22.10.2017

Gün 21

 Sabah erkenden uyandım, bir bölüm Blacklist izledim.Koca işe gitti, ben de Efes' i alıp sokaklara düştüm.Kah koştuk, kah yürüdük güzel havanın tadını çıkarttık.Eve geldik Bilge hala uyuyordu. Efes' i küvete soktum artık kendi küvetin içine giriyor.Patilerini yıkadım, kuruladım.Ardından küveti temizledim. O kadar yorulmuşum ki kahvaltımı bir tepsiye koyup salonda bir bölüm daha izledim. Koca' nın toplayıp yatak odasında sıradağlar oluşturduğu çamaşırların bir kısmını yerleştirdim.Özellikle siyahların tüy rulosuyla üzerinden geçmek gerekecek, ütüleneceklerle bir araya koyup yarın görüşmek üzere kaldırdım.Bilge japon balığı suratıyla uyandı.Kahvaltı yaptı, piyano dersine gittik.O dersteyken bir saat kitap okudum. Çıkışta önce yemek yedik, Bilge' ye pantolon aldık en son market alışverişini de yapıp eve geldik.Biraz dinlendikten sonra evi süpürdüm, mutfağı toparladım.Bilge bu arada ödevlerini yapıp film izledi. Akşam elli kere kontrol edip iki kişilik olduğuna emin olduğum önceki bilet vukaatımdan sonra bale biletlerini çantaya atıp Opera Sahnesi' ne gittik.
Bach Alaturka/ Danzon Bale' sini izledik. Aslında daha çok modern dans gibiydi. İyi geldi, çok uzun da sürmedi.Dokuz buçukta evdeydik. Kitap kurken uyuya kalmışım.

Bu yazı şalanjın son yazısıydı.Bundan sonra bu disiplinde yazar mıyım bilemiyorum ama elimden geleni yapacağım.

21.10.2017

18/19/20 Günler


Çarşamba sabah yine doğal rutinimizde başladı. Bilge' yi okula yolladım, ben ofise gittim.İşleri toparladım, annemin ameliyatıyla ilgili internette bakmamaya çalıştım.Dizi izledim.Yeni bir kitaba başladım.Efes' i gezdirdim.İ.' yi sıkı sıkı tembihledim.Eve gelince el bagajlarımızı hazırladım, bir sürü telefon görüşmesi yaptım.Bilge geldi, inatla yemek yemedi. Sonra Koca geldi, maaile havalimanına gittik.Arabada köpek var diye güvenlikte durdurulduk. Kimliklerimize bakma bahanesiyle Efes' i sevdiler 😊 Bizimkilerle vedalaşıp, alana girdik.Sonrası malum. Oradn geç, onu çıkar bir daha geç derken sonunda kapıya geldik.Beklerken Bilge acıktım dedi tabi.Ona yiyecek, bana kahve derken uçak saati geldi.Tıklım tıklım bir yolculuktu. Uçakların kutsal aletler olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Aslında korkmuyorum ama inene kadar bir nevi hatim indirdim😊 Erkek kardeşim bizi karşıladı Antalya' da. Annem ne gerek vardı deyip durdu bütün gece. Çok geç yattık,sabah erkenden hastahaneye gittik.Öğlen ameliyata anca alındı odya getirilmesi iki saati buldu. Bu yaşına kadar ki ilk ciddi ameliyatı olan ve ilk kez narkoz olan annemin ayılma süreci fenaydı. Bu arada anladık ki annemde ağrı eşiği diye eşik yokmuş.Ortalığı yıktı ağrım var diye. İnsan kendini çok çaresiz hisssediyor.Sürekli ağzımda bir geçecek lafı geveleyip durdum.İki saat sonra toparlandı.Doktora naz yaptı .Doktoru çok iyi ama sagolsun. Sakin bir gece geçirdik.Ben yanında kaldım.Sabah erkenden de çıkarttılar.Eve getirdik, çok daha iyiydi. Beraber yemek yedik, annemi kardeşime ve komşulara emanet edip uçağa yetşmek için Bilge' yle yollar düştük. Uçakta uyukladim.Alandan eve gelirken kafam düşüyordu.Efes bizi görünce havalara uçtu. Akşam yemeğini yediten sonra,oturdugum yerde uyuya kalmışım.

18.10.2017

GÜN 17



Sabah her zamanki gibi kalk, hazırla, yedir, yolla rutinin ardından mutfakta aldım soluğu. Akşamdan ertelediğim yayla çorbasını yaptım. Çorbayı karıştırırken bir taraftan da kitabımı okudum. kuş kadar kitap bitmedi bir türlü. Ardından kahvaltı ve ofise geliş. Kulağım sürekli telefonda, annem doktorla konuşacaktı. Erkek kardeşim aradı, omzunda yırtık varmış, acilen ameliyat olman gerek demiş. Perşembe sabaha ameliyatı ayarlamışlar. Annemle de konuştuk, gelme dedi. Efes' i alıp hava almaya çıkarttım. Dönüşte Bilge' yle ikimize uçak bileti aldım, çarşamba gidip cuma döneceğiz. Bilge' yi bırakmaya gönlüm elvermedi. Bilge' yle aynı anda eve girdik. Durumu anlattım, anneannenin iyi olduğuna ikna olduktan sonra gideceğiz diye sevindi:)) Ortalığı toparladım, spor salonuna gittim. Dönüşte sallana sallana eve geldim. Efes gözümün içine baktı ama gezdirecek hiç halim yoktu. Bilge' ye yemek hazırladım, Koca geldi Efes' i gezdirdi. O da yemek yedikten sonra mutfağı toparlayıp kendimi yatağa attım kitap yine bitmedi. 11534 adımla gün bitti.

17.10.2017

GÜN 16



Sabah her zamanki rutiniyle başladı. Kahvaltı, Bilge' yi servise bindirme derken,  evi toplama telaşı.
Annem sabahtan doktora gidecekti, omzu ağrıyordu. Emar, röntgen çekilmiş, sonuçlar yarın belli olacakmış. Annem bu konularda hiç soğuk kanlı değil, kime çektiğim belli:))

Efes' e ve kedilere mama siparişi verdim. Normalde firmanın merkezi Ankara olduğu için en geç iki saat sonra getiriyorlar. Akşam oldu gelen giden olmadı, aradım telefona bir kadın cevap verdi. Sesinin tonundan konuşmamızın iyi gitmeyeceğini anladım. hemcinslerimden bazen gerçekten nefret ediyorum. Ben derdimi anlattım, evde hiç mama kalmadı dedim. Karşı taraf gayet rahat olabilir dedi. Akşam dokuza kadar siparişinizi teslim ederiz dedi. Ofis adresini vermiştim dokuza kadar kim bekleyecek bunları. Neyse sakin olayım dedim. Sabah erken getirmezlerse siparişimi iptal edip paramı iade etmelerini söyledim. Hemen ses tonu yumuşadı, kusura bakmayınlar havada uçuştu. Arkadaş niye illa parmak sallamam gerekiyor, anlamıyorum. Ofiste biraz maması varmış, onu  yanıma aldım. Koca Efes' le beni eve bıraktı. Bilge gelmiş ve odasının her bir yerine üstünden çıkarttıklarını atmış, elinde telefon oyuna gömüşmüş. Derin bir nefes aldım, bakışlarımdan anladı galiba, hemen kalkıp odasını toparladı. Ben hemen mutfağa geçtim. Bilge' ye ton balıklı salata yaptım, o karnını doyururken türlü pişirdim. Yarma haşladım. Baktım dolapta bir poşet patlıcan var arkadaşlarımızın Ayaş' ta bahçesi var, oradan gelmiş patlıcanları dilimleyip tost makinesinde pişirdim. Dolaba kaldırdım, bir ara bir şeyler yaparım. Efes' i taradım, evi süpürdüm, arada Efes'in tüylerini de çektirdim süpürgeyle. Unutmuş süpürgeyi, önce kaçmaya kalktı, sonra sere serpe yattı. Bilge ödevlerinin başına geçti, ben de hazırlanıp spora gittim. Dönüşte markete uğrayıp eksikleri aldım. Poşetleri eve bırakıp, Efes' le tekrar çıktım. Yirmi dakika kadar gezdik. Eve gelince çamaşır makinesini çalıştırdım. Bilge çorbayı bekleyemeyeceğini söyleyince yarmaları yoğurtla karıştırıp yedi, türlüye burun kıvırdı. Mutfak masasında matematik ödevlerini kontrol ederken, hepsini salladığını fark ettim. Sonra cevapları arkadaşlarından telefonla aldığını itiraf etti. Kızmaya bile halim kalmamıştı. Sil baştan tekrar yaptı, obeb, okek falan filan, kusacaktım neredeyse. Baktı ben bir şey söylemiyorum, içine oturdu galiba , bir özür mırıldandı ağzının içinden. O çantasını hazırlarken Koca geldi. Filmlerdeki Türk polisi gibi. O yemek yerken ben sonunda duşa girebildim. Çıktığımda bulaşıkları makineye koyup çalıştırdığını görünce, yemin ederim mutluluktan ağlayacaktım. Çamaşırları astım, kuruyanları sepete tıkaladım. Çorbayı sabaha yaparım dedim, dolaba kaldırdım. Kitabımı elime aldım, yirmi sayfa anca okumuşumdur, 12.000 adımla gün bitti.

16.10.2017

GÜN 15


Önceki gün o kadar yorulmuşuz ki, sabah geç kalktık. Kahvaltıdan sonra hazırlandık çıktık. Bilge' yle ben piyano kursuna gittik. Akşama gösteri varmış, kursta kimse yoktu. Rahat rahat kitabımı okudum. Çıkışta biraz dolaştık, alışveriş yaptık en son yemek yedik ve eve geldik. Efes kapıda karşıladı bizi. Ona oyuncak almıştık. Birini hemen mundar etti, allahtan diğerini parçalayamadı:))

Bilge banyo yaptı, yalandan odasını toparladı. Çantasını hazırlayıp,tam telefona sarılacakken, kitabını kucağına koydum:))
Yarına kendime pırasa pişirdim. Evi hiç toparlayamadım. O da yarına kaldı. Ağlayan Dağ Susan Nehir bitti, çok farklı bir okumaydı benim için. Özellikle çingene kültürü etrafında dönen kurgu, ardından Maraş Olayları' na kadar uzanan tarihsel doku çok etkileyiciydi.

Uyumadan biraz da Kayıp Kahraman' ı okudum. Bir Kedi, Bir Adam,İki Kadın' a başladım ama uyumuşum, sabah tekrar başlayacağım:)) 10090 adımla gün bitti.

15.10.2017

Gün 14


 Sabah erkenden kalktık.Kahvaltımızı yaptık çantalarımızı yüklendik evden çıktık.Koca ve Efes bizi Şuşu' ya bıraktı. Frida'yla kikirdeyip, üç beş tırnak yedikten sonra çanta kontrolü yaptık.Birer çanta kıyafet, atkı bere ve battaniye aldık.Birer çanta da yiyecek. İki mat, iki de katlanabilir sandalye yükledik arabaya, düştük yola.Benim Vişnelik konser alanına ilk gidişimdi.Eymür gibi bir yer beklerken şehrin göbeğinde binaların arasında ufacık bir yer görünce şok oldum.aynı duyguyu Kuğulu Park' ı ilk gördüğümde de hissetmiştim. Neyse on iki de açılacak denen kapılar bir buçukta açıldı. Kapıların açılmasına on dakika kala içeriye yiyecek içecek alınmayacağı söylendi.Tabi ki iki çanta yiyeceği on dakikada bitiremedik ve hunharca güzelim mamamlarımızı çöpe attılar. Bize + 18, kızlara - 18 bantları takıp bizi konser alanına aç bilaç saldılar. Alan ikiye ayrılmış, iki sahne kurmuşlar.Çimsahne ve Otopark Sahne diye. Sanatçılar iki bölüme ayrılmış biri bitmeden diğer sahnede başka bir sanatçı başlıyor.Bir o tarafa, bir bu tarafa millet helak oldu. Biz çim sahneye konuçlandık.Arada bir Kurtalan Ekspresi dinlemek için diger sahneye gittik.Kızlar bir iki gurubu o tarafta izlediler. Çok eğlendik Hüsnü Arkan' a bayıldım.Selda Bağcan muhteşemdi.Kurtalan Ekspres süperdi.Kocaman kocaman adamlar ve nasıl duygusallar. 
Gençler coştular, alkol su gibi aktı ama hiç taşkınlık olmadı. En son sahne alan Şebnem Ferah' ı barkovizyondan görebildik.Çıkışta yaşanacak itiş kakışı düşünüp erken çıktık.Bu arada seyyar tuvaletlerin önünde konserlere eşlik edip sıra beklerken sallanan kızlarla bira içmemye tövbe ettik:)) sonra o acayip tuvalet, neyse sesli bi tuvalet diyeyim bilenler bilir zaten. Bu arada getirdiğimiz birer çanta kıyafetin hepsini giyip bir de üstüne battaniyelere sarıldık. Nihayetinde çok güzel, çok keyifli bir gün geçirdik.Çocuklar da çok eğlendiler. O kadar yorulmuşuz ki en sonsaate baktığımda 14500 adımı gösteriyordu...

