27.09.2018

Özet Akışı



Yazmayalı bir haftayı geçti, bu arada Antalya' dan annem geldi. Uzun süredir gelmiyordu, iyi oldu. Gezdik, dolaştık, dedikodu yaptık:)) Havalar birden soğuyunca, annem evine döndü. Bu arada erkek kardeşim bir köpek sahiplenmek istiyordu annemi ikna edemiyordu. Annem bu sefer ikna oldu ve iki aylık french bulddog cinsi Korsan' ı sahiplendiler. 


Fotoğraftaki kadar küçük , 1kg.150 gr. ağırlığında bu sıpa. Oyuncu ve çok sevimli, biz de görmek için sabırsızlanıyoruz.

Onun dışında haftada bir gün yoga dersine gitmeye başladım, çok özel bir zaman dilimi benim için. Keşke daha evvel başlasaydım. Sanırım bu sefer aradığımı buldum.

Havalar iyice soğudu, giysi dolaplarını elden geçirmek lazım.

Güvenin Ölümü bitti ama itiraf edeyim zorladı. Özellikle başladığım öyküyü bölmeden okumazsam ben ne okuyordum duygusunu bolca hissettirdi.

Nohut Oda da bitti, güzel öyküler okudum.

İnadına Canlı da bitmek üzere, son otuz sayfam kaldı. Bu daha kapsamlı ve ayrıntılı bir kitaptı. Okumam zaman aldı ama çok faydalı, hiç aklıma gelmeyen bilgiler öğrendim

Yabancı Bir Ülkeden Haber Geldi ye başladım, ilginç bir okuma olacak gibi görünüyor.

Ofiste işler birikmiş ama çok acele etmiyorum, zaten ay sonu da yaklaştı, hepsini birlikte yaparım dedim.
Piyasa gerçekten çok kötü, her gün bir yerlerin kapandığını duyuyorum. Çarşıda pazarda herkeslerin suratı beş karış. Annem her geldiğinde Çıkrıkçılar Yokuşu'na gider oradaki dükkanları gezeriz. Annem malzeme falan alırdı. Bu seferde uğradık, esnafın suratı öyle bir asık ki fiyat sormaya korkuyorsunuz. Zaten fiyatları duyunca kulaklarımıza inanamayıp elimiz boş döndük.

Okulların başlamasıyla, Bilge' yle koşuşturmamız da başladı, bu sene daha düzenli gibi ama boş bırakamıyorum.Böyle yapalım, şöyle yapalım mevzusu devam ediyor...

Daha uzun yazarım sanmıştım... Netse iyi bakın kendinize.

20.09.2018

Kitaplar, kitaplar...


Aynı anda bir sürü kitap okuyabiliyorum demiştim ya, sayıyı abartmamak gerekiyormuş. Neyse toparlayacağım. Her ay eski bir kitap okuyorum. Bu ay 1972 basımı Brian Garfunkel in Amansız Takip kitabını okudum.Soyulan bir banka, kaçan soyguncular, takipte kasaba polisleri, FBİ ajanı falan, fena değildi.

Vrginia Woolf un Güvenin Ölümü nü birkaç sene önce almıştım. Başlayıp başlayıp devam edememiştim. Tekrar okumaya başladım ve fark ettim ki öyküleri ara vermeden okuduğum zaman çok güzeller ve çok rahat okunuyorlar.


Melisa Kesmez' in daha evvelki ki iki öykü kitabını da beğenerek okumuştum. Kitabı geçen hafta aldım, elimdekiler bitince başlayacaktım. Bu sabah dayanamadım şöyle bir bakayım derken ilk öyküyü bitirmişim. Yine çok güzel, o da araya girsin bakalım:))

Bilge Harry Potter serisine devam ediyor, dördüncü kitabı okuyor. Bu seneki Türkçe öğretmenini sevdi, okuması için Robin Hood' un Yapı Kredi Yayınları baskısını almasını istemiş. Dün aldık, sabah başladı, kitabı da yanına aldı okulda okumaya devam ederim dedi.

