28.11.2016

Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali


 Çok ucundan yakaladım bu sene festivali. Seneye inşallah daha hazırlıklı olacağım. Üç oyun izledim festivalde. Üçü de Şinasi Sahnesi' ndeydi.
Tiyatronun duayeni Genco Erkal muhteşem bir performansla ruhlarımıza dokundu. Çok sevdiğim bir arkadaşım aldı biletlerimizi. "Bir Delinin Hatıra Defteri" ni perşembe akşamı izledik.



Arkadaşım Erdal Beşikçioğlu'ndan da izlemişti aynı oyunu (ben maalesef izleyemedim) "çok farlı iki yorum izlediğini" söyledi. Benim için unutulmaz bir seyir oldu. Çok yaşa Genco Erkal.


Perşembe günü benimle tiyatroya gelemeyince bozulan Bilge' ye sürprizdi bu oyun. Cuma akşamı olduğu için rahat rahat gittik. Önce Tunalı' da kahve ardından Şinasi Sahnesi.

Allahım ne güldük,ne güldük. Uzun zamandır böyle gülmemiştim. İstanbul Kumpanyası oyuncularından Tarık Şerbetçioğlu' nun yönetmenliğini ve baş rolünü üstlendiği "Kapı Çarptı" iki perde boyunca, hatta eve giderken arabada ve hatta öbür gün evde hâlâ bizi güldürüyordu.


Ömer Gecü' ye, Nermin Koçak ve tabiki Binnur Şerbetçioğlu 'na ve diğer oyunculara bayıldım. Çıkarken avuçlarımızın içi alkışlamaktan acıyordu.
"Düşüş" oyunu benim için ilginçti. Aynı isimli başka bir oyuna bilet aldığımı zannedip, gidip gitmemek arası kararsız kalmıştım. Sahneyi görmemizle, şaşkın hatamı fark ettim. Güzel oldu ilginç bir oyun izledi Boğaziçi Ün. Oyuncularından. Görseller, canlı müzik ve dans ve içinde bulunduğumuz şiddet dolu olaylar. Gencecik insanlardan yorumlandı ve güzel bir seyirdi, yolları açık olsun.

"Yaşasın Tiyatro" diyeyim emeği geçen herkese binlerce teşekkürler.... iyi bakın kendinize...

17.11.2016

Kış...


Dün yılın ilk karı yağdı. Lapa lapa yağıyordu ama tutmadı. Bir gün önce havaya bakıp "kar topluyor sanki " demiştim. Artık bozkırı iyice özümsedim sanırım. Ama hava birden soğudu. Ankara' nın meşhur ayazını bilenler bilir. Dışarıda kalanın Allah yardımcısı olsun.

Bilge okula iyiden iyiye alıştı ve sanırım okulu sevdi. Olumsuz bir şey duymadım (tahtaya vuruyorum) Veli toplantısından sonra anneler telefon uygulamasında grup kurmuşlar. Bilge arayıp telefon numaranı vereyim mi diye sorunca şaşırdım. Bunu bana sormayı akıl etmesine sevindim. Neyse çıkıntılık yapmayım, dört yıl beraberiz nihayetinde diye ver dedim. Allahım bu kadın milletindeki boş vakit ve boş laf bolluğuna hâlâ şaşırıyorum. Çocukları çekiştirmekten tutun da, öğretmenlere kadar neler neler. Sadece ödevlere bakıyorum takip etmek için. Sinir bozucu.

Öğleden sonra ofisten çıkıp Bilge' yi karşılamaya eve geliyorum. nemrut suratlı bir kadın var hep girişte oluyor,  o da çocuğunu filan bekliyor sanırım. Nasıl suratsız anlatamam, önünden geçerken selam veriyorum (selam vermeden geçmek ayıp gibi geliyor) zora ki kafasını sallıyor. İnsanların üzerinde böyle bir etki bıraktığının farkında mı acaba...