14.10.2017

Gün 13

Yaşasın cuma diye uyandım.Bilge' yi paketleyip servise bindirdim.Evi falan toplamadım ve yemek yapmadım.Çok alengirli bir ekmeğe, peynirli hindi fümeli sandiviç yaptım çantama attım.Bir de elma mis gibi öğle yemeği.
Ofiste öğlene kadar çalıştım, sonra yemek yerken bir bölüm dizi izledim.Efesi gezdirip, İ.ye emanet edip Yüksel cd.kadar takaiyle geldim. Polis kalabalığından sıyrılip Dost' a girdim.Sistemleri bozukmuş aradığım kitapları bulamadım.Tabi ki boş çıkmadım fotograftaki kitapları alıp doğruca her zaman gittiğim kafeye gittim.Boş bir masa bulup kahvem ve kitaplarımla demlendim.Arada ig' ye baktım,telefonla konuştum. Bilge' nin okuldan çıkış saatti yaklasirken okula geldim. Biraz da okul bahçesinde oturdum Bilge çıkınca yemek yemeye gittik oradan da ofise döndük.Koca' yı ve Efes' i alip eve döndük.Bilge' yle Efes kudurdu. Yine kitap okurken uyuya kaldım.14355 adımla gün bitti, sporda yalan olmuştu iyi oldu.

13.10.2017

GÜN 12

On ikinci güne gelmişiz şalanjda , gerçi ben geç başladım, diğer arkadaşlar neredeyse bitirecekler:)) Sabah normal saatinde kalkan Bilge o kadar yavaştı ki,  kapıya çıktığımızda servisi ilk defa köşede bekler bulduk. Bilge yokuş aşağı saldı kendini, çok bekletmeden bindi servise.

Eve geldim, Bilge' nin yatağını kapattım, mutfağa baktım, kahvaltı hazırlamak için yer açtım akşamdan yine bulaşıklar kaldı Çayı koydum elime kitabımı aldım. Kitabı çok sevmeme rağmen gün içinde uzun okumalar yapacak vakit bulamıyorum. Birkaç sayfa okuduktan sonra Koca kalktı, kahvaltı yaptık. Ofise gittik, annemi aradım. Her zamanki kısa ve öz konuşmamızın ardından telefonu kapattık. gün içinde en az böyle üç konuşma daha yapıyoruz:)) İşlere yoğunlaşayım derken arkadaşım aradı. Onun da Bilge' den iki yaş büyük kızı var.  Kızları bir açık hava konserine götürelim diye konuşup duruyorduk ne zamandır. Cumartesi günü için Milyon Fest Ankara' nın konser listesine baktık. Kimler yok ki; Şebnem Ferah, Selda Bağcan, Kurtalan Ekspres, Kurban, Hüsnü Arkan, Cem Adrian daha kimler kimler. Odtü Vişnelik' te üstelik. Biletleri aldık hemen. Bilge' ye haber verdim, havalara uçtu. ne güzel bir ekim ayı olacak.

Bu arada her gün bizim ikizlerle görüntülü görüşüyoruz. Gözünü sevdiğimin teknolojisi, ekranı bile öptüğümüz oluyor:)) Kızlar büyüdükçe daha keyifli ve uzun olmaya başladı bu görüşmeler baktım kuduruyorlar kaçıyorum zaten Şarkı söylüyoruz, birbirimize bakıp gülüyoruz. Yalnız bu aralar komik bir durum var bu görüşmelerde. Ne zaman enine çizgili bir şey giysem annem bayılır enine çizgili tişörtlere  kızlar beni görünce anneanneee diye bağırıyorlar.sahiden anneme benziyorum. Gel de bozulma. Hayır anlamadığım ben küçükken,  hatta gençken hep babama benzetirlerdi ve ben havalara uçardım. Niye kırkımda anneme benzemeye başladım, nasıl bir durumdur bu bilemedim. Annemle babam birbirine zaten benzemiyorlardı. Ne acayip bir tipim yahu:))

Bilge' yle kapıda karşılaştık son anda yırttım. Eve geldik, ben hazırlanıp spora gittim. Terledim, yoruldum, gelirken markete uğradım,ilk defa sklamen aldım, hem de fuşya. Önce balkona koydum, sonra soğuk sevmediğini okuyup içeri aldım. Bilge' yle matematik çalıştık, on dakika anca dikkatini topluyor. O ara anladı anladı, yoksa boşuna çabalıyorsunuz. Öğretmenlere Allah sabır versin.

Çamaşırları yıkayıp astım, Akşama makarna pişirdim, ton balığıyla yediler. Gün içinde Anne With An "E" ikinci bölümünü izledim. Bilge' de yatmadan önce ilk bölümünü izledi, çok sevdi. Bir ara gözleri doldu, sıpam çok tatlı. Dün Efes' i hiç gezdiremedim 9200 adımla gün bitti. Yine kitap okurken uyumuşum...

12.10.2017

GÜN 11

Sabah yine aynı rutinle başladı. Bilge' yi yolladım, kitabımı okudum sonra kahvaltı derken akşama yemek yapmayı unuttuğumu ofise giderken yolda hatırladım:)) Her gün 10:30 da tansiyonumu ölçüyorum, doktor için listeliyorum. tansiyon aletinin sesine Efes sinir oluyor, çalışmaya başlayınca o da havlamaya başlıyor:)) Neyse ki değerlerim iyi çıkıyor:)) 
Arkadaşım aradı 28 Ekim de Erdal Beşikçioğlu' nun "Tüy Kalemeler" oyununa bilet aldık. Uçtum havalara. 
Ve sevgili Leylakdalı' mın güzel yüreğinin kelimeleri sonunda kitap haline geldi. Ayizi Yayınları' ndan çıkıyor. Gönlümüzün kıymetli ressamı Sevgili Füsun Ürkün' ünün muhteşem resimleri eşliğinde hemde. O kadar heyecanlandım, o kadar sevindim ki anlatamam. 

Dün "Anne With An "E" "  izlemeye başladım,ilk bölümünü izledim. Nasıl güzel. Eve
Bilge' den sonra geldim. Hazırlandım spora gittim. İki saat kadar ter attım. Eve geldim, yeşil fasulye pişirdim. Bilge' ye köfte yaptım yanında ayranla götürdü. Koca Efes' i eve bırakıp işi  varmış, tekrar çıktı. Kitap okurken uyuya kalmışım. Gün 14642 adımla bitti.

11.10.2017

Gün 10



Sabah karşı komşunun kavga sesiyle uyandım. Bir süre dinledim merak ettim valla . Sonra ne yapıyorum ya dedim. Kalktım Bilge' yi kaldırdım. Kahvaltı yaptırıp, paketleyip servise bindirdim. Eve geldim, mutfakta debelendim, kitabımı okudum. Kahvaltı faslından sonra ofise gittik. İş güç derken öğlen oldu. Efes' i gezdirdim, birlikte kedi maması almaya gittik. Kolum uzadı beni çekiştirmesinden. This İs Us 'ın 2. bölümünü izledim. baktım Koca geç gelecek Efes' i İ.' ye emanet edip, taksiye atlayıp eve geldim. Bilge gelene kadar, mutfağı toparladım. Mantar sote ve kepekli pirinçten pilav yaptım. Bilge geldi, çok terlemiş banyoya girdi. Evi süpürdüm sildim. Öbür gün Kışlıkları çıkartırım diyordum ama gözümü karartıp bazaları kaldırdım. Dolapları boşalttım. Akşamın bir yarısına kadar bu işle uğraştım. Sonunda param olan ilk fırsatta yatak odasını üç tarafı dolaplarla çevrili bir yarım ada yapmaya karar verdim. Uzunca bir süre atkı, bere, eldiven alırsam Allah cezamı versin dedim:))

Spora gidemedim 12400 adımla günü bitirdim. O kadar yorulmuşum ki, kitap kucağımda uyuya kalmışım:))

10.10.2017

Gün 9


Pazartesi sabahı saatin alarmıyla uyandım, Bilge' yi kaldırdım. Giyinirken başında oyalandım, geri yatabiliyor zira:)) kahvaltısını yaptı, kakara kikiri servis bekledik yok bizde öyle pazartesi sendromu falan. Servise bindi, arkasından el salladım. Hava iyice serinlemiş. Eve geldim, yeni kitabıma başladım. Ayşegül Devecioğlu' nun Ağlayan Dağ Susan Nehir kitabına başladım. "...ağaçların toplantı yaptığı kasvetli kırda kocaman bir gökkuşağı belirdi. Öylesine güzeldi ki onu ancak yalan yaratabilirdi..." (arka kapaktan)  oldukça etkileyici bir dil, çingeneler, ilginç hikayelerle harmanlanmış nefis bir okuma olacak, eminim.

Kahvaltıyı hazırladım, bu arada zeytinlerin suyunu değiştirdim. Öğlen için kendime bir önceki gün pişirdiğim fırında patlıcanı koydum, yanına da yoğurt. İki hurma, biraz da badem attım çantama. Kocayla kahvaltı yaptık, ben ortalığı toplayıp aşağı inene kadar Koca Efes' i gezdirdi. Akşama patlıcan yemeğinden var, tavuk çıkardım gelince haşlarım.Gerisi allah kerim.

Ofise geldik İ. gelmişti, morali bozuktu, uzun uzun nasihat ettim evet yaptım, gerekliydi. İşleri toparladık, çocukları gönderdik. Öğleye doğru Efes' le yarım saat kadar yürüdük. Bu arada Bilge aradı okul sonrası etüd için görsel sanatlar dersini seçmiştik. Cuma öğleden sonra ben gidip alırım diye düşünmüştük. Bu seçim internet üzerinden yapılıyor. Nasıl becerdik bilmiyorum ama fen ve matematik derslerinden de etüd kaydı yaptırmışız hâlâ şoktayıp, böylesi şuursuzluk hayret verici. Neyse Bilge öğretmenleriyle konuşup durumu izah etti. Hem de bana ihtiyaç duymadan. Pek sevindim. Koca Efes' le beni eve bıraktı.Bilge' den önce eve geldik yaşasın.  Ev almış başını gidiyor ama ben ne yaptım? Tavuğu haşlanması için ocağa koyup, elime kitabımı aldım. Bilge gelene kadar kitap okudum. Sonra da çantamı hazırlayıp spora gittim. Bir saat spor yaptım, çıkışta markete uğradım, eksikleri aldım. Sonra eve geldim. Tavuklu pilav yaptım, bir posta bulaşık makinesini çalıştırdım. Bilge ödev yapmaya başladı ve beni çağırdı. Konumuz Asal sayılar. Bilge anlamamış, ben de allah var hiç hatırlamıyorum ve sanırım hiç öğrenememişim. Hemen kitabı açtık birlikte okuduk, örneklere baktık ve evraka asal sayıları bulduk:)) ne salaksın demek serbest alınmayacağım . Bilge ödevini bitirirken ben duş aldım. Efes sürekli bir burnuyla beni dürtme derdinde. Koca geç geleceğim deyince küfür ede ede hazırlandım. Kafama bere geçirdim. Bilge ' de bizimle geldi. Efes' i gezmeye çıkarttık. Döneceğimiz sıra Koca parkta bizi buldu.Onu gören Efes çıldırdı. Daha büyük bir parka gittik. Efes' in tasmasını çıkartınca içinden bir yarış atı fırladı. Sinek görünce kurbağa, yeni çıkmış ot görünce iştahlı bir keçi çıkabiliyor bu çocuğun içinden, şaşırmıyoruz:)) O kadar çok koştu, o kadar şımardı ve o kadar mutlu oldu ki anlatamam. 15463 adımla gün bitti yuh dedim. Eve geldik. öğlen "Zorba" fiyaskomdan sonra 21' ne "Bach Alaturka/Danzon " balesine iki kişilik bilet aldım:)) Bilge' ye söyleyince güldü gideriz tabi dedi:)) Akşam yemeği bulaşıkları, yine sabaha kaldı. Hepimiz bir tarafta sızdık, sonra toparlanıp yattık...

