27.09.2017

Sonbaharımsı..



Okulların açılmasıyla birlikte günler hız kazandı. Gerçi İ.' nin süresi belli olmayan izni de bunda etkili. Ofisin tüm işi üstüme kaldı. Özellikle telefonlar kısmı oldukça yorucu ama dert değil, şimdiye kadar da zaten ben uğraşıyordum çok da kasmayacağım. Bir tek spor programımı sabahtan öğleden sonraya kaydırdım. Dün Öğlen Efes' le kendimiz eve attık, Bilge gelince bunları evde bırakıp spor salonu bakmaya gittim. Evin hemen üst caddesinde üç tane salon olduğunu görmüştüm daha önce. Bir tanesi sadece bayanlara özgü ibaresiyle, direk listemden silindi. Öteki pek dökük görünüyordu. Neyse ki üçüncü seçenek içime sindi. Kaydımı yaptırdım. Bugün başlayacağım. Tek sıkıntı sporu sabahtan yapınca yarattığı açlık hissini öğle yemeğiyle kapatıyordum. Akşam altıdan sonra bir şey yemediğim için bu düzeni ayarlamam gerekecek. Bakacağım artık. Bilge okulu çok özlemiş güle oynaya gidiyor. Bu sene servisçiye  tırnaklarımızı gösterip (en çok Bilge gösterdi) sabah alış saatini yediye ayarlayınca daha güzel oldu. Yanarsam geçen sene altı çeyreklerde yollara döküldüğümüz günlere yanarım. Kibar filan olmayacaksın bunu anladım. Yeni bir diziye başladım Younger kısa kısa bölümler, komik de üstelik. Fırsat buldukça izliyorum. Bu arada birkaç kitaba birden başladım. Refik Algan' ın öykülerinden oluşan Dağın Tepesindeki Kız kitabını bitirdim, hiç sevmedim. En sevmediğim öykü yazım tarzındaydı. Byron Ayanoğlu' nun İstiridye Üstü Girit' ine bayıldım, çok keyifli ve ilginç bir okuma deneyimi oldu. Rick Riordan' ın yeni serisinin ilk kitabı Kayıp Kahraman' ı okumaya devam ediyorum. Biraz yavaş okuyorum Bilge' yle birlikte okuduğumuz için ben çabuk bitirince kızıyor:))Dün de Tarquın Hall' ın Gülmekten Ölen Adam Vakası' na başladım, keyifli olacak eminim.

Bu arada tiyatro ve opera sezonu ekimde açılıyor, ufaktan program yapmaya başladım, özledim.

Efes önceki hafta ishal oldu, amanın manyak bir deneyimdi. Neyse ki çabuk toparlandı. Kıyamam çok üzüldüm, bir gece hiç uyumadım. Elimde paspas peşinde dolandım. Veterinere gidip antibiyotik aldım. Efes' e beş gün antibiyotik içirene kadar akla karayı seçtim ve yine alfa olamadım:(( Hâlâ Koca' ya tapıyor:))

Kaçıyorum ben, iyi bakın kendinize....


19.09.2017

Günaydın...


Geçen hafta salı gecesi başlayan şiddetli bir karın ağrısıyla devrildim.Perşembe günü acilde serumla yattım derken anca bu sabah toparlanabildim. Çok fenaydı, çok. Allahım sağlık ne kadar önemli.

Kafamı toparladığım zamanlar okuyabildim. Mahir Ünsal Eriş' in "Dünya Bu Kadar"ını bitirdim. Önce bir garip geldi bi dolu insan, kafam karıştı derken çok güzel bağladı, sevdim. Stefan Zweig 'in "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" Zweig okumalarımın ikinci kitabı oldu, güzeldi, çok kısaydı zaten. Asıl baba kitabım Jean Christophe Grange' in "Kongo' ya Ağıt" kitabıydı. İlk kitap "Lontano" da ki kurguyu düşünüp ikinci kitabın kalınlığını görünce merakım tavan yapmıştı. Grange laf kalabalığı yapmaz ve hep ters köşe sonları olan kurguları vardır. Gerçi son dönemdeki kitaplarındaki akıllara zarar vahşet çok iticiydi, bu kitap nispeten daha sakindi. Bu kitabı da sevdim. Bilge'yle ortak okumalarımızda bu yaz Rick Riordan' ın Percy Jackson ve Olimposlular serisini okuduk. Bu serinin son kitabı da "Son Olimposlu" kitabıydı. Yunan tanrıları, tanrıların melez çocukları , canavarlar... Bilge' yle konuşacak çok şey çıktı:))

Bilge demişken dün malum okullar açıldı. Arkadaşlarıyla pek özlemişler birbirlerini. Ben de gittim, servis işini ayarlayayım diye. Diğerlerini anneleri falan olmayınca benimki neredeyse beni tanımıyor ayağına yattı, sıpa:))  Servis işini de tam çözemedim. haftaya kaldı. Eski düzen gidecekmiş bu hafta.

Sağlıklı beslenme sürecimden bahsetmiştim, sağlık bozulunca ve hiçbir şey yiyemeyince birden 3-4 kg gitti. Ayakta duracak halim kalmamıştı. Allahtan toparladım. 72,8 düştüm, yağ oranım geçen ay %35 ti bakalım bu ay ne çıkacak. Bugün spora gideceğim ama çok zorlamayacağım. Yavaş yavaş takılırım artık. Kendinize çok ama çok iyi bakın...

7.09.2017

Tatil, bayram, ikizler, falan filan...


Bayramdan birkaç gün önce Antalya' ya gitmek için yola koyulduk. Geçen seferden tecrübeli olduğumuz için bu sefer çok kasmadım. Efes çok rahat gitti, Bilge'yle arka koltukta sekiz filan çizdiler:)) Akşam saatlerinde Antalya' ya vardık. Aslında bir miktar serinlemişti hava ama Ankara'yla kıyaslayınca yine de çok sıcaktı. Öbür gün gece kızları ve annelerini hava limanından aldık. Daha da büyümüşlerdi. Eve gelince Efes' ten önce biraz çekinip, sonra tepesinden inmediler:)) Öbür gün sabahtan denize gittik, Efes sahilde çıldırdı. Sudan çıkmadı, milletin topunu, çocukların kolluklarını çalmaya kalktı. Biz engel olmaya çalışınca sesi kısılana kadar bize havladı:)) Efes bir taraftan, kızlar bir taraftan eve geldiğimizde pilimiz bitmişti. Öbür gün Efes'i annemle bıraktık. Zaten sahil çok kalabalıktı ve kimseyle papaz olacak enerjimiz yoktu. Böylece rengimiz değişip, enerjimiz tükenen kadar sabahları sahile gittik. Kızlar çok seviyor denizi. Efes klimanın önünde hayatın anlamını yeniden ve yeniden keşfetti. (fotoğrafta görüldüğü üzere) Annem biraz keyifsizdi diz kapağında ufak bir yırtılma var, onun tedavisi devam ediyor. Doktor ameliyata gerek yok deyince baya bir rahatladık. Kızların doğum gününde ufak bir teras partisi verdik:)) koşturmaktan tek kare fotoğraf çekemedim. Tatilin en güzel fotoğrafı yukarıdaki oldu,  o da burada dursun. Ve yine her zamanki gibi tatilin en güzel yanı eve dönmekmiş dedik, bizi karşılayan on altı derecelik Ankara havasını görünce:))

Ve yine gelenek bozulmadı, tatilden dinlenmiş dönenlere iç geçirerek bugün işe başladım:)) Bunun formülü ne acaba, samimiyetle merak ediyorum:)