7.11.2022

07 Kasım


 Hafta sonu hava çok güzeldi. Sonbaharın renklerini, güneşin iyice parlattığı iki günün tadını elimizden geldiğince çıkarttık. İyi ki de öyle yapmışız bugün hava ... gibi. Cumartesi Bilge' yle, pazar günü Koca' yla parklara attım kendimi. Efes pek keyifliydi, ayakta gördüğü her bitkiyle, otla çöple bu mutluluğunu paylaştı. 

Sonrası evde yalandan ortalığı toparlama, çamaşır , yemek, bulaşık faslı. Alışveriş, bir saksı koyu pembe kasımpatı. Öğleden sonra Finlandiya yapımı bir dizi(Deadwind)izleyerek, cinayet, entrika, cesetler filan, gün bitiverdi.

Bilge' ye  edebiyat dersi için iki kitap okumaları ve bu kitaplardan sınav olacakları söylenmiş. Tatil sonrasına kadar da zaman vermişler. Kitaplardan biri Kuyucaklı Yusuf, hemen kitaplıktan çıkarttım verdim. Diğeri Cengiz Aytmatov' un Gün Olur Asra Bedel' i. Betimlemelerden nefret eden Bilge' nin nasıl Aytmatov okuyacağını düşünürken Storytel' de kitabın olduğunu fark ettim. Sabahları kahvaltıda hep birlikte dinliyor, üzerine konuşuyoruz. Rastgele ve büyük ihtimalle en kısa özeti internette okuyup, geçiştirmesindense bu çözüm daha iyi oldu. Bilge zaten dinlemeye başlayınca okuyamazdım  dedi. Bozkırdan uzaya, başka bir gezegene uzanan kitap mankurtlaştırma mevzusuna gelene kadar pek ilgisini çekmemişti. Aytamatov' a haksızlık yapacak derken, endişelerim geçti.

Şükran Yiğit' in Bir Kış Yolculuğu nu okudum. Şükran Ay' ın çok sevdiğim kalemi, kitabın novella olduğunu görünce çabucak bitecek diye biraz içimi burksa da güzel bir okumaydı. Yas tutmak, ölümü kabullenmek, bunu bu denli bir yolculukla yapmak çok ilginçti. Sonu biraz kafa karıştırıcıydı ama olsun, güzeldi.
Eve Yüzmek devam ediyor ama puntolardan dolayı en fazla günlük  70-80 sayfa okuyabiliyorum , hafta sonuna ancak biter. 
Annie Ernaux' un Seneler' ine başladım. Yavaş ilerleyecek, dağılırsam toparlayamıyorum. Gerçi çok başlarındayım.
Algan Sezgintüredi' nin Katilin Meselesi ni dinliyorum Vedat ve Tefo' nun hikayesini dinlemek de okumak kadar keyifli, serini ilk kitabını okumuştum, diğerlerini de dinleyerek tamamlayacağım.

Geçen hafta mutfak tarafında kendime kahve alırken Efes'in havlamasıyla kapıya yöneldim. Kapıda okulun güvenlik görevlisi genç kadın bir bize bir arkasındaki goldena bakıp geri geri gidiyordu. Kapıyı açıp ne oldu diye sordum. Arkasındaki dobiş köpeği gösterip ay ben bunu sizinki sandım. Kaçtı galiba diye haber vereyim dedim, kaçmamış hadi hoş çakalın diye arkasına bakmadan Efes' in havlamalarından korkarak okula geri döndü. Tasmalı ama sahibi kim bilir nerede köpek, golden suratıyla bize dil çıkartınca Efes iyice yıktı ortalığı. Bir taraftan üzerinde isim telefon künyesi ararken bir taraftan söyleniyordum, nerede senin sahibin diye.  Bir süre sonra köpeğe tıpa tıp benzeyen ağzı bir karış açık ayol burada mıydın diye yaya yaya konuşan bir kadın geldi, tasmasını taktı. Yol çok kalabalık, tasmasız bırakmayın daha dün köpeğin birine araba çarptı dedim ama gülüşü hiç bozulmadan bişey olmaz bu danaya diyerek dehledi köpeği. Ne diyeyim.

