17.10.2018

Sevgili Çarşamba


Geçen cumartesi Bilge' yle piyano dersine gitmek için bindiğimiz taksiden yollar kapalı olduğu için kursa varamadan inmek zorunda kaldık. Kocaman bir parkın ortasından geçtik. Bir an durdum, Bilge döndü bana baktı ne oldu diye. O kadar çok kuş cıvıl cıvıl ve sanki coşkuyla ötüyordu ki şehrin göbeğinde duymayı beklediğim en son sesti. Bir süre dinledik, kocaman ağaçlara, ağaçlara vuran gün ışığına baktık. Sonra tabana kuvvet koşturduk kursa. Bilge anne yollar kapalı diye kızdık ama kapalı olmasa kuşları dinleyemezdik dedi:)) Şehre ne kadar beton yığını diye burun büksek de gizli saklı güzellikleri olabileceği umudunu yitirmemek ve belki aramak gerek.

Dün eve dönmeden evin eksiklerini alayım birazda yürüyeyim diye çıktım ofisten. Önce mahallenin eczanesine uğradım. Yıllardır aynı eczaneden alırız ilaçları. Bir hanım çalışıyordu ikidir uğruyorum göremiyorum, sorayım dedim, sonra kalabalıktı vazgeçtim. Yine yıllardır eczanenin duvarındaki diplomada resmi olan oldukça yaşlı ve asık suratlı hanım nasıl yardımcı olabilirim diye sordu. Göz damlası istedim, baktım gözlerime bakıyor benim için değil, köpeğime gerekli veteriner kullanabileceğimi söyledi deyince asık suratı bir anda değişti, sanki gençleşti. Bir süre konuştuk hayvanlarla ilgili, damlayı alıp çıktım. Her şeyi satan bir dükkana girdim. Bilge' ye lazım olan sunum dosyasıyla, sıvı çamaşır deterjanını ve son anda hatırladığım ceviz kıracağını aynı yerde bulmanın tarifsiz sevinciyle kasaya geldim. Ödememi yaparken iş yeri sahibiyle oflaya puflaya işlerin hiç iyi gitmediği üzerine konuştuk. Hayırlı işler dileyip, manava uğradım. Manavın sahibiyle çalışanlarını çekiştirdik, komik bir dille köşede fısır fısır konuşan çalışanlara çaktırmadan. Kasada aldıklarıma bir göbek marul ve bir demet roka ekleyip yirmi lira tuttu dedi. Bu arada birbirimize işler nasıl diye sorup onunla da  öfleyip pöfledik. Ona da hayırlı işler dileyip ofise döndüm. Eve biraz erken döndük. Koca yemeği ben hazırlayayım dedi. Ben de aldığı taştan hallice kabuklu cevizlerle kavgaya tutuştum. Maksat bir an evvel ortadan kaldırmak. Vallahi abartmıyorum birinin kafasına gelse hastanelik eder. Ah be adam normalde eve gelirken ekmekten başka bir şey almak aklına gelmez, bin yılın başı almış gelmiş koca bir poşet cevizi. Ne diyeyim, serdim sofra bezini, açtım yeni kıracağı, kırabildiklerimi kırdım, kıramadıklarımı koydum bir kenara... Hepsini de bitiremedim, bir ara heyheylerim üzerimdeyken kırmaya karar verip kaldırdım.

Bilge' nin ödevleri, evi sil süpür ve çamaşır dağından  kurtulunca kitabımın başına geçtim. Poe' nun Gözlük öyküsünü okudum, gülümseyerek.. Burhan Sönmez' in Masumlar ını aldım elime uyuyana kadar okudum, bitmesine on sayfa kadar kaldı.

Sabah Bilge' yi okula gönderdim. Dolapta filizlensin diye koyduğum mercimekleri hatırlayıp upuzun filizlerini görünce pek sevindim. Yaprak çıkarttım suya koydum akşama tuzunu bırakır sararım dedim.

