26.04.2022

26 Nisan


 Nisan ayının da sonuna doğru gelmişken, zamanın hızla geçtiği duygusu iyice sarıyor zihnimi.

Hafta sonu Bilge' yle, bayram vesilesiyle ziyarete açılan Pembe Köşk' e gittik. Geçmişin zarafeti, muazzam tavan süslemeleri ve gıcırdayan yer döşemeleri, bizi bizden aldı. Uzun uzun dolaşıp, parka geçtik. Parkın karşı tarafı tıklım tıklımdı, bizim bulunduğumuz yamaç nispeten daha sakindi. Yere örtümüzü serip, uzandık. Aslında kitap okuruz demiştik ama ne benim, ne Bilge' nin eli gitmedi kitaba. Uzun bir sohbet gelişti, aktı gitti, pek sevindim ama belli etmedim:) (ergeni olanlar beni çok net anlar ) Hafiften de bir rüzgar çıktı, uzandığım yerdeki kararmış yemiş kabuklarını, dal parçalarını yan yana koyarken Bilge' ye dönüp "burnuma deniz kokusu geldi" dedim ve dediğime şaşırıp Bilge' nin yüzüne baktım. O ara anladım "güneş kremimi sürdün "dedim " evet" dedi ve bastık kahkahayı. 

Deniz kenarında yaşayanlar iyot kokusunun tadını çıkartın, Bozkır' da denize hasret insanlar güneş kremi kokusunda deniz hayali kuruyorlar:)

Efes' i uykusunda izlemeye bayılıyorum. Uykusu derinleşince çoğu zaman patileri kıpırdamaya başlıyor, rüyasında koşuyor sanırım. Bu sabah ofiste uyurken pat pat kuyruğunu yere vurduğunu gördüm, kesin beni ona ödül maması verirken görüyordu:))

Sonunda leylaklar açtı. En ufak esintide insanın aklını başından alan kokusu ve coşkusuyla  Ankara' ya baharın geldiğini hatırlatıyor. Tabi Sevgili Leylakdalı' nın kulaklarını çınlatıp, bu kadarı kesmez deyip telefona yapışıyorum. 

Aysun Kara' nın Dünyanın Orta Yeri kitabını okudum, nefis bir kurgusu, iç içe kusursuzca yerleştirilmiş insanlar, onların hikayeleri gerçekten çok beğendim, tavsiye ederim.

Uysallar' ı izledim, çok eleştirmişlerdi ama ben çok beğendim. 

Akmet Büke' nin Deli İbram Divanı'na başladım. 

Kapı açık ve kısa kollu tişörtle oturuyorum, geçen hafta kaloriferin üzerine tünediğimi unuttum bile.
Patileri açma zamanı yakındır.
Her sene olduğu gibi aklıma yine Ayla Kutlu' nun Zaman Da Eskir kitabı geldi. Ne güzel anlatır Ankara baharını, bir gecede sihirli bir el değmiş gibi der. 

Baharın tadını çıkartın...

11.04.2022

11 Nisan


 Uzun zaman oldu yazmayalı. İş yoğunluğu zamanımın büyük bir kısmını yerken, bana kalan kısımlar daha bir kıymetlendi. Yapılacaklar listemi yine bir kenara atıp, yapabildiklerimi alt alta sıralamak iyi hissettiriyor. Gelmeyen bahara ağıt yazmaya başlamışken, yine bir anda bahar geldi bozkıra... Gerçi tam gelmiş gibi de değil ama ağaçlar süslenip, püslendi ya, o da yeter...

Hafta sonu Bilge' yle yakında ne kadar park bahçe varsa dolaştık. Bu sabah bacak ağrısıyla uyandım. Kışın rehaveti bu:) Cumartesi yürürken sohbet ettik, pazar günü kulaklıklarını taktı hiç oralı olmadı...
İnsanlar bizim gibi kendilerini parklara atmışlardı. Ağaçların altında boşalan bankların hemen dolduğunu, kocaman bebek arabalarını tutan annelerin,  hem arabalara hem çocuklara hakim olma çabalarını, önünden geçen her köpeği yüzünde kocaman bir gülümsemeyle sevmeye çalışan ama bir türlü başarılı olamayan genç kızı, bir köşede ciltli defterine uzunca yazı yazan adamı, kafasını kaldırıp pür dikkat ağaçtaki yuvaya bakan ben dahil tüm parkı yuvaya odaklayan yaşlı teyzeyi fark ettim...

