31.03.2020

30 Mart

Sabah kahvaltı faslının ardından kek yaptım. Bilge kokusuna mutfağa geldi. Yardım edeyim mi dedi. Kek zaten fırında, neyse pislik yapmayayım çocuğa diye gerek yok dedim.

Efes' in balkonda deli gibi gav gavladığını duyunca koştum. Dışarıda sokak köpekleri, beş altı taneler. Bu havlayınca oldukları yerde kalakalmışlar. Bizimki yırtıyor kendini, yeni sildiğim balkon camlarına tükürüklü tükürüklü havlıyor. Bir kızmışım , tırstı içeri kaçtı, sokak köpekleri biraz da bana bakıp, yollarına devam ettiler:))

Yoga hocam mesaj attı, programı denedik. Ekranda görünce nasıl sevindim, sanki bin yıl olmuş...

Evi süpürdüm, çiçekleri suladım. Toz almaya ve paspas yapmaya üşendim.

Mehmet Eroğlu' un Kötü Adamın On Gününe başladım.Tam heyecanlı heyecanlı okuyorum, yine dışarıdan sesler geliyor.
Balkona çıktım, sokağın karşısındaki binaya yan binadan eşya taşıyorlardı. Eşya taşıyanlara binadakiler tartışıyor. Konuyu anlamadım ama o ara sardunyalarımın diplerini bir güzel kabarttım, havalandırım.

Başladığım resmi tamamladım.

Mayaladığım kefiri süzdüm.
 Bilge' ye zorla yeşil mercimek yemeği yedirdim. ( yemezse kekten vermeyeceğimi söyledim)

Akşam oldu Efes' i dışarı çıkarttık, yürüdüm durdum. Beşbin adımı zor bela tamamladım.

Haberlerin ardından Crip Camp belgeselini izledik. Amerika' da engelli yasasını çıkartmak için verilen mücadelenin anlatıldığı bir belgesel. İzleyin derim...



30.03.2020

29 Mart

Geç yatınca geç kalkmaya alışmayan bünyem yine aynı saatte, gözlerimin altında torbalarla uyandı. Benim uyanmamla evdekiler de hemen hareketlendiler. Delireceğim azıcık zihnimi toparlayıp, kitap okuyayım falan yok. Ev hepsi dahil ev ya, kahvaltı bekliyorlar. Beklesinler tabi, günün en güzel öğünü, lakin gerçekten bekliyorlar.Kimsenin elini birşeye uzattığı yok. Öğlen sebze yemeğine burun kıvırdılar, ben de kükredim aç kalın umrumda değilsiniz dedim. İkisi de paşa paşa mutfağa girip kendilerine yemek hazırladılar, vicdansızlar...

Bir gün evvel Netfiliks çöplüğüne dönen bünyem için gündüz birşey izlememe kararı aldım. Yine dün Bilge' yle kızkardesten istediğim yedişer şarkılık çalma listelerini açtım. Oh mis gibi oldu.
Annemden getirdiğim zeytinlerin sonuncusunu da açıp kavanozlara koydum, Nasıl güzel, bu sene daha çok yapmalı...umarım yapabilirim...

Yine telefon konuşmalarına takıldım, bazı konuşmalar bana hiç iyi gelmiyor...Virüsten daha fena, duymadığım, duymak istemediğim konuları dinleyip, cevabını bilmediğim sorularla boğuşuyorum...

Darlandım markete gideyim dedim. Bilge ben de geleyim dedi. Elimizde eldivenler boynunuzda baflarımız, markete girerken bafları burnumuza çektik. Eller yukarı, kasayı boşaltın gibi salak bir cümle geçiyor insanın içinden:)) Bu arada markete girmeden elimi cebimden çıkartırken eldivenli parmağımın bir kısmını eldiven yedi. Amanın işaret parmağımın üzerinde kocaman bir delik. Hemen oraya bir düğüm attım. Bilge çok akıllısın dedi, bence yedek eldiven almadığım için hiçte akıllı değililm.

Yol üzerindeki bütün ağaçlar ve yolun karşısındaki ( Bademli diyorlar oraya) tepe pembe beyaz çiçeklere bürünmüş, ufak ufakta yağmur yağıyor. Bilge bu güzel hissiyatımın içine şu cümleyle etti; anne bir daha siyah plastik eldiven alsana bunları hiç sevmedim....

Kırık Kanat bitti, güzel bir okuma oldu. Karamazov Kardeşler' e devam ettim.

