafta sonu Opera Sahnesi' nde MDT' den "Frida" yı izlemeye gittik.


Gitmekle gitmemek arasında kaldım önce. Memleket yangın yeri gibi, gün geçmiyor ki yeni bir felaket duymayalım. Her gün ayrı bir acı.

 Günler öncesinden almıştım biletlerimizi. Bilge' ye bunu anlatmanın yolunu düşündüm, gülen yüzüne bakınca vazgeçtim.
Hazırlandık çıktık, hava buz gibiydi. Operadan içeri girince ve kalabalığı görünce derin bir nefes aldım.Çok güzel bir gösteriydi, bu topluluğu çok beğeniyorum zaten. Bitiminde yine avuçlarımız kızarana kadar alkışladık. İyi ki gelmişiz dedim, Benim, bizim buna ihtiyacımız var, tutunmak lazım sımsıkı...yapacak başka ne var ki...

6.12.2016

Geçen Hafta


Cuma günü işe gitmedim. Mehmet Eroğlu' nun "Kusma Kulübü" nü bitireyim, eve çeki düzen vereyim dedim. Evin bu köşesini seviyorum, sehpanın üzerindeki cam kürelerini bayılıyorum. Kim akıl etti acaba diye düşünürken babamla fotoğrafımıza bakıyorum, pek çok gün yaptığım gibi. Saçlarım belimde, üniversitedeyim. Ben kısa kollu babam uzun kollu olduğuna göre, henüz yaz değil diye düşünüyorum. Kısa süreliğine eve gelmişim Babam sağ kolunu omzuma atmış. O anda deklanşöre basılmış. Güçlü omzu yanı başımdaymış...

Kitabı bitiremedim, evi ellemedim. Yalan oldu her şey...Bir tek yemek yaptım.

 Bilge akşam üzeri "dışarı çıkalım "dedi. İyi kide çıktık ama hava fena soğumuş. Önce üst taraftaki parka uğradık. Totosunun üşümesine aldırmadan salıncakta sallandı keyifle. Yürümeye devam ettik. Birbirimize iyice sokulduk. Bu kız çok komik , hiç susmuyor adeta cıvıldayan bir kuş gibi...iyi kide öyle...Kendimizi sevdiğimiz kafeye zor attık:))
Bilge linol baskı denedi. Çok kıskandım tamamen doğaçlama oydu. (kağıttaki pembe desen) hayal gücümü nerede bıraktım diye düşündüm onu izlerken... Ağaç bardak altlıkları almıştım, ben de onları boyadım, iyi geldi...

"Kusma Kulübü" bitti, yorucuydu sanki biraz. Arada iki komik film izledik . Ailecek şuursuzca güldük. ("Nine Lives ve "True Memories Of An Int. Assassin" ) bizimkiler abur cuburla, cips gömdüler. Ben diyetime sadık kaldım... iç geçirmedim değil ama sanki kendime olan saygım arttı...

Bilge' yle Patricia Wrede ' nin "Büyülü Orman Günlükleri " serisinin ilk kitabı "Ejderhalarla Yaşamak" ı  okuyoruz. Bayıldık, yatma vakti gelince elimizde kitap, biraz o okuyor, çokça ben, sonra uyuya kalıyoruz...

Gürsel Korat' ın "Çizgili Sarı Defter" kitabına başladım. On ayrı öyküden oluşuyor, öyküler güzel ama bitmemişlik hissi yoğun.

Favori içeceğim  bir iki dilim limon, bir iki dilim zencefil ve sıcak su, nefis...(limon ağacım donmasın lütfen, lütfen, lütfen)

 Çok soğuk yahu ama güneş var iyi ki...

Kaçtım ben, biraz daha "iyi ki" ler bulmaya...

28.11.2016

Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali


 Çok ucundan yakaladım bu sene festivali. Seneye inşallah daha hazırlıklı olacağım. Üç oyun izledim festivalde. Üçü de Şinasi Sahnesi' ndeydi.
Tiyatronun duayeni Genco Erkal muhteşem bir performansla ruhlarımıza dokundu. Çok sevdiğim bir arkadaşım aldı biletlerimizi. "Bir Delinin Hatıra Defteri" ni perşembe akşamı izledik.



Arkadaşım Erdal Beşikçioğlu'ndan da izlemişti aynı oyunu (ben maalesef izleyemedim) "çok farlı iki yorum izlediğini" söyledi. Benim için unutulmaz bir seyir oldu. Çok yaşa Genco Erkal.


Perşembe günü benimle tiyatroya gelemeyince bozulan Bilge' ye sürprizdi bu oyun. Cuma akşamı olduğu için rahat rahat gittik. Önce Tunalı' da kahve ardından Şinasi Sahnesi.

Allahım ne güldük,ne güldük. Uzun zamandır böyle gülmemiştim. İstanbul Kumpanyası oyuncularından Tarık Şerbetçioğlu' nun yönetmenliğini ve baş rolünü üstlendiği "Kapı Çarptı" iki perde boyunca, hatta eve giderken arabada ve hatta öbür gün evde hâlâ bizi güldürüyordu.


Ömer Gecü' ye, Nermin Koçak ve tabiki Binnur Şerbetçioğlu 'na ve diğer oyunculara bayıldım. Çıkarken avuçlarımızın içi alkışlamaktan acıyordu.
"Düşüş" oyunu benim için ilginçti. Aynı isimli başka bir oyuna bilet aldığımı zannedip, gidip gitmemek arası kararsız kalmıştım. Sahneyi görmemizle, şaşkın hatamı fark ettim. Güzel oldu ilginç bir oyun izledi Boğaziçi Ün. Oyuncularından. Görseller, canlı müzik ve dans ve içinde bulunduğumuz şiddet dolu olaylar. Gencecik insanlardan yorumlandı ve güzel bir seyirdi, yolları açık olsun.

"Yaşasın Tiyatro" diyeyim emeği geçen herkese binlerce teşekkürler.... iyi bakın kendinize...

17.11.2016

Kış...