Akşam Bilge' yi telefonundaki interneti iptal ettirmekle tehdit ederek, sebze yemeği yedirdim. Yediğini görünce sinir oldum...

Balkondaki miyatür gülümle,horoz ibiği gibi olan çiçeklerimi soğuk vurdu sanırım. Limon ağacım da yapraklarını buruşturdu:((

Dün kereviz pişirdim, bugün işe getirdim öğlen yeriz diye. İ' nin yüzü düştü sanki:))

Ayla Kutlu' nun "Yedinci Bayrak" kitabına başladım, sürekli okurken uyuya kalıyorum, bu da sinir bozucu...

Sabah okul Servisi on dakika geç kaldı. Şoförün telefonu kapalıydı. Hem soğuktan donduk, hem merak ettim. Tam vazgeçip eve girecekken servis geldi. Kapıdan  "K. Bey telefonunuz kapalı ulaşamadım size, başınıza bir şey geldi sandım" dedim Gayet pişkin "şarjım bitmiş" dedi. Şaştım kaldım. Diğer çocuklarda bekliyordur diye uzatmadım. Allahım aklıma sahip çık yarabbim.
Ben de var bir tuhaflık diye ciddi ciddi düşünüyorum...

Güvercinler ve arada kaynamaya çalışan birkaç serçe mama kabının başındalar. Katur kutur mama yiyorlar:)) Onları izlemek keyifli...

Çocukken nefret ederdim kış mevsiminden, uzun süredir sevmesem de gözüme batmıyor.

Haftaya iki ayrı tiyatro oyununa gidiyorum, bunu yazarken bile gülümsüyorum...

Öyle işte...




7.11.2016

Sonbahar

Pazar günü, "pastırma yazı" dediklerinden, güzel bir hava vardı. Kahvaltıyı dışarıda yaptık, ardından Bilge piyano dersine gitti. 

Çıkışta biraz yürüdük, sonbahar buralarda ayrı güzel. Renkler, ışık, toprak bambaşka bir büyü.
Mutfak alışverişi yapıp eve geldik. Yerleştirme, pişirme, yıkama derken ne zamandır aklımda olan

"Ayrancı Antika Pazarı" nın olduğunu öğrendim. Sanırım her ayın ilk pazarı kuruluyor.
Bilge önce "ben gelmeyim " dese de pazara bayıldı. Her masayı ayrı ayrı dolaştı.

Antika kavramanı çok anlamadı (ben de çok anlamadım)  ama biriktirilen şeylere şaştı kaldı. Gazoz kapaklarının biriktirildiğinden hiç haberim yoktu. İlgimi çeken kitaplar vardı ama sahaf fiyatından çok pahalıydı. Her yer gramofon, pikap ve plak doluydu. Eski eşyaları görmek insanı hüzünlendiriyor. Ham ağaç bardak altıkları buldum, biraz onlardan aldım, boyarım diye.

Eve döndük. Bilge' yle yeni bir seriye başladık. Birsen Ekim Özen' ,n "Mühürler Sandığı" fark etmeden ikincisiyle başlamışız, hafta sonu ilk kitabı da aldık. İkincisi bitmişti, ilkinden bir kaç sayfa okuyup uyuya kaldık:))


İyi bir hafta diliyorum hepinize...

1.11.2016

Çok üzülüyorum...çok...


29 Ekimde Bilge Anıtkabir' e gitmeyelim dedi. "Neden" dedim, "hiç güvenli değil, bomba patlayabilir" dedi. Yüreğim sızladı "olur mu öyle şey çok güvenli bir yer orası "dedim, Yüzüme baktı "anne ne güvenlisi hiç bir yer güvenli değil" dedi. On yaşında benim çocuğum, sadece on yaşında...

Bu hafta sonu gitmeye karar verdik. Her gün yeni bir saçmalığın yaşandığı memlekette, daha saçma bir şey olmazsa gideriz inşallah...