25.12.2020

İzlediklerim

Güzel filmler izledim demiştim ya, azıcık buraya yazayım dedim.En çok beğendiğim 10 Yeras With Hayao Miyazaki belgeseliydi. Ailecek büyük bir Miyazaki hayranıyız. Küçük Deniz Kızı Ponyo filminin yaratım sürecini, ustanın çalışma şeklini, hayat tarzını ve çizimlerini görmek heyecan vericiydi. El kamerasıyla belgeseli çeken yönetmen Arakawa ' ya ise gerçekten hayran olduk, muazzam bir iş çıkarmış.

Bohemian Rhapsody neden sinemada izlemediğimi çok iyi hatırlıyorum.  Ferddie Mercury' nin cinsel kimliği üzerinden bildik bir şey izleyeceğimi düşünmüştüm. Yanılmışım, çok güzeldi. Queen şarkıları, Rami Melek' in inanılmaz performansı, şarkılar, son bölümdeki konser inanılmazdı...

Ana Yurdu ilginç bir filmdi. İzledikten sonra bir kaç gün kafamın içinde dolandı durdu. Mahalle baskısı falan bir tarafa anne kız ilişkisi, bildik tanıdık baskının dinle harmanlanarak insanları nasıl ezdiğini izlemek etkileyici ve ürkütücüydü.


Dikenler, Çorak Topraklar Portekiz yapımı 25 dakikalık bir kısa filmdi. Filmi izlemeye başlayınca Portekiz Karanfil Devrimi hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark edip, durdurdum. Devrimi araştırdım ve içim umutla doldu:)) Film şiirsel bir anlatı ama Karanfil Devrimi'ni okumak güzeldi...


5'ten  7' ye  Cleo tesadüfen gördüğüm 1962 yapımı siyah beyaz  bir Agnes Varda filmi. Özellikle arabayla altmışların Paris' inde dolaşırken ki sahnelere bayıldım. Ölümcül bira hastalığı olduğunu düşünen Cleo' nun test sonuçları çıkana kadar kaygı ve korkuyla Paris sokaklarında dolaşması...


 Dün de tesadüfen Trt 2' nin Geri Dönüşen Sanat programına denk geldim. Durul Bakan' ın kıyıya vuran ağaç dallarını  (yalos/lodos) kullanarak yaptığı heykelleri, yaratım sürecini izlemek hayranlık vericiydi.


Uzunca izlenecekler listesi yaptım, yazarım yine..

İyi bakın kendinize...

21.12.2020

Sakin...


Bugünlerde garip bir sakinlik mi desem, dinginlik mi öyle bir hal geldi üstüme...

Virüs mutasyona uğramış, beklenen bir şeydi, çok şaşırmadım...

İşler çok, kağıt kürek işi, olsun aman iş olsun...

Bu yıl okuma hedefimi tutturamadım, ama çok güzel kitaplar okudum...

Bilge derslerini hiç önemsemiyor ama çok güzel resimler yapıyor, eli çok gelişti...

Aslında güvercin çizecektim, çizimim  sanki kargaya doğru evrildi, fena da olmadı...( bitsin paylaşırım)

Sabahları beyaz saçlarımla kendimi görmeye iyiden iyiye alıştım.

Film izlerken dikkatim çok dağılıyor derken son zamanlarda çok güzel filmler izledim.

Evet evet bir sakinlik var üstümde, kesin:))


 

14.12.2020

Hafta sonu


Cuma günü ofisten eve dönüşüm akşamı buldu. Yoga dersine ucu ucuna yetiştim. Şavasanadayken eksik gedik var mıydı diye hiç düşünmediğimi fark ettim. Koca eli kolu dolu geldi. Her şeyi de düşünmem gerekmiyormuş.
Sosuke Natsukawa' nın Kitapları Kurtaran Kedi kitabını bitirdim. Fantastik, kitaplı, kedili ve bol metaforlu bir okumaydı...




Bizimkilerle ne izleyelim diye düşünürken Bilge' den geldi 9 Kere Leyla filmini izleme önerisi. Çok eleştirmişler bir bakalım dedi. Alışılmışın çok dışında bir tarz denemişler, ortaya çıkan film çok çekici değil ama o kadar gömülesi de gelmedi bize...
Tesadüfen buldum 1999 yapımı Bir Yaz Gecesi Rüyası uyarlaması bu filmi. Kadro muazzam Michelle Pfeiffer, Christian Bale, Dominic West , Stanley Tucci... nasıl gençler, sevimli, keyifli bir filmdi.


Toz Ruhu' nu da tesadüfen gördüm, hiç duymamıştım. Biraz aratınca bir dolu eleştiri okudum. Merak edip izledim, fena değildi. Filmin sakin, sıradan havası hoşuma gitti.


 Biraz boyalarla, biraz karakalemle oyalandım, bitmedi daha. Sonra Lezzetin Kökenleri' ni izlerken mantı yapayım dedim.(kökene bak) Zaten ne pişirsem diye düşünüyordum. Bilge tatlı isteyince sütlaç yapma işini ona devrettim. Mantı, sütlaç... Allah affetsin...Akşam yoga dersi iptal olunca içten içe sevindim:))

Olabidiğince keyifli bir hafta olsun...

8.12.2020

Efes


 Efes ailemize katılalı dört yıl oldu. Alfa olarak Koca' yı, rakip olarak Bilge' yi, tedarikçi olarak beni sürüsüne kattı kanımca:)) Koca evdeyse onun gölgesi olarak peşinden ayrılmaz. Hep onun kıyısında köşesinde yatar, ta ki ben bir şeyler yiyene kadar... İçinden bir dilenciler kralı ve sevimlilik abidesi çıkar. Bana yapmadığı şirinlik kalmaz ama yinede  ağırbaşlı havasını koruyarak yapar bunu. Kitap okurken Koca yanıma uzansa aramıza girip beni patiliyerek yataktan atar ama asla bizimle uyumaz. Bilge' nin oyun arkadaşı olmayacağını başında belli etse de yatmadan mutlaka onun odasına uğrayıp kolaçan eder. Kocanın arabasının sesini çok uzaktan tanır, eve girene kadar havlar. Bilge' yle bizim geldiğimizi de apartman kapısından anlayıp havlamaya başlar. Kızar mı sevinir mi pek anlayamayız. Parkta bahçede hiç sözümü dinlemez.Aslında bu başına buyrukluğuna içten içe sevinirim. Karakterli gelir, ne takacağım seni ya gibi bir havaları vardır:) Hayatta yalamaz, burun buruna yatmaz, azıcık sıkıştır havlayarak uzaklaşır, tanımadığına kendini sevdirmez. Yanında birbirimize sarılmayalım hemen kıyameti kopartır, havlamaya başlar. Hızını alamazsa hayvansı patilerini omzumuza dayar, dört ayağının üzerine kalkar. 

