30.03.2016

Günler Geçerken



Bu ara çok okuyorum, okudukça okuyorum bir de güzel bir yer buldum şuraya kaydediyorum. Şansıma güzel kitaplar denk geliyor diyeceğim ama sanırım seçici olmaya çalışıyorum. Her şeyi okumaya hem vakit yok hem gerek yok bence. Her şey iyi güzel de gözlerimde acayip batmalar başladı. Göz kuruluğundanmış. Gözyaşı damlası kullanmaya başladım. Günde dört kez. Sabah ve akşam Bilge gözüme damlatıyor. Geçen akşam "kimin gözyaşları ki bunun içindekiler?" diye soruyordu:))

Günlük listeler yapıyordum ya, artık yapmıyorum, bir işe yaramıyor sadece kafamı tırmalıyor sadece.
Unutmayım diye ufak notlar yazmaya başladım. Rahatsız etmiyor. Zaten ben ne kadar sıralasam da alt alta hayat bildiğini okuyor. Kendi kendime şunu yap bunu yap demenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum artık.

Birkaç gündür hava çok soğuk. Ağaçlara söylenmeyi bıraktım, havaya söyleniyorum:)) Gerçi her sene böyle oluyor. Ben yine hep bu zamanlar söylenip duruyorum. Bir mevsimin ağırlığını başka bir mevsimle üzerimden atarım diye bekliyorum sanırım.

Çok karamsar oldu sanki bu yazı , aslında kahvemi koyduğum fincandaki tarifi görünce eskiden tarif bulunca mutlaka yazdığım geldi aklıma. Kabartma tozu paketlerinde, takvimlerde, gazete eklerinde ya da köşelerinde ne bulursam yazar ve illaki denerdim. Artık her şey klavyenin ucunda, arama motorunun ağzında.Bakmakla yetiniyorum çoğunlukla. Mutfağa girebilirsem öpüp başıma
koyuyorum. Zaten onu yeme bunu yeme, o kadar kalori, bu kadar yağ...

Neyse iyi bakın kendinize diyerek, gidip kendimi işe gömeyim malum ay sonu, pöffff....




21.03.2016

Hafta Sonu


Hafta sonu ne mi yaptık? Dersleri iptal edip eve kapandık. Gözüm nette dudaklarımda mırıl mırıl "lütfen bir şey olmasın"lar...
Bilge odasında resim çiziyordu, bana seslendi "sanki bir gürültü duydum" dedi. Başka zaman olsa "abartıyorsun "der geçerdim. Hemen sosyal paylaşım ağlarına baktım. Bir şey yok derken... İstanbul...İstiklal
çıldırmamak elde değil. Memleketin bir tarafı evinden çıkamıyor, bir tarafı evine giremiyor. Burnumuzun dibinde insanlar ölüyor, öldürülüyor... 
Sonrası daha vahim, saçma sapan açıklamalar, saçma sapan tutumlar, insanlığımdan utandıran haller. 

Evden çıkmama sebebimizi Bilge' ye " bu hafta evde keyif yapalım" diye açıkladım, sonra ne diyeceğim acaba...


18.03.2016

Toplu Gösterim


Cuma güzel cuma. İzlediğim filmleri yazmaya devam ediyorum.

Carol 2016-ABD-İngiltere yapımı. Oscar vesilesiyle izledim ya çok beklentim vardı ya da başka bir şey. Çok sevdim mi, galiba.

Star Wars/Güç Uyanıyor 2015 /ABD yapımı. İtiraf ediyorum Star Wars serisinde uyumadan izlediğim ilk film:)) Bilge' yle tekrar izleyeceğiz. Çok ayılıp bayılmadım ama fena da değildi.

45 Yıl 2015/İngiltere yapımı. Çok ara vererek izledim. Bu yüzden sanırım uzun geldi film, Haksızlık yapmış olabilirim. Belki tekrar sakin kafayla izlerim.

Trumbo 2015 ABD yapımı. Oscar adayları listesinden izledim. Çok güzel ve etkileyiciydi. 

Danimarkalı Kız 2016/ABD yapımı. Daha önce bu filmi çok beğendiğimi yazmıştım zaten. Oscar adaylarından izlediğim en iyi filmlerdendi.