Dün yılın ilk karı yağdı. Lapa lapa yağıyordu ama tutmadı. Bir gün önce havaya bakıp "kar topluyor sanki " demiştim. Artık bozkırı iyice özümsedim sanırım. Ama hava birden soğudu. Ankara' nın meşhur ayazını bilenler bilir. Dışarıda kalanın Allah yardımcısı olsun.

Bilge okula iyiden iyiye alıştı ve sanırım okulu sevdi. Olumsuz bir şey duymadım (tahtaya vuruyorum) Veli toplantısından sonra anneler telefon uygulamasında grup kurmuşlar. Bilge arayıp telefon numaranı vereyim mi diye sorunca şaşırdım. Bunu bana sormayı akıl etmesine sevindim. Neyse çıkıntılık yapmayım, dört yıl beraberiz nihayetinde diye ver dedim. Allahım bu kadın milletindeki boş vakit ve boş laf bolluğuna hâlâ şaşırıyorum. Çocukları çekiştirmekten tutun da, öğretmenlere kadar neler neler. Sadece ödevlere bakıyorum takip etmek için. Sinir bozucu.

Öğleden sonra ofisten çıkıp Bilge' yi karşılamaya eve geliyorum. nemrut suratlı bir kadın var hep girişte oluyor,  o da çocuğunu filan bekliyor sanırım. Nasıl suratsız anlatamam, önünden geçerken selam veriyorum (selam vermeden geçmek ayıp gibi geliyor) zora ki kafasını sallıyor. İnsanların üzerinde böyle bir etki bıraktığının farkında mı acaba...

Akşam Bilge' yi telefonundaki interneti iptal ettirmekle tehdit ederek, sebze yemeği yedirdim. Yediğini görünce sinir oldum...

Balkondaki miyatür gülümle,horoz ibiği gibi olan çiçeklerimi soğuk vurdu sanırım. Limon ağacım da yapraklarını buruşturdu:((

Dün kereviz pişirdim, bugün işe getirdim öğlen yeriz diye. İ' nin yüzü düştü sanki:))

Ayla Kutlu' nun "Yedinci Bayrak" kitabına başladım, sürekli okurken uyuya kalıyorum, bu da sinir bozucu...

Sabah okul Servisi on dakika geç kaldı. Şoförün telefonu kapalıydı. Hem soğuktan donduk, hem merak ettim. Tam vazgeçip eve girecekken servis geldi. Kapıdan  "K. Bey telefonunuz kapalı ulaşamadım size, başınıza bir şey geldi sandım" dedim Gayet pişkin "şarjım bitmiş" dedi. Şaştım kaldım. Diğer çocuklarda bekliyordur diye uzatmadım. Allahım aklıma sahip çık yarabbim.
Ben de var bir tuhaflık diye ciddi ciddi düşünüyorum...

Güvercinler ve arada kaynamaya çalışan birkaç serçe mama kabının başındalar. Katur kutur mama yiyorlar:)) Onları izlemek keyifli...

Çocukken nefret ederdim kış mevsiminden, uzun süredir sevmesem de gözüme batmıyor.

Haftaya iki ayrı tiyatro oyununa gidiyorum, bunu yazarken bile gülümsüyorum...

Öyle işte...




7.11.2016

Sonbahar

Pazar günü, "pastırma yazı" dediklerinden, güzel bir hava vardı. Kahvaltıyı dışarıda yaptık, ardından Bilge piyano dersine gitti. 

Çıkışta biraz yürüdük, sonbahar buralarda ayrı güzel. Renkler, ışık, toprak bambaşka bir büyü.
Mutfak alışverişi yapıp eve geldik. Yerleştirme, pişirme, yıkama derken ne zamandır aklımda olan

"Ayrancı Antika Pazarı" nın olduğunu öğrendim. Sanırım her ayın ilk pazarı kuruluyor.
Bilge önce "ben gelmeyim " dese de pazara bayıldı. Her masayı ayrı ayrı dolaştı.

Antika kavramanı çok anlamadı (ben de çok anlamadım)  ama biriktirilen şeylere şaştı kaldı. Gazoz kapaklarının biriktirildiğinden hiç haberim yoktu. İlgimi çeken kitaplar vardı ama sahaf fiyatından çok pahalıydı. Her yer gramofon, pikap ve plak doluydu. Eski eşyaları görmek insanı hüzünlendiriyor. Ham ağaç bardak altıkları buldum, biraz onlardan aldım, boyarım diye.

Eve döndük. Bilge' yle yeni bir seriye başladık. Birsen Ekim Özen' ,n "Mühürler Sandığı" fark etmeden ikincisiyle başlamışız, hafta sonu ilk kitabı da aldık. İkincisi bitmişti, ilkinden bir kaç sayfa okuyup uyuya kaldık:))


İyi bir hafta diliyorum hepinize...

1.11.2016

Çok üzülüyorum...çok...


29 Ekimde Bilge Anıtkabir' e gitmeyelim dedi. "Neden" dedim, "hiç güvenli değil, bomba patlayabilir" dedi. Yüreğim sızladı "olur mu öyle şey çok güvenli bir yer orası "dedim, Yüzüme baktı "anne ne güvenlisi hiç bir yer güvenli değil" dedi. On yaşında benim çocuğum, sadece on yaşında...

Bu hafta sonu gitmeye karar verdik. Her gün yeni bir saçmalığın yaşandığı memlekette, daha saçma bir şey olmazsa gideriz inşallah...

31.10.2016

Geçen Hafta


Geçen hafta çok zor bir haftaydı. Hiç bitmeyecek zannettim. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın babası öldü. Daha doğrusu intihar etti. Böyle şeylerin etrafımızda olabileceğini hiç düşünememişim. Filmlerde izlemek, kitaplar da okumak başka bir şey, burnun dibinde olması bambaşka...

Emrah Serbes' in "Müptezeller " kitabını okudum.  Çok yordu kitap beni. Haksızlık etmeyim belki, kötü bir zaman olduğu için, bilemiyorum...

Dün "Ekşi Elmalar" filmini izledik. Sevdim, güzeldi, naifti... iyi geldi.