Bugünlerde of dedirten hayatın, sıradan akışına şahit olmak içimi rahatlattı...

Üç manga okudum, ikisi takip ettiğim bir seriydi. Üçüncü yeni bir seri, çizimleri şahane ama konu çok saçmaydı...

Mehmet Eroğlu' nun 9,75 kitabından uyarlanan filmi izledim, güzeldi.

Anne With an "e" serisinin dördüncü kitabına başladım.

Norman Manea ' nın Ekim, Saat Sekiz öykülerini okuyorum. Toplama kampında geçen, çok etkileyici bir dille yazılan öyküleri yavaş yavaş okuyorum.

Sevgili Ayşe Başak Kaban' ın son kitabı Pinana' yı aldım, bu hafta okumayı planlıyorum.

Okulların tatil olması şahane oldu, Bilge Efes' le evde, keyifli bir hafta geçirecek.

Yine bölündüm yazarken, kendinize iyi bakın, güzel bir hafta olsun.


15.03.2022

15 Mart


 Bugün Bilge' nin doğum günü, on altı yaşına bastı. Yazarken, söylerken bile zamanın hızına şaşırmadan edemiyorum.  Akşam çaktırmadan fotoğraf çekeyim dedim günün özeline istinaden, kıyamet koptu... Ben de teee Hollanda' dan teyzemin hafta sonu yollayıp "şu güzelliğe bakar mısın" dediği fotoğrafı koydum:))

Ergen Bilge çokça sinir bozucu olsa da, bir o kadar da büyüleyici... Onu izlemek endişelerimden sıyrıldığım zamanlarda çok keyifli. Okul başında geleceğe dair tüm planlarını değiştirip mimar olmaya karar verdi. Ben güzel sanatlar okuyacak diye çok rahatken, bunun ona yetmeyeceğini söyledi. İstediği bölümün puanını görünce, deli gibi abartısız gece gündüz yüreğimi ağzıma getirerek ders çalıştı. Veli toplantısında tüm öğretmenleri övgüyle bahsettiler. 
Ebeveyn olmak çok acayip bir duygu. Bilge çok sakin bir bebekti, uykusuz kaldığımız gece sayısı bir elin parmaklarını geçmedi. Komik ve eğlenceli bir çocuktu. Sevdiği her şeyi keyifle yaptı, sevmediklerini benim hatırıma yapmaya çalıştı. Büyüdükçe hatır falan kalmadı:)) Hiç hırslı görmemiştim onu, belki de bu beni ürküttü. Gerçi kuzenim çocuk sana rağmen başarılı diye dalga geçiyor... Çok sevdiğim bir arkadaşımla geçenlerde  ailelerimizin farkına varmadan bizde açtıkları yaralardan bahsettik. Bu çok dipsiz bir kuyu...su yolunu açtıktan sonra kenara çekilmeyi bilmek gerekiyor, bunu kendime sürekli tekrar ediyorum.

Dünya bu kadar kederli bir yer olmuşken (ülkeden bahsetmiyorum bile) ne desem boş, umudumu korumaya çalışıyorum, bunlar kötü günlerdir umarım ve çocuklarımız güzel günler görürler...