When Marnie was There/ Marnie Oradayken 2015/ Japonya. Oscar adayları listesinde En iyi animasyon adayları arasında görmüştüm bu filmi. Ghibi Studio' nu  son filmi olduğunu görünce izlememek olmazdı. Ziyadesiyle duygusal, muhteşem manzaralı bir animasyondu. Sevdim.

The Christmas Secret 2014 ABD/Kanada yapımı. Ailecek izledik, güzel ve keyifliydi. Çok bir şeyde beklememiştim zaten.


Yarın Bilge'yle İngilizce dersini asıyoruz. Doğum günü için sözüm vardı. Gözümüz yerse yüzmeye gideceğiz ama kesin hedefimiz bol bol tembellik etmek.

İyi bakın kendinize...




15.03.2016

Zor Günler


Bugün Bilge' nin doğum günü. Günlerdir geriye sayıyor. Beş gün kaldı, üç gün kaldı...Bu sabah yüzünde kocaman bir gülümsemeyle uyandı. Sarıldık birbirimize...İçim nasıl sızladı. Bize neler yapıyorlar böyle?

Pazar günü Bilge' yi derse bırakıp, Koca' yla bir kahve içip geliyoruz.  Bu hafta da aynısını yaptık. Koca bir ara "ne kadar kalabalık" dedi, ben gülümseyip " bu kalabalık değil ki asıl dün görecektin bildiğin insan seli" dedim. Bilge' yi aldık, Bilge "dolaşalım" dedi, biz "boş ver evde keyif yapalım" dedik. Israr etmedi... Eve geldik... telefonlar çalmaya başladı, "iyi misiniz "diyen telefonlar. Tv' yi açtık ve kanımız dondu. Kızılay, Güven Park, biraz önce geçtiğimiz yer, sürekli geçtiğimiz yer... Hemen Bilge' nin keman öğretmenini aradım . Telefonda ambulans ve siren seslerinin arasında "herkes paramparça biraz ilerde patladı, çok kötü buralar "dedi. Teyzemi aradım, en büyük teyzem yüksek tansiyon hastası. Az ileride dolmuş bekliyormuş. O can havliyle oradan uzaklaşmasını anlattıkça şaşırıp kalıyorum. Evde otururken bile tansiyonu tavan yapabiliyor...

Hemen yayın yasağı geldi, ardından interneti yavaşlatmalar , ardından lanetlemeler...

Memlekette bir tek onurlu siyasetçi olamdığını bir kez daha gördüm. Allah onları en sevdikleri neyse onunla sınasın...

Bilge çok kızdığında "nefret ediyorum" der. Bense her defasında kızar ve "nefret çok büyük ve kötü bir duygu, böyle söyleyip kalbini karartma" derim.

Tepeden tırnağa nefretle doluyum. Bir arkadaşım "bir sakinleştirici al yat" dedi. şaşırdım, evde sakinleştirici falan yok ki. Hem niye olsun ki...ya da olmalı belki.

Peki bu "terörle yaşamaya alışmalıyız" nasıl bir laftır. Nasıl taş bir kalbin, düşüncesiz bir beyinin ifadesidir. Niye alışayım arkadaş, niye? İnsan ölüme, paramparça insanlar görmeye, sönen ocaklar görmeye nasıl alışır?

Bugün kızım 10 yaşına girdi. Onun geleceği için korkarken, onun şimdiki zamanından da korkuyorum. Onu koruyamamaktan aklım gidiyor. Güvende hissetmiyorum, bu yaşadıklarımızdan sonra bir daha zor güvende hissederim.

Aklıma, duygularıma sahip çıkmaya çalışıyorum, umudumu bir yerlerden bulup çıkartmalıyım ama kolay olmayacak biliyorum...












11.03.2016

Toplu Gösterim


İzlediğim filmleri buraya yazmaya karar vermiştim, unutuyorum çünkü. Sonra düşünüyorum nerede izlemiştim, neydi diye dolanıp duruyorum. Tabi fikir güzeldi de buraya eklemeyi unutmuşum. Kolaja sığanları listeledim gerisi haftaya.