Yabancı köpekleri hiç sevmez, zamanla kabullenir. Dişi köpeklerin gözdesidir. Kızgınlıkta dişi bir köpek görünce acayip bir yaratık çıkar içinden. Kulaklarını geriye atar, garip sesler çıkartır kız yüz vermezse , ısrar etmez. Bu arada bizim kollar uzar da uzar:) Dişi köpek analarından oğlumuzu sevmeyen yoktur.
Denizi çok sever, önceleri açıkta yüzen insanları, sonra bizi kurtarmaya meraklıydı. Şimdilerde kafasını suya sokup koşumundan tutup kıyıya çıkmayı hedefliyor, kendisine odaklandı. Biz de göğsümüzdeki devasa pati izlerinden (bir nevi kutsanmaktan) böylece kurtulduk. Arabaya binmekten hiç hoşlanmaz. Uzun yolda gözünü dahi kırpmaz, ben hep bir tedirgin olurum keyifsizliğinden.
Evde insan sesi dışında aniden çıkan her sesten (tencere kapağı düşmüştü mesela) ödü kopar, bir solukta evin diğer ucunda oluverir.Kaçma hızına iananmazsınız.  Yoga dersi başlarken matıma yayılmaya bayılır. Bazen şavasanada gelip yanıma uzanır. Bazen savaşçı pozlarında tepeme çıkmaya kalkar. 
Nevresimleri değiştirdiğimde, halılar yıkamacıdan yeni geldiğinde bayılır üzerinde kafasını, sırtını süre süre yatmaya. Ayaklarını yıkarken tek tek kaldırır patilerini, tüylerini tararken hep aynı yerde huylanır arka patisini hızlı hızlı kıpırdatır. İlk geldiği sıra hiç sevmediğim bir kitabımı yemişti (güzel değil diye çok söylenmiştim) uzun uzun konuşmuştum bir daha yemedi, ben de ulu orta bu kitap güzel değil diye söylenmedim:)

Bu yazı uzar gider.... ona her baktığımda hayatımıza dokunduğunu, bizi daha iyi yaptığını hissediyorum. İyi ki yollarımız kesişmiş, iyi ki karşımıza çıkmış...

7.12.2020

Evde


 Zaten bir kaç haftadır hafta sonu Efes' i çıkartmak dışında evden çıkmadığım düşünülürse, hafta sonu yasağının bizi çokta etkilemeyeceğini düşündüm. Yine de cuma günü mutfakta ne eksik diye dolanıp durma psikolojisinden kurtulamadım.  

Etobur Koca' mın kasabı mutlu ederek eli kolu dolu gelmesi, hafta sonu mutafakta oyalanacağını gösteriyordu , yemek yapma derdim olamayacak diye sevindim, arkasını toplamayı hiç hesaplamamışım...

Daha evvel izlediğim ve çok sevdiğim Green  Book ve The Intouchables filmlerini bizimkilerle izledik. Onlarda sevdi, sonrası Modern Family kakara kikiri  geçti:))

Birlikte Yaşamanın Yolları' nı  okudum. Çok güzel ve keyifli bir okumaydı. Aile fertlerine önce hayran oldum, sonra ürktüm, sonra sevdim, gerçekten güzeldi. 

Esmer pirinçle sütlaç yaptım, bizimkiler kulp takar diye düşünmüştüm, bir kase ancak kurtarabildim. 

Saatleri Ayarlama Enstitüsü' nü hala bitiremedim. Tam bırakayım derken kitap ilginçleşiyor:))

Başucu kitaplığımın raflarının enini boyunu  led ışıkla donattım:) neşeli oldu.

Ekmek yapsam iyiydi, peynir altı suyum filan da vardı ama üşendim...

Sonra canım sıkıldı ufacık bir şeye sinirlenip uzun uzun, burnumu çeke çeke ağladım, iyi geldi.

Kapı çaldı, Leylakdalı' mın yolladığı kitap geldi, hem de pazar günü, hem de sokağa çıkma yasağı varken, tabi ki kocaman gülümsedim...

Balkonda biraz oyalandım, haftaya toprak alıp çiçeklerin diplerine koymalı.

Biraz çizeyim dedim olmadı, olmayınca olmuyor deyip vazgeçtim.

Uykum kaçtı Nuri Bilge Ceylan'ın Kasaba filmini izlemeye başladım, uyudum uyandım sonra pes edip uyumaya devam ettim...



1.12.2020

Kılçık...


Bilge pazar günü piyano dersini ayarlamaya çalışıyor, ne zaman sokağa çıkabileceği konusunda şaşkın, çoğumuz gibi. 13 le 16 arasında olduğuna emin olunca ders saatini ayarladı, bir süre sonra da derse gitti. Uzun zamandır pazarları parka çıkıp yürüyüş yapıyorduk, son kısıtlamalarla onu da bıraktık. Zaten havalarda soğudu, Ankara için battaniye altı kitap okuma, film izleme, kahve, limonlu çay, ıhlamur  zamanı...
Aylardır pazar günlerine bir de balık yeme ekledik. Koca kendi keşfi olan balıkçıda balıkları pişirtip getiriyor. Bilge öf yine mi balık diye söylenerek hepinizden evvel oturuyor sofraya:)) Efes' te ardından yapışıyor sofraya.Bu haftada Bilge' nin eve dönüşünü hesaplayıp mis gibi barbunlarla geldi Koca. Barbun zamanı geçti diye düşünmüştüm, zaten standart barbundan daha büyük ve daha kılçıklıydı. Efes için özene özene kılçıkları ayıklarken boğazımda bir acı hissettim. Öksürdüm, yutkundum. Kussam mı dedim, vazgeçtim.Koca' nın ağzıma tıkaladığı ekmek içini yuttum, yok hala hissediyorum.  Bir süre rahatlamış gibi oluyor, sonra yine batıyor. Efes' i parka götürdüm. Oradaki çocuklardan birinden annesinin on beş sene boğazında balık kılçığıyla yaşadığını ve iltahap olunca fark edip doktor müdahalesiyle alındığı hikayesini dinledim, gözlerim kocaman olmuş vaziyette. Yatmadan evvel dolu  bir kaşık bal yedim, sabaha bakarız dedim. Pandemi olmasa koşa koşa acile giderdim...Sabah uyandığımda hemen yutkundum, bir şey yok, bir daha yutkundum yok vallahi...
Derin bir nefes aldım, tükürdüğümün kılçığı aklımı başımdan aldı:) Ne çok korkuttu beni...

30.11.2020

Mevsimle gelen...


 Yılın bu zamanlarına has heyecandan, ışıklardan, pırıltılardan, renklerden zerre kadar yok içimde... Ne çamı, ne evi süsleyecek enerjim var. Bunu da aslında böylece kabul ettim, çokta mühim değil dedim. Bir iki yeni kararım var. Bunlardan biri yıllık kitap okuma hedefimi beni kasmayacak, altına düşmeyeceğim belli bir sayıda sabitleyeceğim. Yogaya hayatımda daha çok yer açacağım. Resim yapmaya gelince şu anki durumumdan memnunum. Masamda hep bir suluboya resim olması, gelip gidip bir iki fırça darbesi inanılmaz keyif veriyor. Saçlarımı yaklaşık dört aydır boyamıyorum. Saç diplerim de boyadan kaynaklandığını düşündüğümüz sorunlar çıktı. Cuma günü iyice kısaldı saçlarım, hala uçlarında boyalı kısım var. Çoğunluk beyaz olur diye düşünmüştüm ama gri olacak gibi:)

Bilge Gogol' un Palto' sunu okuyor, bitirince Dostoyevski' nin hepimiz Gogol' un Palto' sundan çıktık sözünü konuşacağız. (öyle dedi:)) 

Ralf Rothmann' in Genç Işık kitabını bitirdim. Kederin bu kadar naif anlatılması inanılmaz. 

Leylakdalı'm Munbi' den film yolladı. Nimic' i izledim. Tabi bir afalladım ama daha evvel Djam' de  izlediğim Daphne Patakia yine  muzzamdı, çok iyi bir oyuncu.

Nuri Bilge Ceylan' ın İklimler' ini ve Kaan Müjdeci' nin Sivas' ını izledim.

Akşamları bizimkilerle Modern Family izlemeye devam ediyoruz. Sanırım dokuzuncu sezona geldik:)

Saatleri Ayarlama Enstitüsü' nü okumaya devam ediyorum. Tanpınarın ilginç, alaycı bir üslubu var, araya başka kitap alırsam kopuyorum. Önümüzdeki iki günü bu kitaba ayırdım. Bitirmeden yeni kitaba başlamayacağım.

Olabildiğince keyifli bir hafta olsun...

17.11.2020

Çok Çok Sonbahar


 Pazar sabahı kahvaltıya oturduk, Özgür'le Eray' ın Anason üzerine keyifli podcastlerini dinledik. Bir önceki yayın bira bahçeleriyle ilgiliydi, tam kahvaltılık, mis gibiydi.

