28.01.2010

SONUNDA KAR YAĞDI...

Sabah böyle başladık, güle oynaya. Yollar bembeyazdı ve arabalar evlerin önünde duruyordu. Kimse arabasıyla işe gitmiyor diye düşünürken, biraz ilerleyince yolların durumundan nedeni anlaşıldı. Bilge' yi kreşe bırakıp, donmamış bir yol bulmaya çalışırken, kaydık ve önceden kaza yapmış araçlara çarparak durduk. İnsanların böyle durumlarda yaptıkları yorumlara deli oluyorum. "Biz sana gelme diye işaret ettik" diyip duran adamlara "olan oldu niye söyleneip duruyorsunuz " diye kızdım. Ordan yürüyerek "kardan kadın "vaziyetinde ofise geldim. Koca kaskonun yollayacağı çekiciyi bekliyor. Bu arada ortada ne polis, ne çekici ne tuzlama yapan birileri. Bir sürü kaza yapmış araç, güya büyük şehirdeyiz , güya başkentiz. Keşke biz de çıkmasaydık evden diye düşündüm, sonra kocaya baktım şaşkın şaşkın bakıyor etrafa. Ne yapsın adam, hayatında ilk kez bu kadar kar görüyor. En çok o sevinmişti sabah karı görünce. Nasıl olsa kasko var o yüzden çok dert etmiyorum, işler aksar diye de dert etmiyorum zaten bu havada bir yere gidilmezdi. Bir tek şu kağıt kürek işleri can sıkıcı. Bir de servisten ne kadar zamanda çıkar bilemiyorum, ama çok büyük bir hasar olduğunu düşünmüyorum. Sağlık olsun, bize bir şey olmadı, bir de Bilge yoktu iyiki arabada. Korkardı eminim. Gene de kafamı kaldırıp etrafa bakınca gördüğüm beyaz görüntü, gülümsetiyor beni...

27.01.2010

SABAH, SOĞUK VE MÜZİK...

Dışarısı çok soğuk, dört gözle kar bekliyoruz, belki soğuk kırılır diye. Bu sabah gökteki güneş bile tamamen görüntü durumunda. Her sabah ofise gelince radyomu fişe takarım. Max fm' dedir ibre hiç değiştirmem. Bu sabah haşur huşur sesleri olunca aşağı yukarı oynamalarım sonucu bir radyo istasyonunda, sanat müziği buldum. Hep bildiğim şarkılar çaldı, ben eşlik ettim. Hala da ediyorum. Nasıl hoşuma gitti, bir nevi "sabah fasılı" oldu. Ben de "getirin rakımı, donatın masamı" halleri de oluştu gerçi ama, olsun ne yapalım. "Aşkımı bir sır gibi senelerdir saklarım, geceleri rüyamda ismini sayıklarım" diyor, kadifenin ötesinde bir kadın sesi. Neyse dünyaya döneyim. Dün akşam Bilge' yi almaya gitmek için taksi durağının ziline bastım. Çok sonra tesadüfen durağın taksisine bindim, zillerin pilleri donmuş, o kadar soğuktu yani. Kreşin kapısından başlayarak bir huysuzluk hasıl oldu, ta ki yatana kadar. Herşeye bir itiraz, bir naz, ağlayarak istekler. En sonunda pes edip yattık. Ağlayarak yanına çağırdı, ben de "ağlayarak istediği hiç birşeyi yapmayacağımı" söyleyerek gitmedim yanına. Uzun süre ağladı, öksürdü, kusuyormuş gibi yaptı, nihayetinde yanımıza geldi, ortamıza kıvrıldı yattı. Sabahtan keyfi yerindeydi, güle oynaya gitti kreşe. Tabi o mutlu olunca biz daha bir mutlu başladık sabaha... Bugün ne yaparım diye düşündüm, dünden yarım kalan kolyem var elimde onu bitiririm, öğleden sonra 1 saat sporum var, sonrasına bakarız artık .......
P.S: Yukardaki kolyenin ortasını fimodan yaptım, tahta boncukları da kum boncukla kapladım. Böyle bir şey oldu...

26.01.2010

TANIDIK YÜZLER...

Dün akşam Antalya' dan arkadaşlarımız geldi. Burda akrabaları var, tatil için gelmişler, koca da yemeğe çağırmış. Akşam ikimiz, pardon üçümüz girdik mutfağa, bir saatin içinde güzel bir sofra hazırladık. Düşündüğümden daha kalabalık geldiler ama sorun olmadı. Masa başı sohbetini uzattık da uzattık. Özlemişim tanıdık insanlarla, tanıdıklardan konuşmayı (tamam buna dedikodu deniyor, küçük çapta ama:))) Bu ziyarete en çok Bilge sevindi "safirler (misafir) geldi yaşasııın" diye dolaştı durdu. Onların yaşça Bilge' den baya büyük oğullarıyla odasında film seyrettiler ve o uyuya kaldı. Sabah uyanınca, gittiklerine üzüldü. Dün ona eldiven aldım. Hemde benimkilerin modelinden. Yani yarım parmak ve istersen kapatabildiğin eldivenler varya, onlardan işte. Bayıldı, hafta sonu eldivenleri kreşte kaldı diye benimkileri giymişti. Aynı model olması çok hoşuna gitti. Bugün hava güneşli ama çok, çok soğuk.Sayfamda fark etmişsinizdir, benimde artık pasajım var. Dün üye oldum, belki satarım belli mi olur:)) Sabahtan ofis işleriyle uğraştım. Şimdi de bir şeyler yapacağım, haftanın bundan sonrasını akşamları kitap okumaya ayıracağım. Sabah baba kız diyoloğları artık alışkanlık olmaya başladı. Bilge" babacığım sen çok muhteşem bir babasın, ben de çok yakışıklı bir Bilgeyim değil mi? " dedi. Anneye dairse hiç bir sıfat belirtilmedi yine ve yine...

25.01.2010

GÜNEŞLİ AMA BUZ GİBİ...