Bilge çok mızmız, yazılıları başladı. Bizimki çok rahat, Oblomov' un çocuk hali diyebiliriz. Bu hal sınavlarda illaki patlayacak, hayırlısı artık. Kararlıyım "ders çalış" demeyeceğim...yoruldum...


Ne sevimsiz bir yazı oldu, kusura bakmayın  ama bugünlük böyle...



17.10.2016

Hafta Sonu


Hafta Sonu sezonu açtık. Opera Sahnesinde "Çingene Baron" u izledik. Orjinali üç perde olan J. Strauss operetini iki ve üçüncü perdeler birleştirilmiş olarak iki perde ve Türkçe izledik.

                               (fotoğraflar netten alıntıdır)
Özlemişiz, coşkulu orkestra, rengarenk kostümler, etkileyici dekor yine muazzamdı.


Gerçi Bilge' nin sonuna doğru gözleri kaydı, kafası düştü ama toparladı:))


Pazar günü piyano dersine gittik. Bilge artık maalesef kemanı eline almıyor. Bir nevi küstü gibi ya da sınav maratonu öyle bıktırdı ki, koydu bir kenara. Piyano çalmak hem daha kolay, hem daha coşkulu geliyor ona. Derste hocasıyla deşifre ettikleri parçaları evde rahatça çalıyor. Şunu anladım ki çocukların bir şeyleri sevmesi için önce hocayı sevmesi gerekiyor. Okulda da görüyorum bunu, müzikte de. Hocanın ne kadar iyi ya da başarılı olması hiç önemli değil çocuğun seviyesine inemiyorsa, hiç anlamı kalmıyor.

"Lontano" yu merakla okumaya devam ediyorum, iyice sardı. Bir iki güne kadar biter sanırım.

Sabah yağmur yağıyordu, dışarı çıkınca havayı içime çektim yalandan bile toprak kokusu yoktu... Onca beton yığının arasında ne bekliyorsam...

Balkondaki küçük limon ağacımın limonları iyice sararmış, üç tane. Bir türlü koparmaya elimiz varmıyor:;)))

Keyifli bir hafta olsun..


13.10.2016

Günaydın...

Günlerdir ilk kez bu sabah iyi uyandım. Öksürmeden, burnumu çekmeden, şükür.Gün erken başlayınca öğlen kafam düşüveriyor:)) hemen bir az şekerli türk kahvesi gözlerimi açık tutmamı sağlıyor.Yürümeye devam ediyorum, havalar bozacak gibi. Dün 3.5 km yürüyebildim. Akşam üstü çıkıp beş km. tamamlarım diyordum, yağmur yağınca yapamadım:(( Bilge ödevleri bitirince Ps açtı. Dans programı var, ekrandaki hareketleri yapıp puan alıyorsun. Çok eğlenceli, Bilge' yle güle oynaya bir saat dans ettik. Yürüyemediğimiz de yapalım dedik. Gerçekten çok komikti. Özellikle her dansın sonunda kamera da kendimizi izlemek:)))

Bilge' yle "Kraliçeyi Kurtarmak" kitabına devam ediyoruz. Bilge okula da götürdüğü için benim okuyamadığım kısımları önce bana anlatıyor.

Ben de en sevdiğim polisiye yazarlarından Jean Christophe Grange' in son kitabı"Lontano" ya başladım. Kitap sürükleyici, ama baskı çok kötü sayfaları çevirirken korkuyorum elimde kalacak . Kitap çok kalın diye mi böyle yapmışlar anlamadım ama iyi olmamış.

Neyse ben kaçıyorum, iyi bakın kendinize...

7.10.2016

Rutini yakalamak...



Okulların açılmasıyla birlikte hayat yeni bir ritm tutturdu gidiyor. Sabah olmak üzereyken 05:45 ' t e uyanıyorum hafta içi. Ardından alarm çalmaya başlıyor. Bilge robotik hareketlerle yaklaşık otuz beş dakika sonra serviste oluyor. Bir dilim bir şeyleri zorla ağzına tıkıştırıyorum serviste midesi kötü olmasın diye. Okula gidince ders başlayana kadar çantasına koyduğum kahvaltılıkları götürüyor. Sanırım okulun en keyifli tarafı bu zaman dilimi. 
Bilge gittikten sonra bir saat kadar kitap okuyorum. Sonra kahvaltı hazırlığı, ortalığı toparlama derken dokuz gibi ofise gidiyoruz. Ekstra bir durum yoksa yapmam gereken işler çok uzun sürmüyor. Kitabımı ya da dergimi okuyorum. Film izlemeyi ihmal ettim bu ara. Dün kendime liste yaptım ufaktan başlarım izlemeye. Öğleden sonra iki ye doğru sırt çantamı yüklenip eve yürüyorum. Yaklaşık 3,5 km. Aslında çok değil ama çok zorlu bir yokuş tırmanıyorum ve rotam trafiğin ortasından geçiyor. Egzoz kokusu bazen rahatsız ediyor ama havalar uygun olduğu sürece yürümeyi düşünüyorum. Eve Bilge' den önce geliyorum. Servisten inip kafasını kaldırınca ona balkondan el sallamak en keyiflisi. Kapıdan içeri girmesiyle ayakkabılar bir tarafa, üstü başı bir tarafa, çantası bambaşka bir tarafa dağılıyor... Hemen üzerini değiştirip tabletini eline alıyor. Yarım saat sonra söylenmeye başlıyorum, o da bana söylenerek ortalığı toparlıyor. Biraz daha dinlendikten sonra piyanonun başına oturuyor. Yarım saat çalıştıktan sonra, piyanonun kapağını kapatıyor. Masanın başına geçiyoruz. Ödevlerini kendi başına yapıyor, tekrarlarını da ama ben de odasında olayım istiyor. Kitabımı okuyorum yanında. Test çözmeyi eziyet olarak görüyordu önceleri ama sanki artık seviyor gibi.  
Hâlâ kişisel temizliği ben hatırlatmadıkça umurunda bile olmuyor. Neyse buna da alışır zamanla. Ders faslımız bitince, yemek yiyoruz ardından  giyiyoruz spor papuçlarımızı vuruyoruz kendimiz yollara. Yine zorlu bir yokuş tırmandıktan sonra Ankara'nın en sevdiğim caddelerinden birinde uzunuzun yürüyoruz. Bu yürüyüşleri çok sevdik. Yanarsak koca yaz bu yürüyüşleri yapmadığımıza yanıyoruz. Dönüşte arada kahve kaçamağı bile yapıyoruz. Bilge kendini pastayla filan bile ödüllendiriyor. Belli yerlerde sokak kedileri var onlara kuru mama vermeyi de ihmal etmiyor:))
 Döndüğümüzde saat sekiz oluyor. Pijamalar giyilip yatağa giriliyor. Kitap okurken uyuya kalıyoruz. Bu ara Vladimir Tumanov' un "Kraliçeyi Kurtarmak" kitabını okuyoruz. Bu tempoda biraz yavaş okuyoruz ama olsun:))