9.10.2017

Gün 8


Pazar sabahı erkenden uyandım ama yataktan kalkmadım. Lotarya' nın son iki kartını da okuyup, kitabı bitirdim.Oldukça hüzünlüydü ama bir o kadar da ilginçti. Ev ahalisi hafifyen kıpırdamaya başlayınca ben de kalktım.Kahvaltı faslından sonra ortalığı toparla, bulaşıkları hallet derken öglen oldu.Hazırlandık hep birlikte evden çıktık.Bilge' yle kurstan sonra tasarım pazarına uğrayacağımızı öğrenen Koca biz Efes' le takılırız dedi.Öğle yemeğinde evde buluşmak üzere ayrıldık. Bilge' yi piyano öğretmenine bırakıp kozmetik ihtiyaçlarımı aldığım mağazaya gittim.Kocaya parfüm, ortak kullanımız için şampuan, saç kremi ve duş jeli aldım. Bilge' ye çok cici bir parfüm aldım. Alış verişin hep bir hediyesi oluyor bu sefer yüz pilingi verdiler, Koca ayıla bayıla kullanır😊 bana iyi gelmiyor. Bilge' yi dersten alıp, tasarım pazarına gittik.Arkadaşım ve kızı da oradaydı. İki saat kadar orada kaldık.Dışarı çıktığımızda yağmur başlamıştı, hemen taksiye binip eve geldik. Koca ve Efes' te gelmişlerdi. Koca mutfakta yemek hazırlıyordu. ben de bir gün evvel yaptığım patlıcanları fırına verdim. Nefis oldular. Yemekten sonra herkes evin içinde bir köşeye ilişti. Hava iyice kapattı zaten. Efes o kadar yorulmuştu ki tüm gece kafaaini bile kafasinı bile kaldıramadı 😊Bilge çantasını hazırladı. Ben günlerdir ertelediğim ütü mevzusunu çözdüm. Aksama doğru Kayıp Kahraman'ı okumaya devam ettim. Geç saate kadar uyuyamadım. Gece yarısını bir miktar geçe uyumuşum 💙💙💙günü 12800 adımla bitirmişim.


8.10.2017

Gün 7


Bilgisayarı açmaya üşendim.Telefonumdan yazmaya çalışacağım bakalım becerebilecek miyim😝
Sabah hafta sonu olmasına rağmen erken kalktım.Biraz kitap okudum, Bilge kalktı, kahvaltıda gevrek yemek istediğini söyledi itiraz etmedim. Koca Efes' i gezdirip gitti. O da arkadaşlarıyla kahvaltı yapacakmış. Ben de bir dilim wasaya lor peynir sürdüm, ayak üstü yedim ve kliniğe gitmek için evden çıktım. Doktor tekrar muayne edip acilen bir tansiyon aleti almam gerektiğini, on gün kadar ölçüp kayıtlarımı ona göstermemi söyledi.Akşamları içmem için bir de hafif bir ilaç verdi. Tansiyon aletini aldım Efes haric hepimiz tansiyonumuzu ölçüp duruyoruz😊Akşama kadar bir o tarafa bir bu tarafa siftinip durduk.Akşam hazırlanıp Opera sahnesine gittik.Gisede önceden internetten aldigim biletleri almak icin yanaştım ve inanamıyorum yanlıslıkla tek bilet almısim. Yerlet dolu olunca bir bilet daha bulamadık. Bilge' nin kışlık eksikleri vardı onları tamamladık. Birseyler yiyip ictik eve döndük. Nasıl böyle bir aptallık yaptım inanamıyorum. Neyse sağlık olsun dedik nasıl olsa sezon devam ediyor. İlacımi içtim, kitabımı elime aldım 14500 adımla gün bitti.

7.10.2017

Gün 6



Bu yazıyı Bilge' nin bilgisayarından yazıyorum, resim bulamadım altıncı güne. Bu arada ne çabuk altıncı güne geldik değil mi?

Sabah gözlerimi açtım ve saatte baktım ve saatin çalmadığını fark ettim. Yataktan fırladım, Bilge' yi kaldırdım, kahvaltıyı ağzına tıkalayıp son antibiyotiği de bünyesine yuvarlatıp servise yetiştirdim. Geceden hazırladığım kuru dolmayı ocağa koyup, kitabımı aldım elime, battaniyeyi çektim üzerime. Demiştim içimi acıtacak bu kitap diye. Lotarya bitmek üzere. Arka kapakta şöyle yazıyor Bir  çocuk nasıl düşünür, daha önemlisi ne kadar derinden hissedebilir... Dolmanın pişmesine yakın kahvaltıyı hazırladım, Koca Efes' i gezdirip geldi. En son Koca hunharca Efes' e antibiyotik yutturmaya çalıştığından beri o evdeyse Efes mutfak masasına yaklaşmıyor. Normalde suratını dizime gömer ve salya akıtmaya başlar:)) Israr ettim gel, bir şeyler vereyim dedim ama hiç oralı olmadı:)) Yine bulaşıkları lavabonun önüne yığdım akşamkilerle sarılıp kaynaştılar. Öğlen yemeğimi, bir elmamı çantama attım. Son anda ofiste kalmadığını hatırlayıp biraz da kahve koydum çantama. Arabada cüzdanıma bakarken hafta başından beri tek kuruş harcamadığımı fark ettim.  İlk defa bu kadar uzun zaman dışarıya ev ve ofis harici  çıkmadım. Sanırım pazartesi İ. geliyor, normale dönerim. Bizimkileri yolladım, daha önce bakıp bilet bulamadığım Zorba balesine en önden yer bulup hemen Bilge'yle ikimize yarın akşam için bilet aldım. Sezonun açılışını yapıyoruz:)) Tiyatro da en azından ekim sonuna kadar bir oyun bulamadım, bu çok fena. Öğle yemeğimi yerken iki bölüm House izledim. Efes' le yarım saat kadar gezdik. Markete uğrayıp kahve filan aldım  para harcamama durumunun bacağını kırdım:))

Koca geldi Efes' le beni eve bıraktı, Bilge' den evvel eve geldim adım Bahtiyar  Dolmanın yanına mercimek çorbası yapayım dedim. Bilge gelene kadar çorbayı ve bulaşıkları hallettim. Kitap okumaya devam ettim. Bilge geldi aç değilim akşama yerim dedi. Hemen bir duş alıp saçlarımı kestirmeye kuaföre gittim. Kuaför kalabalıktı yarım saat sonra anca oturabildim. Biraz sohbet, bolca kadın dırdırına karışmış fön makinası sesini arkamda bırakıp yandaki markete girdim. iyi ki bir hafta para harcamadım. Nar ve elma aldım, biraz da kahvaltılık. Eve geldim Efes beni kapıda karşıladı hemen telepatik olarak anlaştık. anneci çok sıkıştım tasmalı falan fark etmez , dışarı çıkalım dedi. Attık kendimizi dışarıya. Parka gittik, parkın yanındaki evde oturan beyaz cazgır teriyer bize uzun uzun havladı. Ben de sakinleşsinler azıcık diye Efes' le banka oturdum, benim ki sesi kısılana kadar havladı sıpa. Biraz daha dolaşıp, eve dönerken Efes beni yokuş aşağı uçuruyordu. Baktım Koca gelmiş, Efes' i eline verip eve tüyecektim, olmadı. Adama bir romantiklik hasıl olmuştu tuttu elimden beraber gezdirelim dedi. Ben zaten gezdirmiştim diyemedim. Düştüm peşlerine. Yarım saatte öyle yürüdüm. Eve geldiğimde Efes' ten daha çok dilim dışarıdaydı. Yemekten sonra battaniyemin altında salonda uyuya kalmışım. Koca' nın hadi kalk yatalım demesiyle uykumun en güzel yerinde zıpladım. Tam geri yakalarım uykumu  diye gözlerim kapalı yatağa doğru giderken kışlık yün yorganı çıkartalım dedi. Bense gel beni öldür olarak algıladım. Sinir oldum. Elyaf yorganın yüzünü çıkarttım, kirliye attım, yün yorganı çıkarttım, yeni nevresim geçirdim, bunları yaparken çok söylendiğimi yatağın yanında uzanan Efes'in kalkıp salona gitmesiyle fark ettim. Tabi uykum kaçtı, Koca horlamaya başlayınca aldım yastığımı salona geldim. Efes' in yanına kıvrıldım. Tv' de garip bir kanalda "Mavi Ay" dizisine rastladım, Allahım Buruce Willis nasıl genç. Böylelikle günü bitirdim 13800 adım atmışım bu arada...


6.10.2017

GÜN 5


Sabah yine alarmdan önce uyandım. Bilge' yi kaldırdım, kahvaltısını yaptı, servise bindi ve okula gitti. Burayı hızlı geçtim çünkü fonda hadi hadi, ye ye, yüzünü yıka, dişini fırçala şeklinde her zamanki rutindi, kendi sesimden tiksindim, bir de yazmayım şimdi, siz anladınız zaten.

Dobişi' de görmediğim için Efes beni hiç umursamayıp dört patisi havada uyumaya devam etti. Ben de biraz kitap okudum ortalığı toparladım. Çantamı hazırladım, Efes' in tüy dökme zamanı sanırım, çantama tüy toplama rulosu attım gülünü seven dikenine, tüyüne , salyasına katlanır. Koca kalktı, koşturmaca başladı. Kahvaltı yapıp, bulaşıkları lavaboya yığdım annem duymasın. Ofise geldik, çocuklara iş programını verdim yolladım. Efes' le baş başa kaldık. Bir ara kargocu geldi, Efes onu yemeye kalktı, nispeten sakin bir gündü. Bir ara telefonu kontrol ettim, bozuk mu diye ama öğleden sonra küçük çaplı bir telefon trafiğimiz oldu. Efes' i alıp gezmeye çıkarttım. Malum Çankaya' dayız, her bir yanımız yokuş. Ankara' nın bağlarından ziyade yokuşlarına türkü yazılmalıymış bence. Belki  de vardır bilmiyorum. Topuklu ayakkabılarla kalın topuklu botlar yokuş aşağı köpek gezdirmek hiç akıllı insan işi değilmiş. Efes bana sinir oldu, eğdi boynunu yanımda tıpış tıpış yürüdü, ofise döndük.
Gerçi tasmayla gezdiriyorum diye bu afralar biliyorum.

Öğlen yemeği yerken iki bölüm House izledim. Bu arada fabrikadan depocuyla tartıştım. Depocu dediğime bakmayın fabrika sahibinden daha mühim bir adam, tüm sevkiyat onun elinde. Benim sipariş etmediğim, sadece fiyat sorduğum bir parçayı yollamış. Çok da pahalı ve gideri olmayan bir parça. Ben de aradım sordum, hatasını kabul etmedi ve bundan sonra sistemden yollayın dedi. Maille hallediyorduk sipariş işini.Sistem demek kabus demekle eş anlamlı. Türkiye çapında seksen kadar servisiz bu sistemi çözebilen ve kullanabilene rastlamadım. Artistlik yapacağım ya bence de öyle yapalım, hata yapma olasılığınız kalmaz böylece dedim. Dedim de telefonu kapatır kapatmaz hemen servis temsilcimi aradım. Onun anlattıklarıyla iki saat kadar abartmıyorum uğraştım yapamadım. Tekrar aradım, bütün çocuklar hepsi benden küçük, çoluk çocuk yani telefonun başına toplandı, hoporlörü açtılar ve tek tek nereden ne yapacağımı anlattılar. Tıpkı filmlerde pilot ölür de alakasız bir tipe kule tarif eder ya uçağı nasıl indireceğini, işte öyle. Siparişi geçtim ve sevinç çığlığını bastım. Hepsi güldü telefonda, hadi gidin çalışın dedim, teşekkür ettikten sonra:))
 Siparişlerinizi birleştirebilirsiniz dediler, ne gerek var depocu tek tek baksın dedim ha ha ha yaşasın kötülük. Bilge' ye yetişemedim, eve gidene kadar telefonla beni taciz etti durdu. Yeminle bu çocuğun okulda dili şişiyor kesin:))