Keyifli bir hafta olsun



 

31.10.2022

31 Ekim


 Hafta sonu evlerin kışı, dışarısının (güneşli olan yerlerin) sonbaharı yaşadığı, tam hasta olacaksın aman dikkat et kıvamındaydı. Bu arada kimi görsem hasta ya da hasta değilmiş gibi yapıyor. Ben de hala burnumu çekip duruyorum. Daha beter olmuyorum diyorum, ama bu sümüklü halime bozuluyorum da.

Kopenhag üçlemesinin son kitabı Bağımlılık geçen hafta bitti. Bu kitabı hiç sevmedim okurken daraldım, sonuçta konu da sevimsiz. Böyle yazıyorum diye kötü olduğunu düşünmeyin, yazım tarzıyla ilgili galiba hissettiklerim. 
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde ve Diğer Fantastik Öyküler' ini ve Kadire Bozkurt' tan Buzkandilleri' ni okudum. Buzkandilleri' nde çok güzel öyküler vardı, kısa ama etkileyici, öykü tadını sahiden hissettiren iyi bir okuma oldu. Rolf Lappert' in Eve Yüzmek kitabına başladım, kitap çok iyi ama o kadar minik puntolu ki, bir süre sonra bırakmak zorunda kalıyorum. 

Pek bir şey izlemedim, dün Cici filmini izledik. Uzun  ama güzel bir filmdi. Filmin yarısında ara verip Efes' i dışarı çıkarttık. İki parça izleyince daha iyi oldu bence. 

Bilge' nin sınavları var bu hafta. Sabah günaydından evvel ayın otuz biriymiş diye sırıtarak baktı yüzüme. Bir an bir şeyin son ödeme günü mü diye aklımdan geçirsem de, sınavlarının ayın birinde başladığını anlamam uzun sürmedi. Hiç bulaşmadım, sevindi garibim...
 
Keyifli bir hafta olsun.




20.10.2022

20 Ekim

Pazartesi gününden beri yazmak için vakit bulmaya çalışıyorum. Geçen haftaya iki kitap ve öykü kitapları sesli olarak eşlik etti. 
Kopenhag üçlemesinin ikinci kitabı Gençlik ilkinden çok daha akıcı ve güzeldi. Son kitaba hemen başlayayım dedim ama hemen biteceğini düşünüp, bugüne bıraktım:))
Daha İyi Misin? Hande Ortaç' ın öykülerinden oluşan üçüncü kitabıymış. Daha evvel okumamıştım. Güzel öyküler dinledim, bazıları uçtu gitti aklımdan, bazıları kaldı aklımda.

 Ne zaman aldığımı hatırlamıyorum Nick Hornby' nin 1 Erkek Hakkında kitabını. Okunacaklar kısmındaki kitaplarımı sıralarken gördüm. Okumaya başlayınca filmini yıllar evvel izlediğimi hatırladım. Hugh Grant' ın başrolde oynadığı romantik bir komediydi. Severim böyle filmleri. Kitap daha duygusal ve güzeldi. Aslında iyi bir uyarlama olmuş ki pek güzel olmuyor kitap uyarlaması filmler, ama benim gönlüm kitaptan yana. 

Onun dışında yoga dersinde ilk defa hanumanasana (tam bacak açma) yapabildim. Daha evvel ne zaman denesem arkadaki  bacağım bir yerden sonra gitmiyordu. Vücudun ve zihnin ne zaman izin vereceği belli olmuyor ama itiraf edeyim bir gün yapabileceğimi hiç düşünmemiştim. Altı senenin ardından çok daha cesurum, denemekten hiç korkmuyorum ama hala şaşırabiliyorum:)

Havalar sonbaharı atlayıp kışa doğru döndü. Yaklaşık bir aydır süren garip bir burun akıntım var. Burnumdan ileriye gitmiyor ama geçmiyor da. Alerjiye çok benziyor ama niye bu kadar uzun sürdüğünü bir türlü anlamıyorum. 
Güç Yüzükleri ' ni merakla beklemiştim. İlk sezonu sekiz bölümde bitirdiler. Üstelik dudak uçuklatan bütçesinden falan bahsedilmişti, beklentimin çok altında kaldı, sinir oldum. 
İyi bakın kendinize...