"Her Çocuk Özeldir/ Taare Zameen Par"  2007 Hindistan yapımı bu filmden bahsedildiğini duymuş ama Hint filmi olunca (şarkılar, danslar ve havada uçuşan renkleri düşününce ) erteleyip durmuştum. Disleksi (öğrenme bozukluğu diyelim kısaca) üzerine oldukça duygusal bir film. Bilge' yle izledik. Bilge abartısız böğüre böğüre ağladı :)) İzleyin derim (ben de ağladım ama uslu uslu)

"İyi Bir Dinozor"  2015 ABD yapımı filmi Bilge' yle yarıyı tatilinde sinemada izledik. Sinemadaki izleyici topluluğumuz korkunç olduğu için filmin hakkını iyi veremediğimizi düşünüyorum ki buna rağmen çok beğendik. Çok duygusal, çok keyifli bir filmdi. Tekrar izlenecekler arasında.

"Burnt/Çok Pişmiş"2015 ABD yapımı filmi iki sebepten izledim. İlki  aşçılı, yemekli filmleri ayrı bir seviyorum, İkincisi Bradley' i severim . Film öyle ahım şahım değildi, bir numarası yoktu ama izledim kötü diyemem.

"Pay The Ghost" 2015 ABD yapımı filmi sadece biz zamanlar "Nicolas Cage' in hiç kötü filmini izlemedim" dediğimi hatırlayarak aldım. Ay çok kötüydü, korku filmi dediğinde de az biraz mantık olacak değil mi ya?

"Self/Less" 2015 ABD yapımı bu filmi iki sebepten izledim;  Ryan Reynolds ve Ben Kingsley. Beni şaşırtıp hayal kırıklığına uğratmadılar Güzeldi, Koca' da ben de beğendik. Tavsiye ederiz.

"Tehlikeli Yürüyüş/ The Walk" 2015 ABD yapımı bu film de cuma akşamları izlediklerimizden. Koca ve Bilge pür dikkat izlediler ben o ara hem bir şeyler çiziktiriyordum hem izlemeye çalışıyordum. Çok dikkatimi çekmedi galiba. İkiz kuleler arasına ip çekerek dört saat boyunca yürüyen ve oturan (polisleri deli eden) Philippe Petit' in hayatı filmin konusuydu. Bilge ve Koca bayıldı ama ben muhtemelen ayaklarımın yere basmasından yana bir tip olduğum için çok ayılıp bayılmadım.

"Kod Adı U.N.C.L.E" 2015 ABD yapımı 1960 'larda geçen ajanlı felan bir film. Koca bayıldı.Ben bir ara uyudum uyandım ama fena değildi:))

"The Rrevenant/Diriliş  2015 ABD  yapımı filmi hiç sevmediğimi daha önce Oscar mevzusunda belirtmiştim.

"Spotlight" 2015 Abd yapımı bu seneki Oscar ödüllerinde "en iyi film" ödülünü hak eden bir filmdi.
Konu olarak (bölge kiliselerindeki çocuk tacizi) gerecekmiş gibi görünse de sağlam oyuncu kadrosuyla izlenmesi gereken bir film bence.

Özellikle cuma akşamları izlediğimiz filmler bu listede yer buldu.

Keyifli bir hafta sonu diliyorum, iyi bakın kendinize

9.03.2016

"Büyüyor"


Kızım büyüyor ve büyümek için can atıyor. Göğüslerine bakıp "ne zaman büyüyecekler "diye sorarken kızarıyor. Her şeyi kendi başına yapmak istiyor. Çoğu zaman "şikayet " halleri içinde. Eleştirmeye bayılıyor. Kafasına bir dolu şey takıyor. "o bunu yaptı, şu şöyle dedi" İnsanlar hayatının merkezinde. Onların etrafında dönüp duruyor...
Gözlerimi kapatıp geçmişe, kendi çocukluğuma dönmeye çalışıyorum. "Büyümek böyle bir şey miydi" sorusunun cevabını bulmak için. Tanıdık aslında çoğu şey. Tek farkımız ben hissettiklerimi hiç bağıra bağıra söylediğimi hatırlamıyorum. Hep içimde büyürdü dertler. O dertler de içimde zamanla çözüm buldu ya da unutuldu... Kimse dertlerimi çözsün diye beklemedim galiba. Öyle bir olasılık yoktu galiba.