O anlatırken ergen abukluklarını,  ben barbunya pişirdim, yanına da bulgur pilavı ve salata. Efes' i gezdirmiştim spor papuçlarımla. Koca gelince üstüne atladı ve aynen düşüncelerini okudum. babacım bu kadın beni köpek gibi gezdirdi valla haberleşme sistemim kesintiye uğradı, pek çok ağaç, direk ve köşe duvarı atladım. Hadi senle çıkalım, sen beni bırak, ben ok gibi fırlayım  dedi, duydum:))yarım saat çıkıp dolaştılar. Sofrayı hazırladım, bulaşık makinasını çalıştırmayı unutmuşum. Onu çalıştırınca, akşam yemeği bulaşıkları sabaha kaldı. Ama bu arada bir tencere kuru dolma yaptım, onu da sabaha pişirmek üzere kaldırdım.Ütüyle randevumuzu yarına bıraktım. Ay çok yoruldum, Bilge ışık hızıyla piyano çaldı. Ödevlerine şöyle bir baktım. Belgesel izliyorlardı(valla)  en son ben de elimdeki kitabı bitirip yeni bir kitaba başladım. Lotarya/Mario Alberto Zambrano . İçimi acıtacak bir okuma olacak ilk satırlardan bunu hissettim. Günü 9888 adımla bitirdim. Buraya kadar okuyan sabırlı arkadaşlarımın gözlerinden öperim. Okumayanların canı sağ olsun:))


5.10.2017

GÜN 4


Sabah beşe çeyrek kala Bilge' nin kusma sesiyle uyandım. Balgam kusmuş, banyoya yetişmiş olmanın huzuruyla ve bembeyaz suratıyla iyiyim dedi. Ilık su verdim, içine bir kaşık da bal koyup. Yatağına yattı, ben de yanına kıvrıldım. Efes' te ayak ucumuza yattı. Bilge üfledi püfledi, kalkayım da biraz telefonumla oyun oynayayım bari dedi. Ateşine baktım, normal delirdin galiba deyip okuduğumuz kitabı getirdim. Biraz o, biraz ben okuyarak saati altı ettik. Okul için hazırlandı, balık ekmek yaptım, sildi süpürdü. Antibiyotiği tek parçada yuttu, çantasını sırtlanıp servis beklediğimiz yere doğru yollandık. Dobiş kuyruğunu sallaya sallaya geldi. Bilge' nin ayakkabı bağcıklarıyla oynamaya başladı. Bu arada onunla ilgilendiğimizi gören bir Bey yaklaşıp yanımıza selam verdi. Elinde kocaman bir poşet kuru mama ve plastik şişeleri görünce kim olduğunu anladım. Koca bahsetmişti emekli bir albay abi var, sabahları ve akşamları mama dağıtıyor kedilere ve köpeklere diye. Uzun uzun sohbet ettik eşimin de benim de ailelerimiz öleli çok oldu, kızımız büyüdü, ben de bunlarla ilgileniyorum dedi. Veteriner bir arkadaşı varmış prof.  ihtiyacı olan hayvanları atıyorum arabama ona götürüyorum, bir sürü hayvanı ameliyat etti, tedavilerini üstlendi dedi. Efes' ten bahsetti maşallah pek güzel dedi. O yoluna gitti, dobiş peşinde. Kafamı kaldırdım Efes balkondan bana bakıyor hav deyip (demek başka köpekleri seversin)  döndü arkasını, bu arada sabahları pijamayla çıkmamaya karar verdim, ayıp ya:(( hırkayı çekiştirip durdum ama hoş olmadı yani...Eve geldim, Efes kapıda karşıladı, baştan ayağa bir kokladı, sonra patisini uzattı Anladım ödül bisküvisi istiyor, başka köpekleri sevmemin bedelini ödedim. Hemen mutfağa girdim akşamdan ıslattığım kara buğdayı haşlanması için ocağa koydum. Dolapta ne varsa koca bir kase salata yaptım üzerine de  haşlanmış karabuğdayları koyup öğlen için çantama attım. İki tane de kivi koydum ara öğün olarak.
Kahvaltıyı hazırladım, bu arada balkona çıktığımda akşamdan çamaşır makinasıyla olan savaştan Koca' nın galip çıktığı ve bana bir sepet yıkanmış çamaşır bıraktığını gördüm. Onları çamaşırlığa serdim. Bu arada uyanıp  aaa ben onları asmamış mıyım, ama ne güzel yıkanmış değil mi? bu makina bizi bir yirmi yıl daha götürür dedi yüzünde pis bir gülümsemeyle...
Kahvaltıyı yapıp, ofise geldik. Yine çok yoğun bir gündü, bir ara üç telefonla falan konuşmaya çalıştığımı fark ettim. Derin bir nefes aldım, defterimi alıp  işleri tekrar programladım. Telefondaki sizi daha sonra arayacağım kısmını buldum. Gülmekten Ölen Adam Vakası' nı bitirdim. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat 'i okumaya devam ettim, az kaldı. Stefan Zweıg' in dili çok güzel, hiç yormuyor. Bilge gelmeden eve döndük. Koca öğlen yemeği yiyeyim dedi. Ona yemek hazırlarken bir makine çamaşır daha atmış makinaya. Yahu kurumadı daha diğerleri, nereye sereceğim diye cırlarken, kurutma makinesi istiyorum o vakit dedim. Madem çamaşır makinası daha yirmi yıl bizimle:))

Koca çıkarken Bilge geldi. Ağzı laf dolu, bir arkadaşına kızmış anlatıyor da anlatıyor. Naçizane tavsiyelerde bulundum:)) ufladı pufladı, ne yaparsan yap dedim (değil mi yani) Akşam için bizimkilere patates püresi ve köfte yaptım, Bilge püreyi yedi, köfteye dudak büzdü. Koca sildi süpürdü ve hatta yeni yaptığım turşuyu daha olmadan yarıya indirmiş:))

Dün hiçbir şey izlemedim. Bilge' yle ödevlerine baktık biraz, zeytinlerin suyunu değiştirdim. Son demde evi süpürüp sildim. Çamaşırlara yarın için ütü randevusu verdim. Banyoyu da yarın elden geçiririm. Saat dokuz gibi kitap okurken uyuya kaldım... 9400 adım atmışım hiç yoktan iyidir:))

4.10.2017

GÜN 3


Sabah alarmdan önce uyandım, aman ne mutlu bir gün diyerek. Sonuçta bir gün evvel ölümlü bir fani olduğumu iliklerime kadar hissedince böyle uyanmam çok normaldi değil mi:)) Bilge' yi kaldırıp, mutfağa yollandım. Bu sefer nohut unuyla tavada pankekimsi bir tarif denedim. Bilge tadına bakıp "pattis (patates) mi var bunda " diye suratını buruşturdu, bir parça ağzıma attım sahiden nohut tadı baskın geliyor (vet çocuğum patatesle nohut arasındaki farkı bilmiyor) bir daha ki sefere  biraz yulafla kırmalı bu tadı. Arsızca sevdin mi dedim. Of ya dedi, bu ne?  dürüstçe nohut unu denedim dedim. Ay annneaaee (burayı baya uzattı) ben senin kobay faren miyim? dedi. Önce bir sevindim kobay faresi falan biliyor okulda öğrenmiştir diye, sonra youtube tan öğrendiyse kim bilir ne saçma bir şey izledi diye kafada kurarken servis saatinin geldiğini fark ettim. Pijamalarımın üzerine uzun hırkamı geçirip (kim görecek sabahın köründe) Bilge' nin çantasını sırtlandım. Evimiz yokuşun ortasında olunca, servis yokuşun bittiği yerden alıyor Bilge' yi, azıcık yürüyor. Ben önde Bilge arkada yürürken Bilge' nin ayaklarının dibinde top gibi yuvarlanan bir şey  gördük. Siyah tüylü, dobiş bir yavru köpek . Bilge' nin paçalarını, ayakkabı bağcıklarını yemeye kalkınca Bilge zıpladı karşıdaki bakkala gitti. Elinde dilimlenmiş salamla geldi. Biraz verdi, servis geldi bu arada, paketi ben aldım, dobişin içinden aç bir canavar çıktı. Elimi zor kurtardım:)) Ben eve giderken, o da kuyruğunu sallayarak inşaatın kumlarına dalmaya gitti. Eve girince Efes kapıda karşıladı beni, sağımı solumu kokladı kulakları kıpırdadı biraz( ne kokuyo yaw), sonra döndü kanepeye geri yattı(boş ver kadın mutfaktan çıkmıyo zati) . Biraz kitap okudum, Bilge okula vardım diye arayana kadar. Akşam için patlıcan yemeği koydum ocağa. Mutfakta bilumum ortalıkta dolanan  bulaşıkları yerleştirdim. Zeytinlerin suyunu değiştirdim. Balkona çıktım. Bizim ev otoparkı gördüğü için bir kaç komşuyla selamlaştım. Çiçekleri suladım, kuruyan yaprakları toparladım, azıcık saksıların topraklarını kabarttım. Bu arada yavru köpeği gördüm, insanların peşinde bir oraya bir buraya koşturuyordu. Çoğu başını okşayıp, ay ne kadar sevimli diyor. Büyüyünce böyle yapmayacaklarını bilmek sinir bozucu. Koca'yı kaldırdım. Kahvaltı yapıp ofise yollandık. Çok yoğun bir gündü, bir ara otomatiğe bağladım. kelime tasarrufu yapmaya başladım. Kitap okudum, Dr. House 2 sezonundan bir bölüm ve This İs Us' un yeni sezonunun ilk bölümünü izledim. Bir ara Efes'le kedilere mama almaya gittik. Her ağaç dibine işeyip, gördüğü ve duyduğu tüm köpeklere havladı:))Bilge' nin okul dönüşüne yetişip ondan önce eve girdim. (sanki daha iyi anne oldum:)) Sonrasında kitap okudum, telefonlara baktım (ofis telefonları bana yönlü) , yarınki iş programını yaptım, buz dolabını temizleyip, bir miktar da siftindim. Koca gecikince burnuyla beni dürtüp duran Efes' i gezmeye çıkarttım. Bu arada çamaşır makinesi bozulmuştu, Koca bir yaptım dedi tekrar bozuldu ben yenisini alalım dedim, yok ben yaparım onu dedi:( 20 yıllık makine... pıff hiç bulaşmadım, çamaşır makinesiyle baş başa bıraktım. Saat 22' ye doğru kitap okurken uyuya kalmışım. Günü 10.222 adımla bitirmişim. Bir hafta spor salonuna gitmeyeceğim, doktor dinlen dedi. Yürüyüşle kotarmaya çalışıyorum:))

Sevdim ben bu şalaj işini, çok keyifli yahu...Bir de hayat güzel valla:))