10.10.2022

10 Ekim

Hafta sonu yine rüzgar gibi geçti. Cumartesi günü yaptığım temizlik içime sindi. Öğleden sonra usul usul yağan yağmurla Kızılay' a gittik. Alışverişimizi tamamlayıp, aç karnımız doyurduktan sonra, bir arkadaşımızın tavsiye ettiği kafeye gittik. Kafeyi iki bölüme ayırmışlar, sesli ve sessiz diye. Biz sessiz kısma geçtik, uzun masalarda gençlerin çoğu ders çalışıyordu, arada kitap okuyanlar da vardı ve gerçekten sessizdi. Burnumu çekmeye tırstım, o kadar diyeyim. Orada bitirdim Gölün Sırrı' nı. Roman göl kenarındaki büyükçe bir arazinin üzerine inşa edilen bir kaç ev, bu evlerin değişen sahipleri ve İkici Dünya Savaşı etrafında şekilleniyor. İlginç bir okuma oldu.
Başta dolambaçlı bir dili var diye düşündüğüm Ay Eskir Gün Işırken'  deki öyküler gerçekten güzeldi. Kimisi birbirine bağlı, kimisi apayrı ama aynı hüznü taşıyan öykülerdi.

Nobel Edebiyat Ödülü Annie Ernaux  alınca, erteleyip durduğum yazarın kitaplarını alma işini hafta  sonu hallettim. Yalın Tutku çok kısa bir anlatı, aslına bakarsanız pek de sevmedim. Yorum yapmak için gerçekten çok kısa bir kitap, diğer kitaplarını okuduktan sonra yorum yapmaya karar verdim.

Başar Başarır'ın Dolunay İki Gece Sürer' ni ve Kim Young-Ha' nın Bir Katilin Güncesi' ni dinledim. 

Hafta sonu hava kapalıydı, arada yağmur yağdı. Yağmur yağarken, elde kahve, kitap dinlemek de sevdiklerim arasında yerini aldı. 

Pazar günü de zorunlu avm ziyaretiyle geldi geçti. Telefonum eskidi iyice, elimde kalmadan yenisini almak gerek diyerek gittim, içim yanarak döndüm. 

Keyifli bir hafta olsun.

3.10.2022

Hafta Sonu


 Cuma akşamı yoga dersinden çıkarken, hafta sonu çok dersi olduğundan yakınan hocama valla ben yan gelip yatacağım dedim. Hangi akla hizmetle söyleyip, bir de ciddi ciddi buna sevinerek evin yolunu tutmamı iyimserliğime bağlıyorum.

Cumartesi günü evi paklama işi uzadı da uzadı, Bilge sonunda isyan edip hadi dışarı çıkalım dedi. Bu arada hafta içi isyan bayrağını çeken yıllarımızı birlikte geçirdiğim bilgisayarımın yerine, sinirlerimi bozan bir paraya aldığım yeni diz üstü bilgisayarımı da yanıma aldım. Boş boş oturmayayım, kafelerdeki güruha ben de katılayım dedim. Yalnız çantasına bilgisayardan daha çok bayıldım. Neyse gittik, hava da pek güzeldi. Önce parkta ufak bir yürüyüş yaptık, güneşte gözlerimizi kırpıştırarak. Sonra kahve faslı, işlerimin bir kısmını hallettim(iyi oldu bak). Sonra alışverişle bağrımızı yaralayıp, eve döndük. Yahu okulda bize alışverişin stres atma ve rahatlama yöntemi olduğu öğretilmişti, neyse dünyada tersine dönüyor gibi zaten.

Eve gelince kitabıma gömüldüm. Öykü deyince genelde bir kaşım havaya kalkıyor, iyi öykü okumak zor iş, hele son dönemde. Yedi Boş Ev' deki öykülere, öykülerin işlenişine, sıra dışı anlatımına hayran oldum. Etkisi hala zihnimde. Okuyun derim.