Hafta sonunu en iyi tarif eden başlık bu. Cuma günü lapa lapa yağan kar, hiç tutmadı. Gözümle görmesem, bir saat sonra yağdığına tanıklık edecek hiç birşey yoktu. Cumartesi günü temizlikle geçti. Dip köşe, bir güzel temizledim. Bilge' ye banyo yaptırdım. Saçlarını kuruturken uyuya kaldı. Fırsat bu fırsat diyerek, attım kendimi mutfağa.Cuma günü yemek sitelerinde dolaşıp yazdığım notlarıma şöyle bir baktım. Limonlu tavuk, kayısılı milföy, Bilge' ye kağıtta kek ve çorba, enfes bir de patates salatası yaptım. Tavuk beni deli etti, çok uzun sürede pişti, ama çok güzel olmuştu. Kayısılı milföyse değişik bir tat oldu. Tarifin orjinalinde lokum vardı, ben ıslatılmış kuru kayısı, rendelenmiş bitter ve cevizle denedim. Bizimkiler beğendi. Kağıt kalıplarda keki Bilge seviyor, artanları pazar günü pastada kullandım. Arasına krema yapıp ,üzerini kremşantiyle süsledim. Hafta sonum mutfakta geçti desem yeridir yani. Pazar sabahı bir müşterimizin telefonuyla kalktık. Ankara' nın ünlü pastahanelerinden birisi. Arızaları varmış, Bilge' yle beni kahvaltıya, kocayı kahvaltı ve arıza tamirine davet ettiler. Ben gitmeden önlemimi alıp Bilge' yi doyurdum. Zengin bir açık büfeleri vardı. Kocanın işi de uzun sürmedi, birlikte keyifli bir kahvaltı yaptık. Mekan sahipleri pazar sabahı servis bulmanın minnetiyle, Bilge' yi de çikolataya boğarak uğurladılar bizi. Hava çok güneşliydi, biz o gazla bir parkta durduk. Bilge biraz oynasın diye düşündük ama, salıncaklar dahil heryer buz tutmuştu. Bilge bizden önce arabaya doğru yöneldi. Bu arada bir haftadır evde "kırmızı papağan" krizimiz var. Bir ouncak mağazasının katoloğunda gördüğü, oyuncak kırmızı papağana taktı. Gelip gidip bunu söylüyor. Bugünlerde sürekli bunu yağtığı için kocayla karar verdik, her istediğini almayacağız. Akşam evde tüm oyuncaklarını ayırdık. Uzun süredir yüzüne bakmadıklarına öncelik vererek guruplara ayırdık. Her akşam yeni bir gurup oyuncakla, birlikte oynayacağız. Bu işlem nerdeyse tüm akşamımı aldı. Önce üçümüz başladık yapmaya, ama sonunda tek başıma bitirdim:))) Sabah babaya müthiş iltifatlar vardı. "Şekerparem, bitanem, sen ne güzel bir babsın" türünden iltifatlardan sonra, kesin papağan isteyecek diye bekledim, ama yapmadı. Çok bozuldum...

22.01.2010

TUZ SERAMİĞİ



Daha önce evde denemiştim ama kıvamını tutturamamıştım, Bilge' de rahat bırakmamıştı. Dün ofiste denedim. Bir lokum kutusunu kapladım, daha evvel altını bakır rengine boyamıştım. Kapladığım üst kısmıda bakır rengine boyadım. Küçük küçük parçalar denedim. Hamurun yapısını anlamak için.Kalıpla birşeyler yapmak için daha müsait bir malzeme olduğuna karar verdim. Gene de çalışması keyifliydi, geri kalanı farklı renklerde boyayacağım. Akşam Bilge' yi aldık, eve giderken "balık yapalım mı bugün?" soruma Bilge' den kocaman bir "eveeeet" yanıtı gelince doğru balıkçımıza gittik. Bize "minekop balığı" tavsiye etti. Balık kültürümüzü yeni oluşturduğumuzdan, daha önce yediysek de hatırlamadığımızdan tavsiyeye uyduk. Kocaman iki tane balığı, çok güzel temizledi balıkçımız. Zira sağlam kılçık vardı. Bu arada gözüktüğü kadar nefis lezzette kelek turşusu da aldık. Normalde hazır turşu almam, ama bu çok güzeldi. Balıklar hazırlanırken ben yeşillik almaya markete gittim. Çok güzel pazı yaprakları buldum. Akşam üşenmedim bir güzel sardım, bugün pişirip afiyetle yiyeceğiz inşallah. Koca balığı çok güzel tavada pişirdi. Bilge' yle ikisi tavanın başında yemeye başladılar, masada devam ettiler. Bilge ne zaman bu kadar keyifle yese, mutluluktan tavan yapıyorum. Bir tabak da ev sahibime götürdüm. Akşam "House" vardı, onu seyrettik. İki gün evvel Bilge' ye küçük sarı çiçekli bir kaktüs aldım. Nasıl tutacağını alattım, çiçeklerin yavaşça açılacağından bahsettim. Akşam biz dizi izlerken, üzerini değiştirip, elinde kaktüsle yanımıza geldi. Babasına doğru çiçeği gösterip "baaaak sarı çiçek açmış, ötekiside açacak yavaş yavaş" dedi. Onu takip etmesi çok hoşuma gitti. Bir kaç renk daha alacağım. Kaktüs iyi bir seçim miydi? bence evet çünkü evde bir kaç saksımı alt üst ettiği için, buna en azından itinalı yaklaşıyor:)) Bu arada numaradan öksürük durumuz dün sabah kendini kusturarak son buldu. Kreşte hiç öksürmemiş, biz de öksürdüğü zaman ciddiye almadık. Akşam eline kendi kitaplarından birini aldı. "Okuyayım mı?" dedim "ben okurum "diyerek başladı yazmaya. Neler neler anlattı, pardon okudu:) Ben de hiç kikirdemeden dinledim ciddiyetle. Sonra gene ve gene Mulan' ı seyrettik, tabi ben uyumuşum, uyanıp kendi yatağıma gitsem de, sabah yine Bilge' nin yanında uyandım. Kreşe giderken "Bilge herkes kendi yatağında yatsa olmaz mı?" soruma, kafasını öne doğru sallayınca ben tam sevinirken "olmaz" dedi. "Sen benim annemsin, ben arkamı dönüp yatacağım sen de bana sarılacaksın" dedi. Bu cümle üzerine, sözün bittiği anı yaşadım. Benim yerim, kızımın yanı bundan sonra, bu böyle biline:))))

21.01.2010

MUCİZE ARAMAK...