Behiç Ak' ın "Postayla Gelen Deniz Kabuğu" nu geçen hafta okuduk. Önce çok sevmemişti ama ortalarda sarmaya başladı ve sonunu heyecanla okudu. 
Ben de geçen hafta Harper Lee' nin "Tespih Ağacının Gölgesinde" kitabını okudum. "Bülbülü Öldürmek" kitabını okumamın üzerinden çok vakit geçmediğinden midir, zaten temkinli yaklaştığım için zor bir okuma oldu. Sevmedim ...
Delal Arya' nın Yedi Denizlerde kitabının üçüncüsü "Kükreyen Kırklar" kitabı Can Çocuktan geçtiğimiz günlerde çıktı. Pera Günlükleri' nin ardından okumuştum diğer iki kitabı, tabi arka arkaya okumak ayrı bir lezzet. Yeni kitabın çıkmasını beklediğinde aynı tadı alamıyorum. Maalesef o da keyifsiz bir okuma oldu. Fahrettin Demir' in "Yel Etekli Kuş Kanatlı" adlı öykü kitabına başladım. Alakarga yayınlarından çıkmış on iki öykü barındırıyor. Yazarın okuduğum ilk kitabı, etkileyici öyküler. Bugün biter sanırım. 
Günler aşağı yukarı bu rutinde gidiyor. Dün ayın on beşi için Opera Sahnesi' nden bilet aldım. Bu sene mecburen hafta sonu gösterimlerine bakacağız. Devlet tiyatroları  için birlikte gidebileceğimiz bir oyun maalesef bulamadım. Umarım gelecek ay bulurum. 
İyi bakın kendinize diyeyim ortalıkta ciddi grip salgını var, biz de nasiplendik allahtan çabuk atlattık:))Kalın sağlıcakla...


28.09.2016

Öyle İşte...

Blog yazmanın en zor kısmının "başlığa ne yazsam" olduğunu unutmuşum:)) En çok "ben" "biz" dediğim yer burası. Neden daha sık yazmıyorum sorusunu kendime tekrarlayıp duruyorum. Hissettiklerimi kelimelere dökmem artık zor geliyor. Sanki iflah olmaz bir tembellik var üzerimde yazmakla ilgili. Oysa yazamamak rahatsız da ediyor. Değişmek istemiyorum. Tembel olmak hiç istemiyorum...
Gün çok erken başlıyor her sabah. Bilge gözünü açmakta zorlansa da, gözünü açtıktan sonrası hızlıca geçiveriyor. Çok erken olduğu için serviste midesi bulanmasın diye bir dilim bir şey atıveriyor ağzına. Küçük sandiviçler yapıyorum, ders başlamadan okulda yiyor. Okula gelince "ben geldim" diye haber vermeyi öğrendi sayılır. Önceleri unutunca çok bozuluyordum ama beni unutması, arkadaşlarına takılması güzel diye düşünüyorum. Okulu ve sınıfını sevmiş görünüyor. Bilge için bu çok önemli. 15:10 gibi eve geliyor. Ben yarım gibi ofisten çıkıp yürüyerek ( yaklaşık 3,5km) eve geliyorum, yemek hazırlayıp onu karşılıyorum. Havalar iyice soğuyana kadar bu yürüyüşlere devam edeceğim. Bir saat kadar dinleniyor. Sonra ödev başına oturuyor, sonra piyano arada kaçamak tablete bakmaca. Akşam 20:30 gibi yatağa giriyoruz. Hâlâ birlikte kitap okuyoruz. Biraz o okuyor, çokça ben:)) o arada uyuya kalıyor...

Harper Lee' nin "Tespih Ağacının Gölgesinde" kitabına başladım. "Bülbülü Öldürmek" ten sonra çok temkinli bir okuma, ne hissettirecek bilemiyorum. Jack London' ın "Demiryolu Çocukları" nı da okuyorum. Gelecek ay Bilge okuyacak. Yan çizmesin diye,  çaktırmadan önce ben okuyorum.
Bu arada yatarken de Behiç Ak' ın "Postayla Gelen Deniz Kabuğu" nu okuyoruz. Bilge önce sevmediğini söyledi, sonra "ben de tablet bağımlısı olabilir miyim" diye sormaya başladı:))
Bilge kitap okumayı sevmiyor diye düşünüyordum ama galiba sevme biçimlerimiz farklı. Benim sevdiğim gibi sevmesini beklemek hata olur.

İyi bakın kendinize...

21.09.2016

Yeni okul...