Dün Devlet tiyatroları sezonu açtı diye bir haber okuyunca hemen bilet almak için bakayım dedim. Tek bir gün de sahnelerde birer oyun gördüm. Bize en yakın sahneden iki biler aldım Ekimin ikisi için. Özledim tiyatroyu. Sonra Leylak Dalı'ımı aradım Aaa Früzan'ın oyunu gidelim mutlaka dedi. Oyunun adının Sevda Dolu Bir Yaz olduğunu okuyup uyanmama şaşırarak hemen iki bilet daha aldım, şansımı seveyim:))

Aaa bahsetmeyi unuttum eve çok yakın bir yoga stüdyosu buldum, pazartesi akşamı yoga seansına katıldım. Altmış iki misali benden tavşan yapacaklar, anladım ama pek güzeldi ve zor günler beni bekliyor:) Şimdilik haftada bir gün gideceğim, sonrasına bakacağız. İlk iki gün sırtımda ve bilimum vücudumun her bir yanında varlığından bile bir haber olduğum kaslarım ağrıdı ama geçti.


Bir haberim daha var, annem geldi. Neredeyse bir haftadır Ankara' da ve teyzemlerde. Sonunda bu akşam gel beni al dedi:))

Öyle yani...kaçtım ben...

17.09.2018

Sevgili Okullar Açıldı Günü


Sabah Bilge' yi okula bıraktım, servisini ayarladım, arkadaşlarını gördüm. Sulak yerde büyüyorlar, hepsi kocaman olmuş, bir de ergen bir tavır oturmuş üstlerine, tüylerim diken diken ayrıldım okuldan...

Ofise geldim, sabah Efes'i gezdirememiştim, onu gezdirdim, bir bardak suyumu alıp oturdum masamın başına.

İkizler de kreşe başladı, kız kardeş şokta; onu al, bunu getir, bir dolu insan, bir dolu farklı tavır. Bilge' nin o dönemleri ne kadar uzak geliyor şimdi bana. Zamanın unutturmak gibi bir etkisi var, iyi mi kötü mü duruma göre değişiyor elbet...

Geçen hafta çarşambadan sonra evdeydik. Koca iş için İstanbul' daydı. Evi bir güzel temizledim, süpürdüm sildim, derken su bitti. Evet suyumuz kartlı ve kart Koca'nın cüzdanında gitmiş. kartın günahı yok farkındayım. Eve marketten su taşımaktan helak oldum, ne kadar çok tüketiyormuşuz hiç farkında değilmişim. Neyse cuma gecesi  Koca geldi de suyumuza kavuştuk. Eskiden olsa kıyameti kopartırdım, sadece bu durum için değil. Her konuda hemen tartışmaya girer, laflarımla döverdim karşımdakini, hatta itiraf ediyorum hoşuma da giderdi bu durum. Uzun süredir böyle değilim o kadar yorucu, o kadar gereksiz görüyorum ki bu tavrı,  bir de itici. Boş ver diyorum, önemli değil...dedim ya zamanın etkileri işte...

Cumartesi Bilge'yi piyano dersine götürmek için taksiye bindik,yaşlıca bir şoför direksiyonda. Gideceğimiz yeri söyledim, baktım duymadı beni, tekrar ettim. Bu arada da Kızılay' ın göbeğindeki alt yapı çalışması bitti mi acaba diye düşünüyorum, nerede insek diye hesaplıyorum. Şoför bağırarak elinin birini sallayarak İran mı İran mı dedi, ben bir zıpladım bağırdığı için. Şaşkın şakın nolmuş İran'a dedim. Bu sefer adam şaşkın Ben sizi İran' lı sandım dedi. Bence İranlı ve sağır sandı. Neyse anlaştık sonunda.