Yoga hocam online ders için link yollamış, programı indir, kur ve sanki yapamadım hissi...ilk ders salı günü bakalım ...

Akşam iki bölüm Resturants On the Edge izledim. Bölümün biri Kanada' da bir yerdeydi, deniz, göl,yemyeşil araziler,restoran sahibi de sevindikçe ağlayıp duruyordu:(( Şimdi ne yapıyordur diye düşündüm...

Örgü filmim de Babamın Mutfağı oldu.Tek başıma izlemeye başlamıştım, bizimkilerde geldiler, birlikte izledik.
 Çok hoş bir filmdi.Somölye ( doğru yazmısımdır umarım) olmak isteyen oğul, ( ailesinin Somalili espirisi) baba mirası restoranını ona bırakmak isteyen baba...güzeldi...

Karamazov Kardeşler' i okurken uyumuşum, yastık niyetine( 1025 sayfa)...





29.03.2020

28 Mart

Keyifsiz uyandım, sabah kahvaltısı, sabah telefonları ve sabah internet gezintisinin ardından, yine kendimi tavana bakarken buldum. Öğlen olmuş diye puflayarak mutfağa geçtim. Mutfak işleri bitene kadar, bir taraftan da Safe Made' i bitirdim, güzel bir diziydi. Kadının başarısı hayranlık verici...

Kırık Kanat' a başladım. Çok güzel bir grafik roman. Annesi ölmek üzereyken sol kolunun aslında çocukluğundan beri felçli olduğunu fark eden yazarın, annesinin trajik hayatını anlatıyor bir taraftan da Franco dönemi İspanya' sı  ve tarihsel olaylar da kurgunun içinde yer bulmuş.

Epey bir okuduktan sonra, Bilge' yle ders çalışalım dedik. Kareköklü işlemlerle ilgili bir video açtım, kırk beş dakikalık. Sonlarına doğru ben uyuya kalmışım, Bilge' de bir resim yapmış:)) Sinir oldum...Bilge ben okulda da böyle dinliyorum takılma dedi:))
Testleri çözmeye başladık, uyumadığım yerlerde şaşırtıcı derece de başarılıydım( okulda hiç aram yoktu) Bilge tüm soruları doğru yapıp bir de pis pis sırıttı:)

Ona verdiğim kitaptaki son öyküleri de bitirip, üzerine konuştuktan sonra internetten biraz kitap alayım, hemen bir liste yapayım dedi. Bu arada sabah verdiğim kitap siparişimde nasıl saçmaladığımı kızkardeşle konuşurken fark ettim. Dr.Deniz Şimşek' in kitabından iki tane sipariş etmiştim, yetmezmiş gibi  Grange'e ın son kitabı yerine bir öncekini almışım. Hemen mail attım. Telefonla ulaşamadım, pazartesi yine arayacağım...

Hava tüm gün yağdı, içim kararsa da, aman yağsın berekettir, bir de kuraklık tehlikesi falan diyorlar, yağsın dedim, yağdıda...

Efes' i gezdirdikten sonra herkes bir taraflara çekildi. Ben de fırsat bu fırsat deyip elime örgümü aldım. Kafa dağıtacak bir film olsun dedim, Jüpiter Yükseliyor diye saçma bir film izledim. Ardından sanırım sekiz bölümlük Krala Mektup diye bir diziye başlayıp bitirdim. Sonra kendimi uyumaya zorladım, gecenin bir yarısıydı...


28.03.2020

27 Mart

Sabah yine erkenden uyandım, elimi kitabıma bile uzatamadan bizimkiler kalktı. Hep bir hevesle aldığım ama birkaç gün sonra kullanmaya ya üşendiğim ya unuttuğum cilt bakım ürünlerimi, bu dönemde hiç aksatmadan kullandığımı fark ettim:)) Biraz da yüzümün orasını burasını çekiştirip mıncıkladım, yüz masajı niyetine...

Kahvaltı sonrası annemle, bir iki arkadaşla telefonla konuşurken öğlen olduğunu fark ettim.
Ailecek düzenli vitamin takviyeleri alıyoruz, onların azaldığını görünce internetten sipariş vereyim dedim. Ne mümkün aradığını bulmak, neyse iyi kötü verdim siparişimi.

Yayla çorbası yapmak için mutfağa geçtim. Çorbayı karıştırırken Freud dizisini bitirdim. Akşam Self Made başladım bir bölüm izledim, hoş bir diziye benziyor.