Bayram tatili dönüşünde sık sık asık bir surat ve "offf okul açılıyor yaa" lafı döndü durdu etrafımızda. Pazartesi sabah korkunç endişeli bir suratla kalktı, kahvaltının ardında arabaya atlayıp okula doğru yol almaya başladık. Trafik rezalet.Koca' nın masumane Ankara trafiğinden kaçabileceği (istikamet Kızılay çünkü) düşüncesinin ne kadar acınası olduğunu okula on dakika geç kalarak ıspatlamış olduk. Allahtan tören falan derken sınıf listeleri daha okunmamıştı. Okul bahçesinde benimkinin benzeri bir sürü endişeli surat. Arada bir iki tane geçen seneden tanışan var. Bir ara ingilizce sınıfından hayta olduğunu bildiğim bir oğlanı gördüm. Aman nasıl sevindik. Hemen yanına gittik. Ben annesiyle konuşurken oğlan annesinin zoruyla kafası başka tarafa çevrili" merhaba Bilge" dedi:((
Neyse sınıf listeleri okunmaya başlandı. Bir çınar ağacı kararlaştırdık Bilge'yle alında buluşalım diye. Öğlen yemeği yeriz dedim tamam derken, fotoğraftaki kızın annesi yanımıza yaklaşıp "aynı sınıftalar galiba hadi birlikte çıkın"dedi. O yukarı çıktı, ben sonra çaktırmadan sınıfa çıktım, fotoğrafı çekerken yakalandım. Gülen yüzünü gördüm ya "öff anneye" bile takılmadım:))

Okula geç kaldık dedim ya, hemen servis ayarlaması yapayım dedim. Servisçi abinin "sabah altıyı yirmi geçe hazır olsun " lafını önce idrak edemeyip, sonra şaka yaptığını sanınca ve buna gülen bir tek ben olunca çaresiz kabul ettim. Adam acıdı yazık halime galiba, dönüşte "kıyak yaptım ikici Bilge' yi bırakırım" dedi. İyi bari buna da şükür. İlk kez servisle gidecek, Allahtan telefon kullanma izinleri var. Ben sürekli mesaj yazıyorum servise bindirince. Güzel kızımla başlayan uzun cümleler, önce kısa kısa bir iki kelime yazarken, sonrası yanıtsız... Yeni ergen çocuk hevesi gibi gözüm mesaj ekranında boş umutla kaldım. Dönüşte "niye cevap yazmıyorsun" diye sorunca"çok gereksiz yazıyorsun, yatıp uyusana "dedi. Çok bozuldum ama bir şey demedim. "Uyanınca bir daha uyuyamıyorum " diyemedim."Aklım sende kalıyor" hiç diyemedim. Sabah yürüyüşüne mi çıksam diye düşündüm önce, evin önündeki rampayı düşününce vazgeçtim. Çoktandır ihmal ettiğim bloğumun başına geçtim. Ay ve sokak lambasının buluştuğu ve yavaş yavaş günün aydınlandığı bu sabahtan yazıyorum işte.
Ne diyelim hayırlı uğurlu olsun yeni öğretim yılı. Ergen davranışlarının kalbinizi ezip geçmediği günler dilerim...

5.09.2016

Sığınak


Ev, özellikle de balkon bir nevi sığınak gibi oldu. Bir sürü kitabım var, bir sürü olduklarını bilmek beni rahatlatıyor. Boyalarım var, kağıtlarım, fırçalarım, killerim... İyi ki varlar, onlara baktıkça daha rahat nefes alabiliyorum. Bilge' yi en çok "tembel" olmakla eleştiriyorum ama içimden bir ses "bırak tembel ve rahat bir insan olsun "diye fısıldıyor kulağıma. İyi şeyler yapmak, yazmak, söylemek istiyorum. Kulaklarımı ve gözlerimi sımsıkı kapatıyorum. Kötülükleri görmek duymak istemiyorum.

Daha umutlu yazmak isterdim...kuşlar, böcekler, çiçekler..." hayat ne kadar güzel" demek istiyorum..."insanlar ne kadar iyi"...diyemiyorum. Tek diyebildiğim "insanlar ne kadar bencil", "insanları sevmek istemiyorum" diyebiliyorum ve sığınağıma koşuyorum...

17.08.2016

Günler birbirini kovalarken..



Sabahları insanın içini ürperten hava sonbaharın kapıda olduğunun habercisi. Sınavdı, taşınmaydı , yeni evdi, memleket halleri derken yaz geçiverdi. Gerçi yazın bitiyor olması Bilge'yi üzüyor. En çok çocuklar üzülüyor sanırım, ben alıştım galiba tüm mevsimleri sevmeye:))

Neyse bu arada Bilge' nin okul kaydını yaptırdım, piyano dersini ayarladım. Geçen hafta ilk dersini aldı. Daha önce ses çalışırken kendi kendine çalışıyordu. Bunu faydasını göreceği de açık evde artık akşamları yeniden müzik sesi var:))

Bana gelince bu aralar nefis kitaplar okuyorum. Armağan Tunaboylu kitaplarıyla tanıştım. Önce "Yıldız Cinayetleri" ardından "Resim Cinayetleri" pek güzeldi. Bu yıl Ursula K.Leguin külliyatını bitirmek niyetindeyim ama zor olacak gibi görünüyor. Daha önce "Marifetler" i okuduğum serini "Sesler" ve "Güçler" kitaplarını bitirdim. Çok ama çok güzeldi. Bu sabahta "Her Yerden Çok Uzakta" yı bitirdim. Bu kitap alıştığım Ursula kurgularında oldukça farklıydı. Jean Louis Fournier ' ın daha evvel "Dul" kitabını okumuştum. Geçen hafta "Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam" ı okuyunca çok etkilendim ama asıl "Nereye gidiyoruz Baba" beni alt üst etti. Mutlaka okuyun derim.

Sinemada defalarca fragmanını izlediğimiz "Evcil Hayvanları Gizli Yaşamı" filmini izledik. Komikti ama itiraf edeyim fragmanları daha komikti:))

Bizde durumlar böyle...İyi bakın kendinize...