Evet yine firkete, taktım galiba ben bu işe. Ama takılmayacak gibi deği ki, çok keyifli. Fotoğraf iyi çıkmadı, yenisini de çekemedim. Aslında olacak güzel bir gerdan, takacaksın, çekeceksin:))) Ne yapalım, böyle idare edeceğiz artık. Döneyim mucize aramak başlığına. Dün Bilge' nin fotoğrfalarına bakarken kapıldım ilk bu düşünceye. Ardından evde, uzun uzun seyrettim onu. İlk doopler ultrasonda ki görüntülerini izlerken annem şok olmuştu "daha neler göreceğiz" diye. Sonra tekmeleri ve doğumu. Sanki benim karnımda büyümedi de, leylekler getirdi. O kadar farklı bir duygu ki bu, tarife kelimelerin yeteceğini sanmıyorum. Dört yıldır gözümüzün önünde, büyümesini izliyoruz. Özellikle uyurken, küçük ellerine, burnuna, mis gibi bebek tenine, yani herşeyine hayran hayran bakıyorum. Dün dank etti kafama, fark ettim bu büyük bir mucize. Yaradana bir kez daha hayran oldum, minnetle. Hayatımızı sıradan diye adlandırıp, günlerimizi birbirinin hep aynı geçirip durduğumuzdan şikayet ediyoruz. Mucizelerin, doğa üstü olayların çok uzak geçmişte kaldığını düşünüyoruz. Ne yazık herşey, burnumuzun ucunda belki de görmüyoruz, görmesini bilmiyoruz. Önümüze sunulan doğa, içindeki varlıklar ve biz insanlar (bize rağmen) birer mucize değil miyiz? Bunu iyice düşünmek gerek...
MUCİZE
Başı kaldır, bak bir göğe
mucize de laf mı söyle?
eserleri gören göze
her gördüğü bir mucize
Muharrem Taç

20.01.2010

İNSAN YÜKÜ ÜZERİNE...

Hayatımıza soktuğumuz insanların bize katkıları ya da götürdükleri üzerine bir bilanço yazısı olacak gibi gözükse de, aslında öyle olsun istemiyorum. Ben ki arkadaş özürlüsü bir insanım, ne haddime bu konu üzerine atıp tutumak. Dün burdan takip ettiğim bloglardan birinde vardı böyle bir yazı. http://guneylibaharatlar.blogspot.com/2010/01/ks-ortas-temizligi.html hatta buraya da yorum bıraktım. Hayatından çıkarttığı arkadaşları için "sonsuz arkadaş çöplüğüne gittiler" diyordu. Şöyle dönüp arkama bıraktım, büyük bir yığın olmasa da geride bıraktıklarım küçük bir tepecik sayılır. Aslında ben bu geriye bırakılışlarda, hep kendimi suçladım. Tıpkı karşılıksız aşklar gibi dedim, fazla anlam yükledim, fazlasıyla verici oldum ve karşılık beklemiyorum diyerek yalan söyledim. Bekledim, evet ve bulamayınca doğru çöpüğe. Belki insanlar farında bile değildi yapmadıklarının. Pişmanmıyım? aslında hayır değilim. Çünkü artık yardım edemeyeceğim (maddi/manevi) dertleri dinlemek, itiraf ediyorum beni bunaltıyor. İnsanca yönüme ters belki bu tutumum, ama öyle hissediyorum. Eskiden herkese kucak açan ben, Bilge doğduktan sonra çok ama çok dikkat eder oldum bu konuya. Çünkü bir çocuk yetiştiriyorum ve çocuğum anında herşeyi algılıyor. Belki ben tolere edebilirim bir çok şeyi, ama ondan bekleyemem. Tabi Bilge yalnız büyüyor böyle olunca, bu da kötü aslında. Yaşadığımız şehrin de etkisi var tabi, ama tüm suçu şehre atarak haksızlık etmeyim. Korumacı tarafımla etrafıma kalın duvarlar ördüm belki, ama şimdilik mutluyum böyle. İlerde özellikle kızım büyüdükçe, zorlanacak bu duvarlar biliyorum. Ama zamana bıraktım herşeyi...Evet insan yükü ağır bir yük. Bu lafı özellikle yakınında hasta birisi varsa, ona bakan kişiye söylerler. Ben bunu tamamen ruhani bir yük olarak düşünerek, yazıma başlık olarak seçtim. Naçizane etrafınızdakilere ve arkadaşlarınıza daha özenli davranın derim. Çok verici olmayın, dengenizi koruyun. Size ağır gelenleride taşımayın, geride bırakın. Zira hayat zaten yeterince ağır yükler yüklüyor yüreklerimize.
P.S: Bilge iyi tamamen numaraymış, koca da daha iyi, daha ne isteyim?

19.01.2010

BİLGE' NİN SAÇ TOKASI


Dün yaptım bu saç tokasını. 10 dakikamı aldı. Hatta spora giderken kendim taktım saçıma. Akşam Bilge' ye gösterdim, çok hoşuna gitti. Bugün de kreşe giderken taktı.Sabah herkese gösterip, "bak annem bana yapmış" diyordu. Metal tokayı organze kurdela ile sardım. Gene organze kurdeladan bir gül ve telli kurdeladan yapraklar yapıp ekledim. Hepsi bu kadar. Dün akşam koca geç geleceği için Bilge' yi almaya ben gittim. Kreşten çıkışta bekleyen taksiyi görünce "bana özel bir taksi mi getirdin?" dedi. Ardından "bana özel taksi getirme bir daha" cümlesi geldi. "Ne yapalım eve yürüyerek mi gidelim? " diyince, "hayır, bana özel babamı getir" dedi. Taksici de ben de baktık kaldık. Allah' tan koca çok geç kalmadı. Yemeğe yetişti, ama nasıl hasta, bir taraftan burnunu çekiştiriyor, bir taraftan öksürüyor. Onu yoğun bir bakıma aldık, ıhlamurlar falan derken Bilge' de öksürmeye başladı. "Baba da, bende çok hastayız çooook" diye öksürdü durdu. Hatta abarttı öksürürken kustu. Ben baya bir korktum, tam hastalığı atlattı derken yine mi başlıyor diye. Sabah öğretmenine de anlattım, "taklit ediyor olabilir ,burda da yapıyor bazen " dedi. Bugün belli olur, umarım numaradandır. Koca da sabahtan, bir iki işi vardı onları halletmeye gitti. Dinlense iyi olacaktı, işlerimi halledeyim öyle dedi. Onlara endişeleneyim derken bugün dişimin ağrımadığını fark ettim. Gerçi yutkunurken acı var ama olsun iyiyim yani. Bugün ne yapacağıma karar veremedim. Havada kapalı ve yağmurlu. Şöyle kasvetli bir film bulup izleyeyim diyorum, sonra biraz kitap okurum. Ney dinlemek istiyorum (Aşk' ın yan etkisi)... Öyle yani...

18.01.2010

SEN YAĞMUR OL, BEN BULUT...