Bu arada yine telefonla konuştum, Bilge ona verdiğim kitabı ( Normal Nefes Almaya Devam Edin) beğenerek okuyor. Her okuduğu öykü sonrası konuşuyoruz.

Sosyal medyada uzun süre kalmak ve telefonla konuşup durmak kadar yorucu bir şey yok, akşam üzeri başıma ağrılar girdi.

Maruzatım Var/ Nurhan Suerdem/ İletişim
dün kitabı bitirdim, özellikle kitabın başındaki öyküleri daha çok sevdim.

Biraz Karamazov Kardeşler' i okudum. Bu kitap için ufak not kağıtları hazırlayıp duvardaki panoma astım. Kim kimdir, kimin kaç tane adı var:))

Akşam malum şahsın konuşmasını dinledikten sonra iyice başım ağrımaya başladı. Bizimkiler telefonda mesajlaşıyordu, bizim parkta ören yerine girer mi diye:((

O arada nasıl uyumuşum bilemedim...

27.03.2020

26 Mart

Sabahları saat dokuz gibi annemi arıyorum.Yatakta olduğunu, kalkıpta ne yapacağını, tabletle takıldığını söylüyor. Annem için bir ilk,dokuza kadar yatmak. Korsan' ı da gezdirmeye kardeşim çıkıyor.
Evde kendince bir egzersiz akışı yapıyor, bana anlatıyor,şu kadar şu hareketi yaptım diye. Bir de acayip üretken bir kadın, bin tane elişi var, dikiş dikiyor,iğne oyası yapıyor, örgü örüyor...iyi ki de yapıyor bunları, çok şükür...

Sabah kahvaltının ardından hiçbir şey  yapmak istemedi canım. Aldım elime kitabımı bir öykü okudum. Maruzatım Var Nurhan Suerdem' in öykü kitabı. Bu arada karantina günlerinin en mutlu hediyesini Sevgili Leylak Dalı' ım ve kardeşi Funda gönderdi. Bilge' yle benim doğum günlerimiz vesilesiyle koca bir kitap listesi aldılar bize..kitaplara sarılıp gözlerim doldu, ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha hissettim. İlk öyküyü okudum, yazarın dili çok güzel ve akıcı. Sonra günlük işler için liste yaptım, bu bana  iyi geliyor. Bir süre boş boş düşündüm. Baktım içim  daralıyort tableti mutfağa götürüp Feeud' u açtım. Bir taraftan dizi izledim, bir taraftan ortalığı toparladım. Çavdar ekmeği yapayım demiştim, hamuru çok zor toparladım. Ne kadar kötü olabilir ki deyip fırına koydum. Rutin telefon görüşmelerimi yaptım.Teyzem aradı.Notere vekalet vermek için gitmesi gerekiyormuş. Valilik izni ve doktor raporu istemişler. Noter o kadar yakın ki ona .Noteri aradım, evrakları olmadan yapamayız dedi telefondaki ses, bir de biz ne kadar risk altındayız diye üstüne basa basa tekrarladı.Yav eyvallah risk altındasın da bu nasıl seni riskten kurtaracak anlamadım. Bu arada teyzem yetmiş olmuş hiç haberim yok:)) hani yaşsız insanlar vardır ya benim teyzem de öyle bir kadın. Hiç bitmeyen bir kaynaktan güç bulan, her işini kendi halleden dünya iyisi bir insan. Yetmiş deyince bir garip oldum.

Ekmekler fırından çıktı, güzel de olmuş ama bu ekmek pişirme işi sıkıntılı. Normal de ekmek yemeyen ben, bildiğin götürüyorum bu ekmekleri. Hafta da bir yapayım bari...

Yine çamaşır yıkadım, evde olunca en fantastik dileğim kirli sepetini boş görmek oluyor ama bu sefer bununla ilgisi yok gerçekten bitmiyor. Her gün kirliler çıkıyor.

Bilge acıktım nudel yapayım dedi. Kendi uydurduğumuz bir tarifimiz var. Havuçları, turpu ince ince doğrayıp zeytinyağında çeviriyor, ardından brokolileri ve baharatları ekliyor. Sonra kaynamış su ve nudellar. On dakika sonra hazır.

Azıcıkta ben yedim. Dizinin altıncı bölümüne falan geldim ortalık iyice kan revan oldu, bıraktım.Baktım Efes sere serpe yatıyor usulca yatak odasına matımı serdim. Güneşe selam b serisini yaptım.Üç sağ, üç sol tarafa. Sonra aklıma gelen hareketleri beşer nefes yaptım. En son şavasanada başımın döndüğünü fark ettim. Neyse geçti bir süre sonra...