3.10.2017

GÜN 2


Pazartesi sabah saatler 6:15' i gösterirken yataktan Bilge' yi zorla kazıyıp, kahvaltı masasına oturttum. Kuru fasulye unuyla pankek vari bişiy yapacağım demiştim ya yaptım ve tabi ki beğenmedi ama yemek zorunda kaldı (az da olsa zafer kazanmış havasına girdim) Kendime de yaptım ama önce doktora uğrayıp kan vereceğim için yanıma aldım. Öğlen içinde sebzeli bulgur pilavı ve salata malzemesi, iki de kivi attım çantama. Dışarısı buz gibi, Koca beni klinikte bıraktı. Efes' le ofise gitti. Her zamnki gibi kalbim kulaklarımda atmaya başladı. Kan verdim, idrar kabını doldurmaya çalışırken elime işedim (iğrençim ama çok güldüm) ahir ömrümde ilk kez ekg çektirdim. Deprem şeysine benzeyen kağıdı alıp akşam altıda doktorla görüşmek üzere klinikten ayrıldım. Ofise geldim Koca'ya ekg sonucunu gösterip "çok dalgalı değil mi...ama düz çizgi olunca ölüyordun zaten değil mi ha haaa.." yaparken kağıdın sol köşesindeki Analiz sonucu kısmında:anormal ekg yazısını gördüm. Kaşlarım havada bir alttaki Sinüs taşikardi ve infeior miyokardiyal infaktüs,büyük ihtimalle eski yazısıyla biran dondum kaldım. Gözümün önünden babamı kalp krizi sonucu hastahaneye götürüşümüz, kalp yetmezliği tanısı, emboli atması ve onu kaybedişimiz...hemen arama motoruna yazanları girdim. Tüm okuduklarım kalp krizi geçirmiş olduğum ve kalp hastalığım olduğu yönündeydi ve ciddi söylüyorum ödüm koptu. Doktor tiroit dediğinde tüh vah demiştim ama şimdi tiroite razıyım kalbime bir şey olmasın nolur. Arkadaşlarımla konuştum, moralim biraz düzeldi. Doktorla görüşene kadar internete  bakmama kararı aldım. Kardeşlerimle konuşup onları da ekg çektirmeye zorladım. Bilge okuldan eve döndü, çok yoğun olduğum için ona yetişemedim. Masamın başında kara kara düşünürken Efes yanıma geldi. Normalde ödül istediğinde ön patileriyle dizlerime çıkar. Bu sefer ön patileriyle birlikte 30 kg.lık cüssesini de kaldırıp kucağıma oturdu. Tamam dedim s..tık. Köpekler hissedermiş ya kötü hastalıkları, ben bittim. Neyse Koca geldi "bankaya gitmemiz gerek" dedi. Saate baktım daha altıya çok var. Efes' i eve bıraktım, Bilge' ye atıştırmalık bir şeyler hazırlayıp Ankara' nın diğer ucundaki banka şubesine gittik. Doktor tam çıkmak üzereyken yetiştim. Sonuçlarımı koydu masaya, bana baktı gülümsedi. Kalbim bu sefer hem kulaklarımda, hem beynimde atmaya başladı. Önce kan tahlillerinden başladı, benim gözüm korkunçlu ekg kağıdında, o da en sonda. Bütün değerlerim süpermiş trigliserid (kandaki yağ oranı) dışında tüm değerlerim iyiymiş. İyi haber tiroitim yokmuş. Ben neredeyse tüh diyeceğim ve ekgyi aldı eline. Yüzüme baktı çok kötü değil mi dedim. Bu arada doktor çok tatlı, yaşlıca ve hoş sohbet bir adam. Uzun uzun hükümeti falan çekiştirebiliyorsunuz:)) İnternete sordun değil mi sonuçları ve bu saate kadar kafayı yedin değil mi dedi. Evet yaptım valla. Burada yazana bakma, ekg de tek sorun nabzının yüksek olması dedi. Ben de doktor fobimden bahsettim, akıllı saatimdeki nabız bilgilerimi gösterdim. Cumartesi tekrar ekg ve idrar tahlili istedi (hâlâ enfeksiyon görünüyor)ama içime su serpti korkacak bir durum yok dedi. Neredeyse boynuna atlıyordum. Kuş gibi çıktım klinikten, eve geldim Bilge' ye sarıldım, çantalarımı atıp Efes'i dışarı çıkarttım. En uzaktaki parka kadar kah koştuk, kah yürüdük. Sabah arayıp korkuttuklarımı arayıp iyi haberi verdim. Ağzım kulaklarımda eve döndüm, Bilge' yle matematik ve ingilizce çalıştık. Banyo yapması karşılığında ona kitap okudum, yanımda uyuya kaldı. Bir anda insanın hayatının nasıl tepe taklak olabileceği üzerine bir gün yaşadım aman iyi bakın kendinize...

2.10.2017

Şalanj Gün 1

Sevgili Leylak Dalımda gördüm Sevgili Mariantrikot un şalanjını. 21 gün boyunca hergünümü buraya yazacağım . Geç Haberim oldu dünden başlayacağım.

Cumartesi gününden sümüklü, boğaz ve kas ağrılarıyla uyanan Bilge' yi yakındaki kliniğe götürmeye karar verdim. Gitmişken doktorun daha önce benden istediği ekg ve troit testlerini de yaptırayım dedim. Bilge' yle yokuş tırmanmakla merdiven çıkmak arasında tercihimizi merdivenden yana kullanıp, kalbimiz ağzımızda kliniğe girdik. Acil doktoru Bilge' ye baktı, antibiyotiğe başlayalım dedi. Tahmin ediyordum zaten. lakin yaşı büyüdüğü için tablete geçeceğimiz güzel haberini patlattı. Ben de kan veremedim, çünkü aç değildim:)) Pazartesi aç ve dinlenmiş gel dendi.
Bilge bir parol içmek için 3 tane parolu mundar edince antibiyotiği üç parçaya böldüm. İçti ama bir süre sonra halıya kustu. Geçen hafta yeni yıkanıp gelen halıyı Koca banyoda tekrar yıkadı (bir köşesini) inanamadım ama tertemiz oldu. Sabaha kadar Bilge' nin başındaydım. Çok öksürdü, bir ara ateşi çıktı ama pazar sabahı güzel uyandı. Piyano dersini iptal ettim. Efes başından ayrılmadı, o da öksürüp, hümkürse de telefonu elinden bırakmadı. Bir ara Koca' yla Migros' a gittim. Yeşil zeytin aldım. 4 kavanoz yeşil zeytin çizdim, koydum. 2 kavanoz kornişon, 1 kavanoz da yeşil domates turşusu koydum. Younger' ı bitirdim. 4. sezon çok kötüydü, sinir oldum. Gülmekten ölen Adam Vakası' nı okumaya devam ettim. Arada belki Bilge' yi ayartırım diye Kayıp Kahraman' ı okudum ama o hiç oralı olmadı. Sebze suyu yaptım. Bu sudan biraz buzluğa attım geri kalanıyla çorba yaptım. Koca bir ara Efes' i alıp tüydü, döndüğünde elinde iki kase aşure vardı. Çok bıdılamadım, aşureyi yedim. Çok güzel değildi ama Allah kabul etsin yedim valla:)) Sonra Koca apartman toplantısına gitti. Yaklaşık iki saat sonra, ben umudu iyice kesmişken geldi. Son havadisleri aktardı. Sabah kahvaltıya ekmek olmadığını fark ettim, kuru fasulye unu diye bir şey almıştım onunla tava bişiysi yapmaya karar verdim. Bilge' nin okul için ütülü forması olup olmadığını kontrol edip (varmış pek sevindim) kitabımı alıp yatağıma çekildim. Günü 9538 adımla bitirdim. Sonra kalkıp Bilge' nin cüzdanına para koydum, geri yattım:))

27.09.2017

Sonbaharımsı..



Okulların açılmasıyla birlikte günler hız kazandı. Gerçi İ.' nin süresi belli olmayan izni de bunda etkili. Ofisin tüm işi üstüme kaldı. Özellikle telefonlar kısmı oldukça yorucu ama dert değil, şimdiye kadar da zaten ben uğraşıyordum çok da kasmayacağım. Bir tek spor programımı sabahtan öğleden sonraya kaydırdım. Dün Öğlen Efes' le kendimiz eve attık, Bilge gelince bunları evde bırakıp spor salonu bakmaya gittim. Evin hemen üst caddesinde üç tane salon olduğunu görmüştüm daha önce. Bir tanesi sadece bayanlara özgü ibaresiyle, direk listemden silindi. Öteki pek dökük görünüyordu. Neyse ki üçüncü seçenek içime sindi. Kaydımı yaptırdım. Bugün başlayacağım. Tek sıkıntı sporu sabahtan yapınca yarattığı açlık hissini öğle yemeğiyle kapatıyordum. Akşam altıdan sonra bir şey yemediğim için bu düzeni ayarlamam gerekecek. Bakacağım artık. Bilge okulu çok özlemiş güle oynaya gidiyor. Bu sene servisçiye  tırnaklarımızı gösterip (en çok Bilge gösterdi) sabah alış saatini yediye ayarlayınca daha güzel oldu. Yanarsam geçen sene altı çeyreklerde yollara döküldüğümüz günlere yanarım. Kibar filan olmayacaksın bunu anladım. Yeni bir diziye başladım Younger kısa kısa bölümler, komik de üstelik. Fırsat buldukça izliyorum. Bu arada birkaç kitaba birden başladım. Refik Algan' ın öykülerinden oluşan Dağın Tepesindeki Kız kitabını bitirdim, hiç sevmedim. En sevmediğim öykü yazım tarzındaydı. Byron Ayanoğlu' nun İstiridye Üstü Girit' ine bayıldım, çok keyifli ve ilginç bir okuma deneyimi oldu. Rick Riordan' ın yeni serisinin ilk kitabı Kayıp Kahraman' ı okumaya devam ediyorum. Biraz yavaş okuyorum Bilge' yle birlikte okuduğumuz için ben çabuk bitirince kızıyor:))Dün de Tarquın Hall' ın Gülmekten Ölen Adam Vakası' na başladım, keyifli olacak eminim.

Bu arada tiyatro ve opera sezonu ekimde açılıyor, ufaktan program yapmaya başladım, özledim.

Efes önceki hafta ishal oldu, amanın manyak bir deneyimdi. Neyse ki çabuk toparlandı. Kıyamam çok üzüldüm, bir gece hiç uyumadım. Elimde paspas peşinde dolandım. Veterinere gidip antibiyotik aldım. Efes' e beş gün antibiyotik içirene kadar akla karayı seçtim ve yine alfa olamadım:(( Hâlâ Koca' ya tapıyor:))

Kaçıyorum ben, iyi bakın kendinize....


19.09.2017

Günaydın...


Geçen hafta salı gecesi başlayan şiddetli bir karın ağrısıyla devrildim.Perşembe günü acilde serumla yattım derken anca bu sabah toparlanabildim. Çok fenaydı, çok. Allahım sağlık ne kadar önemli.

Kafamı toparladığım zamanlar okuyabildim. Mahir Ünsal Eriş' in "Dünya Bu Kadar"ını bitirdim. Önce bir garip geldi bi dolu insan, kafam karıştı derken çok güzel bağladı, sevdim. Stefan Zweig 'in "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" Zweig okumalarımın ikinci kitabı oldu, güzeldi, çok kısaydı zaten. Asıl baba kitabım Jean Christophe Grange' in "Kongo' ya Ağıt" kitabıydı. İlk kitap "Lontano" da ki kurguyu düşünüp ikinci kitabın kalınlığını görünce merakım tavan yapmıştı. Grange laf kalabalığı yapmaz ve hep ters köşe sonları olan kurguları vardır. Gerçi son dönemdeki kitaplarındaki akıllara zarar vahşet çok iticiydi, bu kitap nispeten daha sakindi. Bu kitabı da sevdim. Bilge'yle ortak okumalarımızda bu yaz Rick Riordan' ın Percy Jackson ve Olimposlular serisini okuduk. Bu serinin son kitabı da "Son Olimposlu" kitabıydı. Yunan tanrıları, tanrıların melez çocukları , canavarlar... Bilge' yle konuşacak çok şey çıktı:))

Bilge demişken dün malum okullar açıldı. Arkadaşlarıyla pek özlemişler birbirlerini. Ben de gittim, servis işini ayarlayayım diye. Diğerlerini anneleri falan olmayınca benimki neredeyse beni tanımıyor ayağına yattı, sıpa:))  Servis işini de tam çözemedim. haftaya kaldı. Eski düzen gidecekmiş bu hafta.

Sağlıklı beslenme sürecimden bahsetmiştim, sağlık bozulunca ve hiçbir şey yiyemeyince birden 3-4 kg gitti. Ayakta duracak halim kalmamıştı. Allahtan toparladım. 72,8 düştüm, yağ oranım geçen ay %35 ti bakalım bu ay ne çıkacak. Bugün spora gideceğim ama çok zorlamayacağım. Yavaş yavaş takılırım artık. Kendinize çok ama çok iyi bakın...

7.09.2017

Tatil, bayram, ikizler, falan filan...


Bayramdan birkaç gün önce Antalya' ya gitmek için yola koyulduk. Geçen seferden tecrübeli olduğumuz için bu sefer çok kasmadım. Efes çok rahat gitti, Bilge'yle arka koltukta sekiz filan çizdiler:)) Akşam saatlerinde Antalya' ya vardık. Aslında bir miktar serinlemişti hava ama Ankara'yla kıyaslayınca yine de çok sıcaktı. Öbür gün gece kızları ve annelerini hava limanından aldık. Daha da büyümüşlerdi. Eve gelince Efes' ten önce biraz çekinip, sonra tepesinden inmediler:)) Öbür gün sabahtan denize gittik, Efes sahilde çıldırdı. Sudan çıkmadı, milletin topunu, çocukların kolluklarını çalmaya kalktı. Biz engel olmaya çalışınca sesi kısılana kadar bize havladı:)) Efes bir taraftan, kızlar bir taraftan eve geldiğimizde pilimiz bitmişti. Öbür gün Efes'i annemle bıraktık. Zaten sahil çok kalabalıktı ve kimseyle papaz olacak enerjimiz yoktu. Böylece rengimiz değişip, enerjimiz tükenen kadar sabahları sahile gittik. Kızlar çok seviyor denizi. Efes klimanın önünde hayatın anlamını yeniden ve yeniden keşfetti. (fotoğrafta görüldüğü üzere) Annem biraz keyifsizdi diz kapağında ufak bir yırtılma var, onun tedavisi devam ediyor. Doktor ameliyata gerek yok deyince baya bir rahatladık. Kızların doğum gününde ufak bir teras partisi verdik:)) koşturmaktan tek kare fotoğraf çekemedim. Tatilin en güzel fotoğrafı yukarıdaki oldu,  o da burada dursun. Ve yine her zamanki gibi tatilin en güzel yanı eve dönmekmiş dedik, bizi karşılayan on altı derecelik Ankara havasını görünce:))

Ve yine gelenek bozulmadı, tatilden dinlenmiş dönenlere iç geçirerek bugün işe başladım:)) Bunun formülü ne acaba, samimiyetle merak ediyorum:)


22.08.2017

Okumak üzerine...