Dinleyin bakalım Bilge'yi...

video

Hafta sonu fotoğraflarda görüldüğü gibi geçti. Hava çok kötüydü. Cumartesi sabah gazete ve abur cubur alımı için Bilge' yle dışarı çıktık. Marketin yanında ki "herşeyi satan" yerden Bilge çok beğenerek bir eşek aldı. Tüylü sırtında iki sepet yük taşıyan bir eşek. Önce sepetleri halletti. "Bunlar güzel değildi" zaten dedi, ardından yanıma geldi gözleri dolu dolu, eli arkasında. Baktım eşeğin arka iki ayağı kırılmış. Üstüne binmeye kalkmış ablam. Evde aradım taradım yapıştırıcı bulamadım. " Ben yapıştırırım bunu" dedim. Bilmiş bilmiş "boşver yenisini alarız" dedi. "Ama olmaz ki para verip aldık, yazık değil mi paramıza" diye başlayan uzun bir konuşma yaptım. Baktı suratıma " ne zaman alacağız yenisini?" dedi. Ben konuyu değiştirdim. Akşam babasına çekti aynı sahneyi, aynı sulu göz ifadeyle. Kocayla göz göze geldik. Anladı tabi, aynı konuşmayı o da tekrarladı. "Yarın gideriz o zaman" diyerek kapattı Bilge Hanım mevzuyu. Pazar sabahı hep beraber kahvaltı hazırladık mutfakta. Ardından yine hep beraber gazete okuduk. Bilge sonuna doğru gazete parçalarından sanat eseri oluşturmaya çalıştı. Derken ben yayılmış kanepeye "Şeffaf oda" yı izlerken, özellikle arka plandaki deniz manzarasını, ikisi yanımda "Oyuncakçıya gidiyoruz" diye bittiler. Önce itiraz ettim, ama koca "çok sıkıldı çocuk evde " diyince hak verdim. Hazırlandık en yakın AVM' ye gittik. Küçük bir atlı karıncaya bindi, balon aldık. Sonra büyük bir oyuncakçıya daldık. Babası "iyice bak, istediğin bir oyuncağı alalım" dedi. Sessizce tek tek baktı raflara. Dokundu, sağına soluna baktı. Sonra etrafta ciyaklayıp yerde debelenen çocuklara baktı ve küçük bir çiflik beğendi. Onu aldık, sessiz sedasız çıktık. Sonra şekerciye uğradık kürek kürek doldurdular babasıyla poşete şekerleri. Sonra ben indirimdeki bir çocuk mağazasına girme gafletinde bulundum. Bir kabanı Bilge' ye denetirken parmağını fermuara sıkıştırdım. Nasıl üzüldüm, onunda gözleri doldu. Bıraktık herşeyi çıktık. Bin kere özür diledim.Yolda koydu kafasını göğsüme, uyuya kaldı. Tam evde yatağına yatırmıştım ki uyandı. Bir daha da uyumadı. Evde yemek faslından sonra film seyrettik "G.I.JOY" fena değildi. Bir umtla banyo yaptırdım uyur zannederek, ama nafile 22' yi buldu uyuması. Bu arada "Aşk" ı bitirdim. Çok güzeldi, gerçekten çok beğendim. Tavsiye edebileceğim, keyifle okunup, düşündürecek bir kitap. Turgut Özakman'ın "Cumhuriyet" kitabına başladım. Bu videonun öyküsünü anlatayım. Bilge birden bire bu şarkıyı söylemeye başladı. Sesini inceltişine kaşını gözünü oynatışına koptuk babasıyla. Yanımda telefon vardı, kayıt o yüzden çok kötü. Ama bunu tarife kelimeler yetmeyeceği için, kaydı koydum. Her dinlediğimde gülümsüyorum:)) Asıl komik olan sonraki sözleri bir türlü söyletemedik. Bunu da bizden dinleyerek öğrendiği için evde mırıl mırıl bu şarkıyı söylüyoruz:)))

15.01.2010

HAFTANIN MAHSULÜ

Bu hafta yaptıklarım arsında, en beğendiğim bu kolye. Dün tamamladım, gene çok güzel oldu.(ama öyle ne yapayım:))Firketeyi kum boncukla zenginleştireyim dedim, tabi oyaladı biraz.Ama olsun değdi bence. Akşam Bilge, koca ve ben altı tane film aldık. Dördü animasyon. Bugünlerde favorimiz "Mulan" bayılıyoruz ona. İlk filmi tüm hafta hatim ettiğimizden ikincisini aldık. Pür dikkat izledi akşam, bende yanında kitap okudum. Koca çok yorgundu erkenden yattı. Sabah da erkenden kalmıştı.Erkenden ofise geldi, biz hazırlanınca aradık geldi bizi aldı. Bu sabah yağmur yağıyor Ankara' da, dün de yağıyordu. Hala kar yağmadı. Sabah plates seansıma gittim. Çok kalabalıktı. Şen şakrak teyzeler vardı. Kakara kikiri bir seans oldu. İncecik bir kadın gördüm soyunma odasında. Arkası dönüktü. İncecik tanımlamamda hiç abartım yok, 45 kg.mış. Yüzünü görünce ellisinin üstünde olduğunu düşündüm ve bayıldım. Salonda yaımdaki kadın onu gösterip, "nisbet yapar gibi değil mi" dedi. Ben güldüm. Hayatım boyunca mutlaka 45 kg. olmuşumdur ama hiç hatırlamadığım bir dönemdeydi galiba:) Yok bu sefer kararlıyım, ideal kiloma ulaşıp sporu hayatımdan asla çıkartmayacağım. Yalnız bu dişim beni öldürecek. Dişten çok bademcik ağrısı gibi. Başım ve boynumu ise hiç söylemiyorum. O kadar keyifsiz yaptı ki beni. Akşam dedim bizimkilere "hiç üstünüze alınmayın "diye. Akşam ağrı kesici içmekten bıktığımı gören kocayla biraz bira içelim dedik. Ama yok birkaç yudumdan sonra içemedim. İlaç da almadım. Şimdi alayım diye çantama baktım, ama evde bırakmışım. Neyse "acı çekmek özgülükse" diye mırıldanıp sonunu "ben tavan yaptım acı çekmekte" diye tamladım. Valla abartmıyorum. Acı eşiğim düşük falan da değil. Ama ağrıyor işte. Benden bugün iyi ve keyifli birşeyler çıkmayacak, anladım...

14.01.2010

İTİRAF EDİYORUM...