Şimdi bunları düşününce kafam karmakarışık oluyor. Belki de her şeyi zamana bırakmalı, zaman dert yollarını açar, akıp gitmesine izin verir mi?

O etrafındaki (bizim dışımızdaki) insanlardan çok şey beklerken, benim insanların çoğunu hiç ama hiç sevmediğimi, önemlerinin olmadığını anlatmakta zorlanıyorum.

Bir de bilmediğim bir konu olursa (kesirler falan gibi) "anlamıyorum bu kadar kitap okuyan kadın bunu nasıl bilmez"diye söylenip duruyor. Anlatıyorum, açıklıyorum ama her durumda bunu keyifle tekrarlıyor.

Çok şikayet ettim farkındayım aslında şikayet değilde hissiyat yazısı olacaktı, bir gün dönüp okuyunca "aa bak o zamanlar böyleymiş, şimdi geçti gitti" demek için...




7.03.2016

Hafta Sonu

Bilge'yi akşam kurstan alıp yemek yedirdim. Ardından Opera Sahnesi' ne gittik.

 "Yevgeni Onyegin" Balesi' nin prömiyerine gittik. İzlemelere doyamadık.

Her şey muazzamdı, çok etkileyiciydi.

Orkestra ayrıca muhteşemdi. Bilge' nin kulağı sürekli müzikte "kemanı duyuyor musun, piyano harika" şeklinde izledik. Klasik bale bambaşka, üstelik çok romantik.


Pazar günü müzik dersine kadar evdeydik. Ulysses Moore ! ilk kitabı "Zaman Kapısı" nı bitirdik.
İkinci  kitaba "Unutulmuş Eski Haritalar Dükkanı" na başladık. "Mülksüzler" i okumaya devam ediyorum. Küçük puntoyla yazılmış kitaplar beni çok yoruyor.
Hafta sonunun en güzel tarafı Birhan Keskin ' in "Fakir Kene" siydi. Kelimelerini kıskandığım, ta içimde hissettiğim Birhan Keskin son kitabıyla da yanılmadığımı gösterdi.

Eve dönünce kurabiye pişirdik Bilge' yle . Bugün hepsini doldurdu okula götürdü:))

Keyifli bir hafta diliyorum hepimize...

4.03.2016

Bir yaş daha...


Mart ayı demek doğum günleri ayı demek bizim için. Bilge neredeyse çetele tutuyor ama sadece kendi doğum günü için:)) Çocuk olmak ne güzel dedirtiyor...

Sabah ilk Koca kutladı, kahvaltıyı hazırladı. Sonra arkadaşım aradı telefonda bana doğum günü şarkısı söyledi:))

Ofise geldim, çalışmayıp  Bilge'yi müzik dersine götürene kadar kitap okuyacağım derken kapıda elinde bir paket olan ve adımı söyleyen adamla göz göze geldik. Şaşkınlığıma şaşırmış görünmüyordu ( kim bilir ne şaşkınlıklar ne sevinçler görüyordur akşama kadar) Paketi aldım, notu kodum. Kız kardeş yollamış, çok duygulandım. O an uzakta olduğunu bilmek, her ne kadar günde sayısız telefon görüşmesi, görüntülü görüşme yapsak da içimin sızladığını hissettim.

Bu arada telefonuma gelen mesajlara bakıyordum. Yüz yüze hiç gelmediğim ama yıllardır duygularımızı, hayatlarımızı, ürettiklerimizi paylaştığımız bir sürü insandan mesaj geldi.
Telefonla kutlayanlar oldu. Hep bir gülümseme yüzümde...
Annemle konuştum, ona göre doğum günleri onun yaşlanması demek:(( Önce vah vah deyip arkasından yok ya hiç bu yaşta değilim tesellisi:))

Erkek kardeşin telefonda maymunluğu...

Kayın validem de telefonda doğum günü şarkısı söyledi. Kayın peder de telefonu alıp doğum günümü kutladı ve cümlesinin sonuna "kızım" ı ekledi. Ben şaşkın...