Bilge iki haftada dört gün okula gitti. Şimdi kısa tatil denen şeyde. Haftaya her gün bidolu sınavı var. Gecenin bir yarısı odasında ders çalışırken görüyorum, ilk başlarda tırsmıştım, artık alıştım. Gündüzlere niye sığamıyor onu da pek anlamadım, neyse kendi bilir. 

Kahvaltıdan sonra sürükleyerek evden çıkarttım. Parka gittik. Tam  bir görsel şölendi. Sonbahar ağaçları renkten renge sokmuş. Uzun bir yürüyüş yaptık. İyi geldiğini Bilge' de itiraf etti. Kahve molası verdik, yolumuzun üzerindeki sakin kafede oturduk. Bilge resim yaptı, ben kitap okudum. Sonra ufak bir alışveriş, ardından eve geldik.

Sait Faik' in Alemdağ' da Var Bir Yılan kitabını okudum. İlk öyküyü görür görmez içim cız etti. Bilge'yle iki sene evvel tiyatroda izlemiştik, Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye oyununu... Tek kişilik ve iki perde olunca bir miktar sıkılmıştık. Şimdi olsa sabaha kadar izlerim...

Tanpınar' ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü' ne başladım. Yıllardır görür, nedense cesaret edemezdim okumaya. Kızkardeşle birlikte okumalarımıza ekledik. 

Henry Bauchau' nun Mavi Çocuk kitabına da başladım. Oldukça ilgi çekici bir kitap. Ergenlik çağında ağır psikozları olan bir çocuğun tedavisini üstlenen psikanalistin hikayesi. Merakla okuyorum.

Çağatay Yaşmut' un Benim Canım Ailem kitabını da okudum. Üç polisiye, fena değildi ama yazarın daha iyi polisiyelerini okumuştum.

Bir Başkadır' ı izledim. Millet çok şey yazdı çizdi. Ben başlamıştım izlemeye, Koca' da merak edip izlemeye başladı ve benden önce bitirdi. Baya şaşırdım bu kadar kısa zamanda bitirmesine. Ben de bitirdim, üzerine konuştuk bana yazılar filan yolladı, ilginçti... Diziye gelince güzel bir iş olmuş, ben beğendim...

Yoga derslerinde arada güçlenmek adına ağır dersler yapıyoruz. Geçen hafta başında da böyle bir ders yaptık. Bilge orta seviyeye yeni başladığı için, zorlandığı yerde duruşlardan  çıktı:) ben sürünerek de olsa pes etmedim. Eskiden olsa yapamıyorum der geçerdim. Yoga sanırım bu yönde bana iyi geldi. Hırsla ilgili değil bu, gelişebildiğini görebilmekle ilgili...İki gün kollarım ağrıdı. Sonraki iki derste ağrıları geçirdi:)
Artık vücudumu dinlemeyi biliyorum.

İnternetten duvar rafları almıştım. Düşündüğümden darmış, Koca yatağımın yanındaki duvara monteledi. Okunmayı bekleyen tüm kitaplarımı dizdim sıra sıra, altı rafa. Bir de okuma lambası astı, nefis oldu. Planlasam, ölçsem biçsem bu kadar güzel olmazdı... Akşam olunca lambamı açıp kitabımı alıyorum. Hop Bilge elinde resim defteri yanıma geliyor, derken Efes zıplıyor yatağa:)) Son olarak Koca geliyor,çocukları çaktırmadan iterek yerleşiyor,  neredesiniz yahu diye... Bir süre sonra horlamaya başlayınca önce Efes gidiyor, ardından Bilge. Ben her şekilde okumaya devam ediyorum:))

Fotoğrafı çok sevdim. Kırmızı ağaca bakıp bakıp gülümsedim. Bilge ilkbahar da güzel ama bu kadar renkli değil dedi...



9.11.2020

Geçen Hafta

( Bu köklere bakmadan geçmiyorum )


Geçen hafta,  aniden soğuyan havayla, üşüyerek geçti. Kombiler yanmaya başladı, vakti çoktan gelmişti ama birden hava soğuyunca beden ister istemez sarsılıyor. İki gün boyunca baş ağrısı,tansiyon oynaması ve kulak çınlaması yaşadım.Suçu ne kadar havaya atmaya çalışsam da,  İzmir depremi, insanların saçma tartışmalarına şahit olmak,sürekli gelen covid haberleri çok etkiledi. Bilge' nin haftada  iki gün okula gitmesi eklenince endişe hissiyatım tavan yaptı. Sonrası sorgulamayı bıraktım, dudağımda kocaman bir uçukla yavaş yavaş düzenime döndüm. 
Celil Civan' ın Başkan Mao' nun Gizli Hazinesi  uçuk kaçık, benim için bile fazla fantastik ama neğlenceli bir kitaptı, güldürdü beni:)

Yan Lianke' nin Günler Aylar Yıllar kitabıysa kısacık olmasına rağmen hiç bitmeyecek gibi gelen garip bir okumaydı. Umut üzerine yazılmıştı belki ama bana pek öyle hissettirmedi...

Elena Ferrante ' nin Yetişkinlerin Yalan Hayatı 'na başladım, yine çok güzel bir kurgu yaratmış, heyecanla okuyorum.


 Bu ara hep lavi çalışmak geliyor içimden, masamın üzerinde bazen günlerce duruyor resim kağıdı. Gelip gidip boyuyorum, o kadar iyi geliyor ki...

Bilge' yle parktan çam yaprakları topladık, biraz kuruyunca çok güzel tütsü oluyor. Mis gibi kokuyor...

Gri kış günleri gelmeden, güneşin pırıltıları doğada gezerken tadını çıkartalım dedik. Uzun uzun yürüdük, konuştuk, yeni okul, yeni sınıf, yeni insanlar anlattı, anlattı...

İyi bir hafta olsun...

2.11.2020

Ekim ayını uğurlarken...



Ekim ayında  çok okudum... Yapacak çok şey vardı ama bana en çok okumak iyi geldi.
Hep iyi gelir ama bazen sımsıkı tutunursun ya öyleydi işte...
Uzun süredir okumak istediğim Thomas Mann' in Buddenbrook Ailesi' ni bitirdim. Uzun, çok uzun bir okumaydı, daha fena bir bitiş kurgusu beklentisiyle okuduğumu fark ettim.

Ben, Krike' yi sevdim.Hoş bir mitolojik kurgu. Fantastik ama, kadın kahramanın dilinden çok bildik,tanıdık duygular okuyorsunuz...

Sait Faik' in Kayıp Aranıyor' u önce çok garip geldi. Öykülerinden çok farklı bir dil karşıladı. Okudukça Nevin karakteri ilginçleşti...

Sonbahar sevdiğim ama içine bir türlü giremediğim bir kitap oldu. Ali Smith' in bir kitabını daha okuyacağım (Leylakdalı'm verdi)

Gece' ye Uyananlar; Cahide Birgül' ün okuduğum ikinci kitabı. İlki kadar etkileyiciydi. Kesinlikle okuyun derim, Diğer iki kitabının da tekrar basılmasını heyecanla bekliyorum. 

Bulgakov' un Morfin' ini sanırım ücretsiz kargo rakamını tamamlamak için almışım. Genç Bir Doktorun Anıları' nda okuduğumu hatırladım. Kısacıktı zaten...

Hayalet Duvar/ Sarah Moss ilginç başlayıp sıradanlaştı. Yine de fena değildi. Tarih meraklısı bir babanın ailesiyle birlikte, arkeoloji öğrencisi bir grup öğrenci ve profesörle demir çağını canlandırdıkları bir kampa katılmalarıyla başlıyor.  Adam otobüs şoförü, aşırı tarih meraklısı, modernleşme karşıtı, karısı ve kızına şiddet uyguluyor...kurgu bu çerçevede gelişiyor...

