30.12.2019

Yılın son yazısı

Bu yıl da sona ererken yine dönüp arkama baktım. Çok şükür yüzümde bir tebessüm var.Kayıplarımın olmadığı, ciddi bir sağlık sorunu yaşamadığımız, genel anlamda keyifli bir yıl oldu.En büyük endişemiz memlekette yaşanan siyasi tutarsızlıklar,adaletsizlikler ve ekonomik sıkıntılara oldu.

Günlerimin  büyük bir kısmını kitap okumak doldurdu bu sene de. En büyük iyi kilerimden. Her sene bir önceki yıl okuduğum kitap sayısının bir fazlasını okuma hedefi olarak koyuyorum. Bu yıl 137 kitap olan hedefimi ( sonlara doğru ince kitaplarla da olsa) tamamladım. Seneye 138 kitap olacak. Daha planlı, kasmadan okumaya karar verdim.

Güzel filmler ve diziler izledim. Okumak kadar keyif veren bir eylem benim için.

Sezon boyunca Bilge' yle gidebildiğimiz tüm etkinliklere ( tiyatro, konser, opera, bale) gitmeye çalışıyoruz. Birlikte geçirdiğimiz en güzel zamanlardan.

Hayatımıza yoganın girmesiyle eksenimiz oldukça değişti. 8 aydır haftada bir gün Bilge de bana eşlik ediyor. Son iki aydır haftada üç güne çıkarttım ve tüm yıl düzenli olarak devam ettim. Disiplinli olmayı, bedenimi sevmeyi ve kabullenmeyi ve en çokta ruhumda yer açmayı öğrendim.

Eskiye nazaranla çok sakin bir insanım. Sakinlik daha gerçekçi bir görüş açısı kazandırıyor insana. Daha az üzülüp, daha az kaygılanıyorsunuz. Dediğim gibi ruhunuzda neye yer açarsanız onu yaşıyorsunuz. Bedeninizde peşinizden geliyor sanki...

Bu yıldan en büyük dileğim sağlık. Geri kalanla bir şekilde başa çıkabileceğimi düşünüyorum.

Ülkem ve dünya için huzur diliyorum.

Yeni yıl güzellikler getirsin, iyi bakın kendinize...

26.12.2019

Okuduklarım, izlediklerim...

Kız kardeşle ortak okumalarımızdandı Eileen. İlk bir kaç sayfada aklıma Salinger' ın Çavdar Tarlasında Çocuklar' ı geldi. Rahatsız edici ama ilginç bir okuma oldu:))
Bir Zamanlar Bakırköy  zor bir okumaydı, bir ara bırakıyordum. Bakırköy akıl hastahanesinde dönen kurgu önceleri merak uyandırsa da sonraları zorladı.
Leylakdalı'mın yılbaşı hediyelerinden Akgün Akova' nın Sevdiğim Kadın Adları Gibi o kadar güzeldi, o kadar iyi hissettirdi ki anlatamam.

Uzun soluklu okmalarımdan Gündelik Şeylerin Tasarımı /Don Norman bitirdim. Etrafımızda gördüğümüz, fark ettiğimiz ya da etmediğimiz, iyi ve kötü tasarımlardan bahsediyor. Tasarımın amacı, yaratım süreci bir süre sonra etrafa daha dikkatli bakmanızı sağlıyor. Meraklısına tavsiye ederim...
Bilge' yle Farabi Sahnesi' nde Salome ve Diğerleri' ni izledik. Havva' dan bu yana tarihteki kadın kahramanların (her kötülüğün sorumlusu kadın ) hikayelerini danslar  eşliğinde izledik. Bilge pek beğenmedi. Onun için bir oyunda , müzik, dekor, kostüm çok önemliymiş... Özel tiyatrolara destek vermek lazım  desem de pek ikna edemedim....
Öbür gün Leylakdalım' la yine Farabi Sahnesi'n de Dansöz oyununu izledik. Uzun zamandır izlediğim en iyi oyundu. Tek kişilik oyunun kahramanı Sezen Keser inanılmazdı.

133. ve 134. kitaplarımı okuyorum.137' ye ulaşır mıyım çok emin değilim ama eskisi kadar çok takılmıyorum :))

İyi bakın kendinize...