3.03.2022

03 Mart


 Sabaha karşı kulağımda garip bir sesle uyandım. Kalktım balkona çıktım, belediye araçları yolu açıyorlardı, o ara fark ettim kar yağdığını. Saat beş sularındaydı, tekrar uyuyamadım. Yeşilin Kızı Anne' ye başlamıştım. Diziyi izlememe rağmen, keyifle okuyorum. Anne' nin hayal dünyasını ve geveze ruhunu okumak, izlemekten daha keyifli geldi. Bizimkiler uyanana kadar baya okudum. Kahvaltının ardından Koca' nın ısrarla mevsimlik lastikleri değiştirmediği arabayla geldiğini hatırladık. (diğer araçlarda kar lastiği var ve aslında hava güzeldi) Biz Efes' le yaya olarak kestirmeden gideriz dedi, (mesafe 2 km, adam ve köpek kara bayılıyorlar) biz de Bilge' yle taksi bulabileceğimiz iyimserliğiyle yolda baya bir bekledik. Sonunda Bilge pes etti, gitmiyorum okula deyip eve geçti. Ofiste hem işlerim vardı, hem de Efes oralarda tek başına kalmasın diye ve hala taksi bulabilme umuduyla yolu uzata uzata ana caddeye çıktım. Ofisin yakınından geçen bir otobüse güç bela bindim. Pandemiden beri hiç otobüse binmemiştim. Güç bela ücreti ödedim (otobüs kartım da yoktu) tıklım tıklım otobüste azıcık ilerleyip hemen ikinci maskemi takıp, boynumdaki atkıma iyice sarıldım. Kısa mesafe gittim ama az daha gitsem kesin bayılırdım. Sonra otobüsten inip fotoğraftaki yoldan kaya kaya ofise geldim. Bol bol güya düşen cemrelere ve sevgili Koca kişisine saydırdım. "Bugün benim doğum günüm yaaa" da dedim. İnstagrama yazmıştım Hoş geldin 45 diye:))  Bir sürü güzel doğum günü mesajı aldım, ağzım kulaklarımda cevaplar yazdım. Keyfim yerine geldi...

Yeni yaşımı her şeye rağmen umutlu karşılıyorum. Umudumu korumak zorunda olduğumu en çok bu zamanda hissettim... 
İyi bakın kendinize...💚💚💚


21.02.2022

21Şubat

Bir sürü taslak yazdığımı ama bir türlü tamamlayamadığımı ve günlerin hızlıca geçtiğini fark ettim. İş güç bir taraftan devam ederken güzel kitaplar okudum. En son Oscar adayları açıklanınca da film listeleri çıkartıp izlemeye başladım.
Millet ne güzel bahar fotoğrafları paylaşıyor diye isyan ederken akşam kar yağdı. Artık havayla ilgili yorum yapmama kararı aldım böylece:))
Fotoğraflar hafta sonu yürüyüş güzergahından, benden uzun kardanadam, bembeyaz örtü, ağaçlara asılan kuş evleri ve tabi havaya düşen cemre...
Ufak bir soğuk algınlığı geçirdim, hasta olmayı unutmuşum. Panik havası eşliğinde evde ne kadar ot çöp varsa demledim, şifa niyetine bir dolu abuk sabuk şey yedim. Üç günde sesim geri geldi ama hala arada çatallaşıyor gibi...

Hafta sonu Bilge' yle Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde "Yokai Geçit Töreni" Sergisine gittik. Yokai Japon mitolojisinde doğa üstü varlıklara verilen isim. Parşömenler, çizimler, heykeller inanılmazdı. Belki bitmeden yine gideriz.

Neler okuduğuma gelince;
Ralf Rothmann' dan Süt ve Kömür
Lily Tuck' dan Kız Kardeşler
Eduardo Berti Düşlenen Ülke
Amor Towles' ten Nezaket Kuralları' nı okudum. Tüm hafta sonu ise İsabel Allende' den Denizin Uzun Taçyaprağı elimden düşmedi. Eski tadında Allende okumak çok keyifli son elli sayfamı bugüne bıraktım.