Julio Cortazer ' in Oyunun Sonu kitabı bu ay beni en çok zorlayan kitaptı. Cortazer' in biyografisine bakınca basit bir şeyler beklemiyordum ama bazı öyküleri birkaç kez okumam gerekti. 


Kapıdan da olsa Leylakdalı'nı gitmeden görebildim. Bir çanta dolusu kitap verdi, canım benim:))
Eve gelip hüzünlü de olsa kitaplarımdan yeni kuleler yaptım ve gülümsedim...



 

23.10.2020

Hep bi şikayet:)


 Efes' le keyif yapıyoruz, mutfaktan bağırıyor Bilge; bıktım artık diye. Bir tarafım aman boş ver dese de, dayanamadım, noluyor yav dedim. Aman efendim dolapta hiçbir şey yokmuş. Buzdolabından bahsediyor. Zaten gün boyu defalarca kapağı açıp aptal aptal bakmasından işgillenmiştim.  Dolap dolap değil kimya laboratuvarı gibiymiş. Kavanozlarda kombu anaları, kefir mayaları, filizlenmeye bırakılmış baklagiller...

Ben de saf saf meyveler masanın üzerinde diye cevap veriyorum. Ayyyy diye cırıldıyor yine... ben abur cubur yemek istiyorum. Ben hala büyüme çağında bir çocuğum diyor. Dilim de papuç gibi demeyi unutuyor. Efes'le arkamıza bakmadan mutfağı terk ediyoruz... Yolun karşısındaki markete gitmeye üşeneceğinden çok eminiz, vicdanımız rahat... Sonrasında bir kilo elmayı gömüyor:)

Akşam üzeri dayanamadım sanal marketten alacaklarıma biraz da aburcubur ilave ettim. Yarın gelir diye düşünürken, akşama teslim tarihi verdiğini görünce şaşırdım (şanslı velet)

Efes' e hafta sonu ödül maması almıştım, (neyi ödüllendiriyoruz sormayın, hiç bilmiyorum) biraz cebime koyuyorum. Kokusunu hemen alıyor, peşimden ayrılmıyor. Karşıma geçip oturuyor. Golden bakışlarını takınıyor, biraz daha ileri gidip suratını dizlerimin üzerine koyup, öldürücü darbeyi indiriyor:))

Yoga dersindeyken market alış verişi geldi. Ders biter bitmez bizimki poşetlere koştu:)) Sen de yer misin diye ne bana, ne babasına sordu:)) Sevimsizliği geçti, komik bir çocuk oluverdi...Efes bu sefer onun peşinde dolandı uzun süre:))


 


20.10.2020

Geçen hafta

Seymenler Parkı'nda yağmurdan az evvel, uzun uzun Bilge'yle yürüdük. Aynı ağaçlara, sonbahar fonunda baktık.
Bağıra bağıra ağlayan gençten  bir adam gördük. Ne yapılır bilemedik, güvenlikler gelince uzaklaştık. 
Dost' gittik, yeni kitaplar aldık. Kızılay' da hızlıca işlerimizi hallettik. Bilge odası için bir kaç poster bastırdı. Çok kalabalıktı, eve gelene kadar maskenin altında bıyıklarımız terlemiş:(
Tüm hafta gökyüzü çok güzeldi. Hafta sonu çıldırdı. Parkta Efes'i gezdirirken fırtına koptu, kocaman kocaman yağmur damlaları, birden doluya dönüştü. Eve kendimizi zor attık.

 Ali Simith' in Sonbahar' ını okudum. Aslında güzel bir okumaydı ama kitap bittikten sonra bile kitabın içine tam girememişim gibi bir his bıraktı. 

Buddenbrooklar' ı bu hafta bitirmeyi planlıyorum. Bir taraftan da Cahide Birgül'ün Geceye Uyananlar' ına başladım. 
Haftaya Bilge' nin ilk yazılıları başlıyor. Yazılılar okulda ve yüz yüze olacakmış. Harıl harıl ders çalışıyoruz...(hı hı ben de çalışıyorum:(

Keyifli bir hafta olsun....

12.10.2020

Hafta Sonu


 Pazar sabahı teyzemlerin hobi bahçesine gitmeye karar verdik. Aradım müsaitler mi diye, bir de mangalda balık yapalım dedim. Sevindiler, tamam dediler. Balıkları alıp öğle vakti bahçeye geldik. Kapıdan her girişimde şaşırıyorum. Sonbahar olmasına rağmen bahçeler yemyeşildi. Kalabalıktı da, şehirden kaçan oraya gelmiş gibi. Bahçede pek bir şey kalmamış. Cömert biberleri, sonradan çıkan ıspanakları, etrafta öbek öbek olan ebegümeci ve nanelerden topladık. Komşudan da domates geldi. Koca balıkçıdan lüfer almış, mangalda pek güzel oldu. Efes'le Leblebi' de bolca otlandılar sofradan:)

Son noktayı semaverde çayla koyduk, hava kararırken eve geldik. Bahçe ganimetlerini yerleştirdim. Hafta başı Madeline Miller' İthaki Yayınlarından çıkan Ben Kirike kitabına başlamıştım. Kitabı Bilge kitap fuarından almıştı. Okunacakları arasında hep alt sıralarda duruyordu (kalın diye sanırım) Temizlik yaparken, konusu neymiş diye elime aldım. Mitoloji olunca bende akan sular durur. Bir de hep Olimposluları okumuşum, izlemişim. Titanlar ve güneşin kızı Kirke ilgimi çekti. Güzel ve akıcı bir kitaptı, hiç sıkılmadım okurken. Akşam bitirdim. Bu arada Buddenbrooklar devam ediyor, yarıladım sayılır ve dayanamayıp Sait Faik' in Kayıp Aranıyor' una başladım:)

Her gün bir bölüm Dr. House izliyorum, çalışırken de çoğu zaman Hugh Laurie dinliyorum. Spotify' da nefis bir çalma listesi var. 

Fotoğraftaki horoz ibikleinin (amaranthus caudatus) tohumlarından baya bir topladım. Zinya ve karanfil tohumlarını da teyzem verdi. Yapabilirsem baharda apartmanın bahçesi rengarenk olacak... düşüncesi bile güzel. 

Hala yoga dersi yapamıyoruz, hocamız evine geçti ama daha iyileşmedi. Bütün kaslarım bağırıyor yoga yap diye... Umarım bu hafta toparlanır...

Keyifli bir hafta olsun....

9.10.2020

Hiç susmuyorlar


Bu gün çok şikayet edeceğim. 

Telefonlarımızda mecburen ya da kendi tercihimizle kullandığımız  pek çok uygulama var. Hayatlarımıza ne zaman dahil olduğunu hatırlamadığımız, sanki ezelden beri varmış gibi benimsediğimiz uygulamalar bunlar. Özellikle whatsapp gruplarıyla bugünlük sınırlandıracağım bu mevzuyu. En cazip tarafı beleş olması sanırım:)) Eyvallah ne güzel...Bundan sonra başlıyor her şey. Bir dolu gruba bir şekilde dahil oluyorsunuz.Mesela ben de iş grubu var, bizim elimiz ayağımız. İşleri hızlandırmak adına çok faydalı. Buna itirazım yok. Aile içi yazışmaların olduğu grup var, annem bir tek buradan fotoğraf paylaşabildiğini düşünüyor:)) Bilge bu grubu sessize almış, neden diye sorunca çok boş yapıyorsunuz dedi:)) Aslında bu yazıyı yazmakta oradan aklıma geldi. Arada kaptırıyoruz unutuyoruz annemle Bilge' yi:))  Cuma günü grupları var. Cumaları Mekke, diğer günler Rio karnavalı, deli oluyorum...Bayramları toplu mesajlara hiç değinmiyorum... Sonra veli grupları var, akıllara ziyan saatlerde, acayip paylaşımlar. Parktaki köpek sahipleriyle ortak grubuz var, bolca kedi köpek videosu dolaşıyor:)) Merkezle bizimkilerin iş formlarını paylaştığı bir grup varmış, geçen gün aa sizi eklemedik mi dediler, çaktırmadım:) Ekranda mesajı yakalarsan eyvallah, yoksa çift mavi çizgiyi karşı tarafa zaten ispiyonluyor, gördü ama takmıyor seni diye:((  Özellikle pandemi döneminde gına geldi. Herkesin okuduğu ya da izlediği kötü haberi hemen doğruluğunu sorgulamadan paylaşmasına acayip kızıyorum. Neyin tellallığı bu inanın anlamıyorum. Gözüme gözüme sokmayın ne olur zaten ben de görüyorum, belki gözümü kulağımı kapatmayı tercih ediyorum.Sinir bozucu... 

