13.08.2018

Hafta Sonu


Cumartesi öğleden sonra Bilge' yi piyano dersine götürdüm. Her zaman gittiğimiz sanat evinde tadilat olduğu için geçici olarak daha merkezde bir yere gittik. Bilge' yi bırakıp Dost Kitabevi' ne gittim. Kitapların arasında dolanırken baktım bir saat geçmiş. Bilge' yi aldım, yemek yedikten sonra eve döndük. Malum hafta sonu şurayı da süpüreyim, burayı da sileyim derken ben de birde Doppler' den kurtulayım durumu vardı. Kitap bitti (Bildiğimiz Dünyanın Sonu) ve ben hiç sevmedim sonlara doğru bildiğin işkenceye döndü.

Hafta Sonu iki film izledim. İlki Edebiyat ve Patatesli Turta Derneği  güzel bir filmdi, kafam dağıldı, iyi geldi.
İkinci film Seven Sisters/What Happend to Monday? kuzenimin aşırı tavsiyesi üzerine izledim, ilginç bir filmdi çok ölüp bitmedim ama yine de izlenir mi? izlenir diyeyim.
Ara ara Suits ve Younger ' ın son bölümünü izledim, pazar günü hiç dışarı çıkmadım. Uyduruk bir kek ve yine doğaçlama çikolatalı kurabiye yaptım. Bizimkiler silip süpürdüler. Sanırım denemelerim devam edecek.
Bu sabah Diktatörlerin Çocukları na devam ettim, az kaldı bugün biter sanırım, araya bir de Çehov okuması sıkıştırdım Altıncı Koğuş. 
Bilge Yapı Kredi Yayınları'nın çıkardığı J.K.Rowling serisinden Çağlar Boyu Quıddıtch okuyor, geçen hafta da Fantastik Canavarlar ı okumuştu. Bana kalırsa çizimlerine bayıldı, diğer kitabı da aldık sanırım tatilde otuz kitap okuma hedefini tutturacak. Gerçi yaklaşık on kadar ingilizce kısa hikayeler de var ama olsun, bence güzel okudu:))
   
Efes bildiğiniz tembel oğlan, bütün gün yattı yuvarlandı gerçi Koca' ya duygusal baskı yapıp kendini üç kez yürüyüşe çıkarttırdı:))

Bizde durumlar böyle, keyifli bir hafta sonu olsun...





10.08.2018

Günler geçerken...



Bu hafta nasıl geçti hiç anlamadım. Tembellik yapmaya eğilimli, miskin bir haftaydı diyebilirim. Yeraltına Mektuplar ı bitirdim. Mektuplarda adı geçen pek çok şair ve yazar tanıdım, çok verimli bir okuma oldu benim için. Diktatörlerin Çocukları devam ediyor lakin arka arkaya okunacak gibi değil. Araya Bildiğimiz Dünyanın Sonu nu sıkıştırdım.


Gerçi elimde iki kitap daha var okuduğum ama Doppler' in yeni macerasını merak ediyordum, akşam baya bir okudum, bakalım neler olacak.

Önceki gün Like Father ı izledim, mevzu baba olunca bende akan sular durur ama filim vasattı. Dünde ara ara izlediğimiz The Big Cooking Showdown ın final bölümlerini izledim. Tembel tembel öyle izledim durdum. Baktım Bilge mutfakta eşeleniyor, kek yapalım dedim hemen zıpladı olur diye.
Dün evdeydik, sabah kendimi pek iyi hissetmiyordum. Öğleye doğru Bilge' yle Efes' i yıkadık. Bilge bu işle baya baya ilgilendi, hatta bir ara Efes artık pes etmişti. Herkes bir köşede takıldı, sonra kek falan ardından yemek faslı derken akşam oldu zaten.

Öyle çok uyumuşum ki sabah zoraki açtım gözümü. Ofise gitmesem mi dedim sonra vazgeçtim işler birikince hoş olmuyor.

Neyse keyifli bir hafta sonu olsun.

7.08.2018

Gülüşünü Sevdiklerim


Geçen hafta pazartesi akşam üzeri kızçeler geldi. Her gördüğümde daha bir büyüyorlar, karakterleri değişiyor ama en belirgin özellikleri bitmeyen enerjileri ve gülen yüzleri. Salı öğlene doğru Kızılay' a geldik, Bilge ve teyzesi sinemaya gitti, ben de kızlarla düştüm yollara. Kafamda iki buçuk saati dolduracak beş maddelik listem ilk bir saatte dolunca hiç paniğe kapılmadım dersem yalan olur. Neyse üstesinden geldim, gerçi anneleriyle kafede buluşacaktık ama biz sinemanın kapısına çok önce gelmiştik:)) Çarşamba günü Tunalı, Kuğulu Park, perşembe günü çin yemeği ardından çokça yürüme, cuma günü Kale derken cumartesi gidiş planlarını pazartesiye erteleyip pazar günü teyzemlerin Temelli'de ki hobi bahçesine gittik. Yorucu olmakla birlikte ziyadesiyle keyifliydi. Bahçede özellikle çok eğlendiler. Teyzemlerinde köpekleri var. Antalya' da Efes'le pek anlaşamasalar da bahçede daha sakinlerdi. Günün en komik olayı Efes'in domates fidelerin domates koparıp yemesiydi:)) Kızlarla domates, biber, salatalık topladık. Akşama çantalarımız dolu, bolca yorgun ve güneş yanıklarıyla eve döndük:)) Sabahta kahvaltının ardından yola koyuldular...