Bir anda  aklıma biz küçükken ve babam yurt dışındayken onun bize ve bizim ona gönderdiğimiz ses kasetleri geldi. Kaset boyunca ne anlatıyorduk ya da o ne anlatıyordu hatırlamıyorum ama çok mutlu oluyorduk hem dinlerken hem de konuşurken. Kafa sesimizle duyduğumuz kendi sesimizi kasetten direk duymak hem şaşırtıyor hem bu ne ya, benim sesim böyle mi dedirtiyordu. Saat ilerleyince kız kardeşimi aradım. Hatırlıyor musun kasetleri dedim, biri ben de dedi. Yıllar sonra babamın sesini yeniden duyabilme ihtimali yüreğimi kıpır kıpır ettirdi.

Ofise geldim, Efes' le cepelleşerek göz damlasını damlattım, oturdum yazmaya başladım, hiç bitmeyecekmiş gibi geldi bu yazı bana, başka bir konuya geçmeden buraya kadar okuyanların yine gözlerinden öperim, iyi bakın kendinize...

16.10.2018

Biten Kitaplar...

Bilge' ye niyetle aldığım YKY' nin Doğan Kardeş Seçme Öyküler Serisi' nden aldığım kitaplardan elimde son kalan Selçuk Baran ın Öğle Saatleri kitabı da bana tam bir öykü ziyafeti çekti. 
İçinde sanırım beş öykü vardı. İlk öykünün ilk cümlelerini okurken bir durdum bence yazar erkek değil diye düşünüp netten baktım, evet karşıma hüzünlü gözlerle bakan hoş bir kadın fotoğrafı çıktı. 
Selçuk Baran Ankara' da doğmuş, okumuş ve erken denebilecek bir yaşta  bu şehirde ölmüş. Hulki Aktunç' un yazarla ilgili "Selçuk Baran günlük hayatın ağır aksak ritmini yazıyla yeniden üretmek gibi güç (ve nankör) bir işi büyük bir ustalıkla çözümlüyor" demiş, tam olarak hissettiğimi yazmış. Öykü dediğimiz zaman hep bir temkinli yaklaşırım, çünkü bence edebiyatın en taşlı yolu öykücülük. Bu zor zanaatin üstesinden gelenleri ise hiç düşünmeden bağrıma basarım. Kesinlikle okuyun derim, yazarın diğer kitaplarını ben kitap listeme ekledim.


Daha evvel Trenin Tam Zamanıydı kitabını okuduğum Heinrich Böll ün bu sefer Katharina Blum' un Çiğnenen Onuru nu okudum. 
2. Dünya Savaşı sırasına Alman ordusuna alınan yazarımız 1939 da esir düşer 1945' e kadar. Serbest kaldıktan sonra savaş sonrası Almanya'sında bir taraftan hayat mücadelesi verir bir taraftan yazmaya devam eder. "Kelimeler beni geç buldu" diyen yazar Almanya' nın vicdanı ve edebiyat dünyasının azizi olarak anılır.
 1972  Nobel Edebiyat Ödülü' nü alan yazarı eğer ilk kez okuyacaksanız tercihiniz bu kitap olmamalı. Çünkü farklı bir anlatım türü ve ciddi bir konunun altını çizdiği için Böll okuyormuş gibi hissetmeyebilirsiniz.
 Aslında yazar bu kitapta  günümüz medyasınında içinde bulunduğu çöplüğü , yıllar önce gözler önüne sermiş. Bir kadının sırf yanındaki sevgilisi aranan bir adam diye basın tarafından alt üst edilen hayatını ve bunun sonuçlarını anlatıyor. 


Poe nun öykülerinin 2. cildine başladım, her gün birkaç öykü okuyorum. Bir de Burhan Sönmez in Masumlar ına başladım.Yazarın okuduğum ilk kitabı, sürekli raflarda gözüme takılıyordu. İlginç bir okuma olacak gibi...

Keyifli okumalarımız olsun...