Gerçi ne kadar şikayet etsem de gün boyu gözüm bir şekilde yeşil logoda :( 

 Aslında daha çok diyeceğim vardı sanki, ama bu kadar döküldüm:))İyi bakın kendinize...

5.10.2020

Canım Pazartesi


 Öyle sinir bozucu bir hafta sonuydu ki, pazartesiyi kollarımı açarak karşıladım. 

Cumartesi günü kahvaltı sofrası masada dura dursun ben Buddenbrook' ları sırtlanıp okumaya dalmışken ilk telefon geldi. Asla hatırını kırmayacağım bir yakınıp saçmanın da ötesinde bir istekte bulundu. İlk defa olmaz dedim ve konu uzamadan telefonu kapattım. Çok kızdım, hep kendime kızardım bu sefer karşı tarafa kızdım. 

İkinci telefonda kronik ciddi bir hastalığı olan arkadaşımın ameliyat olması gerekiyor. Uzun uzun araştırmalar sonunda ameliyatın saatine kadar kararlaştırıldı. Gel gör ki hastanenin umursamaz tavrı ne yapacağımızı şaşırttı. Uzun uzun onunla konuştuk. Pek bir şey de diyemedim, pandemi durumu her seçeneği geriye atıyor. Neyse gün içinde yine bir dolu konuştuk. En sonunda ameliyatı başka bir hastanede olmaya karar verdi.

Bilge' ye yardımcı ders kitapları almak için çıkacaktım. Bilge ben gelmem dedi. Hafta içi hazırladığım testleri önüne koydum. Nasıl olsa çözemeyecek (ders dinleyişini görseniz sonuna kadar ha verirsiniz) mecburen kalkıp gelecek dedim. Hepsini yaptı, bana ne halin varsa gör demek kaldı...

Geçen hafta yoga hocamın kedisi patisi çekmeceye sıkışınca can havliyle bunun elini ısırmış. Elinde enfeksiyon oluştu, antibiyotik tedavisi işe yaramayınca hastaneye yatırdılar, hala hastanede. Olmayacak iş...

Derken en bomba haber geldi. Tarçın'ın sahibi arkadaşımızın bir de kedisi var. Ev bahçe katı. Kedi dışarı çıkıp, dolaşıp geliyordu. Akşam ağzı gözü kan içinde gelmiş. Klinikte yatıyor,büyük bir ihtimale araba çarpmış (birinin tekmeleme ihtimalini düşünmek istemiyorum), iç kanama ve kafa tasında kırık var. Parktaki grup toplanıp geçmiş olsuna gidelim dediler. Pek gidesim yoktu, ayağımı sürüye sürüye gittim. Tarçın bizi görünce sevindi,sağa sola çarptı, kızlar ahladı vahladılar. Arkadaşımın gözleri ağlamaktan şişmiş. Çaylarımızı yudumlarken sohbete başladık, çorap söküğü gibi geldi arkası... herkes komik bir şey anlatıyor. Gülmekten yarıldık. Bir saat oturup kalkarız demiştik, gece yarısı eve döndüm:)) Sabah kediden daha iyi haberler geldi, iç kanaması durmuş, biraz daha kalacak klinikte...

Bu hafta sonunu da evde geçirdim. Kafam dağılsın diye dizi izleyeyim dedim. Emily İn Paris' i izledim, iyi geldi... Mutfak alışverişini sanal marketten yaptım. Efes'i gezdirdim. Gün batımları çok güzeldi. Kombu çayı yaptım, anam büyüdü ikiye ayırdım, uykuya yatırdım. Bizimkiler pek sevdi, şifa niyetine işte. Bir de kefir mayalayıp mutfaktan kaçtım... 

Sonrası dolap düzeltme... çok yazlıkları kaldırıp, az kışlıkları çıkartma, sağı solu düzeltme ama yaptığın işten çok memnun olmama, sonra uzunca bir boş veeer deme hali...

İyi haberlerle dolu bir hafta olsun diyerek, kaçtım...




1.10.2020

Top Sende


Azıcık resme merakınız varsa Jhon Berger ismine rastlamışsınızdır. Çok iyi bir sanat eleştirmeniydi.Görme Biçimleri, Bento' nun Eskiz Defteri ve G. kitaplarını okudum. Zaman zaman da tekrar elime alıp bakarım. Bu kitap ölümünden sonra basılmış oğlu ressam Yves Berger' le sanat üzerine yazışmalarını içeriyor. 

Beş bölümden oluşuyor kitap.İlk bölümde farklı ressamların tarzlarıyla ilgili yazışmaları var. İkinci bölüm Goya yorumlaması gibi, anıları, düşünceleri...daha felsefi. Kitaba hakim iki sanatçı yazışmasından baba oğul yazışmaları daha ağır bu bölümde...

Üçüncü bölüm beni çok etkiledi Manet' in ölmeden önce (49 yaşında ölüyor) yaptığı natürmortlar üzerine yazışıyorlar ve o kadar güzel ki.Her satırı duygulandırıyor.

Dördüncü bölüm dönüp dönüp okuduğum bir bölüm. Hatta Bilge'yle birlikte de okuduk.

Yves şöyle yazıyor; " ...eller resmeder, gözler düzeltir. Eller gözlerin kararlarına tabi olabilir ama eller özgürdür yine de. Özgürdürler çünkü resim sanatı onların özgürlüğüne bağlıdır..." mektup ilerliyor titanyum beyazını hazırlarken fotoğraflıyor, tezgahın üzerinde sekiz şeklinde üzerinde gidip gelinmiş boya...

Jhon' un cevabı; "ev yapımı titanyum beyazına bakıyorum.Pigmentlerin adlarını öğrenmeye başladığımdan beri titanyum beyazı bana cazip gelmiştir. Çinko beyazı makineciler içindi, kar beyazı dekoratörler için ama titanyum beyazı tanrıların takıldığı Parnassos'u çağrıştırıyordu.Palet bıçağınla sekiz figürünü yapman tesadüf olmasa gerek..."

Beşinci bölümde ikisininde çizimleri var. 

Kitap bitince merak edip baktım Yves Berger Quency köyünde yaşıyor. Ressam ve toprak işçisi diye yazıyor. 

Jhon Berger'in diğer çocuklarını da merak ettim. Diğer oğlu Jacob Berger film yönetmeni ve senarist, kızı Katya Berger Andreadakis ise başarılı bir yazar. Derin bir iç geçirdim, ne güzel diyerek...