Koca aradı geliyorum mantıyı pişirirsin değil mi diye, olur dedim.  Yemeği hazırladım, yemekten sonra Efes' i parka çıkarttık. At vari bir Sivas kangal getirmişler. Yaşı da küçük oynamak istiyor, tabi kimse yaklaşmaya cesaret edemedi. Koca gitti sev babam sev, Efes benim elimde yırttı kendini havlamaktan, sinir oldu:))

Eve dönerken markete uğradım, Efes' e yaş mama aldım, kasiyer güldü başka birşey var mı dedi, yook dedim, yine güldü, ben de güldüm...

Akşam haberlerinin ardından Jurassic World' ü izlemeye başladık hep birlikte. Aşırı dinazor sesine,uyuya  kalan Koca'nın horlama sesi de katılınca Bilge bir süre sonra ben odama gidiyorum deyip kaçtı. Gerçi öncesinde önüne koyduğum kabak çekirdeklerinin içlerini ağzında biriktirerek, yanağını kocaman yaptı. Bir de o halde gülmeye çalıştı salak ya...

Film bitti, ben de kitap okurken uyuya kalmışım ne okuduğumu hiç hatırlamıyorum...


26.03.2020

25 Mart

Sabah yine uyanıp elime kitabımı almamla birlikte bizimkiler ayaklandılar.Ne diye az daha uyumuyorlar anlayamıyorum.
Koca Efes' i gezdirirken ben de kahvaltıyı hazırladım. Bilge saç baş havada oturdu kahvaltıya. Kahvaltı sonrası Koca işe gitti, ben hiç birşeye dokunmadan balkona çıktım. Bilge' yi de zorla balkona çıkarttım. Biraz güneşlen dedim, gözlerini devirdi:)) Ben çiçekleri sularken o da oflaya puflaya bekledi. On dakika sonra içeriye kaçtı.
Mutfağa gectim, ortalığı toparladım. Biraz kitap okudum. Hayal Otel,  Nihan Eren' in okuduğum ilk kitabı. Deniz kenarında yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş bir otel. Otelin odalarına bitki isimleri verilmiş. Begonvil, kızılağaç, şimşir, limon...
Otel sahipleri, yeni başlayan çalışanlar, ve otel açılmadan gelen birkaç konuk...gizemli geçmişler, arkada kalanlar, hayal kırıklıkları, yeni umutlar...
Etkileyici, güzel öykülerdi.

Akşamdan çıkarttığım yaprak için iç hazırladım. Dizinin son kalan bölümlerini de yaprak sararak izledim. Sarma pişerken azıcıkta mantı yapayım dedim. Tabi bitirdiğimde mutfağın altını üstüne getirmiştim. Mantıyı buzluğa attım, sarmaya haksızlık olmasın diye:))
Bilge' yle tavla oynadık, çok paslanmış beş bir bana yenildi:)

Bilge karakalem çalıştı, ben dün başladığım resme devam ettim.

Koca geldi, Efes' i parka çıkarttık.Hava o kadar soğuktu ki çabuk faslı dedöndük.Yemek  faslından sonra televizyonda  sağlık bakanıyla, milli eğitim bakanının basın açıklamasını izledik. Bittiğinde birbirimize bakıp ne dedi bunlar şimdi dedik... Çok sinir bozucuydu...

Sonrasında da uyuya kalmışız, Bilge toparlayıp yatırdı bizi:))



25.03.2020

24 Mart

 Bugünlerde yazmanın bana iyi geleceğini düşünüyorum. Elimden geldiğince düzenli olarak buraya yazmak niyetindeyim.

İlk iş evdekiler uyanmadan Per Petterson' un Benim Durumumdaki Erkekler kitabını bitirdim. Yazarın tüm kitaplarını okudum, ruh halimden mıdır bilemedim,kitabı okurken çok sıkıldım.
 Yeni bir sulu boya resme başladım, daha çok işi var ama bu kadarı bile iyi hissettirdi.
Çamaşırları toparladım.
Bilge' yi ders çalışmaya ikna edip, yogaya ikna edemeyince tek başıma yoga yapmaya başladım. Evde kocaman bir köpekle yoga yapmak o kadar zor ki, bir odaya gireyim kapıyı kapatıp yapayım desen kıyameti kopartıyor. Matı sermemle, matıma yayılması bir oluyor. Tam bitirmek üzereydim, ters duruş yaparken resmen üstüme atladı sıpa:)) dizimi duvara çarptım. Allah'tan önemli birşey yok, diz kapağım biraz zedelendi.