Okumak bir serüven mi? evet bence serüven ve kişiye göre değişen bir serüven.  Altı yaşımda babamın öğretmen arkadaşı elime Cumhuriyet Gazetesi' ni verip okumamı dinlemişti. Sonra okul müdürü ve birkaç öğretmen bu sefer İnce Memed' i vermişlerdi okumam için. Sonra ilkokul ikinci sınıfa kaydetmişlerdi. Aradan bir hafta geçince okula gitmeyeceğim diye tutturmuştum.Sırf babam üzülmesin diye okula gitmeyi kabul etmiştim ya da başka seçeneğim yoktu:)) Neyse mevzu bu değil zaten. Babacığım bana okuma yazmayı nasıl öğretti hiç hatırlamıyorum.O vakitler neler okuduğumu da hatırlamıyorum. Evimizde bir kitaplık yoktu. Ortaokul ve liseyi beraber okuduğum bir arkadaşımın ablasının kitaplığını görüp ağzım açık kalmıştı. Oldukça cömertti ve kitaplığından ödünç kitaplar verirdi bana. Sonra edebiyat öğretmeni oldu. Kitap almak benim için kolay değildi maddi olarak. Şanslıydım etrafımda kitap okuyan güzel insanlar vardı. Çalışmaya başlayınca ilk klasiklerimi almıştım. Sonrasında popilist kitaplar, sonra raflarda meraklı arayışlar. İlk d&r açıldığında havalara uçmuştum:)) Sonrası internetin hayatımıza hızlıca girişi, ve nimetleri derken daha da güzel arkadaşlar. Hep söylerim Sevgili Leylak Dalı benim için büyük bir lütuftur onu tanımamla birlikte okuma dünyama yepyeni pencereler açıldı. Tavsiyeleri benim için hep kıymetlidir. Şimdilerde kitapçıları dolaşmayı çok seviyorum, kitap listeleri hazırlamaya bayılıyorum. Farklı yazarlar bulmaya çalışıyorum. Bazen hiç tanımadığım bir yazarın kitabını, bazen sırf kapağı güzel diye bir kitap alırken, yayın evlerini hatta editörlere kadar bir kitabın künyesi bana fikir verebiliyor. Bu arda hep güzel okumalar olacak diye bir kavram olmadığını anladım. Hep iyi kitaplar diye bir şey yok. Bir kere her kitap elbette ki kıymetli, iyi kötü bir emek var nihayetinde. Bazen hiç beğenmediğim bir kitaptaki kahramanın adı hafızamda yıllarca kalabiliyor. Çok sevdiğim kitapların konusunu bile hatırlayamazken. Hani okumak bir serüven dedim ya, elbetteki bu serüvene çıkarken tavsiyeler alınmalı, notlar tutulmamı ama serüven başladığında orada olacak kadar cesur olunmalı. Beğenmediğiniz bir kitapta ruhunuzda bir iz bırakabilir ya da bırakmasa ne olur... beğenmediğiniz bir okuma olur. Evime gelen insanlar kitaplığıma bakıp (daha düzgün bir kitaplık yaptıramadım, kitaplarımın yarısı da Bilge' nin kitaplığında) Aaa hepsini okudun mu diye soruyorlar.İnsan okumayacağı kitabı niye alır ki? Dekorasyon için mi? hadi oradan:)) çok saçma...
Aaa ne çok kitabın varmış ben bunlardan  birkaç tane alayım? ne münasebet... bu benim için kızımı ya da köpüşümü istemekten farksız. (abartmıyorum) Neden benim kitaplar için ayırdığım bütçe onlar için bu kadar kıymetsiz ya da onların ayıramadıkları bütçe bu kadar kıymetli?

Elbette kitaplarımı paylaştığım bir kaç kıymetli insan var ki onların en az benim kadar değer vereceklerini biliyorum,  o yüzden de gözüm arkada kalmıyor.

Çok iyi tanımadığım insanlar benden kitap tavsiyesi istediklerinde vallahi far görmüş tavşan gibi kalakalıyorum. Arkadaş her şeye ulaşmak o kadar kolay ki. Bir klavyeye hatta cebimizdeki telefonlardan dünyanın bilgisine ulaşabiliyoruz. Azıcık vakit ayır, azıcık nakit (kredi kartı da olur:)) ve biraz risk al kimse kötü kitap okudu diye ölmüyor inan bana...

Bir de paylaştığım kitabın altına bazı arkadaşlarım güzel mi diye yazıyorlar. Kötü  yazsam ne yapacaklar diye merak ediyorum ki iyi ve kötü de göreceli bir kavram sonuçta. Ay dertlendim gidip kitap okuyacağım. Arundhati Roy' un son kitabı Mutlak Mutluluk Bakanlığı kitabına başladım, nasıl güzel:)) diyorum, bence öyle yani:))

Hadi iyi bakın kendinize...

15.08.2017

Birbirini kovalayan düşünceler...



Daniel Pennac'ın "Bedenin Güncesini" dün bitirdim, kafamın içinde bir sürü düşünce fıldır fıldır dönüyor. Okumadıysanız kesinlikle okumalısınız ben çok etkilendim. İnsan zaman geçtikçe nasıl değişiyor ben bir günce tutmadım, en azından birbirini takip eden günceler yok elimde. En uzun burası var ama itiraf etmek gerekirse, ne kadar samimi olsam da burası buz dağının görünen kısmı. Her duygu paylaşılabilir mi ya da paylaşılmalı mı? Bu soruya çok net hayır diyorum. Mahremiyet bence önemli.

Değişime gelince eskiden ne kadar rahat bir insanmışım diyorum, uzunca iç çekip. On gün sonraki ödemeden tutun da, Bilge' nin üç yıl sonra gireceği aptal sınava, apartmanın bitmeyen matolamasından annemin dizi nasıl olacağa kadar her şeye takılıp kalabiliyorum. Kalabalık ve kapalı ortamlarda nefes alamıyorum, asansöre zorunlu olmadıkça binmiyorum. Kuaförde saçımı boyatıyorum koşa koşa eve gelip kendim yıkıyorum, bir sürü sesin birbirine karıştığı ortamlardan çok rahatsız oluyorum...Bir ara çok tırstım panik atak ya da ankisiyete  bozukluğu falan mı diye. Beni rahatlatan şeyler bulmaya çalışıyorum, kitap okumak en büyük sığınağım . Bazen nasıl bu kadar çok okuyabiliyorsun diye soruyorlar, gerçekten seviyorum ve sevdiğiniz şeyleri yaparken azı olmaz bence. Sabahları spor salonunda geçirdiğim tamamen kendime ayırdığım iki saat benim için muazzam. Resim yapıyorum ama resim yapmak özünde kaygılı bir iş zaten:)) film izliyorum, hayatı belli bir düzende yaşamaya çalışıyorum. Bilge' yle ilgileniyorum, onu sıkmadan, boğmadan... zamanın hızla geçtiğini fark ediyorum, insanlardan uzak durmaya çalışıyorum, gündemi takip etmiyorum, bedenimi dinlememeye çalışıyorum. Bir şeyler üretmek bu aralar  sadece yorucu görünüyor gözüme. Aslında ben mutlu bir insanım, insanlar "hayat sana güzel "diyorlar, evet ben güzelleştirdikçe hayat bana güzel. Bu hayatın içinde hüzün de var, mutsuzlukta, umutta var, sevgide. Hayatta böyle bir harman bana kalırsa.

Aslında başka şeyler yazacaktım, mesela ofisin önü binanın otoparkı. Otopark dediğim beş araba ıkın sıkın anca sığan bir otopark(büyük şehirde lüks bile sayılır, millet kıç kadar yola park ediyor). Neyse yukarıda Eskişehirli bir bey var tahminimce emekli.Hiç işe gidiyormuş hali yok. Geçen kış arabası bozulunca, bizimkiler servis numarası falan vermişler, memlekete her gidiş gelişinde kocaman bir ekmek getirir. Benim masadan kafamı kaldırıp bakınca gözüme hep onun arabası ilişiyor. Önceki hafta baktım eşiyle arabaya örtü örtüyorlar. Amerikan bezinde güneşlik gibi bir şey. Antalya' da sık görürüm. Derken aradan iki gün geçti adamın eşi bir hışımla kapıya geldi "örtüm nerede" Efes çıldırdı nasıl havlıyor kadına, neyse Bilge Efes'i aldı arkaya götürdü. Kadına döndüm tekrar"arabanın örtüsü yok "dedi.Tam ağzımı açacağım "bana ne senin örtünden diye"Adamla göz göze geldik, bana sanki mahçup bakmış gibi geldi, bir de memleketten gelen ekmeklerin hatırı var. "aaa evet yok " salakça "sabah görmüştüm ama" dedim.  Kadın "ellerimle dikmiştim, o kadar bağlamıştım...kim alır ki..inşallah ihtiyacı olan birisi almıştır" diyerek gitti. "ihtiyacı olan birisi mi" diye düşündüm???? tövbe...tövbe...Akşamına yeni bir örtüyle geçtiler arabanın başına. Kadın örtüyü bildiğin modifiye etmiş. Jantlara bağlanacak ipler, camlara köşelerden iğnelikler Allah sizi inandırsın arabadan soğudum, bu duruma maruz kalan insan evladı  her yere yürüyerek gider. Bir kç gün akşam üstleri hava bulutluydu adamcağız o örtüyü tak çıkar ömründen ömür öğüttü bence. Bu arada bende örtüyü göremeyince bir panik, çocuklar havayı ,işaret ediyorlar:)) Peki bu elim olaydan ne anladım; emekli adamı büyük şehirde bırakmayacaksın, yazık günah yahu. Yapacak bir şeyleri olmalı insanın...


Farkındayım yazı uzayıp belirsiz bir yöne doğru gitmeye başladı. Buraya kadar sabırla okuyan arkadaşların gözlerinden öperim, okumayanları da öpmem ne yapayım:)) kendinize çok iyi bakın...

9.08.2017

Öyle işte...




Hayatım boyunca ne zaman zayıftım diye düşündüğümde, ergenlik dönemimden önce yaklaşık ilk on yaşım boyunca annemle "ye " kavgası yaptık. Sonrasındaki on sene büyümekle geçti zayıf değildim, kemiklerim iriydi ve hatta balık etliydim, sonraki on sene de çocuk doğurdum ve bunun arkasına sığındım ve son on yılımda çocuğum neredeyse boyuma ulaştı ben doğuma girmeden önceki kilodaydım ve annem artık "yeme" diyordu:)) Annemin ki aslında en masumuydu, bir insana saldırmanın ya da onu incitmenin en kolay yolu bence kilosuyla ilgili eleştiride bulunmak. Bir sürü diyet denedim, spora başladım, bıraktım. Yedim pişman oldum, yine yedim. Alışveriş yapmak kabus gibi olmaya başladı, birileriyle bir araya gelmek daha büyük kabus. Tabi yaşım ilerlediği için gerçekten kilo vermem zorlaştı. Efes'in gelmesiyle bütün gün masa başı hareketsiz hayatım biraz hareketlendi. Sonrasında uzun yıllardan sonra bu ramazanda yirmi gün kadar oruç tuttum. İnanın nefsime hakim olabildiğim için o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Tatil dönüşü spor salonuna tekrar kaydoldum. Haftada beş gün düzenli gidiyorum. Telefonumu ofiste bırakıyorum. Kulağımda çalma listem her sabah iki saati kendime ayırıyorum. Normalde ilk ay hep sıkılaşır kilo veremezdim. Yolun başındayım ama yavaş yavaş da olsa kilo vermeye başladım. Beslenme düzenimi de tamamen değiştirdim. Çok araştırıyorum, çok okuyorum. Bana zarar verecek hiçbir şeyi bünyeme sokmamaya çabalıyorum. Her şey bir yana iyi hissediyorum. Vücudumun her bir yanı ağrıyor ama iyi hissediyorum, üç ana, iki ara öğün yiyorum, erken yatıp erken kalkıyorum. Bir tek öğleden sonra kitap okurken uyuya kalıyorum 15-20 dakika kadar:))

30 Haziranda başladım 82 kg. dım şu an 76,5 yim, dediğim gibi yavaş yavaş ama geri gelmeyecek kilolar vermek istiyorum. İlk başladığımda yağ oranım %38 çıkmıştı bu çok yüksek bir rakam. Ayın 16 sında ölçümlerim yapılacak, sürece bakacağım.

