31.10.2016

Geçen Hafta


Geçen hafta çok zor bir haftaydı. Hiç bitmeyecek zannettim. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın babası öldü. Daha doğrusu intihar etti. Böyle şeylerin etrafımızda olabileceğini hiç düşünememişim. Filmlerde izlemek, kitaplar da okumak başka bir şey, burnun dibinde olması bambaşka...

Emrah Serbes' in "Müptezeller " kitabını okudum.  Çok yordu kitap beni. Haksızlık etmeyim belki, kötü bir zaman olduğu için, bilemiyorum...

Dün "Ekşi Elmalar" filmini izledik. Sevdim, güzeldi, naifti... iyi geldi.

Bilge çok mızmız, yazılıları başladı. Bizimki çok rahat, Oblomov' un çocuk hali diyebiliriz. Bu hal sınavlarda illaki patlayacak, hayırlısı artık. Kararlıyım "ders çalış" demeyeceğim...yoruldum...


Ne sevimsiz bir yazı oldu, kusura bakmayın  ama bugünlük böyle...



17.10.2016

Hafta Sonu


Hafta Sonu sezonu açtık. Opera Sahnesinde "Çingene Baron" u izledik. Orjinali üç perde olan J. Strauss operetini iki ve üçüncü perdeler birleştirilmiş olarak iki perde ve Türkçe izledik.

                               (fotoğraflar netten alıntıdır)
Özlemişiz, coşkulu orkestra, rengarenk kostümler, etkileyici dekor yine muazzamdı.


Gerçi Bilge' nin sonuna doğru gözleri kaydı, kafası düştü ama toparladı:))


Pazar günü piyano dersine gittik. Bilge artık maalesef kemanı eline almıyor. Bir nevi küstü gibi ya da sınav maratonu öyle bıktırdı ki, koydu bir kenara. Piyano çalmak hem daha kolay, hem daha coşkulu geliyor ona. Derste hocasıyla deşifre ettikleri parçaları evde rahatça çalıyor. Şunu anladım ki çocukların bir şeyleri sevmesi için önce hocayı sevmesi gerekiyor. Okulda da görüyorum bunu, müzikte de. Hocanın ne kadar iyi ya da başarılı olması hiç önemli değil çocuğun seviyesine inemiyorsa, hiç anlamı kalmıyor.

"Lontano" yu merakla okumaya devam ediyorum, iyice sardı. Bir iki güne kadar biter sanırım.

Sabah yağmur yağıyordu, dışarı çıkınca havayı içime çektim yalandan bile toprak kokusu yoktu... Onca beton yığının arasında ne bekliyorsam...

Balkondaki küçük limon ağacımın limonları iyice sararmış, üç tane. Bir türlü koparmaya elimiz varmıyor:;)))

Keyifli bir hafta olsun..


13.10.2016

Günaydın...

Günlerdir ilk kez bu sabah iyi uyandım. Öksürmeden, burnumu çekmeden, şükür.Gün erken başlayınca öğlen kafam düşüveriyor:)) hemen bir az şekerli türk kahvesi gözlerimi açık tutmamı sağlıyor.Yürümeye devam ediyorum, havalar bozacak gibi. Dün 3.5 km yürüyebildim. Akşam üstü çıkıp beş km. tamamlarım diyordum, yağmur yağınca yapamadım:(( Bilge ödevleri bitirince Ps açtı. Dans programı var, ekrandaki hareketleri yapıp puan alıyorsun. Çok eğlenceli, Bilge' yle güle oynaya bir saat dans ettik. Yürüyemediğimiz de yapalım dedik. Gerçekten çok komikti. Özellikle her dansın sonunda kamera da kendimizi izlemek:)))

Bilge' yle "Kraliçeyi Kurtarmak" kitabına devam ediyoruz. Bilge okula da götürdüğü için benim okuyamadığım kısımları önce bana anlatıyor.

Ben de en sevdiğim polisiye yazarlarından Jean Christophe Grange' in son kitabı"Lontano" ya başladım. Kitap sürükleyici, ama baskı çok kötü sayfaları çevirirken korkuyorum elimde kalacak . Kitap çok kalın diye mi böyle yapmışlar anlamadım ama iyi olmamış.

Neyse ben kaçıyorum, iyi bakın kendinize...

7.10.2016

Rutini yakalamak...