Ekmek yapmak işi iyice keyif vermeye başladı. Bir posta ekmek pişirdim.
When Calls The Heart dizisini izliyorum, gün boyu iş yaparken ekranda açık kalıyor. Bilge aşırı sıkıcı buluyor:(( bence sevimli...

Akşam parkta G.Abladan sardunya fideleri istemiştim,çok güzel sakız sardunyaları var bana da birkaç dal getirmiş. Eve gelince onları diktim.Bilge' de cansularını verdi. 
Koca yorgun gelmişti, haberlerin ardından hemen uyuya kaldı. Bilge' yle Aşırıcılar filmini izledik. Bilge uyumaya gitti, ben de Freud dizisine başladım. Bir bölüm izledim. Nihan Eren' in Hayal Otel kitabına başladım. 
Yatmadan yarına yaprak sarması yapmak için yaprakları çıkarttım.Suya koydum.
Sonra okurken uyuya kalmışım :))

24.03.2020

Günler Nasıl Geçiyor?

Hepimiz evlerimizdeyiz, mecbur olmadıkça dışarıya çıkmıyoruz. Ellerimizde telefonlarımız, gözümüz kulağımız sosyal medyada. İnsanlar birbirlerinin paniklerini, korkularını körükledikçe körüklüyor.Yalan yanlış herşey paylaşılıyor, böyle olunca ciddi bir güvensizlik var. 

Günler nasıl geçiyor derseniz;

Kitap okuma hızım biraz düşmüştü ama son birkaç gündür toparladım.

Mutfakla oldukça içli dışlıyım. İki günde bir kefir mayalıyorum. Farklı tarifler deniyorum, bazıları şaşırtıcı derecede iyi olurken, bazıları felaket oluyor :)) Bugün ekmek yaptım güzel oldu.

Günlük bir yoga akışı yapmaya çalışıyorum, Bilge rica minnet bana eşlik ediyor.

Evde bolca resim yapıyoruz.
 Ben  yine meşhur battaniyemi aldım elime, Gezi' de başlamıştım, on beş temmuzda devam etmiştim, şimdi de karantinada devam ediyorum ( Bu sefer kesin bitireceğim)

Düzenli nefes egzersizi yapıyorum, çok rahatlatıyor.

Akşamları park buluşmalarımız devam ediyor, parka zaten arabayla gidiyoruz. Herkes mesafesini koruyor.

Telefondan uzak durmaya çalışıyorum

Bu zamanlar alerjimizin tavan yaptığı, burnumuzun musluk gibi aktığı, hapşurup öksürmekten  kaburgalaraımızın ağrıdığı,  kafamızın alerji ilaçlarıyla  bir milyon olduğu zamanlar olurdu.Şimdi balkondan badem ağaçlarını izliyoruz ya da markete acele acele giderken maskenin arkasından baharın geldiğini, ağaçların süslenip püslendiğini görüyoruz.
Bu da bana umut veriyor,  doğanın dengesini bulacağına inancım sonsuz. Kendinize iyi bakın...







3.03.2020

Şubat Okumaları


Şubat ayı beklentimin de  üstünde okumalarla geçti. Bunda hasta olup evde birkaç gün geçirmemin de etkisi oldu.Kitaplara gelince;

Devrimden Önceki Gün/ Ursula K. Le Guin/İnka
Le Guin' in Mülksüzler kitabında geçen toplumun kurucusu :Laia Odo'nun anlatımıyla geçmişi, aşkı,  kocasını ve devrimi okuyoruz.

Çataldil Konuşan Son İnsan/ Andrus Kıvırahk/ İthaki
Bilge' yle ortak okuduğumuz bir kitaptı.Oldukça fantastik bir Estonya hikayesi. Bilge' yle üzerine ciddi ciddi konuştuk. Daha farklı nasıl yazılabilirdi diye bir sürü fikir verdi. Onunla böyle konuşabilmek muazzam bir duyguydu. Ortak kanaatimiz, kitabın çok uzun olduğu ve bu yüzden bütünlüğünü koruyamadığıydı.