16.12.2019

Geçen Hafta

Geçen hafta dolu dolu geçti. Gerçi hep bir koşturmaca eşliğinde, kısacık kış günlerine sığanlar, böyle sıralayınca insanı şaşırtıyor. 
Sevgili Leylakdalı' mla Akgün Sahnesi' nde Amak-ı Hayal oyununu izledik. İlginç bir seyirdi.

Laura Restrepo' dan Hezeyan ı okudum. Çok ilginç ama bir o kadarda karışık bir kurguydu.

Sertifika No:000358  Nükleerin Doğa ve İnsan İçin Bedeli temiz enerji diye lanse edilen nükleer enerjinin korkunçluğunu gözler önüne seriyor. Beyaz Rusya' dan Annya Pesenko Sertifika no:000358 diye tanınıyor, devlet pek çok nükleer mağduruna böyle kimlik numaraları vermiş. Çernobil sonrası  kaza deyip geçemeyeceğiniz korkunç bir suç. Mağdurların, etkilenen yerlerin fotoğrafları ve hikayeleriyle kolay kolay okuyamayacağınız bir çalışma.
Sinan Sülün' den Karahindiba kitabıyla üç öykü okudum. Güzellerdi.
Carlos Maria Dominguez' den Kağıt Ev i okudum. Okumak, biriktirmek üzerine kısacık bir kitap.

Önceki hafta uyku düzenim hiç iyi değildi. Geçen hafta üç gün yogaya gidince mis gibi oldu. Sabah alarmın sesiyle anca uyanıyorum.

Hafta sonu Bilge' yle bir nefes çalışmasına katıldık. İlginç bir deneyimdi. Bilge' ye çok mantıklı gelmedi (sanırım yaşıyla alakalı). Ben uzun süredir merak içindeydim. Nefesin şifa tarafı bence çok etkileyici. Çok eski bir kültür bu (Anadolu' da şamanlar, ocaklar bunu hep kullanmış) Herkesin kaygı bozuklukları, depresyonla baş etmeye çalıştığı bu dönemde bir seçenek olabilir.

Pazar günü veli toplantısı vardı. İki saat eziyet çekip çıkışta Bilge' nin sevdiğimiz kafede sıcak çikolata içip kitap okuduğunu duyunca, gülümseyerek yanına gittim.

Akşam Efes' i parka çıkarttık, bizim dört ayaklı  çocuklar da oradaydı, tüm yorgunluğumu aldılar, hele yeni sahiplenilmiş bir yavru geldi, sevmelere doyamadık.

Keyifli bir hafta diliyorum...

9.12.2019

Hafta sonu

Cuma günü Ziraat Sahnesi' nde Gellert Tepesi' nde Düş ve Gerçek (Çığlık) oyununu izledik. Giderken ben biraz keyifsizdim. Oyun ilginç ama çok uzundu, oyuncular iyi ama çok gençlerdi.Bir ara diyalogları takip bile edemedim. 

Ayşegül Devecioğlu' nun Kış Uykusu nu,  Joannem M. Harris' in Loki' nin Müjdesi 'ni, Akihito Tsukushi' den Made İn Abyss Vol.2 yi okudum. 

Colony' nin 3. sezonunu, The Crown un 1.sezonunu izledim. 
Haftada iki gittiğim yoga derslerini üçe çıkarttım. 
Hafta sonu her tarafım tutulmuştu, bugün daha iyiyim.
Cenaze yemeğine gittim.
Dudağım uçuklamış.
Artık karanlık sabahlara uyanıyoruz, bahara kadar böyle sanırım.
Sabahları üstlerinde karlar olan arabalar görüyorum. Arada kar atıştırıyor ama henüz tutmadı, yakındır diye düşünüyorum.
Bu sene yılbaşı ağacını kurmadık, hiç içimizden gelmedi. 
Ama ledli ışıklarımız evin her yerinde:))
Dün tüm günü Bilge' nin peşinde avm gezerek geçirdim. Çok yorulmuşum. Akşam parktan sonra uyuya kalmışım. Gece pek çok kez uyandım. 
Sabah Efes ufacık kustu. Onu temizlerken, tüm evi de paspasladım. Sonra kahvaltıyı hazırlayıp, bizimkileri uyandırdım. 
Ofise geldim, bize kahve çocuklara çay demledim. 
Evrakları toparladım. 
Sıkıldım dışarı çıktım, gaz aldım, marketten eksikleri aldım. 
Baktım hep alıyorum, ofise döndüm:))

Çok sıkıcıyım...

iyi bakın kendinize..