Okulların açılmasıyla birlikte hayat yeni bir ritm tutturdu gidiyor. Sabah olmak üzereyken 05:45 ' t e uyanıyorum hafta içi. Ardından alarm çalmaya başlıyor. Bilge robotik hareketlerle yaklaşık otuz beş dakika sonra serviste oluyor. Bir dilim bir şeyleri zorla ağzına tıkıştırıyorum serviste midesi kötü olmasın diye. Okula gidince ders başlayana kadar çantasına koyduğum kahvaltılıkları götürüyor. Sanırım okulun en keyifli tarafı bu zaman dilimi. 
Bilge gittikten sonra bir saat kadar kitap okuyorum. Sonra kahvaltı hazırlığı, ortalığı toparlama derken dokuz gibi ofise gidiyoruz. Ekstra bir durum yoksa yapmam gereken işler çok uzun sürmüyor. Kitabımı ya da dergimi okuyorum. Film izlemeyi ihmal ettim bu ara. Dün kendime liste yaptım ufaktan başlarım izlemeye. Öğleden sonra iki ye doğru sırt çantamı yüklenip eve yürüyorum. Yaklaşık 3,5 km. Aslında çok değil ama çok zorlu bir yokuş tırmanıyorum ve rotam trafiğin ortasından geçiyor. Egzoz kokusu bazen rahatsız ediyor ama havalar uygun olduğu sürece yürümeyi düşünüyorum. Eve Bilge' den önce geliyorum. Servisten inip kafasını kaldırınca ona balkondan el sallamak en keyiflisi. Kapıdan içeri girmesiyle ayakkabılar bir tarafa, üstü başı bir tarafa, çantası bambaşka bir tarafa dağılıyor... Hemen üzerini değiştirip tabletini eline alıyor. Yarım saat sonra söylenmeye başlıyorum, o da bana söylenerek ortalığı toparlıyor. Biraz daha dinlendikten sonra piyanonun başına oturuyor. Yarım saat çalıştıktan sonra, piyanonun kapağını kapatıyor. Masanın başına geçiyoruz. Ödevlerini kendi başına yapıyor, tekrarlarını da ama ben de odasında olayım istiyor. Kitabımı okuyorum yanında. Test çözmeyi eziyet olarak görüyordu önceleri ama sanki artık seviyor gibi.  
Hâlâ kişisel temizliği ben hatırlatmadıkça umurunda bile olmuyor. Neyse buna da alışır zamanla. Ders faslımız bitince, yemek yiyoruz ardından  giyiyoruz spor papuçlarımızı vuruyoruz kendimiz yollara. Yine zorlu bir yokuş tırmandıktan sonra Ankara'nın en sevdiğim caddelerinden birinde uzunuzun yürüyoruz. Bu yürüyüşleri çok sevdik. Yanarsak koca yaz bu yürüyüşleri yapmadığımıza yanıyoruz. Dönüşte arada kahve kaçamağı bile yapıyoruz. Bilge kendini pastayla filan bile ödüllendiriyor. Belli yerlerde sokak kedileri var onlara kuru mama vermeyi de ihmal etmiyor:))
 Döndüğümüzde saat sekiz oluyor. Pijamalar giyilip yatağa giriliyor. Kitap okurken uyuya kalıyoruz. Bu ara Vladimir Tumanov' un "Kraliçeyi Kurtarmak" kitabını okuyoruz. Bu tempoda biraz yavaş okuyoruz ama olsun:))

Behiç Ak' ın "Postayla Gelen Deniz Kabuğu" nu geçen hafta okuduk. Önce çok sevmemişti ama ortalarda sarmaya başladı ve sonunu heyecanla okudu. 
Ben de geçen hafta Harper Lee' nin "Tespih Ağacının Gölgesinde" kitabını okudum. "Bülbülü Öldürmek" kitabını okumamın üzerinden çok vakit geçmediğinden midir, zaten temkinli yaklaştığım için zor bir okuma oldu. Sevmedim ...
Delal Arya' nın Yedi Denizlerde kitabının üçüncüsü "Kükreyen Kırklar" kitabı Can Çocuktan geçtiğimiz günlerde çıktı. Pera Günlükleri' nin ardından okumuştum diğer iki kitabı, tabi arka arkaya okumak ayrı bir lezzet. Yeni kitabın çıkmasını beklediğinde aynı tadı alamıyorum. Maalesef o da keyifsiz bir okuma oldu. Fahrettin Demir' in "Yel Etekli Kuş Kanatlı" adlı öykü kitabına başladım. Alakarga yayınlarından çıkmış on iki öykü barındırıyor. Yazarın okuduğum ilk kitabı, etkileyici öyküler. Bugün biter sanırım. 
Günler aşağı yukarı bu rutinde gidiyor. Dün ayın on beşi için Opera Sahnesi' nden bilet aldım. Bu sene mecburen hafta sonu gösterimlerine bakacağız. Devlet tiyatroları  için birlikte gidebileceğimiz bir oyun maalesef bulamadım. Umarım gelecek ay bulurum. 
İyi bakın kendinize diyeyim ortalıkta ciddi grip salgını var, biz de nasiplendik allahtan çabuk atlattık:))Kalın sağlıcakla...