15.10.2018

Hafta sonu

Geçen hafta bir türlü yazmaya elim gitmedi, bariz bir sebebi yok, sanırım içimden gelmedi. Dün Bilge' yle Cermodern' e gittik. Otoparkta Ekmek Festivali vardı. Tam bir curcuna. Neyse ana binaya yöneldik, biletlerimizi alıp önce Eren Eyüboğlu Yaşam ve İşleri Sergisi ni gezdik.
Bilge bolca fotoğraf çekti. Eyüboğlu' nun pek çok teknik denediği eserleri hayranlık uyandırıcı.
Özellikle eskizlerinin yanında yağlı boya tablolarını, karakalem çizimlerini, seramik denemeleri,
çok güzel bir harmandı.
Bir ara çocuklar bir tabloya bakarak çizim yapıyorlardı. Bilge yanında malzemesi olmadığına baya bir yandı. Aslında o da taşır yanında, ben de ama şans işte ikimizde de hiçbir şey yoktu.

Neyse nasıl olsa fotoğraflarını çekiyorsun evde yaparsın dedim. Bence bir galeride soğuk zeminin üzerine oturup,resim yapmak ve gelip geçenin gülümseyerek seni izlemesi fikri hoşuna gitti:))

İkinci salonda Düşler Oyunlar ve Okumalar Sergisi vardı.
Oyuncak ve okuma teması üzerine hoş bir sergiydi.
Alt katta Emre Lüle /Distopya Sergisi oldukça ilginç on eserden oluşuyor.
Bu tarz denemeleri, farklı malzeme kullanımlarını seviyorum. Sergiyi beğendim keşke fırsatım olsa da tekrar daha sakin bir ortamda gezebilsem. İki kardeş olduğunu düşündüğüm bir erkek, bir kız çocuk ayaklarında scooterları, ağızlarında çığlıklarıyla sergi salonunu defalarca tavaf ettiler.Allah var zemin buna çok müsaitti. Ben de Bilge'yi o yaşlarda sergilere götürüyordum ama u şekilde değil. Zaten anne babayı ayırt etmem zaman aldı, çocuklar umurlarında bile değildi. Kız çocuğu iyice coşup, çığlıklar atarak ve deli gibi scooterını sürerken uçtu ve yere çakıldı. O ara çocuğa doğru koşan tiplerin anne baba olduğunu anladım. Sürekli çocuklarını uyaran tipleri de sevmiyorum ama bu kadarı da bir acayip hiç arası yok maalesef. Neyse bu atraksiyonu arkamızda bırakıp ekmekçilerin arasına daldık. Biraz dolaşıp, çıktık.

Cuma günü de Venom:Zehirli Öfke  filmine gittik. Malum Marvel filmleri özel ilgi alanımıza giriyor. Yalnız  o gün sabahtan başlayan baş ağrısıyla dolaşıyordum ve kafamda Örümcek Adam' dan bildiğim Venom' un Örümcek Adamsız nasıl olacağını düşünüyor en kötüsü uyurum diyordum. Filmin özellikle ikinci yarısı çok komikti ve kesinlikle dublajsız izleyin derim.

Bu arada iki güzel kitap okudum onları da yarın yazayım, keyifli bir hafta olsun...

5.10.2018

Ve Cuma...



Sabah telefonun alarm sesiyle yataktan fırladım. Hep alarmdan önce uyanırım, demek ki akşam sağlam yorulmuşum. Akşam yoga dersim vardı, burgular, uzamalar, ipe gir, aşağı bakan köpek, mutlu çocuk... en güzeli bitmesine yakın gözlerimin üzerine konan lavanta torbası. Yazın bir kenara, lavantayla kafa bulabilirsiniz:))

Koca' nın işi uzamış Bilge ve Efes evde. Binanın dış kapısını açıp eve doğru yönelince Efes havlıyor, Geldiğimi anlaması nasıl güzel bir duygu.Bilge Işığın Masalları nı izliyor. Ben de oturuyorum yanına, bölüm bitince o kitabını alıp yatağına, ben de duşa gidiyorum. Sıcak su ne güzel.
Binanın dış kapısına alengirli bir sistem yaptılar. Anahtarlar iptal edildi, ufak bir şey var onu okutup geçiyoruz. Yönetici beyefendi her eve ikişer tane vermiş. Güya toplu yaptıracak. Kapı açma şeysinin biri ben de biri Bilge' de. Kapı nöbetim sırasında kaç kez uyuyup uyandım bilmiyorum en sonunda Koca' yı aradım, yahu ne zaman geliyorsun diye arabayı park ediyorum dediğinde havalara uçtum. Kocaya kapıyı açıp, kendimi uyku deryasına bırakırken yöneticiye okkalı bir küfür etmeyi ihmal etmedim.
Günlerdir mutfak masasının bir kenarında çizim defterim var, gelip gidip bir şeyler çiziyorum. Portre çizimiyle ilgili bir kitabım var, oradan eskizler yapıyorum. Bu sabah Bilge kahvaltı yaparken ben de yine çiziyordum. Baktım merakla beni izliyor. Sen de fotoğrafını çekip okulda çizmeyi dene bakalım dedim. İki saat sonra resmin bitmiş halini yolladı:)) ben akşama anca bitiririm. Seviyorum bu çocuğu.