8.08.2016

İç İçe



Sabah erkenden uyandım. Gece o kadar geç yatmıştım ki, malum millet nöbette gecenin bir yarısı goy goy derdinde, gürültüden uyuyamadım. O kadar samimiyetsiz geliyorlar ki. Neyse erkenden uyandım diyordum. Baktım Bilge yatağın ayak ucuna kıvrılmış, Koca' da muhtemelen sığamamış bizim yatağa, Bilge' nin yatağına yatmış. Bilge herhalde geceki gürültülere uyanıp geldi. Biraz daha uyuyabilir miyim diye yumdum gözlerimi, olmadı. Ben de gece başladığım kitabımı aldım elime. "Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam" Jean -Louis Fournier. Yazarın daha önce "Dul" adlı kitabını okumuştum, bu bambaşka geldi. Üstelik arka kapakta "otobiyografik bir anlatı " diyor. Yazarın hayatına bakınca wikipedi "Fransız yazar ve komedyen "diye yazmış. "Komedyen " sözcüğü çok ironik geldi. Biraz okuyup su içmek için mutfağa gittim. Mutfakta akşamdan kalan üç beş bulaşık vardı. Önce makineyi boşaltıp yerleştirmek zorunda olmak sinir bozucu ama zorunlu. Bulaşıkları yerleştirip yenilerini dizdim. Bu arada yeni evi sevmeyen çiçeklerimin bir kısmını mutfağa koymuştum. Onlara gözüm takıldı. Ölenlerin saksılarını alt rafa kaldırdım. Kalonçem yaprak döküp duruyor, yakında kel kalacak. Onun sağını solunu toparladım. Saksısı küçük gelen adını bilmediğim çiçeği, ölenlerden birinin saksısına diktim. Can suyunu verdim. "Sakın ölme" diye tembihledim. çeri çöpü toparlayınca bir "oh "dedim, tekrar yatağa döndüm. Kitabı yarıladım, zaten ince ama bence ağır bir kitap.

Yıllar önce Antalya' da serada çalışırken palmiyeleri ve hurmaları nasıl budayacağımı anlatmıştı çalışan ablalardan biri. "Katman katman ayıracaksın, tıpkı soğan kabuğu gibi. Yanlış katmanı kaldırırsan zorlanırsın" demişti. Aslında nasılda hayatı özetlemiş. Her şey iç içe geçmiş katman katman olmuş ve hayatımızı oluşturmuş. Şimdi durduğum yerden bakınca gayet net anlıyorum...

Tabi ben bu düşüncelere dalmışken saat ilerlemiş. Bizimkileri kaldırdım. Evde ekmek yokmuş, kahvaltıyı ofiste yapalım dedik. Toparlandık, yola koyulduk...

Tamam ben yazıyı baştan okudum tam kafamın içini yansıtmış. Ne yapsam toparlayamam . Bu da böyle olsun. İyi haftalar dileyim, bir de kendinize iyi bakın...


1.08.2016

Küçük bir kaçamak

Daha önce bahsetmiştim sanırım Koca sigarayı bıraktı ama dellenik geziyor diye. Geçen hafta sonuna doğru haleti ruhiyesine iyi gelir diyerek düştük yollara. İstikamet Ordu-Akkuş-Çavdar Köyü.

Her şey iyi hoşta özellikle köye giden yollar korkunç. Birde kestirme yol varmış diyerek dağın başında keçi yolu gibi saçma sapan bir yoldan çıkana kadar akla karayı seçtik.


Havalar oralarda yeni ısınmaya başlamış. Eriklerden başka meyveye oturmuş hiç ağaç yoktu. Her şey çiçekte. İlk kez köyü bu kadar bereketsiz gördüm. Kayınvalidem de şikayetçiydi bu durumdan. Dört gün kaldık, pazar günü döndük eve. İnsanlara etrafa bakarken çokça düşündüm. İnsanların yaşayışlarını, beklentilerini, düşüncelerini anlamaya çalıştım. İşin içinden çıkmak çok zor, tek anlayabildiğim cahilliğin korkunç bir silah olduğu. Ülke neden bu halde sorusunun cevabı ortada.

Neyse iyi haftalar olsun diyeyim...

21.07.2016

Bir Film, Bir Kitap, gerisini boş ver...


Bilge'yle dün sinemaya gittik. BFG (The Big Friendly Giant) Roald Dahl' ın kitabından sinemaya uyarlanmış keyifli bir film. Keşke 3D izleyebilseydik daha muazzam olurdu. Yönetmen koltuğunda Steven Spielberg oturuyor.  İyi yürekli dev rolündeki Mark Rylance' a bayıldım. Sophie rolündeki çocuğu hiç sevmedim:((




"Biletiniz Buraya Kadar" Romain Gary' nin okuduğum ikinci kitabı. İlk kitap "Kadının Işığı" nı çok sevmemiştim. Bu kitapsa oldukça güzeldi. Okumanızı öneririm.

" Bana her zaman öyle geldi ki yaşlanma, insanı yaşlılığa hazırlıyor. Değişimin işaretlerini belli eden mevsimler, aşamalar olduğunu düşünüyorum: "Yavaş yavaş" oluşmayı sürdüren bir şeyler var ki bunlar insana, kendini hazırlamak, belirli önlemleri almak ve araya mesafe koymak, böylelikle kendine bir "bilgelik", bir "dinginlik" oluşturmak için yeterli zamanı oluşturuyor."... (arka kapaktan)

Agora Kitaplığı, 2012 basımı, 225 sayfa...

Bugünün en güzel haberi netten sipariş ettiğim kitaplarım gelecek, bir de Bilge çok güzel bisiklet sürüyor. İyi bakın kendinize...

19.07.2016

Akıl



Bu fotoğrafı paylaştıktan bir gün sonra aynı saatlerde Bilge' nin yatağına uzanmış kitap okuyorduk. Kulakları delen jet seslerini duyduk. Bilge "yarın 30 Ağustos mu" diye sorunca hemen elim telefonuma gitti. Sosyal medya çalkalanıyor. Bir süre sonra bomba sesleri gelmeye başladı, korkunç bir duyguydu. Ev zangır zangır sallandı, jetlerin sesine tüm arabaların alarmları ötmeye başladı.Sonra sela sesleri...

Sonra kana susamış bir millet, bu kana susamışların arkasına sığınan siyasiler. Her şeyden bir haber telef olmuş askerler...Utanç duygusu... Her bir yanımı saran utanç duygusu.