4.12.2019

Kasım Ayı Okumalarım...


Kaçtır burada yazıyorum yıl sonu geliyor ve hedefimi yakalayamayacağım diye. Bu ay tatile rağmen hep ama hep okudum. Gerçi kulenin sonlarına doğru ince kitaplar yer tuttu ama olur o kadar sanırım:)
Kitaplara gelince;

Bizans Sultanı/ Selçuk Altun/ İşbankası Kültür Yayınları Sanırım bu kitapla Selçuk Altun külliyatını tamamladım. Konu her zamanki gibiydi. Zengin ve iyi eğitim almış bir adam, onu büyüten soylu bir çevre, bibliyofiller, sahaflar, elit mekanlar, şehirler bambaşka bir dünya. Bu sefer tarih ayrıntıları beni biraz bunalttı.Ama yine de güzeldi.

Baharda Ölmek/Ralf Rothmann/ YKY  İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru cepheye alınan iki genç Alman  süt sağıcısının yaşadıkları, savaşın korkunç yönü ve Alman cephesi tarafı..ilginç bir okumaydı, okuyun derim...

Geldiler/ Salih Altun/Tunga Yayınları Bu kitabı fuarda almıştım, yazarı çok kibar bir beydi. Anladığım kadarıyla eğitimci ve hukukçuymus. Kitap doğayla insan arasındaki ilişkiyi, köy hayatını, köy hayatından kopanların sonrasında tekrar dönüşünü basit bir dille anlatıyor.

Şimdilik Bu Kadar / Emine Uşaklıgil/ Can Yayınları Serra Yılmaz ve Emine Uşaklıgil' in anılarının Emine Uşaklıgilin kaleminden okuyoruz.Hoş bir anlatıydı.

İnternette Balık Avlamak/ Nasreen Akhtar/ Ayrıntı Yayınları Arka kapağını okuyup merak etmiştim Müslüman bir kadının internette eş arama macerası.Hiç sevmedim, kolay kolay böyle demem ama zaman kaybıydı.

Herkes Kadar/ Behçet Çelik/ Can Yayınları Sade ve samimi diliyle kısacık öyküler okudum.Daha evvelde yazarın öykülerini okumuştum ama bu kitabı daha çok sevdim.

Taşlaşan Dünya/ Tadeusz Borowski/ Aylak Adam Yazarın ikinci dünya savaşında Auschwitz toplama kampında hayatta kalmak için takındığı umursamaz, dğalmış gibi görünen  tavrını, kamptaki anılarını okuyoruz. Borowski' nin   hayatına bakınca 29 yaşında kendini öldürmesi okuduklarınıza bambaşka bir boyut katıyor.

Zeval/ Nihan Taştekin/ Ayrıntı Yayınları Bir mahalle dolusu insan, bu insanların gözlerinin önünde Emirgan Korusu'nda işlenen bir cinayet. Başlarda detaylarda boğulmasaydım çok daha iyi olurdu.

Akvaryumda Ölü Bir Balık/ Mürselin Kurt/ Ayrıntı Yayınları Kız kardeşinin bacağını kırmasıyla yanına yardıma giden ablasının sıradanmış gibi görünen ama eşeledikçe çok farklı boyutlar kazanan hayatlarını anlatıyor yazar.

Güvercin/Patrıck Süskınd/ Can Yayınları Koku romanıyla tanınan yazarın bu kitabı uzun öykü olarak yayınlanmış. Sıradan sade bir hayatın biranda nasıl tepetaklak olabileceği insanı dehşete düşürüyor.

Değişim/Mo Yan/Can Yayınları Çince "sakın konuşma" anlamına gelen (asıl adı Guan Moye 1984' ten itibaren Mo Yan ismini kullanıyor) ilk kez okudum. Yayıncısının isteği üzerine Çin' deki kültü Devrimi sonrası değişimi kendi hayatından kesitlerle anlatıyor.