Filmlere gelince 
The Hand God fazla absürd geldi, Coda güzeld, Belfast favorilerimden oldu, Dune çok uzundu, gerçi hepsi çok uzundu. The Power of The Dog başta temposu çok ağırdı ama sonra toparladı , sonu efsaneydi zaten:) Tick Tick Boom' da Andrew Garfield'in şarkı söylerken her an ağ fırlatacakmış hissi gittikten sonra  yeteneklerine hayran kaldım.
Yarım bıraktığım ilk film Begin Of Ricardos oldu ilk yarım saatte şiştim...
Törene kadar diğerlerini de izlerim sanırım.
Bilge bir tek Dune benimle izledi. Okuyayım ben bu seriyi diye kitapçıya gitti, kitapları görünce yaz tatilinde okurum dedi:))

Efes' in keyfi yerinde, yine parktaki kızlardan kızgınlıkta olanlar vardı, baya bir deli divane oldu. İşveler cilveler derken en son kızgınlığı biten kızlardan biri diş gösterince normal yaşamına geri döndü. Bu arada patilerinin altındaki tüylere dokunca huylandığını fark ettim. Altı yıldır  fark etmemiş olmam beni de şaşırttı. Arada bu tüylerle oynayıp sinir ediyorum:))

Kediler mevsimin çok farkında, sokaklarda fink atıyorlar. Peşlerinden koşmasın diye sokakta gezdirirken kısa tasma takıyorum...

Neyse şimdilik bu kadar, iyi bakın kendinize...



 

31.01.2022

31 Ocak


 Bir haftadan fazladır ortalık bembeyaz kar kaplı. İlk günler sevimli beyazlık buza dönüşünce çokta keyifli olmuyor. Üstelik hava gerçekten çok soğuk. Cumartesi bir haftadır dışarı çıkmayan Bilge isyan bayrağını çekti. Taksiyle Seğmenler Parkı' nın girişine kadar gittik. Parkı bembeyaz görünce girmeye cesaret edemedik. Yollar buz pisti gibiydi. Parkta gördüğümüz üç beş insan da popolarının altında çöp poşetleriyle yarı kayarak, yar yuvarlanarak çığlık atıyorlardı. Kenardan kenardan sağlam basarak Kuğulu Park' a ulaştık. Havuzun ortasındaki yukarı doğru fışkıran fıskiyeler donmuş, heykel gibi olmuşlardı. Suluboya kar manzarası resmi gibi ağaçlar, kar yığınları derken acıktığımızı fark ettik. Bilge yeni bir yerde yemek konusunda çok katıdır. Bu sefer kendi yeni bir yere gidelim dedi. Yol üstünde bizim de müşterimiz olan bir işletmeye girdik. Tunalı Hilmi Caddesi' ne bakan masalardan birine oturduk. Yemek boyunca gözüm caddedeki insanlarda takıldı kaldı. Bilge de caddenin karşısındaki gelinlikçide gelinlik deneyen kadını gösterdi." Ne zahmetli "dedi, "heyecanlıdır" dedim. Dudağını büzdü, yemeğine döndü...

Biraz alışveriş yapıp eve döndük. Uwe Timm' in Morenga' sını bitirdim. Çok ilginç bir okuma oldu. Arşiv belgelerine ustaca eklenen kurguyla 1900' lerin başında Almanların Güney Afrikayı işgali ve oradaki halkın ayaklanmasını anlatıyor.
Geçen hafta bolca okumayla geçti. Distopik roman denince ben de akan sular durur deyip Yevgeny Zamyatin' in "Biz" kitabını okumadığımı anlamam niye bu kadar uzun sürdü, sahiden bilmiyorum. Üstelik Orwell' e ilham olmuş, Ursula K.Le Guin' in ön sözüyle başlayan bir kitap. Heyecanla okudum ve çok beğendim. Matematikle inşa edilmiş bir dünya, ilginç...

Çöl ve Tohumu kapağındaki iki kocaman göze bakıp aldığım Jorge Baron Biza' nın bir kitabı.Sonradan aslında yazarın kendi trajik aile hikayesini yazdığını  öğrendiğim ve kitap basıldıktan üç yıl sonra intihar ettiğini görünce garip bir okumaya döndü. Sevdim mi, sevmedim mi bilemedim.