 

29.09.2020

Aptallık Üzerine ve Aldanan Kadın

Alman Edebiyatı her zaman ilgimi çekmişti. Özellikle İkinci Dünya Savaşı, Naziler ve Holokost düşünülünce, edebiyata yansımasını hep merak ettim. Mann ve Musil Alman yazarlar olmaları dışında modern edebiyatın babalarından. Mann' in Büyülü Dağ' ını okumuştum. Zor bir okuma olmuştu. Venedik' te Ölüm' ü ise daha kolay ve çok kısa bir okumaydı. Zaten Aldanan Kadın' da sanki oradaki kadın kahramanın yaşlanmış hali gibiydi. Mann' in son öyküsü, aslında cesur bir kadını anlatıyor. Kendinden yaşça küçük, oğlunun öğretmenine karşı hissettiği duyguları kabullenişini, bunun verdiği heyecanı ve trajik sonunu  anlatıyor. Sırada Buddenbrook Ailesi var, kocaman cüssesi azıcık ürkütmüyor değil:))

Robert Musil deyince akla ilk  gelen Niteliksiz Adam kitabı. İlk kitabı yayınlamış ikinci kitabı  tamamlayamadan öldüğü için kitabı okumayı hep erteledim. Aptallık Üzerine' yi okuyunca biran evvel Niteliksiz Adam' ı okumayı düşündüm. Nefis bir dili var, hem sert hem eğlenceli. Muazzam tespitleri var. Aptallığı hem kişisel hem toplumsal çeşitliliğine baktığımız zaman zeka eksikliği değil duygu hatasıdır diyor. Bazen deha ve aptallık öylesine iç içe geçer ki onları birbirinden ayırmak mümkün olmaz...

Aslında kitap Musil' in 1937' de yaptığı bir konuşma metni. Üstelik bu tarihte Alman faşizmi gücünün doruğundadır.Naziler  ondan nefret eder, kitapları yasaklanır eşiyle kaçmak zorunda kalır. 

Aslında kitabı en güzel kitap kapağı anlatıyor:) (fotoğrafta altta kalmış, netten bir bakın derim)

Mevsim sonbahara dönünce okumak daha mı keyifli oldu, bana mı öyle geliyor:)

 

25.09.2020

Sevgili Cuma


 Bu haftanın yarısı veterinerlik fakültesinde geçti. Fotoğraftaki  güzel çocuk Tarçın. Bahsetmiştim aniden kör oldu diye. Şansımıza çok iyi hocalara denk geldik ve tüm kontrolleri yapıldı. Tansiyon tedavisine başlandı ve yeniden görme umudu doğdu. Tedavisi oldukça masraflı ama sahibi de, biz de buna şükür dedik.


Pek kitap okuma fırsatım olmadı . Ara ara Jhon Berger' le oğlu Yves Berger'in sanat üzerine yazışmalarını içeren Top Sende kitabını okudum. Oldukça ilginç bir okuma oluyor. Adını duymadığım ressamları not edip bakıyorum, yeni isimler, akımlar öğreniyorum. Tam benlik:))

Bilge isyanlarda, otuz dakikalık ve zamanı aniden belli olan  canlı derslerden şikayetçi. Sanki benim hayatımda bir tek dersler var diye söylenip duruyor. Dün iki arada koşa koşa piyano dersine gitti geldi.Akşamki yoga dersi saatine matematik dersi koymuşlar... Tek söylenen Bilge değil. Koca' da söyleniyor, bu kız dersleri hiç ciddiye almıyor diye... Bana gelince aralarında bazen sağlam, çoğu zamansa sallanan bir köprü gibiyim. Tek çocuğum olduğu için şükrediyorum. 

Efes'in keyfi yerinde, havalar serinlemeye başladığı için, nereye yatsa yanına yanaşıyoruz ısınmak için:))

Bu sabah uzun uzun yağmur yağdı. Kapalı gri bir bozkır sabahına uyandık. Vaktidir artık dedim, yağmur kokusunu içime çekerken...

Keyifli bir hafta sonu olsun...

23.09.2020

Koşuşturmaca

Geçen hafta parkta farkettik Tarçın' ın göremediğini. Tarçın N.Abla ve kızının on yaşına basmakta olan cookerları. Dünya güzeli, sakin bir köpek. Birkaç kez bizde de kaldı. Neyse eve veteriner geldi, tahliller tetkikler derken Tarçın' ın iki gözünde de bükük ölçüde görme kaybı olduğu kesinleşti. Dün veterinerlik fakültesine gittik. Pandemi yüzünden çok az doktor vardı. Çoğu kısmı kapalı, bahçede tadilat var. İnsanlardan çok kediler etrafta:)). En çok elinde kafesiyle kuşlarını getiren insanlar vardı:)

Tarçın' ın sahibi işlemlerle uğraşırken ben onu bahçede gezdirdim. Yavrum sağa sola çarpıyor o kadar üzüldüm ki... Uzunca bir süre bekledikten sonra muayene ettirebildik. Yine bir sürü tahlil tetkik istendi. Bugün yine gideceğiz. Sanırım yüksek tansiyondan oldu. Yedi çocuk büyüten N. Abla Tarçın' a gözü gibi bakar. Tarçın mama yemez, o yemek pişirir, yeter ki yesin diye...Hiç kıyamaz, artık diyetine çok sağdık kalması gerek,umarım yapabilir. 

Eve döndüğümüzde taktığım iki maskeyi çıkartıp, derin bir nefes aldım. Hemen duşa girdim. Bilge online derslere girip çıkıyor. Bolca hoca internetten düştü lafını duyuyorum:))

Neyse kendi programımızı yaptık, düzenli ders çalışmaya başladı. Okul programında ikinci yabancı dil olarak Almanca var. Bilge iki aydır Fransızca dersleri alıyordu. Almanca hiç hesapta yoktu. İngilizceyle birlikte üç dil olacak, hepsini idare edebilecek mi hiç bilmiyorum. Henüz şikayet etmedi, bakalım...

Ayfer Tunç' un son kitabı Osman' ı dün bitirdim. Ne kızdım Osman' a. Lügatımdaki tüm küfürleri sarf ettim. Neler neler dedim, bir taraftan da içim cız etti. İlk başta yazım şekli tuhaf gelmişti, soru cevap ve günlüklerden alıntılar ama sonra okudukça alıştım. Ayfer Tunç sonuçta...

Akşam yoga dersi vardı, koşturmacanın üzerine iyi gelir diyordum ama o da zorladı. Bazen böyle oluyor, bir türlü bedene odaklanamıyorsunuz. Allah'tan yorucuydu, erkenden uyuya kalmışım:)

Kahvaltı hazırlamaya başlayayım, iyi bakın kendinize...


  .

 .




 

21.09.2020

Kitaplardan devam...


Aslında hafta sonu yazısı yazardım ama hiç içimden gelmiyor. Zaten hafta sonu da evden dışarı çıkmadım. Çokça okudum, yeni bir resme başladım, kullandığım kağıdı sevmedim ama olsun dedim, olduğu kadar.

Alış verişi sanal marketten hallettim. Üç gün yoga yaptım, ufaktan lotus yapabildim, pek sevindim...Efes' i parka götürdüm, köpekleri bol bol sevdim. 

Terlikleri kaldırıp, spor papuçları çıkarttım, hava iyiden iyiye sonbahara döndü. 

Kitaba gelince, eskiden beri bilim kitapları garip bir şekilde ilgimi çeker. Tübitak yayınlarıyla başlayan zaman geçtikçe yelpazesi genişleyen güzel birkaç  rafım var.

Bitkilerin En Güzel Tarihi İşbankası Kültür Yayınlarından çıkmış.Hazırlayanların üçü bilim adamı ( Jean-Marie Pelt, Marcel Mazoyer,Theodore Monod) biri gazeteci (Jacques Girardon) 

Yaşam nerede ve nasıl başladı? İnsanın en eski atası bir su yosunu olmasın derken konu çok ilginç tarihsel gelişmelerle sunuluyor. Gerçekten aklımıza gelmeyen, hayal edemeyeceğimiz güzellikte ve ilginçlikte bir dünya, bitkilerin dünyası. 

Tarımın keşfi üzerine hiç düşünmemişim. Ben zannediyordum ki bitkileri yetiştirmeyi öğrenince insanlar yerleşik hayat geçtiler ve tarımla uğraşmaya başladılar. Oysa avcı toplayıcı dönemde de tohum toplamayı, bitki yetiştirmeyi biliyorlarmış. Tohumları saklamaları,  önce yaşadıkları yerlere daha sonra ayrıcalıklı yerlere ekmeye başlamaları ne zaman dersiniz?  Mülkiyet hakkını geliştirdiklerinde tarım yapmaya başlamışlar. Bu konu çok ilgimi çekti, sahiden de ilginç değil mi? 