Darbeyi elbette desteklemiyorum, faşistçe hiç bir girişimi asla desteklemem. Ama bu çok farklı bir durum... benim anladığım memlekette tek organize meslek gurubu imamlarmış. Hepsi bir arada nasıl bu kadar çabuk organize oldu aklım almıyor...
Ne mi yapmalı? Bilmiyorum... Ne mi yaptım? Bilge' nin tabletine bir şey olmuş kimlik kurtarma parolası bekliyor ve nete giremiyor. Milletin çarşaf çarşaf paylaştığı kanlı görüntüleri görmedi.
Facebookta pek çok kişiyi paylaşımları yüzünden arkadaşlık listemden çıkarttım. Elimden geldiğince internete girmiyorum. Babil' den kitap sipariş ettim, iyi hissettirdi. Mecbur olmadıkça bir yere çıkmıyorum. Bu konuyu konuşmuyorum. Buraya da "kişisel güncem"olduğu için yazıyorum. Kendimi çok kötü hissediyorum...

12.07.2016

Merhaba


Sanki aylar olmuş gibi buraya yazmayalı. Bir garip hissettim. Yaklaşık bir ay olmuş. Neler oldu anlatayım. Bilge Hacettepe konservatuvar sınavına girdi. Maalesef başarılı olamadı. Sınav sonucunun olumsuz olmasına çok üzüldü, biz de keza öyle. Ancak bu maratonun bitmiş olması hepimizi rahatlattı. Müzik Bilge' nin hayatında hep olacak, enstürman çalmayı seviyor çünkü.
Evimize taşındık. Eşyaların bir kısmı henüz yerleşmedi, koltuklar daha  gelmedi ama enteresan bir şekilde bu bizi rahatsız etmiyor:))
Bayram tatili için anneme Antalya'ya gittik. Yine kısa bir tatildi ama bir nebze de olsa dinlenebildik.
Ankara neredeyse bomboş. İşler biraz yavaşladı, hayırlısı diyelim.
Bu arada Koca sigarayı bıraktı, yaklaşık bir aydır içmiyor. Yalnız hey heyler tepesinde geziyor,  sabır diyerek idare etmeye çalışıyoruz:))

Bilge biraz önce "Pal Sokağı Çocukları"nı bitirdi. Yanıma gelip "ama Nemeçek öldü" dedi yaşlı gözlerle:(( Oyy kıyamam

Ben de Sezgin Kaymaz" ın "Sevinç Kuşları -/ Kısas" ını okuyorum, ilki de çok güzeldi.

Bak şimdi ben sayfalar dolusu yazarım sanmıştım ama ancak bu kadar yazabildim:))
İyi bakın kendinize...

14.06.2016

Durum Raporu:))


Durumlar fena, her yer terelelli:)) Ama umut var mı? evet:)) tünelin sonunda ışık yanmaya başladı diyebilirim:)) Arkadaş tadilat dediğin şeyin küçük ya da büyüğü yokmuş ve yeni ev dediğin dipsiz bir kuyuymuş. "Şu da olsun, bu da olsun" la başlayan cümleler, yapı market rafları enteresan durumlarmış. Mesela dün elektrik malzemeleri reyonunda priz ve anahtarlara bakarken şaştım kaldım. O kadar çok ki şahsen çok gereksiz buldum. Sonra sevgili Kocam' ın içinden ışıltılı, varaklı bir adam çıktı. Bilge'yle "yok artııııık " diyerek uzaklaştık kendisinden. Tövbe, tövbe.

Sonuç olarak kırılıp dökülecek yerler yapıldı, boyacı bugün çıkıyor, mutfak ve dolaplar 25-26 sı gibi bitecek (sağlam tehdit ettim), perdeler cumaya hazır olacakmış. Koltukları döşemeciye veremedim Ne zaman verirsem vereyim bayramdan sonra anca teslim edeceklermiş. Cam balkoncu haftaya takacak. Koca'yla birbirimize girmeden lambaları, bataryaları ve mutfak için ankastreleri alırsam bayramda çocuklar gibi şen olacağım:))

Bilge okula gitmeyi bıraktı:))) Sınava odaklanıyormuş. Yersem tabi, yiyeceğim yiyeceğim:((

İyi bakın kendinize diyerek kaçıyorum, tadilatsız günler diliyorum:))


30.05.2016

Günaydın


Günaydın, buralarda hava buz.Bahar yine kayıplarda. Alerjim tavan gün içinde alerji ilaçlarıyla ayakta duruyorum.Açık havada dolaşamıyorum korkudan. Bilge benden daha sağlam Allahtan.



Geçen hafta nörolog yazar Oliver Sacks 'ın "Karısını Şapka Sanan Adam" kitabını okudum. Çok etkileyiciydi. Diğer kitaplarını da mutlaka okumak istiyorum."Somut zamanda "kayıp" olan bir insanın varlığını oturtabileceği, kendini var kılabileceği bir yer var mıdır? Varlığının farkında bile olmadan kullandığımız duyularımızın küçük bir kısmını kaybettiğimizde neler olabilir? Profesör Sacks 'tan romantik tavırlı, geniş ve açık uçlu yaklaşımlarla örülmüş"ciddi" bir kitap. Sıradan her insan için "zihinsel" bir yolculuk, nöroloji ile ilgilenenler içinse kaçınılmaz kaynak." (arka kapaktan)


Cumartesi günü Bilge'yle YKY uğradık. Sedat Girgin'in çizimleri ve Nazım Hikmetin şiirlerinin buluştuğu "Üç Şiir" kitabını aldık. "Yaşamaya Dair, Ceviz Ağacı ve Masalların Masalı" Çok güzel bir çalışma olmuş. Sedat Girgin son dönemin en iyi çizerlerinden bence ve şiirlerin hakkını vermiş. Mutlaka edinin, kitaplığınızın en güzel yerini hak ediyor derim.

Onun dışında evde toparlanmaya çalışma odamdan başladım. Korktuğum kadar zor olmayacak sanırım. Kutu kutu pense şeklinde devam ediyoruz:))

Güzel bir hafta diliyorum, iyi bakın kendinize...                                                                                                                                                                                  

23.05.2016

Günaydın


Buraya yazamayınca eksik hissediyorum. Haftanın beş günü Bilge' yle koşturuyoruz müzik dersinde. Sınav tarihi haziran sonu olarak açıklandı. Ben tutuşurken Bilge derin bir nefes alıp "sonunda" dedi. Kıyamam ya o da ben de artık bitsin istiyoruz. Eşyaların neredeyse hepsini kafamda yerleştirdim. Atılacaklar, verilecekler gruplaması arasında dolanıp duruyorum. Sınav bitene kadar anca toparlanabilecekmişiz  gibi görünüyor. Hayırlısı bakalım.