Evet itiraf ediyorum; Facebook çılgınlığına ben de katıldım. Benim gibi hısım akraba yönünden asosyal birisi için ,dünden beri yaşadığım mesaj trafiği beni oldukça şaşırttı. Çok mu gerekliydi? Hayır tabiki, ama ne zararı olurki diye düşündüm. Bu arada iki gündür önceden yaptığım kolyelerin fotoğraflarını koyuyorum. Boş durmuyorum, güzel bir kolye yapıyorum ama henüz bitmediği için fotoğraflamadım. Kısmetse bugün biter. Dün akşam 1,5 saat trafikte boşu boşuna cebelleştik. Hacettepe' de bir müşteriye gidecektik. Bilge' yle ben de takıldık kocanın peşine. Tam mesai dönüşü olduğu için, o kadar feci bir trafik vardı ki. Bu şehirde alışamayacağım tek şey bu olacak galiba. Milim milim ilerleyip tam rahatlayacağımız yola girecekken polis yolu çekiciyle kapatınca, koca çıldırdı. Geri döndük, Esat'da pastahanesi olan başka bir müşterimize uğradık. Mis gibi bir çay içtik. Bilge' yi çok seviyorlar. Pastalar, meyve suları derken benim aklıma komşumuz Aydın' ın doğum günü olduğu geldi. Bir küçük pasta aldık, Bilge' de kocaman içi kalpli bonibonlarla dolu bir kutu şeker aldı. Aydın' ını eşini ve oğlunu da alıp, yanına gittik. Yaktık mumlarımızı, ardından keyifle yedik pastamızı. Çok mutlu oldular, hiç beklemiyorlardı. "İyiki hatırladık " dedik kocayla dönerken eve. Küçük şeyler bunlar belki ama keyifli şeyler. Aklıma Bilge' nin sabahki vukuatı geldi. Kocayla ikisi önce indi aşağıya . Ben yanlarına geldiğimde Bilge' de ağlamaklı bir surat "bir şey düşürdümmm" ne olduğunu sormamıza rağmen ısrarla aynı cevabı verdi. "Birşeyyyyy düşürdüm diyorum sana" Kocayla çaresiz baktık birbirimize. Hemen dikkatini çekecek, kıvırma hamlelerine yöneldik. Zor zanaat anne babalık... Sonuç olarak gözyaşı dökmeden Bilge' yi kreşe bıraktık. Koca servise çıktı. Bende 2009 yılının tüm hesaplarını kapatmış olmanın rahatlığıyla bugünü geçireceğim...

13.01.2010

YERSİZ KORKULARIM

Sabah ağrımın beynimi kemirmesine, aklım dur deme kararı aldı ve yakınımdaki bir diş hastahanesine gittik. Gittik diyorum, çünkü kocayla gittik, beklerken sürekli şikayet etti durdu ardından baktım işim uzayacak, onu gönderdim." Oh be dünya varmış" dedim, zaten tırsıyorum. Yanımda kendi kendine teşhis koyup, şikayet edecek biri olmayınca rahat rahat bekledim. Dişimin röntgenini yanlış çekmişler, ikinci kez çektirmek zorunda kaldım. Canım buna baya sıkıldı. Ama onun dışında iyiyidi. Beni küçük zanneden yirmilik dişim ve iki yanındaki azı dişimin çekilmesi gerekiyormuş. Bu arada diş taşlarım temizlendi. Yirmilik diş içi ameliyathaneden randevu aldım aynın 25'ine. Ondan sonrada diğerini hallettireceğim. Ben ki ortaokulda futbol oynarken kırdığım ön dişim ve çatlattığım yanındaki dişlerimin kaplama olması dışında, bir tanecik dolguya sahibimdir. Şu 20 lik diş ağrısı dışında hiç diş problemim olmadı. Onuda salladığım için, ağrısını çektim. En çok hamileliğimde korkmuştum tekrar ağrırsa diye. Allah'tan o zaman ağrımadı, kısmet bu zamanaymış:)) Ama bu sefer kesin kararlıyım, kurtulacağım. Bu arada dişimin ağrısı geçti ama diş taşları temizlenirken bııızıldayan aletin beynimde yarattığı ağrı, hala devam ediyor. Dün eve gelip yemekten sonra gene Bilge' nin odasında takıldık. Ben kitap okudum, o birşeylerle uğraştı. Babası erken gelmişti, o da bize takıldı. Bilge çıldırdı tabi, bir gün evvelki huzurdan eser kalmadı. Gece de uyanıp saçma sapan isteklerde bulundu. Bana filim aç, banyo yaptır gibi. Sonunda pes edip film açtım ve odasından kaçtım.
Bir süre sonra baktım uyuyordu. Sabah erkenden uyandı, onu giymem bunu giymemden sonra, en son saçlarını düzelltim. Bana "şimdi de ruj sür" diyince bende yarı sesli imdat çığlıkları yükselmeye başladı. Halime acıdı galiba uzatmadı mevzuyu. Bugün fitness seansımı iptal ettim. Hiç acı üstüne acı havasında değilim. Hafta sonu telafi ederim artık. Yani demem odur ki, yaklaşık 3-4 yıldır korktuğum için erteleyip durdum boşyere dişimin çekimini. Kendi kendime ağrı kesicilerle, ağrımı dindirmeye çalıştım. Şu an çok gereksiz korktuğumu düşünüyorum. Umarım ameliyat sonrası da böyle düşünürüm:)))