Bilge tatilden sıkılmaya başladı, "okul açılsa artık" diyor. Efes dükkanı iyice sahiplendi kapımızın önünden kuş uçurtmuyor adı "deli köpeğe" çıktı. Güzel kitaplar okuyorum bu yılki hedefim 120 kitaptı 82 sini okudum, sanırım hedefimi yakalayacağım.

Öyle işte, kendinize çok ama çok iyi bakın...

24.07.2017

Kitaplar filan...

Yazın miskinliği her bir tarafımızı sarmış durumda:)) Oyun oynamaya bile üşeniyorlar... mecbur olmadıkça dışarı çıkmıyoruz. Dört ayaklı olan mecbur çişe çıkıyor ama iyi ayaklı tamamen sermiş durumda:)) Ama ben öyle miyim ? valla değilim, her gün spor salonuna gidiyorum, hopluyorum zıplıyorum, kan ter içinde (abartmıyorum) kalıyorum... sonra oturduğum yerde uyuya kalıyorum. Yine en iyi yaptığım şey bol bol okumak oldu.


Arundhati Roy okumayı hele ki "Küçük Şeylerin Tanrısı" nı nasıl atlamışım deyince Leylak Dalım (son kitabı çok güzel diye konuşurken bu gerçeği fark ettik) hemen gidip iki kitabı da aldım. Kesinlikle etkileyici bir kitap ama okuması zor, bir de yukarıda bahsettiğim durumdan ötürü bir hafta sürdü okumam ama çok güzeldi. Araya biraz çerez okumalar koyup, son kitaba başlayacağım.


 Fener Balığı/Nuray Atacık yine Leylak Dalı tavsiyesi. Maceraperest Kitaplar' dan çıkmış. Yayın evi bu boyutta kitaplar basıyor ama vallahi gözlerim pörtledi okurken. İlk roman için çok başarılı ama son yüz sayfa gereksiz olmuş bence:((


Sezgin Kaymaz candır benim için. Gerçi son kitabı Farfara' yı okuduktan sonra uzun sür okumam diyordum, o denli bayıltmıştı, lakin kız kardeş Haydarpaşa Kitap Günlerin' de Sezgin Kaymaz'ın imza gününe gidip, fotoğraf çektirip, bana nispet yapınca, ayıp olmasın diye galiba ( ya da Segin Kaymaz kitaplarıyla benim sayemde tanıştığı ya da sadece kardeşim olduğu için) Uzunharmanlar' da Bir Davetsiz Misafir kitabını imzalatmış. Tekrar barıştık yazarla, bir günde okudum:))



Ve Allende' m kitap yazar da ben okumaz mıyım diyerek aldım Japon Sevgili' yi. Tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Büyülü gerçekçiliği bir tarafa bıraktığı için  bir önceki kitabı (Cinayet Oyunları) da bir garip gelmişti. En çok bu kitabı okurken uyuya kaldım, o kadar yani...


En son kitap siparişimde polisiye kitaplar aldım, üstelik ilk kez okuyacağım yazarlar seçtim. İlk İntikam' da onlardan biriydi. Deniz Gürsoy anladığım kadarıyla iyi bir gurme bu konuda kitapları var. Bu kitapta da araya yemek tarifleri serpiştirmiş falan ama polisiye olarak beklentim olmamasına rağmen, sevmedim...




Bu aralar hiç bir şey izleyemiyorum ama bu dizi var ya tek kelimeyle müthiş bir dizi. Henüz ikinci sezonu yayınlanmadı diye her gün bir bölüm izliyorum bitmesin diye. Mutlaka ama mutlaka izleyin derim.

Şimdilik biz de durumlar böyle, iyi bakın kendinize...

18.07.2017

Rutin iyidir...

 Bugünlerde her şey ağır rutininde ağır ağır ilerliyor. Rutin demek bir nevi her şey yolunda, şükür demek. Bu yavaşlığa sabahları bir saat kadar spor salonu kattım. Beş gün kahvaltıdan bir saat sonra ofisin yakınındaki salona gidiyorum, geçen kışta gitmiştim. Ara vermemek gerek aslında, iş yüzünden ara vermiştim sonrada umursamadım. Ama annem sağ olsun "bacakların kafam kadar olmuş "deyince farz oldu. İlk zamanlar fıskiye gibi ter attım, gerçi hala atıyorum, kalbim kulaklarımda atıyor gibi. Akşam üzeri kaşım gözüm kayıyor ama iyi oldu kafamı dinliyorum kilo da vermeye başladım daha ne olsun değil mi:)) Bu arada salyangozlu kabı Paşabahçe' den aldım, kaktüsle sukulenti de Sakarya' dan. Önce sığmaz sanmıştım ama bir arkadaşım daha yapmıştı baktım sığıyor ben de diktim güzelce:)) diğerlerini yanında yerini aldı.
 Çocuklara gelince Bilge bu ara ergenlik atarları dağıtıyor etrafına. Kendine büyük gelen elbiseler giyiyor mesela. Ben çocuk muyum falan diyor bolca ama mevzu Efes' le kudurmak olunca hepsini unutuyor. Bakıyorum kolunun yarısı Efesin ağzının içinde:))



Efes' e gelince sıcaklar bu ara onu çok bunaltıyor. Her fırsatta patilerini yıkıyorum, serinletmeye çalışıyorum ve hatta kendisine bir vantilatör bile tahsis ettim. Oysa evdeysek gölgem gibi beni takip ediyor, nerede kitap okuyorsam biliyor ki orası serin gelip kıvrılıyor yanıma. Bu ara sadece kitap okyabiliyorum, başkada bir şey yaptığım yok. Bizim rutinimiz böyle... iyi bakın kendinize...

29.06.2017

Tatil


Bayramdan birkaç gün önce Antalya' ya gitmek için yola koyulduk. Kız kardeş ve ikizler bizden önce gitmişti ve hatta teyzemler ve Leblebi' de. Leblebi' den daha evvel bahsetmiştim, teyzemlerin barınaktan sahiplendikleri tazımsı (kırma) dişi yaklaşık üç yaşında bir köpüş. İşin açıkçası kafamda bir türlü kurgu oluştu gitmeden önce. Orada olacaklara orada çözüm buluruz diye düşünüp yola çıkmadan bir kaç saat evvel Efes' i doyurdum. Koca arabanın arka koltuğunu evin salonuna çevirdi. Minderler, yastıklar ( bkz. ortadaki foto) Aslında arabaya alışık Efes nihayetinde bizimle her gün işe gelip gidiyor ama oldukça kısa bir mesafe bu. Biraz tedirgin olmakla birlikte oldukça sakin bir yolculuk geçirdi ve kusmadı. Arabada kusmak köpeklerin kaderidir endişesini direk sildi kafamdan.
Annemin evin önünde arabadan inip dur ben tutayım falan diyene kadar üst kata çıkıp Leblebi' nin havlamalarına aldırmadan onun yemek kabını silip süpürdü, ardından suyunu içip bizim kata geldi. Kızlarla tanıştırmak için kullandığım taze pidenin de yarısını gömdükten sonra dil dışarıda klimanın karşısına dar attı kendini.


Gelene kadar kızlara hayal edemeyeceğim kadar iyi davrandı, Leblebi' nin havlamalarına iç geçirip totosunu döndü ve maması dışında her şeyi ama her şeyi yedi:))




Denizle tanışmasına gelince ilk günü patilerini suya sokarak ve denize uzun uzun bakarak geçirdi.
İkinci gün Alfasının (Koca kişisi) peşinden denize girdi ve yüzebildiğini keşfetti lakin hepimizde heyecandan derin pati dövmeleri oluşturdu:))

Ertesi gün ikizleri yolcu edip plaja gittik ve Efes ' in içindeki ot yiyen ineğe, sinek kovalayan kurbağaya bir de balık eklendi. İnanın abartmıyorum, bir ara  kıyıya yakın giden balıkçı teknesi yönünü değiştirdi. O kadar açıldı, belki selam çaktı:) Ağzında top sürekli denizin içinde gitti geldi. en sonunda topu patlatıp biraz ötemizde en son yıllar önce gördüğüm yöntemle denizin içinde soğumaya bırakılmış karpuzu top zannedip ona doğru fırlayınca tasmasını takmam zorunda kaldık. Bu sefer Bilge denizde yüzerken kıyameti koparttı. Bence aynen şöyle diyordu "Alfa kızı yüzüyor neden ben yüzemiyorummm havvvvvvv" gibi. Bilge kıyamadı çıktı denizden:))

Havalar çok deli ısınınca gitmedik bir daha denize. Dün de döndük. Dönüş yolculuğumuzda güzeldi. Sorunsuz oldu. Ne öğrendim derseniz, fazla endişeli olmamak gerek ve tabi ki köpeğinize güvenmek gerek. Sonuçta biz onun sürüsüyüz ve o bizi gerçekten çok ama çok seviyor.

İyi bakın kendinize ve nolur kapıya en azından bir kap su koyun sokaktaki canlar için...

19.06.2017

Tatil başlayınca


Uzun zaman olmuş yazmayalı. Bu sene yıllardan sonra oruç tuttum yirmi gün kadar, tatili de üzerine ekleyince burayı ihmal ettim. Hafta içi de Antalya yollarına düşeceğiz bayram için. Fırsat bulmuşken bir cee yapayım dedim.
Bu arada yine bir sürü kitap okudum, film izledim. Kitapları yan taraftaki listeye ekledim.

Filmlerden de öyle çok güzel diyebileceğim bir şey yoktu. Bilge'yle birlikte izleyecek filmler bulmaya çalışıyorum bunun da etkisi var sanırım:((

Efes'le ilk uzun yolumuz olacak, bakalım neler yaşayacağız. Denizi görünce ne yapacak çok merak ediyorum. Bilge özellikle bu sabah havayı görünce "Antalya' dan dönmesek" demeye başladı. Cidden gelmeyen bir mevsim var ve insanın ruhunu boğuyor. Antalya iyi gelecek diye düşünüyorum...

Neyse şimdiden iyi bayramlar diliyorum, çok iyi bakın kendinize, sevdiklerinize...

30.05.2017

Düşünceler Falan Filan

Bugün cumaymış gibi geliyor sanırım yorgunluktan. Geçen hafta ofiste yalnızdım, bu hafta da yalnız olacağım gibi görünüyor. Neyse bu konuya takılıp canımı sıkmayacağım.
Bilge dün okuldan aradı, "yarın okula gitmeyim" dedi. Olmaz dedim daha iki hafta var okulun kapanmasına, sınavlar bitti tamam ama okul orası yahu kafana göre gitmemezlik yapamazsın (tabi arada yapıyorsun ama hep yapamazsın) dedim. Babayı kafaya almaya çalıştı, olmadı küstü, olmadı sitem etti. Sabah sürünerek kalkıp, kendini slow motion moduna aldı, beni çileden çıkartıp okula gitti.Sonra okuldan arayıp sadece beş kişiyiz sınıfta dedi (yirmi kişilik sınıf) iyi tadını çıkart o zaman dedim. Sinir oldum bu nasıl iş arkadaş, iki hafta var daha. Bu çocuklar okulu nasıl ciddiye alacaklar, anlamıyorum insanları... hiç saygıları yok.