Bilge' yi derse bıraktım ben de kahve içmeye geçtim. Bilge' de dersi bitince yanıma geldi. Birlikte oturduk, konuştuk bolca. Orada olmanın verdiği bir gevezelikle... Çıkışta biraz dolaşıp eve geldik. Havalar iyice serinledi. Bilge dolabındaki yazlıkları kaldırdı, ben kitap okudum. Bu arada fotoğraftaki Sevgi Can Yağcı Aksel in Kapıya Not Bıraktım kitabına başladım ve bitirdim, o kadar güzel öykülerle dolu ki, çok beğendim.

Bilge okul kıyafetlerini ütüledi, çantasını yerleştirdi, çok heyecanlıyım diyerek yattı. Bir süre sonra bu duyguyu unutacağını düşündüm, içim burkuldu...

Eylül hep böyle hüzünlendirir beni ama küs değiliz birbirimize...

Neyse ben ortalığı toparlayayım, iyi bakın kendinize...




10.09.2018

Sevgili Pazartesi

Çok keyifli bir hafta sonu oldu.Cumartesi Bilge' yi piyano dersine bıraktım. Ben de kahve içip kitap okudum.Sabahattin Kudret Aksal' ın Saatler kitabını ve Mehmet Güreli' nin Bedrufi' nin Nefesi ni bitirdim. Saatler de muhteşem öyküler vardı, her birinin tadı damağımda kaldı ve gerçekten uzun süredir hissetmediğim öykü okuma keyfini yaşattı bana. Bedrufi' nin Nefesi ne gelince Mehmet Güreli'nin alt yapısına, dağarcığına ve yeteneğine hayran kaldım, kitabı okurken neredeyse bir defter dolusu not aldım. Çok verimli bir okuma oldu.

Pazar sabahı kız kardeşle bu ay ki  kitap okuma challange mız için belirlediğimiz yazarı oyuncu olan bir kitap okuması maddesine istinaden aldığım Zafer Alagöz' ün Haşırt Dı Bilekbord unu okumaya başladım. Akşama bitti, üstelik bazı kısımlarını bizimkilere de okudum pek keyifliydi.
Pazar sabahı kahvaltıdan sonra bahçe ye gittik. Geçen haftaya kıyasla adeta sihirli bir değnek değmiş. Özellikle biberleri topla topla bitiremedim, hatta bir ara ben arkamı dönünce tekrar çıktıklarından ciddi ciddi şüphelendim.
Mangalda bu sefer sucuk ekmek yaptık, kış için patlıcan közledik. Kabaklar, kelekler hatta Bilge saklanmış kavun bile buldu:)) Efes burayı çok seviyor burnu hep havada, rüzgarı koklayıp duruyor. Bu seferde dalından salatalık kopartıp yedi:))(sahiden)

Bilge'yle yanımıza sulu boyalarımızı da almıştık, çizdik, boyadık pek keyifli oldu. Akşam üzeri eve döndük. Bahçeden topladığım fasulyeleri ocağa koydum, biberleri de hafif yağda kızarttım, üzerine de domates sosu yaptım, yemekten sonra tabi ki hepimiz bir tarafta sızmışız:)) Bu sabah ne kadar uyumuşum diye baktım 9 saat 29 dakikayı görünce kendime uzunca bir yuhhh dedim.


Keyifli bir hafta diliyorum, iyi bakın kendinize...

7.09.2018

Geldi mi Cuma?


Geldi, hem de çok çabuk,tatilin son demleri ya belkide ondan. Mevsimde sonbahara dönüyor gibi görünüyor, sabaha karşı donarak uyanıp pencereyi kapattım.

Aslında bir Sevgili Salı yazısı yazmıştım ama tamamlayamadım:)) Yeni bir çalma listesi oluşturdum, bütün hafta onu dinledim, gelecek haftada dinlerim gibi geliyor:))

Gömülü Şamdan bitti baştaki hissiyatım sonunda da aynıydı hiç Stefan Zweıg okumuşum gibi hissetmedim.