12.01.2010

DİŞ AĞRISI


Dünden beri muzdaribim bu ağrıdan. Bugün de geçmezse kaçınılmaz son olarak diş hekimine gideceğim. Aslında nasıl mantıksız bir cümle değil mi, bugün geçse de başka bir gün gene ağrıyacak. Korkunun ecele faydası yok da gel bunu uygula bakalım. Neyse Allah'tan ağrı kesiciler var. Dün akşam üzeri başladı. Bilge' yi alıp eve gittim, koca çok yoğundu, geç geldi. Bilge' nin karnını kavga dövüş doyurduktan sonra, oturduk yatağının üstüne. "Ne yapalım" dedim "film seyredelim "dedi. Yere minderleri döşedik, biraz da abur cubur. O hem film seyretti hem oyuncaklarıyla oynadı. Anlattı bana uzun uzun kreş anılarını (Poyrazla bozuklar bu ara:))) Bense kendimi "Aşk" a verdim. Uzun uzun okudum. Çok huzurlu bir geceydi. Bu akşam da aynısını tekrarlamak istiyorum. Sabah uyandım dişim gene ağrıyordu ve bir çok kasım. Dün spora gittim ya, daha normale dönemedim.Her kasım adeta isyan ediyor bu kadar harekete. Bu sene aşure yiyemeyeceğim derken, komşum elinde bir tabak aşure geldi. Bu arada aklıma, kız kardeşimin de dişiyle ilgili ciddi bir operasyon geçirmesi gerektiği geldi. Sonucuyla ilgili konuşmadığımızı fark edip hemen onu aradım. Bu arada da aşure boğazıma kaçtı. Can çekişir bir edayla telefonda ki sesimi duyan Nuray' da endişelenmiş. "pardon Nuraycığım çok gelir böyle tuhaf şeyler benim başıma, alışırsın zamanla:))" diyorum burdan. Bu arada "aşure yüzünden boğulup öldü deseler ne komik olurdu " diye Sibel'le amma güldük.
Ne kadar zam gelirse gelsin, kendini zehirlemekten vazgeçmeyen sigara içicilerinin, beleşçilik yapıp benden birşeyler istemelerine sinir oluyorum. Özellikle kitap, dergi, gazete gibi ihtiyaçlara para ayırmak çok ekstra geliyor galiba. Ben de haklı olarak kızıyorum...Vermiyeceğim...Paylaşmayacağım işte banane... Bir de yukardaki kolyeler tam tembel işi oldu. Kıyafet tamamlamak için takılabilecek şirin bişiyler oldu. Yapması 10 dakikayı geçmedi, bilginize...

11.01.2010

SARMAŞIP DOLAŞTIK

Hafta sonunu en iyi anlatan başlık bu. Hep böyle burun buruna, yanak yanağaydık. Cumartesi sabah doktora gittik. Bademciklerimiz şişmiş ve antibiyotik kullanmaya başladık. Özellikle dün gece rahat bir uyku çekti. Tabi otomatik olarak bende uyuyabildim. Belki ateş yapar demişti doktor ama ateşimiz çıkmadı. İştahı pek yoktu. Güneşten eser olmayan hafta sonunda park bahçe hayalimiz de suya düştü. Biz de daha evvel bizi ziyarete gelen kocanın akrabalarına gittik. O zamanda "çok tatlı insanlar" olduklarını düşünmüştüm. Dün bu fikrim iyice pekişti. Gene deli bir masaya oturduk. Yedik, içtik, sohbet derken akşamı ettik. Eve gelince Bilge' nin karnını doyurup, ilaçlarını verdim. Sonra o Madagaskar 2' yi seyrederken, ben kitap okudum. İkimizde uyuya kalmışız. Koca yerleştirdi bizi yerlerimize ve deliksiz bir uyku... Sabahta öksürerek uyanmadığı için çok mutlu oldum. Saçlarına boncuklar taktık, dünkü misafirlik ganimetleri onlar. Yakında fotoğraflarım. Bugün yıl sonu işleriyle uğraşıyorum, öğleden sonra spor, falan filan yapacağım:)) pek bir "pazartesi sendromlu" hissediyorum. Dünkü Habertürk Gazetesinde Fatih Altaylı'nın köşe yazısını okudunuz mu. Adamcağızın babası rahatsızlanmış, ambulansla hastahaneye kaldırmışlar. Yoğun bakımda olduğu için hergün beş dakika görmesine izin veriyorlarmış. Hastahanede beklemeyin bir şey olursa biz ararız demişler. Gün içinde bir telefon gelmiş. Babasının ismini söyleyip yakınımısınız diyince bacaklarımın bağı çözüldü kötü bir haber diye diyor. Ardından telefon açan bayan ambulans hizmetlerinde indirim yapıyoruz falan tarzında bir şeyler anlatmaya çalışmış. Adam şok, manyakmısınız siz ambulans hizmetinin indirimi mi olur, aklınız fikriniz yok mu diyerek kapatmış telefonu. Yazının sonunda ayıp mı ettim acaba diyordu. Gene burası Türkiye dedirten bir olay bence. Koyun can derdinde, kasap et. İnsanların hiçbir şeye saygıları kalmadı. Aklıma kreşten gelen telefonlar geldi. Her arayışlarında alomdan sonra" merak etmeyin kızınız iyi, şunun için arıyorum" cümlesinden sonra uzun bir soluk verişin ardından, hal hatır sorarız. Yani insanlar iş için bile olsa karşıdakinin yerine bir saniyeliğine kendilerini koymalılar. "Aşk" bitmek üzere, bu arada Atlas Dergisi' nin bu ayki "Türkiye'deki Şelaler "eki çok güzel. Tavsiye ederim. Bu arada dün gittiğimiz evdeki "kocaman küçük kız" (4.sınıfa gidiyor) tam bir Queen hayranıydı, bayıldım. Bende bugün bol bol dinleyeceğim:)))

8.01.2010

TAMAMLADIĞIM KOLYE

Dün tamamladım kolyemi. Kendim yaptım diye değil, ama çok beğendim:)) O kadar yorgunum ki, çok hareketi bir hafta geçirdim, ondan sanırım. Akşam tamamen Bilge' ye odaklanarak geçti . Köfte yapıldı, ardından uyduruk küçük yaş pastalar, portakal suyu, elma suyu, burun damlası ve üstüne öksürük şurubu. Gece gene onunla yattım. Bol bol üstünü kapattım. Üniversitede ev arkadaşım üstünü çok açtığı için ,annesinin bir ucu yorgana sabitlenmiş yelek giydirdiğini anlatışı geldi aklıma. Hayatta giymez bizimki. Akşam odasını toparladım, dolabını tekrar ve tekrar düzelttim. Sonra pijamalarımı almak için kendi dolabımı açtım "hiç uğraşamayacağım sizinle "diyerek, ritmik hareketlerle amacıma ulaştım:)) Göz ucuyla kocanın dolabına şöyle bir baktım. O da" aldım başımı gidiyorum "modunda. Neyse yarın evdeyiz nasıl olsa, hallederiz kızımla. Hava inanılmaz güzel. Yılın bu zamanı için şaşırtıcı derecede sıcak. Böyle devam ederse pazar günü kesinlikle bol güneş gören bir parkta olacağız. Sabahtan platese gittim. Gelirken diyet yoğurdumu, peynirimi ve tam buğday ekmeğimi aldım. Tabi bir de elma aldım. Midem düzeldi bu arada, ne kötü bir durumdu. Tabi mideyede biraz özen göstermek lazım, çöplük değil ki mübarek. Bugün bol bol kitap okumayı ve tembellik yapmayı planlıyorum. Bir de hafta sonuna park dışında ekstra bir şey koyabilirmiyim diye bakacağım...