Bu arada yağmur yağıyordu usul usul. Okul çıkışı Bilge' yi alıp müzik dersine götürdüm. Çıkışta güneş açmıştı, yağmur arada atıştırıyordu. Yemek yedik, alışveriş yaptık, bir sürü kitap aldık. Ve ilginçtir hiç ıslanmadık:))

Ofise geldik, çocuklar sürpriz yapmışlar masamın üzeri çiçeklerle dolu:)) Ayyy evet yaşlanıyorum ve çok duygusalım... Gerçi pastadaki nal gibi 39 yazan mumlarla dalga geçmeyi ihmal etmedim:))

Akşam yine arayanlar derken  erkenden uyudum ve erkenden uyandım. Babamla kutladığımız doğum günlerim geldi aklıma...sonra her seneki  hesabı yaptım Teoman' ın şarkısı dilimde 48-39' u hesaplamaya çalıştım...


1.03.2016

Günler birbirini kovalarken...


Yine bilgisayarım bozuldu, anlamadığım bir yeri yanmış, Neden sorusunun cevabı yok. Yazın başıma gelenden sonra yedeklerim çok düzenliydi Allahtan . Neyse bütün iş planım, listelerim alt üst oldu. Masam bir sürü iş doldu.Kafamın içi de masamdan çok farklı değil.
"Mülksüzler" e başlamıştım. Ursula K.Leguin fantastik edebiyatta listemin başında. Elimden bırakmadan okumak istiyorum. İşlerin bu kadar birikmesi biraz da bu yüzden canımı sıktı.
Neyse dünyanın sonu değil, hallolur nasıl olsa.(kendime not)

Oscar ödülleri dağıtıldı. Tüm adayları izleyemedim. İşin açıkçası bu yılki filmler çok vasattı. Naçizane fikrim "Revenant" Inaaritu' nin izlediğim en kötü filmiydi. Zira DiCaprio' yu da daha başarılı rollerde izlemiştim daha önce. İzlediklerim arasında en etkileyici film "Danimarkalı Kız" dı. Eddie Redmayne muhteşem bir oyunculuk sergilemiş.Rol arkadaşı Alicia Vikander ödül aldı da bir nebze rahatladım.

Pazar günü Bilge' yi Erimtan Müzesi' ne götürdüm. "Antik Roma' da Duvar Resimleri" Atölyesi vardı. Erimtan' ın kafesi çok güzeldir. Babamız "ben uyuyayım siz gidin "deyince çantama kitaplarımı, çizim defterimi, kalemlerimi attım. Brunch için gelen kalabalık bir grup vardı, tek satır okuyamadım, çizgi bile çizemedim. Bir süre sonra kendini yaz gününde sanan kış güneşi bile bayılttı:)) İçeri zor attım bünyeyi:)) Bilge çok keyif aldı etkinlikten. Fotoğrafta da yüzünden belli oluyor. Kendi boyadığı kısmın önünde poz verdi. Oraya kadar gitmişken bir türlü fırsat bulup gidemediğimiz "Salı Konserleri"nden önümüzdeki haftaya piyano resitali için bilet aldık. Kaleye çıkmadık, aşağı inerken bir kaç dükkana girdik. Babayla buluşup yemek yedik. Bilge' yi keman dersine bıraktık. Koca'yla uzun uzun yürüdük. Çıkışta o kadar yorulmuşuz ki hemen eve geldik. Herkes köşesine çekildi. Bu arada Bilge'yle "Ulysses Moore" serisine başladık. Biraz o okuyor, biraz ben. İlk kitabın başındayız fena değil gibi.

Bilge' nin matematik yazılısı varmış. Eline verdiğim yaprak testleri salla pati çözdüğü için beraber çözme gafletinde bulunduk. Arkadaş problem sormuşlar güya, anlayana kadar ayrı bir düşündüm, baktım Koca' da benden farklı değil. Anladık da ne oldu, çözemedik. Çocuk sonucu buldu, cevap anahtarına baktım doğru, sinirlerim bozuldu. O ara Koca dürttü "sorma nasıl çözdüğünü" dedi, sormadım... başımızı dik tuttuk:;))

Hadi iyi bakın kendinize...ben çalışayım, çok çalışayım...