O servis beklemeye giderken ben de balkondan ona bakıyordum. Bilge' nin geldiğini gören iki kedi pıtı pıtı yanına geldi. Ayaklarına sürtünüp, kendilerini sevdirdiler. Sonra koca köpek Kara gelince onlar gitti. Bilge bu sefer de Kara' yı sevdi. Efes' le bana ilk hırlayan ve diş gösteren bir köpektir Kara. Efes' ten iri, simsiyah, bir tek  patileri puantiyeli, bir evin bahçesinde yaşayan bir köpek. Bilge' yle sabah uğurlamaları vesilesiyle Efes' le de barışmış gibiler. Birbirlerini görünce kuyruklar havada fıyt fıytlıyor:))
Bilge servise bindi, Kara bahçesine yöneldi. Ben bir iki saksının topraklarını eşeledim. Geçenlerde diktiğim sardunyalar tutmuş, pek bir sevindim. Çamaşırları toplamaya yeltendim, baktım hafif nemliler,geri bıraktım. Ferhan Şensoy' un Başkaldıran Kurşunkalem ine başladım.Sağolsun Leylak Dalı getirmişti, okumaya dalmışım. Saate baktığımda  kahvaltıya zaman kalmadığını fark ettim. Koca' yla ikimize birer sandviç hazırladım, bir de elma attım çantama.

Ofise geldim, İ. gelmemiş, dünden tahmin etmiştim. Neyse millet gidince ortalığı toparladım, mis gibi oldu her yer. Biraz daha kitap okudum, koca bir fincan çay yaptım kendime.

Hafta sonu için bir plan yapmadım, yarın piyano dersi var. Pazar günü de ufak bir dolaba ihtiyacım var büyük bir ihtimalle bir İkea yaparız.

Keyifli bir hafta sonu dileyerek kitabıma geri dönüyorum...

3.10.2018

Sevgili Haftanın Ortası Günü

Dün akşam sezonun ilk oyununa gittik. Sevda Dolu Bir Yaz bahsetmiştim ya hani Füruzan' ın öyküsünden uyarlama olan. Çıkışta Sevgili Leylak Dalı ve ben şokta güzelim öyküden geriye kalanın hayreti içerisindeydik. Nasıl kötüydü anlatamam, nereden tutsanız elinizde kalıyordu. Geçen sene de Leylak Dalı' yla o dönmeden bir oyuna gitmiş ve beğenmemiştik. Şansıma tüküreyim.
Eve geldiğimizde Koca ve Efes yeni geliyorlardı. Bizi tiyatroya bırakıp evin aşağı caddesinde mahalledeki tüm köpeklerin toplaştığı bir park var. Akşamları oraya gidiyorlar. Efes oynamaktan bitap düşmüş vaziyette dönüyor. Öyle ki sabah kalktığımda peşimden mutfağa gelmediğini fark edip, salona girdiğimde ayakları havada uyuyordu:))
Fotoğraf hafta sonundan, hiç filtre yok. Sabah güneşi yeşilin her tonunu cömertçe ortaya çıkartmış. Soğuk kış günlerinde dönüp dönüp bakmalık dursun burada.