7.01.2010

BUNLAR KOMŞUYA...



Daha önce bahsetmiştim eski şeyler meraklısı komşumdan. Artık komşum oldu çünkü birkaç sokak aşağıya taşındılar. Daha önce malzemesini alıp bırakmıştı. Dün akşam üzeri uğradı, yapalım diye. Yarım saatte bunu yaptık, sonra ben fırınladım. Sabahta vernikledim. Bu sabah koleksiyonundan parçalar getirdi iki tane. Çok hoş şeylerdi. O da heveslendi, binanın altına küçük bir atölye yapacak kendine. Dün malzeme almaya gittim. Çok dolaşamadım, ama aradıklarımı buldum. Ordan spora gittim. Ofise geldiğimde, keyifle yerleştirdim malzemelerimi. Dün bir de coştum Bilge' ye kıyafetler aldım. Kış geldiğinden beri mağazalara gidemiyoruz Bilgeyle. Genelde kalabalık ve sıcak olduğu için, Bilge çok huzursuzlanıyor. Hazır tek başıma gitmişken rahat rahat alayım dedim. Çok cici şeyler aldım. Akşam evde aldıklarımı görünce çok sevindi. Aldığım bir kazağı gösterip "aaa bundan Nehir' in de var, anne sen ne güzel kadınsın yaaa" aynen böyle kurdu cümleyi. Koca ve ben şaşkınlıktan baka kaldık. Akşam koca mutfağa attı kendini, güzel bir yemek hazırladı. Ben evi süpürdüm, etrafı toparladım. Bilge bin nazla, bir parça yemek yedi. Ardından mutfağı toparla, derken salonda kanepeye attığımda kendimi saat 21:00 olmuştu. Birkaç gündür musallat olan mide yangınım arasında, kitap okurken uyuya kalmışım. Sonra koca Bilge' yi bizim yatağımıza yatırmış, kalktım onun yanına yattım. Koca da Bilge' nin yatağına yattı. Bilge her öksürdüğünde zıpladım yerimden. Çok yoğun bir öksürü yoktu gerçi ama, gene de tedirgin bir gece geçirdim. Sabah uyuya kalmışız. Koşturmalı bir sabahın ardından Bilge kreşe, koca servise, ben de ofise geldim. Bugün bu şiiri okudum, yazayım dedim...
KADINLAR İÇİN SON
Ben güzel gözlü kadınları severim
Bir de küçük ayaklıları, uzun boyluları
Hem nasıl severim, öyle severim işte
Terler avuçları, kesilir solukları
Ben mahzun kadınları severim
Yavru ceylanca kadınları, ürkekçe
Hem nasıl severim, öyle severim işte
Bilmezsin ne güzeldir öpüştükçe
Ben akıllı kadınları severim
Düşünen, az konuşan, çok bilen
Her yerde, her zaman nazı çekilen
Hem nasıl severim, öyle severim işte
İçimde büyük, sonsuz ateşler yanmalı
Ölümüm bile o kadın yüzünden olmalı...
Ümit Yaşar Oğuzcan

6.01.2010

FİRKETE İŞİ KOLYELER


Dün bahsettiğim. yöntemini çözdüğüm iş bu. Orta fotoğraftaki henüz bitmedi ama ben gene de paylaşmak istedim. Metal pullar da koyacağım boncukların arasına. Yine teyzemde gördüm bu kolyelerden. Ama yöntemi netten buldum. Aslında daha evvel annemle atkı vari birşeyler yapmıştık, sonradan hatırladım. Fotoğraflar güzelliğini anlatmaya yetersiz kalıyor bence. Tasma şeklinde boynunuzda hayal edin, neden bahsettiğimi anlarsınız. Üstelik yapması zevkli olduğu için çabuk da bitiyor. Bilge gene hastalandı. Burnunda ki tıkanıklık geniz akıntısı şeklinde öksürüğe çevirdi. Dün akşamdan beri ilaç kullanıyoruz. Pek iştahı yok, onun dışında keyfi yerinde. Akşam koca yemekten sonra bir arıza için çıktı. Biz de Bilge' yle portakallı kek yaptık. Değişik olsun diye kağıt kalıplarda pişirdik. Abartıp üzerini pudra şekeriyle süsledik. Süsleme işine Bilge bayıldı. Mutfaktaki işimizi halledip, banyoda soluğu aldık. Misler gibi oldu kızım. Saçları artık kısa olduğu için çok çabuk (hakaretler duymadan) kuruttum. Hafta sonundan kalma oyuncak katoloğu elinde, oyalandı uzun süre. "Bu nasıl paaaalımı (pahalı mı) anne, paramız biter mi bunu alınca?"sorusun her sayfa ve her oyuncak için defalarca tekrarladı. Bense psikolog karşısında 100 soruluk testten geçen hasta misali, tutarlı ve aynı cevapları vermeye çalıştım:)( bu ayrı bir hikaye) Dün uzun süredir seyretmediğim duygusallıkta bir film seyrettim. "Kız kardeşimin hikayesi" ağlamaktan gözlerim pörtledi dersem yalan olmaz. Aslında çok da uzak olmayan hikayeler bunlar. Bizler sıcak yuvalarımızda, gündelik sorunlara uflayıp puflarken, birçok insan amansız bir hastalıkla, umutsuzca mücadele ediyor. Ölüm dahil korkunç diye nitelendirdiğimiz bu durumlar bizlerin kapısını çalana kadar, hiç başımıza gelmeyecek gibi dışarıdan izliyoruz. Elbette dileğim kimsenin başına gelmemesi ama malesef gerçek olmayacağını bildiğim bir dilek bu. Bu arada fitness seanslarına başladığımı söylemişmiydim. İlki pazartesi günüydü. Platesten mütevekkil, hamlık durumu yaşamadım. Sadece sağ bacağımda o günden beri hareket halindeyken, her an kramp girecekmiş hissi var. Kalsiyum eksikliğim mi var diye geçirdim aklımdan. Kendimi bu aralar süt ürünlerine versem iyi olacak:)) Hafta sonu hava sıcaklığının artacağını duydum radyodan az evvel. Umarım Bilge iyileşmiş olur ve biraz park bahçe yaparız..