Geçen haftadan beri evde yoga yapamıyorum ama stüdyo derslerime gittim. Soğukta yoga yapmaktan hiç hoşlanmıyorum. Kaskatı derse giriyorum. Zaten hep akış yapıyoruz ısınalım diye. Bu seferde ter içinde dersten çıkıyorum, daha da katılaşıyorum sanki...

İşleri çabuk toparlayıp eve gitmeli...


18.01.2022

18 Ocak


 Sabah evden çıkarken kar başladı, iyice yağdı... tutacak kesin derken durdu. Hava soğuk, herkesin dilinde evlere bomba gibi düşen faturalar. Doğal gaz, elektrik, benzin faturalarını paylaşıyor herkes. Sabah bankamatiğe uğramam gerekti, kat kat lahana moduna geçip, kar yağarken düştüm yola (caddenin başına kadar yürüdüm aslında:)) Bankamatiğe paralarımın bir kısmını beğendiremedim ama sonunda ben kazandım, paramı yatırıp geri dönüşe geçtim. Esnaftan bir kaç kişiye denk geldim. Fatura şikayetleri, küresel komplolar ve Allah yardımcımız olsunlara kafamı sallayıp amin dedim, ofise geldim.

Bilge' nin karantinası pazar günü bitti, pazartesi güle oynaya okula gitti. Bir haftalık karantinayı o ödül gibi görürken Koca' da ben de diken üstündeydik. Sürekli dillendirmeden birbirimize sağlık taraması yapar olmuştuk. Tadı nasıl, kokusu da güzel değil mi, öksürdün mü sen? 
Neyse hayat normale (!) döndü yeniden. Bilge'nin eline yüzüne renk geldi dinlenince. İzleyebildiği tüm animeleri izledi, okuyabildiği mangaları okudu. Resim yapamamaktan şikayet ediyordu, yastığının altında resim defteri görmek keyifli oldu...

Bana gelince hafta sonu mutfakta antin kutin işlerle uğraştım. Bilge' ye badem sütü, kalanlarla pankek, türk işi noodle, pancar kvass...

Modern Love' ın ilk sezonunu bitirdim.Hemen bitmesin diye ikinci sezonu her gün bir bölüm izliyorum o kadar sevdim. Don't Look  Up filmini izledim. Bir ara uyumuşum, iyi hoş günümüz sosyal medyasına,  falana filana güzel göndermeler olmuş ama çok uzundu yahu...

Cho Nam-Joo 'nun Kim Jiyeong, Doğum 1982 kitabını okudum. Güney Koreli bir kadının hayatını okurken cinsiyetçi yaklaşımın bizim ülkemizle benzerliğine inanamıyorsunuz. Sinir bozucu...Dünyanı her yerinde kadınların başına aynı şeyler geliyor, hem de doğal sayılarak...

Orhan Berent' in Trenler Çıldırırsa kitabını okuyorum, bugün biter sanırım. Pek heyecanlandırmadı.

Uwe Timm' in Morenga' sına da başladım. Puntolar küçük olmasa nefis bir okuma olacak. Yirmi sayfadan sonra zorluyor.

Akşam yoga dersi için stüdyoya gideceğim. Özledim bir hafta gitmeyince.

Ağaçlar sallanmaya başladı, rüzgar çıkmış, yağsa daha iyiydi.

Kaçtım ben, iyi bakın kendinize....





12.01.2022

12 Ocak


 Sabahları ofise gelince ilk işim kahve ve kış geldiğinden beri ıhlamur demlemek. Bu sabah ıhlamur kavanozundan demliğe kuru yaprakları ve çiçekleri koyarken bir parça ağaç kabuğu geldi elime. Kabuğun üzerinde parmaklarımı gezdirdim, burnuma götürdüm. Pek çok kişi ıhlamur kokusunu sevmiyor ama ben seviyorum. Üst sokakta Efes'i  ara sıra götürdüğüm ufak bir park var. Üç ya da dört tane ıhlamur ağacı var, çiçeğe durduğunda, hafif de bir rüzgar varsa mis gibi olur ortalık. Parkın çıkışına doğru küçük bir de iğde ağacı var. Bazı baharlar küsüp açmıyor ama açtıysa değmeyin keyfime...