Daha pek çok ilginç konu var kitapta. Soluklanmalık, keyifli bir okuma oldu benim için. Meraklısına aşırı tavsiyemdir:))
 

18.09.2020

Kırtasiye Dükkanı


 Nefis bir kitap okudum. Marjan Kamali' nin Kırtasiye Dükkanı. Sevgili Leylakdalı'nın paylaşımlarında görmüştüm. Kapak şahane, yazar İran'lı. İran edebiyatı ve sineması bence çok özel konumda. Tereddütsüz aldım ve hemen okumaya başladım. 

1950'lerin İran'ında başlıyor kitap. İran' da iki kız çocuğu, anne ve babası. Baba kızları okusun istiyor, bilim kadını olsunlar, özellikle büyük kızı Roya' dan çok umutlu. Devrin demokrasi yanlısı başbakanına hayran, siyasi durum karışık. Roya babasının hayallerindeki bilim kadınından çok edebiyat düşkünü. Rumi'nin şiirlerine, yabancı edebiyat çevirilerine bayılıyor. Kırtasiye dükkanı, renkli kalemleri, defterleri,şiir kitapları, çeviri  kitaplarıyla onun için muazzam bir yer. On yedi yaşında hayatının aşkıyla bu dükkanda tanışıyor, burada aşık oluyorlar...Sonrası 2013 Amerika' sına kadar uzanan hüzünlü bir hikaye.Kitap bittiğinde  uzun uzun ağladım, belki o kadar dramatik değildi ama çok içimi acıttı...

Nahif,  akıcı güzel bir kitaptı, okuyun derim...

16.09.2020

Okuduklarım

Sait Faik külliyatını bu sene tamamlamayı düşünüyorum. Az Şekerli üç başlıktan oluşuyor. Son Hikayeleri, Eski Hikayeleri ve Anlamak Şiiri var. Behçet Necatigil' den.Sait Faik için bir küçük ağıt diye başlıyor.

Aksaray' dan Bir Perihan' a gelince aslında kitabı yazarı Suat Dervişi merak ettiğim için aldım.  Erol Köroglu' nün sunuşu ve Serdar Soydan' ın biyografisiyle İthaki Yayınlarından çıkmış bir kitap. Suat Derviş ismi en çok Fosforlu Cevriye kitabıyla anılıyor. Osmanlı'nın son dönem nadir kadın yazarlarından. Kitabı okurken kurgu hemen gözünüzde canlanıyor. Karakterler bildiğimiz eski türk filmlerinden fırlıyor. Dönemi düşünüldüğünde dili çok sade ve akıcı. Sanırım ilk olarak gazetede tefrika edildiği için. Kitapta alttan alttan hissedilen eleştiri ve kitabın sonu ilginç.

Farklı bir okuma tecrübesi oldu benim için. 
Meraklısına tavsiye ederim...
 

14.09.2020

Canım Pazartesi

Retro diyeceğim, sonra küfür edeceğim ama bir haftadır başıma gelen salak sakarlıkları başka nasıl anlatırım, bilemedim (pis retro):(( (mars mıydı, merkür müydü) Tüm hafta sürekli parmaklarımı yaraladım. İki paket yara bandı bitirdim. Sağdan sola dönerken belime acayip ağrı girdi, ödüm koptu. Öylece kalacağım sandım. Yoga  hocamı aradım, derse gir bakalım dedi. Çaktırmadan bana özel bir ders yaptı, sağolsun. Ders sonunda kan ter içinde ama ağrıdan kurtulmuştum. Mis gibi banyo, ardından ne olur ne olmaz diyerek ağrı kesici krem sürüp uyudum. Sabah baktım ağrı falan kalmamış, bin şükür...
Tabi bi de Efes dışında ev ahalisinin tüm hafta birbirimizi ısırma girişimlerimiz var (pis  retro) Neyse çok alevlenmedi... Evin ergeni ilk kez çıkma teklifi aldım diyerek şaşkın gezerken, Koca'yla bana iç geçirmek kaldı:) 

Efes ishal olmuş, cumartesi gün boyu ve gece tuvalet için koşturup durduk. En son kusma da eklenince ben sabaha kadar uyumadım. Pazar sabahı ilk uyanan ben oldum. Baktım Efes bizim yatağın yanında sakin bir uykuda, derin bir nefes aldım.bin şükür...

 Pazar günü kısacık Seymenler Parkı'na  uğradık, Efes' i de gezdirdik. Koca'yla Efes bahçeye gitti. Bilge'yle ben de parkın içinden geçip kitap almaya gittik. Dökülen yaprakları, at kestanelerini ve neşe palamutlarını bu ara gördük. 

Dezenfektana bulanıp iki kitapçı gezdik. Çok güzel kitaplar aldık. Kitapçı da kitap almak için ısrar eden kızına okuma yazma öğrenmeden kitap almayacağım diyen ve git boyama kitabı al diye ekleyen  adama sinir olduk.

Babasının uzun yıllardır sakladığı votkayı gece bitirince, bir iki markete baktık. Bulamadık... Bilge yapılmayacaklar listesine bunu ekledi:)) Kuzene şişeye su doldur kapat ağzını dedim:)) Yıllarca kıyamamış içmemiş, aklına gelmesi uzun sürer dedim:))

Bilge bir yere oturalım dedi, en son üç hafta önce yemek yediğimiz yerde, önümüze koydukları iletişim bilgileri formunu görünce (vaka olursa arayacaklarmış), bir an böyle bir telefon aldığımı düşündüm. Yediğim yemek de dizildi boğazıma, oturmayalım bir daha dedik.

 Akşama Bilge' nin yoga dersi vardı. Biz de Efes'i parka götürdük. Arada bir gelen köpek sahiplerinden birinin karantinada olduğu haberi geldi. Herkes parmak hesabı yapıp en son ne zaman gördüğünü hesapladı gibime geldi:(( Onun kız dobermanı kızgınlıktaydı, en son Efes'le peşinden koşturmuştuk geçen hafta başı :((

Tüm hafta Modern Family izleyip, on sezon olduğuna şükrettim. Aldığım kitaplardan sonra bahsederim...

İyi bir hafta olsun...




9.09.2020

Solaris

Benim gibi bilim kurgu meraklısıysanız Stanislaw Lem ismini ve onun Solaris' ini duymuşsunuzdur.
Lem Polonya'lı tıp öğrenimi görmüş, 2. Dünya Savaşı zamanında otobomil tamirciliği, elektrik teknisyenliği, kaynakçlık yapmış, Nazi kamplarında kalmış. Savaş sonrasında tıp öğrenimini tamamlayıp doktor oluş, aynı zamanda da yazmaya başlamış. Pek çok kitabı var ama Solaris başyapıtı sayılıyor.1961 ' de kitap basılmış. Üç kez filme uyarlanmıştır. 
İlki 1968 de Sovyet televizyonu için Nirenberg tarafından siyah beyaz olarak uyarlanıyor. Sanırım en masum uyarlama bu film.
İkinci uyarlama 1972' de Andrey Tarkovsky tarafından filme aktarılıyor ve en tanınmış film bu. Çok insan izliyor. Soğuk savaş döneminde Amerikan sinemasına karşı bir duruş gibi görünüyor. Lem' le Tarkosky' nin arası açılıyor, çünkü filmi Lem hiç beğenmiyor. Gerçekten de kitabı okuyup, filmi izlediğinizde ona hak veriyorsunuz. Bence Tarkovsky filminde kitaptan sadece ilham almış ve bambaşka bir şey çıkmış ortaya. Tarkovsky'nin de hakkını yememek gerek, içinde bulunduğu siyasi dönemde bu filmle tam bir mucize gerçekleştirmiş.