Mutluluğun Kazanılması/Farabi/İş Bankası Kültür Yayınları toplamda elli sayfalık olmasına rağmen bu ay okuduğum en ağır kitaptı. İşin içine felsefe girince ve özellikle Aristo ve Platon' un felsefelerini İslam' la yorumlamaya çalışan Farabi' nin yöntemi oldukça ilginç. Siyaset felsefesinin en iyi eserlerinden biri sayılıyor . Farabi' nin bu şekilde kendi siyasi öğretisini kurması oldukça ilginç.

Aşk Ve Ölüm Üzerine/ Patrick Süskınd/Can Yayınları Aşk ve ölümü edebiyat dünyasından, mitlerden, kurmaca kahramanlardan örnekler vererek yorumluyor ve ortaya ilginç ama kısacık bu deneme çıkıyor.

Denizini Yitiren Denizci/Yukio Mişima/ Can Yayınları aslında sıradan bir kurgu etrafında olaylar garipleşiyor. Dul bir kadın, ilk eşinden oğlu ve onunun için denizciliği bırakan ikinci eşi. Tabi bu kurguya Uzak Doğulu yazarların soğukkanlı şiddeti anlatışlarını da eklerseniz, ortaya garip bir okuma çıkıyor.

Gelirken Ekmek Al/Şermin Yaşar/Doğan Kitap itiraf edeyim Leylakdalı'm çok beğendim demese bu kitabı okumaya hiç niyetim yoktu. Özellikle çok satanlar listesinde sürekli gördüğüm bir yazar ve ben hep mesafeli durmuştum. Yanılmışım, kitaptaki öyküler çok tanıdık, çok iyi anlatılmış.


Okumaya devam, iyi bakın kendinize...






2.12.2019

Geçen Hafta


Geçen hafta nasıl geçti anlamadım. Hafta başında sevgili Leylakdalı bizi konsere götürdü. Klasik Türk Müziği Korosu' ndan ilk bölümde klasik şarkıları ,ikinci bölümde tangoları solistlerden dinledik. Bilge' yle ilk kez CSO Konser Solonunda bir konser dinledik ve kulaklarımıza inanmadık.Salonun muazzam bir akustiği var. Bilge sıkılır mı acaba derken, Bilge' nın de çok keyif aldığını görmek güzeldi.
Hafta bolca okumakla geçti. Her yerde ve sürekli okudum:))
Perşembe ve cuma yogaya gittik. Yoga hocamız bizden hafta sonu bir etkinlik için yardım istedi. Engelli Kadınlar Derneği bünyesinde yaklaşık yirmi kişilik bir gruba yoga yaptırdık. Bilge' yle birlikte dört kişi hocaya eşlik ettik. Yoga başlamadan önce hepimiz biraz tedirgindik. Çoğunluk görme engelliydi. Onun dışındakiler bedensel engelliydi. Ders başladı elimizden geldiğince duruşlara soktuk, düzeltmeler yaptık.Rahat etmeleri için yardımcı malzemelerle destekledik. Bir saat sonra ders bitiminde herkesin yüzü gülüyordu. Bilge, ben ve diğer yardımcı arkadaşlar terden sırılsıklam olmuştuk. O kadar çok teşekkür ettiler ki yorgunluğumuza değdi.
Bilge' yle uzun uzun konuştuk. İnsanlara yardım etmenin verdiği huzuru kalbinde hissetmiş olması beni çok gururlandırdı. Yürüme engelli bir hanım ayakkabısını bağlamadığını fark edince Bilge fırladı, müsade isteyip bağcıkları bağladı. O kadar duygulandım ki...

Pazar günü de Waffel bizdeydi. Sahibinin annesi vefat etti, sahibi cenaze işleriyle uğraşırken o da bizde kaldı.Parkta  sürekli birlikteyiz ama eve ilk kez geldi. Kendi evi gibi hiç yadırgamadı. Bir de güzel kucağınızdan inmiyor. Onu öyle görünce Efes' e sitem ettim çok mesafelisin diye. O da totosunu dönüp yattı :))
Keyifli bir hafta olsun...