Pazar günü Bilge' yle Bağzı Kitaplar Kardeştir kitap fuarına gittik. Çankaya Belediyesi bünyesinde Çağdaş Sanatlar Merkezi' nde açılmıştı. Büyük yayınevlerinin yanı sıra adını hiç duymadığım yayınevleri de vardı. Biraz sönüktü ama hiç yoktan iyidir dedik. Bilge kitaplarının parasını kendi ödedi. İşbankası Yayınlarından Mehtaplı Bir Gece 'yi aldı, üç boyutlu nefis bir kitap. Suluboya teknikleriyle ilgili bir kitap, Pera Günlükleri 4 ve adını unuttuğum fantastik bir kitap aldı . Ben de Heinrich Böll' ün üç kitabını aldım.

Gogol' un Palto suna dün başlamıştım, bu sabah bitirdim. Pera Günlükleri 4 e Bilge başlamadan ben okuyayım diye atladım. Kızkardeş bu ayın challange' nı açıkladı. Totalde bin sayfanın üzerinde iki kitap okumak. Ferhan Şensoy' un Başkaldıran Kurşunkalem 'ine Edgar Allan Poe' nun Toplu Öyküleri nin 2. cildini okumaya karar verdim. Yanlarına ufak tefek okumalar sığar mı bilmiyorum:))

Sabah dışarıya kedi maması koyarken bir sarman ayaklarıma sürtüne sürtüne mama kabının yanına geldi, nasıl acıkmış. Karnını doyurup gitti, ardından bir sokak köpeği geldi o da nasiplendi. 
Migros'larda kedi ve köpek mamalarında yüzde elli indirim var, aklınızda bulunsun...

Neyse ben işe döneyim, bu saçma dönemde iyi hesap kitap yapıp, bolca sek sek oynamam gerek...
İyi bakın kendinize...


1.10.2018

Eylül Okumaları



Eylül ayı kısa soluklu okumalarla geçti. Kızkardeşle aylık okuma challangimiz için 3 maddelik bir liste yapmıştık.
1- Yazarı aramızdan ayrılmış bir kitap okuması (Gömülü Şamdan)
2- Daha evvel bir kitabını okuduğumuz bir yazardan  kitap okuması(Güvenin Ölümü)
3- Yazarı oyuncu olan bir kitap okuması (Haşırt Dı Bilekbord)
Bunları da ekleyince on bir kitap oldu eylül ayı hasılatı:))

Gömülü Şamdan/ Stefan Zweig/ İşBankası Kültür Yayınları okurken de yazmıştım şimdiye kadar okuduğum en Zweig kitabı gibi olmayan kitabıydı. Yahudilerin kutsal şamdanın ortadan kaybolmasıyla ilgili efsaneden yola çıkan yazar, bu olayı  umutlu bir finalle yazaıyor.

Mahcubiyet ve Haysiyet/Dağ Solstad/YKY Yayınları kuş kadar (110 sayfa) bir kitaptı ama beni oldukça zorladı, özellikle kitabın başındaki inceleme konusu  Henric İbsen' in Yaban Ördegi' ni okumamış olmam da işin çabasıydı. Neyse ki bir süre sonra taşlar yerine oturdu. Bir nevi iç hesaplaşma gibiydi, gerçi sonu havada kaldı.

Bedrufi' nin Nefesi/Mehmet Güreli/Sel Yayınları Oldukça zengin bir anlatım ve defterler dolusu notlarla çok faydalı bir okuma oldu. Mehmet Güreli' ye hayran oldum.

Saatler/Sabahattin Kudret Aksal/ YKY Yayınları yazarın il kez öykülerini okudum ve çok etkilendim. Her biri ayrı ayrı etkiledi beni. Yine gecikmiş bir okuma olduğunu hissettim.

Haşırt Dı Bilekbord/Zafer Algöz/İnkılap Yayınları Zafer Algöz' ün anılarını komik bir dille yazdığı bu kitabı okurken çok eğlendim. Aslında hüzünlendiriyor da sonuçta çokta uzak olmayan bir tarihten ve oyunculardan bahsediyor. Kahkaha garantili bir okuma.

Amansız Takip/Brıan Garfield/ Milliyet Yayınları Her ay çok eski bir kitabı okumaya çalışıyorum. Bu kitapta 1974 basımıydı. Bir banka soygunu, soyguncuların peşinde bir ajan ve yerel iki polis. Polislerden biri kızılderili zaten takip o yüzden amansız oluyor.