Ot Var, Çiçek Var, Sevdalığa Çare Var/ Ayşe Kilimci/Oğlak
Kitabın arkasında yazar şöyle diyor;

Bu kitabın baş rolünde otlar var.
Yani Hazreti Yeşil
Doğanın sütü, hayatı emzirir ya hani...
Beyaz süt bile yeşil ottan.
Sofrayı tava getiren de o, kalbi galeyana getiren de...
Her şeysiz olur otsuz olmaz...

Babamın Kitabı/ Urs Widmer/Ayrıntı
Bu ay okuduğum en güzel kitaplardandı. Babasının ölümünden başlayarak bir dönemin, siyasi, kültürel hayatını, yine babasının hayatı üzerinden anlatan başarılı bir kurgu.

Kara Yarışı/ Mahir Ünsal Eriş/ Can
Yine çok güzel öyküler, artık zaten öykücülük denilince akla ilk gelen isimlerden Mahir Ünsal Eriş.

Bakire İle Çingene/ D.H.Lawrence/ Can 
Tesadüfen aldığım, hatta hiç D.H. Lawrence okumadım diyerek aldığım bir kitaptı. Aslında içindeki duygu çözümlemeleri düşünüldüğünde uzun bir roman olabilirmiş ama yazar novellayı tercih etmiş. Kısacık anlatıya pek çok şey sığdırmış ve hepsi yerli yerinde kalabilmiş.

Terk Edenler/ Lisa Ko/ Timaş
Yine bu ay ki en iyi kitaplardandı. Gelgitlerle dolu, anne oğulun penceresinden , yabancı olmak,ait olamamak, farklı kültürler üzerine, biraz uzun olmakla beraber güzel bir kitap okudum.

Benyusuf/ Sezgin Kaymaz/Kırmızıkedi
Aslında uzun zaman daha Sezgin Kaymaz okumam diyordum. Benyusuf' u elime alıp, anılarını görünce dayanamadım aldım. Sebişli, Hülyalı ve çokça hayvanatlı öyküler güzeldi.

Açlık/ Knut Hamsun/Varlık
Kızkardeşle ortak okumalrımızdandı bu kitap. Onun sürekli gittiği sahaf önermiş, o alınca ben de aldım birlikte okuduk. Aslında konu olarak ilginç. Yazmak uğruna aç kalmayı göze alan bir adamın hikayesini okudukça bir süre sonra umursamaz tavrı sinirlerinizi bozuyor.

Kadın ve Kedisi/Makoto Şinkai/ Gerekli Şeyler
Bilge' nin mangalarından biriydi bu kitap. Eski bir hikayeyi çizerin yeniden yorumladığını söyledi Bilge kitabı elime tutuştururken. Çizgiler çok güzeldi ama ortada bir hikaye yoktu bence.

İşi Pişirmeden Önce Ne Pişirmeyi/ Ayşe Kilimci/ Oğlak

İki tad var ki vazgeçilmez: ağız tadıyla, gönül tadı.Bunlar da hiçbir yerde satılmaz.Karnı aç olana bir sorun yeter, yer yatar uyur.
Gönül açlığı çekene ise ne fırında derman bulunur, ne hekimde...
Hüner kimdedir? Sofrada mı aşıkta mı, yoksa hayata ve keyfe heveste mı?
Oldukça keyifli bir dille doğadaki afrodizyak sayılan bitkileri anlatan yazıları okurken kocaman bir gülümseme oturuyor yüzünüze...

Yazarın deyimiyle hınzır hikayeler var kitapta ve yine bitkiler ama odak noktası afrodizyaklar:)) Oldukça eğlenceli bir okuma oldu.

Köpeğinizi Nasıl Bilirsiniz/Desmond Morris/Dost

Malum evimizde ve etrafımızda pek çok köpek dostumuz var. Bu kitabı okumadan olmazdı.Üstelik oldukça ilginç bilgiler öğrendim.Köpeklerin ataları kurtlardan başlayarak evrimleşmeleri hem fiziksel, hem güdüsel olarak kat ettikleri yol, ırklar arası etkileşimler, farklılıklar , köpek davranışları, doğru bildiğim yanlışlar...

Kış Ortasında / İsabel Allende/ Can

Ve tabi ki canımız ciğerimiz, Allende' mizin son kitabı Kış Ortasında keyifli bir kitaptı. Göçmenlik sorunu etrafında yine güzel bir kurguyla, tanıdık satırlarla güzel bir okuma oldu...


Dünyada ve ülkemizde son dönemleri düşündükçe kitaplardan kocaman bir sığınak yapabilmiş olmak bana nefes aldırdı.
Keyifli okumalarınız olsun...