Efes' le uzun uzun bakışıyoruz, yemek masasında hep yanıma yaklaşıp dizlerimin üzerine ağzının tüm suyunu akıtıyor. Olmadı burnuyla dürtüyor kaçamak lokmalar vereyim diye:)) kıyamayacağımı ve vereceğimi bilerek. Üç dakika sonra parçalayacağını bilerek yeni oyuncaklar alıyorum Bilge kızıyor, ama o kadar seviniyor ki Efes, sonra da parçalıyor:)) Kudurmak  ve poposunu ısırmak için Bilge' yi, tapmak için Koca' yı, karnını doyurmak ve totosunu koymak için benim yanımı tercih ediyor. Bir de uzun uzun bakışmak için... Ne çok ihtiyacımız varmış diyorum, iyi ki seni kapımıza bağlayıp tüydüler. Sen gelene kadar hiç farkında değilmişim, değilmişiz... Kendi yatağında bir türlü yatmayan, hadi yattı diyelim sabaha karşı bizim yatağın ayak ucuna kıvrılan Bilge, geçen gece evde Efes' le kaldı. Odasına güle oynaya gidip, sabaha kadar deliksiz uyuyor. Bazen okulda ona sorulan garip sorulardan kafası karışmış geliyor. Her zamanki köpek giren eve melek girmez, ayy köpek pis olur, en sonuncusu bombaydı, kardeşim olmadığı için köpeğimiz varmış öyle diyorlar... Konuşuyoruz allahtan kocaman bir yüreği var, pek çok şeyin kendisi çok farkında... sadece şaşkın, insanlar onu şaşırtmaya başladı:((

Mehmet Güleryüz' ün "Güleryüzlü Sohbetler "kitabını okuyorum. Abidin Dino'yla başlıyor sohbetler, Mehmet Bey sorular soruyor, konukları cevaplıyor. Ressamlar, yazarlar, fotoğrafçılar. Bitirince daha detaylı yazarım Ara Güler' le sohbetin bir yerinde ( kitap yanımda değil tam kelimeler bunlar değil) medeniyetten bahsederlerken Ara Güler diyor ki "dünya üzerindeki yamyamlar yaklaşık 25,000 insan yemiştir ama düşünsene Hitler diye bir i..ne çıkıyor 4 milyon insanı öldürüyor  bu nasıl bir medeniyet" diyor. Okuduğumdan beri kafamda dolanıyor bu cümleler...ne kadar haklı, ne kadar farkında... Bilmek, öğrenmek bir şey yapamasan da farkında olmak çok önemli bence.

Bazen buraya yazmak için oturduğumda, tıkanıp kalıyorum, yazacak elbette çok şey var ama hiçbiri ele ele tutuşan cümleler haline dönüşmüyor. Bazen de yukarıdaki gibi biraz oradan biraz buradan oluyor.  Son sözüm şudur: Ne zaman yaz gelecek ama ya:))))

22.05.2017

Tembelliğin ardından

Geçen hafta Koca yine İstanbul' a gitti. Bir haftalık bir eğitim için. Bence kafa dinlemeye gitti:)) Ben evdeydim. Ofise gitmedim. Önceki seferki gibi, şunu yapacağım bunu yapacağım demedim. Sabah ve akşam Efes'le uzun yürüyüşler yaptık. Arada Bilge' de bize katıldı. Hava kış gibi olunca kanepede Bilge'yle Efes' i aramıza alıp kitaplarımızı okuduk, sıcacık:))

Bilge'yle Dogs Purpose filmini izledik, çok güzeldi. Xander Cape'in Dönüşü filmini arkadaşları izlemiş izleyelim dedi, ben uyuyup uyanıp izledim, o tamamını izledi:)) The Eagle Huntress belgeselini yine birlikte izledik, güzeldi ama çok uzundu. Ben Logan ı izledim, daha ne kadar uzayacak bu seri acaba:(( Person Of İntrest dizisinin son sezonunu izlememiştim, onu bitirdim. Taboo ya başlayacağım bugün.

Eve Dönmenin Yolları/A.Zambra : Uzun zamandır listemdeydi, iyi oldu okuduğum. Yazarın tarzı belli, güzeldi.

Hep Yuvaya Dönmek/Ursula K. Le Guin : Ursula' nın fantastik dünyasını okumak hayret vericiydi. İnanılmazdı, bambaşka bir dünya, bambaşka bir dil ve kültürü okudum. Muhteşemdi.

Farfara/Sezgin Kaymaz : Sezgin Kaymaz' ın  son kitabı.Kız kardeşle birlikte okuyalım dedik. Ben önce bitirdim sanırım:)) Kolay okunuyor ama çok sevedim.

Flash Gordon 1 cilt/ Mac Raboy : Dost' ta gezerken çizgi roman raflarında gezerken aldım bu kitabı. 1948-1951 arası gazete köşesinin derlemesi. Çizimler çok güzel aslında Flash Gordon ' un yaratıcısı Alex Raymond. Çok sonra Mac Raboy  devam ediyor. Bilge! de okumak istiyor.

19 Mayısta Anıtkabir'e gittik Bilge'yle. Çok güzel ve coşkuluydu. Hafta sonu da alışverişe gittik. Bilge "hayat çok pahalı" dedi.
Okulun kapanmasını şafak hesaplayan asker misali gün gün sayıyor. Bu sabah iki hafta kaldı diye uçarak gitti okula:))

Haftamız güzel geçsin...

8.05.2017

Geçen Hafta

Size de sanki kış çok çabuk geçmiş gibi geliyor mu? Sanki mayıs değil de daha mart ayında olmalıymışız gibi hissediyorum. Okulun kapanmasına bir ay kaldı:(( Tatil filan planlamak lazım, belki erken rezervasyon... bilemedim yani.

Neyse hafta içi evdeki halıları yıkanması için gönderdim. Özellikle sabaha karşı evde bir yengeç yaşıyormuş gibi tıkır tıkır Efes'in yürüyüş sesleriyle uyanıyorum. Yalnız fark ettim ki bu çocuk benden de fena uyuyor/ uyumuyor. Tüm gece en az üç kez su içmeye gidip, önce Bilge' nin odasını, sonra bizi kontrol edip, kanepeye kıvrılıyor:))
Haftanın özetine geçersem
* İşi hiç asmadım:)
* Stefan Zweıg /Satranç /İşbankası/ İlk Zweıg okumamdı bir klasik olmanın hakkını vermiş
* Kul/Seray Şahiner//Can/ Daha evvel Antabus' u okuyup çok beğenmiştim. Bu kitapta  Mercan' ın hikâyesi bildik, samimi gelmişti ama sonuna doğru tekrarlar, rutinler...içim şişti keşke bu kadar uzatmasaymış.
* Hiçe Doğru/Hüsnü Arkan/Kırmızıkedi/ Hüsnü Arkan' ın şiir kitabı.İlk kez şiirlerini okudum. Yazarlığını daha çok sevdim, sesi , şarkıları hep gönlümde yer etti ama şairliğini sevemedim. Şiirleri ağır ve zor geldi.
* The OA/ 2016 Netflix yapımı ilginç bir dizi izlemeye başladım ilk sezonun son iki bölümü kaldı. Doğaüstü/ gizem türü bir dizi, sonu nereye varacak merak ediyorum
*Collateral Beauty/ 2016 yapımı  Will Smith, Kate Winslet ve en çok sevdiğim Helen Mirren baş rollerde. Güzel, duygusal bir filmdi
* Casting Jonbenet/ İlginç bir filmdi altı yaşında çocuk güzellik yarışmasında birinci olduktan sonra öldürülen Jon Benet  Ramsey cinayetinin yirmi yıl sonra farklı bakış açılarından  farklı bir tarzda değerlendirilmesini izliyoruz. Garip  bir filmdi.
*Hacettepe Ün. Ank. Dev.Kons. Bale Anasanat Dalı Temsili/ Cumartesi akşam Bilge'yle  Gittik. Opera sahnesindeydi. Çoğunluğu çocukların aileleri olan bir izleyici kitlesiyle ve onların heyecanlarıyla izledik. 6. sınıflardan mezunlara aynı sahnede muazzam bir görsel bir ziyafetti. Bir kez daha özellikle klasik balenin bambaşka bir güzelliği olduğunu gördük. Azim bambaşka, böyle insanlar görmek çok umut verici.
* Son Tango/ Sevgili Leylak Dalımla pazar günü Akün Sahnesi'  nde izledik. Beklentimizin altındaydı ama bu sene seçeneklerimizi düşününce hiç yoktan iyidir dedik. Rdından kahve içtik, dost sohbeti özlemişim, iyi geldi:))
*Hep Yuvaya Dönmek/ Ursula K.Leguin/ Kitabı yarıladım, sanırım hayatım boyunca okuyacağım en ilginç okumalardan biri olacak. Leguin' in fantastik dünyası inanılmaz. Bu hafta bitiririm umarım.
*Roman Kahramanları/ Üç aylık Edebiyat Dergisi/ Düzenli takip ettiğim tek edebiyat dergisi. Nisan/ Haziran sayısı Franz Kafka üzerine çok ciddi bir külliyat içeriyor. Ufak ufak okuyorum.

Keyifli ve bereketli bir hafta diliyorum hepimize...

2.05.2017

Mayıs

Saydım tam altı gün okula gitmedi Bilge. Erken tatil oldu bu altı gün. Lakin sabah yataktan kazıyarak ve söylenerek gönderdim okula. Hava bir kaç gündür bunaltacak kadar sıcaktı. Dün akşamüzeri açık balkon camından burnunu çıkartan Efes' in yağmuru kokladığını görünce bir rahatladım. Bahar kokulu yağmur sabaha kadar yağdı. Mis gibi oldu ortalık.

Nisan ayı bereketli geçti çok güzel kitaplar okudum.İlk defa bir ayda on beş kitap bitirdim.

1- Karanlık Kız -Elena Ferrante / Çok güzeldi Napli Romanları Serisinin bir bölümü gibi aynı tadı bıraktı bende.

2-Kızıl Dosya-A.C Doyle/ Sherlock Holmes denilince ben de akan sular duruyor. İlk hikayeyi bir de İthaki basımıyla okudum:))

3-Zaman Yeli- Gürsel Korat/ İlk Gürsel Korat okumamdı. Bir türlü içime sinmedi. Kısacık kitap elimde bir kaç gün süründü.

4-Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler/E. Favilli-F.Cavallo/  100 asi  ve başarılı dünyaca tanınmış kızın muhteşem illüstrasyonlarla desteklenmiş hikayeleri. Bilge okuyor şuan . Çok keyifli bir kitap.

5-Dağın Öteki Yüzü/Erendiz Atasü/ İlginç bir roman dili, tarihle sarmalanmış güzel bir kitaptı.

6-Alacaeren/ N.Meriç/ İlk Nezihe Meriç okumamdı, tamamlanmamış hissi uyandırdı. Dili güzeldi.

7-Vejetaryen/ Han Kang/ Çok çok ilginç bir okumaydı. Zaten bu Uzak Doğulu yazarlar garip bir duygu bırakıyorlar insanda. Kesinlikle okunmalı

8-Görsel Yolculuklar/ Ferit Edgü/ Yaklaşık altı ayda okudum. Muhteşem bir seçki. Ferit Edgü'ye bir kez daha hayran oldum.

9-Baykuşun Günü/L. Sciascio / Okunacaklar arasında uzun zamandır bekliyordu. Öylesine bir okuma oldu. Sicilya, mafya, cinayet falan.

10-Küçük Çekmece Okyanusu/ Rıfat Ilgaz/ Bilge' yle birlikte okuduk. Rıfat Ilgaz' ın keyifli kaleminden tadımlık küçük bir kitaptı.

11-Yolculuk Nereye/Zafer Şenocak/ Yeni yazarlar, yeni kitaplar tanımak için yaptığım listeden bir kitaptı. Yormadı beni, sevdim.

12-Bonzai/ A. Zambra/Ağaçların Özel Hayatı' ıyla tarzını bildiğim yazar bu kitapta da şaşırtmadı beni. Yine ilginç bir okuma oldu.

13-Rüya Arızaları/H. Ertuğ Uçar/ Yine yaptığım yeni listemden bir kitaptı farklı bir anlatı ve öyküler ve tabi ki rüyalar. İlginçti.

14-Yüzler/Emrah Polat/ Köpek Adamlar' ı çok sevmiştim. O dönem bu kitabı da aramış ama baskısı olmadığını görüp üzülmüştüm. Yazar tekrar elden geçirmiş ve İletişim 'den tekrar basılmış. Yine bizim semt var romanda (Seyranbağları) burnumun ucunda yaşanmış gibi:)) Ama Köpek Adamlar daha iyiydi sanki.

15-Kabil Disco 1/Nicolas Wild/Afganistan'da Kaçırılmamayı Nasıl Başardım. Çizer 2005 'te Afganistan' ın yeni anayasasını çizgi romanını hazırlamaya oraya gider ve orada başına gelenleri dönüşte çizgi roman haline getirir. sanırım üç cilt. Bu ilk cildi, Keyifli bir çizgi romandı.

Hafta sonu Bilge'yle sinemaya gittik. Bilge yaş sınırın altında kalınca gişedekilerin tavsiyesiyle "on üç yaşındayım" dedi:(( Filmin ilki çok komikti ve ikincisini 3d izleme şansını kaçırmak istemedik.  (Galaksinin koruyucuları 2) çok komikti valla değdi.

İyi bir hafta diliyorum...