İnsan Dengesi/Margit Schreiner/YKY Yayınları İki aile çocuklarıyla yıllardır medeniyetten uzak ıssız bir adada tatile giderler bu sefer ailelerden birinin arkadaşlarının kızı da onlara katılır. Kızın çok trajik bir öyküsü vardır. Güzel bir anlatıydı.

Nohut Oda/Melisa Kesmez/Sel Yayınları Melisa Kesmezin üçüncü öykü kitabı Nohut Oda. Kalemi güzel ve oturmuş bir tarzı var, bu kitabında da yanıltmadı. Çok beğendim.

Kapıya Not Bıraktım/Sevgi Can Yağcı Aksel/Ayizi Okurken de yazmıştım çok güzel çok dokunaklı öyküler. Zaten ikinci baskıyı da yaptı, okuyun derim.

Güvenin Ölümü/ Virginia Woolf/Zeplin daha önce başlayıp okuyamadığım öyküler başlarda çok iyi gitti. Sonlara doğru zorladı. Bekli bir beş sene sonra tekrar denemeli:))

Yabancı Bir Ülkeden Haber Geldi/Alberto Manguel/YKY Yayınları yazarın daha evvel Okumanın Tarihi kitabını okumuştum. Bu kitapsa oldukça ilginç bir kurguyla yazılmış. Ortalara doğru sonunu tahmin ettim ama belki öyle değildir diye merakla okudum.


Bol okumalı bir ay olsun...




27.09.2018

Özet Akışı



Yazmayalı bir haftayı geçti, bu arada Antalya' dan annem geldi. Uzun süredir gelmiyordu, iyi oldu. Gezdik, dolaştık, dedikodu yaptık:)) Havalar birden soğuyunca, annem evine döndü. Bu arada erkek kardeşim bir köpek sahiplenmek istiyordu annemi ikna edemiyordu. Annem bu sefer ikna oldu ve iki aylık french bulddog cinsi Korsan' ı sahiplendiler. 


Fotoğraftaki kadar küçük , 1kg.150 gr. ağırlığında bu sıpa. Oyuncu ve çok sevimli, biz de görmek için sabırsızlanıyoruz.

Onun dışında haftada bir gün yoga dersine gitmeye başladım, çok özel bir zaman dilimi benim için. Keşke daha evvel başlasaydım. Sanırım bu sefer aradığımı buldum.

Havalar iyice soğudu, giysi dolaplarını elden geçirmek lazım.

Güvenin Ölümü bitti ama itiraf edeyim zorladı. Özellikle başladığım öyküyü bölmeden okumazsam ben ne okuyordum duygusunu bolca hissettirdi.

Nohut Oda da bitti, güzel öyküler okudum.

İnadına Canlı da bitmek üzere, son otuz sayfam kaldı. Bu daha kapsamlı ve ayrıntılı bir kitaptı. Okumam zaman aldı ama çok faydalı, hiç aklıma gelmeyen bilgiler öğrendim

Yabancı Bir Ülkeden Haber Geldi ye başladım, ilginç bir okuma olacak gibi görünüyor.

Ofiste işler birikmiş ama çok acele etmiyorum, zaten ay sonu da yaklaştı, hepsini birlikte yaparım dedim.
Piyasa gerçekten çok kötü, her gün bir yerlerin kapandığını duyuyorum. Çarşıda pazarda herkeslerin suratı beş karış. Annem her geldiğinde Çıkrıkçılar Yokuşu'na gider oradaki dükkanları gezeriz. Annem malzeme falan alırdı. Bu seferde uğradık, esnafın suratı öyle bir asık ki fiyat sormaya korkuyorsunuz. Zaten fiyatları duyunca kulaklarımıza inanamayıp elimiz boş döndük.

Okulların başlamasıyla, Bilge' yle koşuşturmamız da başladı, bu sene daha düzenli gibi ama boş bırakamıyorum.Böyle yapalım, şöyle yapalım mevzusu devam ediyor...

Daha uzun yazarım sanmıştım... Netse iyi bakın kendinize.