Pazar günü de mutfaktan çıkamadım ama bugün hiç yemek olmaması garip değil mi? Bilge hafif soğuk algınlığı geçiriyor. Okula gitmedi, burnunu çekme sesini duyuyorum. Tarhana çorbası yapacağım. Sabah kulaklıklarını arıyordu, yorganını kaldır bir bak dedim. Sonunda pes edip yorganı kaldırmasıyla kulaklık kutusunun yere düşmesi bir oldu. Söyleseydin ya burada olduğunu dedi. Bilmiyordum ki dedim. Yüzüme bakıp korkutucusun dedi. Anneler öyledir dedim, bilerek yaptığımız bir şey değil, annemde bana yapardı, hatta seslen gelir derdi. Güldü sümüklüm, yazık.

Bu hafta okumalık iki kitap seçtim. Fadime Uslu' dan Ay Eskir  Gün Işırken ve Jenny Erpenbeck' ten Gölün Sırrı. Fadime Uslu' nun öyküleri biraz dolambaçlı geldi, gerçi daha iki öykü okudum. Gölün Sırrı' ysa ilginç bir romana benziyor, umarım su gibi akar.
Dinlemek için de dün Kibirli Palmiye' ye başladım, Aybike Ertürk'ten. Bizimkilere duyurmadan dinliyorum, takılmasınlar peşime.

İyi bir hafta olsun...

29.09.2022

Haftanın Ortaları


 Akşam Efes'i gezdirmek için iş çıkışı uğradığımız parkta, köpeklerle tepişirken (sahiden kafama oturan minnak korkmuş bir cocker bile vardı) erken uyumayacağım deyip durdum, geceler uzadı, sabahlar olmuyor. Gerçi ben tavuklarla yarış halinde on olmadan sızınca, geceler ne yapsın?

Yine erkenden içim geçmiş, allahtan çabuk uyandım. Balkonda usul usul yağan yağmuru izledim, sonra telefonumu alıp içeri geçtim.
Sesli kitap dinleme işine hiç benlik değil diye sıcak bakmıyordum. Son zamanlarda artan kitap fiyatlarını düşünüp, özellikle yeni yazarların raflarda gördüğüm kitaplarında gözüm kalınca ve iyi de bir referans alınca Storytel' e abone oldum. Önce kendi kafa sesimi duymaya alışık beynim yadırgasa da çabucak alıştım. İyi ki yapmışım diyorum, her yerde, her zaman kitap dinleyebilmek çok keyifli ve iyi hissettiriyor. 
Süreya Kuaför Salonu' nu dinlemeyi Bilge çok uzun bulup bırakmıştı. Koca' yla akşam bitirdik. Dinleme işini en çok Koca sevdi, bunu hiç beklemiyordum.

Sabah erken kalkınca Çocukluk kitabının kalan son on sayfasını da okudum. Çok ince olan kitap elimde bir türlü bitmedi. Kitap güzel, kitap kederli. Çocuklukta başlayan bu keder, yazarın tüm hayatını kaplayacak sanırım diye düşündürüyor. Tove Ditlevsen Danimarkalı biryazar ve Kopenhag Üçlemesi otobiyografik bir seri. Gençlik ve Bağımlılık  diğer kitapları. Şiire sığınan 1920 ler Kopenhag' ında bir kız çocuğu. Anlatı da şiirsel. Yazarın hayatına bakayım diyorum,  elli sekiz yaşına hayatına son verdiğini okumak içimi burkuyor. 
Araya soluklanmalık Samanta Schweblin' in Yedi Boş Evi' ni alıp, diğer kitapları sonraya bırakıyorum.
Fuat Sevimay' ın Anarşik' de işte eşlik eder...