Hafta sonu Bilge'yle "Angry Birds" filmini sinemada izledik. Çok komikti. Baya güldük, iyi geldi.

Akşamda Opera' da "Leyla ile Mecnun" temsiline gittik. Opera Azarice' ydi. Keyifliydi.

Havaların bir ısınıp bir soğuması beni mahvetti. Bahar alerjim yüzünden sürekli ilaç kullanıyorum o da yarı uyur gezmeme sebep oluyor:(( Bu sene daha hafif atlatıyorum gibi sanki, geçen sene sürünmüştüm.

Bilge boş zaman bulunca hemen resim yapıyor. Yukarıdaki fotoğrafta geçen haftadan. Müzik dersi çıkışı yağmur hafifleyene kadar atölyede beklerken yaptı. Çok seri ve kendinden emin yapıyor üstelik bir yere bakmadan. Çok kıskanıyorum:)))

Neyse şimdilik bizden bu kadar, fırsat bulunca tekrar yazarım. İyi bakın kendinize...



9.05.2016

Günler Günleri Kovalarken


Günler günleri müthiş bir hızla kovalıyor. Akşam eve nasıl girdiğimi, nerede yatıp nerede kalktığımı bilmiyorum. Aslında bu koşuşturmanın güzel bir nedeni var. Günlerdir ev bakıyoruz. Bir ev için  anlaştık, kaporamızı verdik bu hafta içinde tapumuzu alacağız. İki sene önce niyetlenmiş ama denk getiremeyip şuan oturduğumuz evi kiralamıştık, sırf ofise yakın diye. Şimdiye kadar oturduğum evler arasında en eski ve en bakımsız olanıydı. Ev sahibi çok rahat kötü karakteri oynayabilecek yetenekte olunca "kötü ev ve ev sahibi, bize kendi evimizi aldırdı:))

Şimdi taşınma telaşı var sırada. Pek çok eşyadan da kurtulmayı düşünüyorum. Koltukların döşemeleri değişecek, yeni perdeler alınacak, halılar yıkamaya gidecek diye liste uzayıp gidiyor ama olsun, kendi evimizde olacağız.

Bilge' nin sınavı yaklaşıyor, neredeyse her gün derse gidiyoruz. Bilge' de iyice asıldı. Hayırlısı olur inşallah.

Keyifli bir hafta diliyorum iyi bakın kendinize...


2.05.2016

Hafta Sonu


Cuma günü Bilge' nin okulunda "İzcilik Yemin Töreni" vardı. Bu sene başlayanlar fularlarını aldılar. Bilge gibi iki yıldır devam edenler bir yıldız, önceki seneden olanlar ikinci yıldızlarını aldılar. Bilge' nin bu sene sınav hazırlığı koşuşturmasında araya sıkıştırdığı, en çok keyif aldığı etkinlik oldu.

Cumartesi sabahtan Şinasi Sahnesi' ne gittik. Tiyatro rengarenkti. "Küçük Hanımlar Küçük Beyler 12. Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali " kapsamında "Canım Ailem" oyununu izledik. Çok güzeldi, hem komik hem çok duygusaldı. Bütün salon ayakta alkışladık zaten. "Canım Ailem tam adı gibi güzel bir aileyi anlatıyor. Futbol düşkünü, bol çocuklu bir aile. Çocuklarından biri down sendromlu. İyi bir kaleci olmak isteyen Metin' in ailesi hep yanında, ona hep destek. Oyuncuları kutlamak gerek, gerçekten o güzel ve samimi duyguyu bize geçirdiler.




Çıkışta yemek yedik , kedileri sevdik. Bilge' yi kursa bıraktım, ben dolaştım biraz. Kitap aldım, ofise geldim. Bilge'nin dersi bitene kadar oyalandım. Bilge' yi alıp eve geldik.
"Star Wars" son filmini ben izlemiştim, bizimkiler düblajlı izlemek izliyorlardı. Akşam onu izledik.
Sabah da "Denizin Ortasında" filmini izledik. Bir de animasyon izlediler ama çok ilgimi çekmedi.


Thomas Mann' in "Büyülü Dağ" ının 1. cildini bitirdim. Zor ama iyi bir okumaydı benim için. İkinci cilde haftaya başlayacağım. Elimde "Sıradan Kadınlar Düşü" var. Samuel Beckett' ın kitabı. O da zor bir okuma olacak gibi görünüyor. Bu arada dayanamayıp Ferit Edgü' nün "Görsel Yolculuklar" kitabına da hafiften başlamış olabilirim. Ulysses Moore' un 10. kitabı da elimde. Böyle yazınca "yuhhhh" dedirtiyor farkındayım. Ama ilahi soruya yanıt veriyorum "birbirine karışmıyorlar". Hepsinin konusu çok farklı. Birine takılıp ötekini es geçmez, arasını uzatmazsanız bence keyifli bile oluyor.

Bilge desenini çok güzel geliştirdi. Evet kıskanıyorum, onun gibi kaygısız cesurca ve yoğunlaşarak hiçbir şey düşünmeden resim yapmak isterdim.

Bizden havadisler böyle, iyi haftalar diliyorum...


25.04.2016

Gittik,gördük, geldik...


İki gün okulu astık. Perşembe sabahtan İstanbul' a gittik. İkizlerimiz burnumuzda tütüyordu.
Yol boyu yağmur bulutlar, kar, yağmur derken İstanbul güneşle karşıladı.

Ardından trafik seli, insan seli...



Büyümüşler, kocaman olmuşlar, nasıl güzeller anlatamam.İki gün kaldık, kısa ama keyifliydi.

Yol yapmayı özlemişiz. İyi geldi, pazar günü dinlendik. Bilge ' yi derse götürdük. Alış veriş, yemek okul hazırlığı, ütü  derken erkenden uyuya kalmışım:))

Keyifli bir hafta diliyorum.