5.01.2010

YİNE KUM BONCUK



Bu kolyeyi 31 Aralık günü yaptım. Özellikle gece kıyafeti tamamlamak için, güzel bir seçim olabilir. Bir şeyler yapmak, bunu "ben yaptım" demek o kadar keyif verici bir duygu ki, insanlar bunu hissetmeden nasıl yaşıyorlar anlamıyorum. Gün içinde kafamın içinde bir sürü fikir dolaşıyor, unutmayayım diye bir yerlere yazıyorum. Yeni şeyler denemekse ayrı bir keyif. Dün
birkaç gündür uğraştığım bir işi başardım. Daha doğrusu yöntemi öğrendim. Yöntemi bildikten sonra gerisi tamamen size kalıyor. Hayal gücünün ve yaratıcılığın sınırı yok. Bazıları "aman ne kafa patlatacağım" diye bakıyor bu işlere. Ama asıl nelere kafa patlattıklarını ben merak ediyorum. Etrafta boş boş dolaşan ve hayatından şikayet eden o kadar çok insan var ki. Hayır boş boş ve keyifli yaşasalar, ona da razıyom. Hiç birşey yapmadıkları gibi, bir arabada şikayet edip duruyorlar. Herkes bir şeyler üretmeli diye bir iddam yok, sadece herkes hayatını güzelleştirecek, ruhunu besleyecek bir şeyler yapabilmeli. "Ben yapamam" diye bir cümleyi asla kabul etmiyorum, isteyince yapılabilecek birşeyler mutlaka vardır. İnsanoğlu doğasından mıdır bilinmez mutsuzluklarını, hayata dair şikayetlerini anlata anlata bitiremez. Oysa mutluluğunu, başarılarını paylaşmak sanki kötü birşeymişcesine, anlatmaktan çekinir. Özellikle "mutluyum" lafını yüksek sesle söylemeye korkar, bozulacak kaygısıyla... Biraz fazla gülse "ağlayacak mıyım ne" diye geçiriverir aklından. Zaten içinde bulunduğumuz ortam, özellikle ekonomik krizdi, siyasi tutarsızlıklardı derken kaygılı bir insan olmamıza elverişli, bir de bizler kaygılar yaratarak, kendimizi mutsuz ediyoruz. Birbiri ardına günleri geçiştirmek olmamalı hayat. Evin temiz, dolapların düzenli olması, yeterli olmamalı. Hararetli bir şekilde yan komşuyla diğer komşunun dedikodusunu yapmak yerine, bir iki satır okuyup bunları konuşabilmeli insanlar. Herkes istisnasız çocuklardan ve gençlerden şikayet ediyor.Gelecekten kaygı duyduğunu söylüyor. Oysa bir tohumu önce çimlendirme torfunda özenle çimlendirirsin. Sonra fide poşetlerine şaşırtırsın. Bu arada gübresini, nemini, suyunu eksik etmezsin. Sonra yeterli büyüklüğe geldiğinde saksıya alırsın, ya da toprağa dikersin. Ne kadar özenli beslersen, o da sana o kadar güzel gözükür. Yüzlerce fidenin içinde ilk hangisi çiçek açarsa, bilinki yanındakiler de hemen onu takip eder. Coştum gene bugün. Aslında lafımın özü hayatımıza, etrafımızdakilere, çocuklarımıza, eşimize, işimize ve özellikle kendimize özenli davranalım. Küçük şeylerle mutlu olmayı deneyelim derim...


4.01.2010

YENİ YIL VE BİZ

Perşembe günü öğlden sonrası için teyzemlere gitme düşüncemiz, işlerin yoğunluğundan akşam trafiğine kaldı. Çiçeğimizi, şarabımızı ve tatlımızı alma işi de eklenince Çankaya' dan Etimesgut' a bir saati geçti varmamız. Yolda Bilge uymakla uyanmak arasında gitti geldi. Ben de başağrısı için ilaç almamaya dirensem de dayanamayıp aldım. Teyzeme geldiğimiz de 20,00 civarıydı. Teyzemin çok sevdiği H. Teyze ve ailesinin geleceğini öğrendiğimiz de ben çok sevindim. H. Teyzeyle yazın sergisinde tanışmıştım. Acayip becerikli bir hatundur. Takı, seramik, resim ve daha birçok şeyle uğraşır. Eşi A. Bey de asker. Bir de oğulları vardı. Kendisi sanal alemde karşıladı yılı:)) Oraya gittiğimizde Bilge arabadaki uyku halinden dolayı huzursuzdu bir de misafirleri görünce iyice "mıy mıy" bir hale geldi. Teyzemin hazırladıklarının yanına H. Teyzenin getirdikleri de eklenince akıllara zarar bir masa oldu. Bilge yemeği güzel yedi, ardından Eren' in odasında bilgisayarda filim seyretti. Bu arada hafiften ateşi olduğunu fark ettim. Yarım saat arayla ölçtüm 37,5 civarıydı. Baktım artış yok endişelenmedim. Aradan baya saat geçtiği için ağrı kesicinin etkisi geçmiştir diye Yakutla başladım demlenmeye. Ardından hayatımda ilk kez vişne ve çilek şarapları içtim. Vişne şarabı çok güzeldi , ama çilek şarabında likör havası vardı. Beyazla devam etti masadakiler. Ben bozmadım kırmızıyı. Bu arada Eren kafayı buldu , ama gerçekten buldu. Ve bana sardı. İlk kez bana abla diyip abuk sabuk bir sürü şey anlattı. Tabi sırları bende saklı:)) Kafam Bilge' nin ateşiyle dolu olsada ortam çok güzeldi. İnsanlar çok espiriliydi. Özellikle A. Bey' in kibar kibar anlattığı espiriler, ardından H. Teyzenin " A. ne zaman geç kalsa eve, tırsıyorum acaba Ergenekondan falan mı aldılar acaba" diye gündemi de yakalayan espirilerle girdik yeni yıla. 02,30 gibi eve geldik. Üç gün boyunca normal, dijital ve kulaktan ölçen derecelerle ateşini takip ettik Bilge' nin. Hangisi daha az ölçerse o " favori derecemiz" oldu. Cuma günü hava çok güzeldi. Ama ateşten dolayı çıkarmadık Bilge' yi. Cumartesi ateşi kalmamıştı ama gene garanti olsun diye Pazar günü sinemaya götürdük. "Alvin ve Sincaplar 2" ye gittik. Baba beni sinir etti. "Ne kötü bir film " yorumları yapıp durdu. O kadar sinir oldum ki " üç tane sincap ( düzeltti 6 tane diye) hopladı, zıpladı, şarkı söyledi, dans etti, aşık oldu, aile bağlarının önemini vurguladı... Daha ne yapsalardı, ne bekliyordun ki?" demek zorunda kaldım. Bilge' yle karar aldık sinemaya ikimiz gideceğiz bundan sonra:))))