Mahcubiyet ve Haysiyet bu sabah bitti epi topu yüz sayfalık kitaptı ama bende beş yüz sayfa okumuşum etkisi yarattı. Norveç edebiyatı merakımı uyandırdı.

Diğer kitaplarıma devam ediyorum aralarına bir de Sabahattin Kudret Aksal' ın Saatler i katıldı.

Dün Bilge' yle sinemaya gidip güya ilk korkunçlu film izlemeye gittik. Meg: Derinlerdeki Dehşet aslıda 3D diye de merak etmiştim ama 3D kalitesi çok kötüydü ve komedi filmi gibiydi:))

Bu ara Netflix' te Comedians in Cars  Getting Coffee izliyorum. her bölümde ayrı bir klasik arabayla konuklarını evden alan Jerry Seinfeld tam bir efsane. Kahkahalarla izliyorum programı.

Sabah ofise erken geldik, mahallenin köpeklerinde biri içeri girip Efes' in mamasını yedi, hiç kızmadı güzel gözlüm. Başka köpek olsa mama kabına dahi yaklaştırmaz.

Cumartesi Bilge' nin piyano dersi var, beklerken kitap okur kahve içerim diye düşünüyorum.

Pazar günü de bahçeye gideriz, bizimkiler hâlâ Antalya' dalar. Bahçeyi sularız, rüzgarda saçlarımız savururuz. Yorulur geliriz:))

Bugün tüm gün ofisteyim. İ. ve M izin aldılar pazartesi gününe kadar yoklar. Hiç sevmiyorum özellikle telefonlara yanıt vermekten. Neyse idare edeceğim artık.

İyi bakın kendinize...

3.09.2018

Sevgili Pazartesi


Cuma günü evden çalışayım deyip ofise gitmedim. Aslında saçlarımı boyatmaya kuaföre gitmem gerekiyordu ama tembellik kuaför söz konusu olunca bende iyice tavan yapıyor. Gidemedim. Evi de yalandan temizledim. Efes'le yürüyüş dışında,öylece  pinekledim.

Cumartesi Sevgili Leykdalı' yla kahve içtik, sohbet ettik, Bilge piyano dersindeydi,  o da bize katıldı. Pazar günü için sözleşip ayıldık. Bilge' yle Yapı Kredi Yayınları' na uğrayıp kitaplar aldık ardından eve döndük. Bu arada Stefan Zweig' in Gömülü Şamdan ına başladım. Hiç Zweıg okuyormuşum gibi hissetmiyorum, belki kitap bittiğinde hissiyatım değişir.

Pazar günü Leylakdalımızı da alıp teyzemlerin bahçesine gittik. Teyzemler Antalya' dalar, bahçeyi sulayıp, domates, biber azıcık fasulye topladık. Mangalımızı yaktık, pek keyifliydi. İlk kez Leylakdalı'yla karşılaşan Efes ne yapacak diye merak ediyordum, sanki sürekli görüyormuş gibi davrandı hatta arada gözlerini belertip yemek dilendi:)) Öğleden sonra eve dönünce Efes'i yıkayıp, kurutmaya üşenerek ben de devrildim bir köşeye.Erken uyumuşum sabaha kadar defalarca uyandım. Sabahta pis bir baş ağrısıyla kalktım. Ofise geldik, işler biraz yoğun, malum ay sonu.
Eylül ne çabuk geldi. Okul hazırlıklarına ufaktan başlamak lazım, Bilge' nin okul kıyafetlerinin hiçbirisine sığacağını sanmıyorum:((
Bu sene hiç okulu özledim demedi, tatili iyi geçiyor sanki:))

Güzel bir esinti var bugün, bunaltmıyor hava. Mevsimin yavaş yavaş sonbahara dönüşünü izlemek özellikle Ankara' da çok keyifli oluyor.

Keyifli bir hafta olsun...