En son film 2002' de Steven Soderbergh tarafından çekilmiş. Bu film Tarkovsky' nin Solaris'inden uyarlanmış. Kitapla çok alakası yok, zaten filmden sonra Lem' de isyan edip bir bildiri yayınlıyor; "benim kitabım uzayda romans değildir." diyor.

Çok beğendiniz bir kitabın film uyarlaması genellikle büyük bir hayal kırıklığı oluyor. Kendi adıma filmini beğendiğim uyarlamalardan ilk akılma gelen Kirpi' nin Zarafeti, Kapı ve son çekilen Anna Karanina' dır. Bayılmıştım bu filmlere. En korkunç uyarlama dediğinizde aklıma ilk gelen Bizim Büyük Çaresizliğimiz kitabının (gerçekten çok severim,)film uyarlaması tam bir felaketti


Yani özetle kitap çok iyi,  benim gibi meraklısına tavsiye ederim. Sinema meraklıları zaten Tarkovski arşivinden (bu arada o da filmi en başarısız filmleri arasında görüyor) izlemişlerdir ya da izleyeceklerdir. Tabi bir de George Clooney hayranları 2002 Solaris' ini eminim izlemişlerdir...


İyi bakın kendinize...

7.09.2020

Bahçe

Geçen hafta hepimizde bir koşuşturma vardı. Ben ofisle ev işleri arasında, Koca atölyede, Bilge  eba'da canlı derslerin peşinde,Efes' te hala dişi köpeklerin arkasında  koşturduk.Akşamları genelde herkes kendi sakinliğine gömüldü. Birlikte pek bir şey yapmadık.

Pazar günü kahvaltımızı edip, yola düştük. Teyzemlerin bir kaç yıl evvel alıkları hobi bahçesine gittik. İlk aldıklarında boş arazi üzerinde ahşap kulübelerin yan yana sıralandığı, çokta sevimli olmayan bir yerdi. Bu sene giriş kapısından bakınca gözlerime inanamıyorum. Ağaçların, çiçeklerin, sebzelerin arasına kulübeleri seçemiyorsunuz.


Fotoğraftaki tüm çiçekleri teyzem tohumdan yetiştirmiş. Bana da tohum verecek, baharda ofisin ve apartmanın bahçesinde yetiştirmeyi deneyeceğim. Her gün bu güzelleri görmek keyifli olur.


Giderken patlıcan ve kırmızı biber götürmüştük. İlk kış hazırlığı olarak onları mangalda közleyip buzluğa atım. Teyzemlerin koca totolu köpeği Leblebi bize pek bir iyi davrandı, yanımızdan ayrılmadı. Hele mangal sofrasında Efse' le rolden role girdiler. Karşı bahçenin geveze  chihuahuası Eriği kovaladılar:))Erik inatçı çıktı kaçıp kaçıp yanımıza geldi bizimkilere gavladı durdu:)

Bilge resim yaptı. Biz sebze topladık. Domates, biber, ıspanak, nane, salatalık , fasulye... Toprağın bereketi hayret verici. Komşular aşure yapmış, onu da mideye indirdiğimizde akşam olmuştu. Bilge yoga dersini kaçırdı:)) 

Eve döndüğümüzde hemen ganimetleri yerleştirdim, sonra da uyuya kalmışım:)) Sabah gözlerimi açtığımda saat dokuz olmuştu. İnanamadım, deliksiz o kadar saat nasıl uyumuşum derken ev ahalisini de uyur buldum. Efes bile sabah gezmesini umursamadan uyumuş:)) 

Herkes fırladı yerinden, Bilge derse girdi, ben kahvaltı hazırlama koyuldum. Koca Efes'i gezdirdi. Bilge' nin kahvaltısını bilgisayarın önüne taşıdım. Kahvaltıyı yapıp, çıktık. Allah'tan çocuklar işleri toparlayıp çıkmışlar.Ben de kahve demledim, evrak yığınına gömülmeden buraya bir uğrayayım dedim. 

Keyifli bir hafta diliyorum.

1.09.2020

Hafta sonu

Cumartesi günü Bilge'yle kitapçıları dolaştık. İlk durağımız Dost' tu. Bilge'ye Fransızca çalışma kitabı, bana Marjan Kamali' nin Kırtasiye Dükkan' ını aldık. Yapı Kredi Yayınları henüz açılmamıştı, vitrinine göz gezdirip, Kırmızı Kedi' ye geçtik. Bilge çizgi roman rafını boşaltınca bize kahve ısmarladılar. Oradan İşbankası Yayınlarına uğradık. Bir dolu Sait Faik kitabı aldım. Üç al iki öde kampanyası vardı. 
Efes'in ödül mamalarını da alıp eve geldik. 


 Pazar erkenden küçük termosu kahveyle doldurup, çantaya örtü, kitap,çizim defteri, kalemler koyup Seymenler Park'ına gittik. 

Havada uçuşan yapraklar ve kuş sesleri arasında kitap okuduk, müzik dinledik. Çimlere çıplak ayaklarımızı uzatıp, başımızın üzerindeki mavi gökyüzünü izledik. 

Laf Evi' ni bitirdim. Beklemediğim kadar iyi bir kitaptı. Kurgu çok güzel oturtulmuş, araya serpilen bambaşka hikayeler, geçmiş gelgitler çok dengeliydi. Kitap bittiğinde ne yazık ki bu memlekette hiçbir şey değişmiyor cümlesi içinizde derin bir sızıyla dudaklarınızdan dökülüyor. 

Üzerine  bir de Mahalle Kahvesi' nde ki öyküleri okuyunca kendime gelmem biraz zaman aldı...

Bilge' nin online dersleri başladı, her ders yarım saat. Dün tek ders yayınlayabildiler. Bugün iki ders görünüyor. Hayırlısı artık diyorum. Kendi çabamızla ne yapabileceğimize bakacağız...

Efes'in hayatı pek heyecanlı bu ara. Parktaki köpek grubundaki dişiler teker teker kızgınlığa giriyor. Gözü dönmüş vaziyette kız peşinde koşuyoruz. Kollarım uzadı diye düşünüyorum:))

İyi bir hafta diliyorum...

26.08.2020

Pazartesiymiş gibi...


 Geçen hafta ortasından beri evdeydim. Koca ailesini görmeye köye gitti. Ben de evden çalıştım. Sabah yürüyüşlerini özlemişim. Efes' le uzun uzun yürüdük. Mevsim yavaştan dönmeye başladı, sabahları serin hava ürpertiyor. Akşamları da güneş daha erken batmaya başladı, pencereleri kapatıyoruz. Bir süre sonra çoraplar, diz battaniyeleri çıkar ortaya. Her sene bozkır yazının kısalığına şaşırıp, üzülürdüm. Bu sene hiç böyle hissetmiyorum. 

Hayvan Müzesi' ni bitirdim. Katman katman, müthiş bir romandı. 

Suluboyalarımla oynadım.Yukarıdaki resmi yaptım.

Lucifer' ın son sezonunu izledim, hiç sevmedim.

Tarçın ağacını merak edip, internette bir dolu resim gördüm, videolar izledim.Çok ilginçti.

İlk kez parkta Cane Corsa türü 80 kg.lık bir köpek gördüm. Çok ürkünç ama ağzından akan salyalarıyla çok şapşikti. Efes arkasını dönüp bakmamayı tercih etti. Bilge' yse köpeğin yaklaştığında daha da büyüdüğünü söyledi:))

Arka arkaya tanıdıklarımla ilgili  kötü sağlık haberleri aldım, sonra haberler iyi yönde evrildi. Çok garip hissetirdi.

Koca akşam geldi, Efes havalara uçtu. Dibinden ayrılmadı. Pabucum yine dama atıldı:))

Şimdi ofisteyim, masamdaki evrak yığınından kurtulmadan evvel buraya bir uğrayayım dedim.

İyi bakın kendinize...