Hala elimde kuru ağaç kabuğuna bakarken sabah bitirdiğim Leylak Kızlar kitabından bir bölüm aklıma geldi. Kitabın başlarında çalışma kampı zannettikleri korkunç bir toplama kapına girerken Polonyalı ailenin genç kızı ıhlamur ağaçlarını görüyor. Ihlamur ağacının hristiyanlıkta kutsal sayıldığını, kesilmediğini Meryem Ana' nın ağacı olduğuna inanıldığını düşünüp bir umutla seviniyor. Sonrası çok fena, insanın insana zulmü... Polonyalılar önce Hitler' den, sonra Stalin' nden neler çekmişler. Kitap şahane, yüreğinize dokunuyor ve sonunda umut bırakıyor. Diktatörler eninde sonunda devriliyor...

Cuma günü okuldan mesaj gelmişti, sınıfta covidli çocuk sayısı üçü geçti pazartesi test yaptırıp, salı okula öyle gelin diye. Bilge Koca'yla gidip test yaptırdı, akşam üzeri sonucu pozitif olarak bize bildirildi. Filyasyon ekibi aradı, Bilge' nin yedi günlük karantinasının başladığını,  üç aşımızı da olduğumuz için bizim karantinaya girmediğimizi sorun yaşarsak aramamızı söylediler. Bu arada Bilge' de dahil hiç birimizde en ufak bir belirti yok. Bilge test vermemiş olsa fark etmezdik. Sınıfın yarısının pozitif olduğu anlaşıldı haftaya pazartesiye kadar sınıf kapatıldı. Ben yoga derslerimi iptal ettim. Ofise kendi aracımızla gidip geliyoruz, kimseyle temasımız yok. Ekip kısıtlamanız yok dese de biz kendimizi izole ettik. Bilge yoğun sınav döneminden sonra armağan gibi düşündü bunu, yeni yıla çok pozitif girdim diye espiri bile yapıyor:)) Akşamları birlikte yoga yapıyoruz, daha evvel yapamadığı orta seviye duruşlardan bazılarını çok rahat yapmaya başladı, pek sevindi:)) Ben de ortalama kırk beş dakikalık yoga akışı hazırlama alıştırmaları yapmış oluyorum. Kendi pratiğim için iyi oluyor. 

İşlerin yoğunluğu devam ediyor ama arada yavaşlayıp, durabiliyorum artık. 
Kış tüm griliğiyle günleri dolduruyor.
İyi bakın kendinize...


4.01.2022

04 Ocak


 Yeni yıla  Efes  gibi " neler olacak bakalım " diye, gözlerimi kısıp düşüncelere dalarak girdim...Şaka tabi, yine saat on iki olmadan uyuya kaldık hem de hepimiz:) Sabahtan üçüncü doz aşılarımızı olduk. Totem falan yapmadık, yeni yıla illa üç doz aşılı girelim demedik. Bilge' nin en müsait zamanı o gündü, okula gitmedi. Akşam üzerine doğru hepimizin sol koluna ağırlık bağlamışlar hissi dışında bit yan etki yaşamadık. 

Yılın ikinci günü apartman toplantısı yapıp, yöneticiliği devrettim.  Çok sevindim, beni çok yoran bir işti. Sırf bu yüzden yıl güzel başladı ve güzel olacakmış hissine kapıldım....

Bu yıl ki kitap hedefimi yüz on kitap olarak belirledim. Amacım bu rakamın altına düşmemek.

Uwe Timm'in Morenga, Kerem Aslan' ın Her Şey Dahil ve Martha Hall Kelly' nin Leylak Kızlar kitaplarına başladım. 

The Man In The Castle ve Modern Love dizilerini izliyorum. Her güne birer bölüm izlemeye çalışıyorum. Aslında vaktim olsa başından kalkmam:)

Her sene listeler yapardım, bu sene hiç bu işe yeltenmedim. Yapabildiklerimi, içime sinenleri yazarım bir köşeye...

İyi bakın kendinize...