27.09.2022

Eylül Sonu


 Alarmdan önce uyandım, yatakta az biraz gerindim.Havalar soğudu, her bir kasımın kısaldığını hissederek uyanıyorum ama olsun güzel uyandığımı düşündüm. Elimi yüzümü yıkayıp telefonumu alarak mutfağa geçtim. Şebnem Burcuoğlu' nun Süreya Kuaför Salonu'nu açıyorum, kahvaltı hazırlarken. Bir eksiklik duygusu, ben mutfaktayım Efes yok. Hemen salona geçtim. Dört ayağı hava da uyuyor. Beni hemen fark ediyor, çevik bir hareketle doğruluyor. Uzun uzun o da geriniyor. Aşağı bakan köpekten, yukarı bakana doğru...
Kahvaltı hazırlığına ve hikayeye geri dönüyorum. Menemen yapıyorum Bilge sevinecek, Koca dudak büzecek, ama son domatesler tabi ki menemen yapacağım. Feza' nın dilinden dökülen hikaye oldukça ilginç. Komik bir yerinde bizimkilerin de kahkahalarını duyuyorum. Derken acayip etkileyici bir sesle Cemal anlatmaya başlıyor. Bilge' yle göz göze geliyoruz kim ola ki? Hemen googlıyoruz, aman pek de yakışıklıymış(Umut Temiztaş), yalnız Cemal çok komik anlatıyor, kahvaltı nasıl bitti anlayamadık. Sofradan kalkarken yüzüme bakıyorlar, tamam gerisini yarın dinleriz diyorum ve mutfakta kendimi yapayalnız buluyorum (köpekte dahil) sofrayı toplarken. Tipimi acelece  şekle sokarken, yemekte ne yapacağımı düşünüyorum, ofisteki malzemeler geçiyor aklımdan, son anda Efes' in ödül çubuklarından cebime atıyorum, ocak kapalı mı diye bakarken.
Bilge okula giderken, muazzam mutsuz suratıyla hadi bay diyor, Koca da bay diyor. Ben ay bayılcam diyorum kendim duyacağım kadar belli belirsiz bir sesle .(yüksek sesle söyleyince huysuz damgası yiyorum)
Demliğe yeşil çay, değirmene kahve çekirdekleri koyuyorum. Kırt kırt kahveyi çekerken, bahçedeki son domatesleri topluyorum. Bu sene hiç güzel olmadı domatesler. Olsun napalım.
Leylakdalım' ın yolladığı fincan bana göz kırpıyor, türk kahvesi yapıyorum, dün bana verdiği bir dolu kitaba bakarak. (ne şanslıyım yav).Bir de foti çekip koyuyorum instaya:)
Bilgisayarın başına geçiyorum. Azıcık haberlere bakıyorum Aposto' dan, bir taraftan da önerilen çalma listesine tıklarken. Koca giriyor içeriye Rihanna listesi var, Rihanna seviyos mu diye soruyorum? Seviyos , seviyos diye kahvesini alıp dışarı çıkıyor. Efes artık onun gölgesi, ben bir şeyler yiyene kadar.
Ufacık bir çocuk başladı stajyer olarak, ürkek gözlerle bize bakıyor. Kahveyi çok koyu yapmıyorum , gelince kocaman bir bardak kahve içiyor kıyamam:)) Ben yazıya bakarken o da üfleyerek karşımda kahvesini içiyor , sol yanımdaki koca yazıcı hareketleniyor. İçine kağıt alıyor biraz bekliyor. noluyor be deyip bir şey görecekmişim gibi yazıcının ağazina bakıyorum. Çocukla birbirimize bakıyoruz. Merhaba dünyalı biz dostuz yazarmış birazdan diyorum. Çocuk biraz daha bakıp sırıtıyor. Koca dışarıdan sesleniyor çıktı mı diye, Allah seni kahretmesin ben bir türlü beceremiyorum bluetoothtan yazıcıya bağlanmayı, sen nasıl yaptın? Çok emin değilim diyor. Gün böyle başladı...

Bugün okuma planımda Kopenhag Üçlemesi' nin ilk kitabı Çocukluk, izleme planımda da  Tayfun Pirselimoğlu'nun Kerr'i var. Akşama da yoga dersim var, stüdyoya gideceğim (lütfen kalabalık olmasın). Geri kalanlara bakarız artık...