Bu arada Richard Yates 'in Mutluluk Fotoğrafı kitabını okudum, dün de Diktatörlerin Çocukları na başladım. İlginç bir okuma olacağa benzer.

Neyse bir dünya iş birikmiş, daha sonra uzun uzun yazarım, hadi iyi bakın kendinize...

2.08.2018

Temmuz Okumaları



Temmuz ayı umduğumun ötesinde çok okumalı bir ay oldu. Tatildi, sıcaktı, yoldu derken bu kadarını ben de beklemiyordum. Neyse uzatmadan kitaplara geçeyim.

Fahrenheıt 451/Ray Bradbury/ İthaki Yayınları Uzun zamandır okuma listemde bekleyen bu kitabı sonunda okudum. Distopya, bilimkurgu ve fantastik edebiyat denildiğinde ilk akla gelen kitaplardan birisi.1953' yayınlanan bu kitap için pek çok metinde başyapıt deniyor. Bence mutlaka okunmalı, oldukça başarılı bir kurgu. Biraz eksik gibi sanki ama yine de güzel. Kitapların uğruna can verildiği bir dünya, bence ilginizi çekebilir...

Yok Bi'şey, Acımadı ki.../Filiz Ali/YKY Yayınları Bunca acı bu kadar keyifli bir dille nasıl anlatılır derseniz hiç durmayın ve bu kitabı okuyun derim. Filiz Ali hayatını anlatmış bu kitapta, anılarını, babasını, babasından sonrasını, annesini her şeye rağmen umutlu yılları. Çocukluğunun Ankara'sını okurken anlattığı yerleri bir türlü şimdiki zamana oturtmayı başaramadığım ve insanlara çokça sövdüğüm Ankara'yı.  Eskiden anı kitabı ya da biyografi görünce kafamı çevirirdim, şimdilerde en sevdiklerimden oldu sanırım yaş almakla alakalı bu durum:))

Rüzgarsız Şehir/Cenk Eden/ Maceraperest Kitaplar Bu kitabı birkaç ay evvel almıştım Türk polisiye kitabı ararken. Kapakta yazan Bir Kim Kessler"Uzay" Polisiyesi yazısını okuyunca ilgimi çekmişti. Kitaba defalarca başlayıp devam edemedim. Kitaptaki gerekli gereksiz bir dolu kahraman, bir türlü oturmayan kurgu ve cep kitabı olmasından kaynaklanan minik puntolara sinir oldum. Huyuma tüküreyim başladım ya bitecek illa. Araya başka kitap sokmadan iki günde bitirdim. Değdi mi tabi ki hayır :))

Gammaz Ceketi/Chritopher Goffard/Ayrıntı Yayınları yine yeraltı edebiyatı serisinden bir kitap, üstelik hafiften polisiyede ama polisiye tarafından çok bir şey beklememek lazım, fena değildi.

Münih' e Kadar 6 Mezar/ Mario Puzzo/E Yayınları bu ve sonraki kitabı bir tanıdığım çok beğeneceksin diyerek elime tutuşturdu. Aslında kendimi pek böyle durumlara düşürmem ama bu durumda kıvıramadım. Tatile giderken götürdüğüm için de mecburen okudum:)) 2. Dünya savaşı, Naziler,sonrasında intikam alıp, öldüre öldüre giden adam, sevmedim...

Suç/Ferdinand Von Schırach/NTV  Yayınları bu kitap biraz daha iyiydi. Bir savunma avukatının davalarından bazıları anlatılıyor. Sanırım filmi de var, fena değildi, özellikle bazı davalar ilginçti.

Ekoloji Cep Rehberi/ Ernest Callenbach /Sinek Sekiz Yayınları Sürdürülebilir yaşam kitapları serisinden okuduğum ilk kitap Ekoloji Cep Rehberi oldu. Açıkçası bu kitapları alırken ara ara okurum, tamamını bir anda okursam sıkılırım diye düşünmüştüm. Hiç öyle olmadı. Oldukça ilginç noktaları işaret eden ve daha farkında bakmanız sağlayan ve en son sözü doğa söyler diyen nefis bir kitap.Üstelik bu kitapları yayınevinin doğrudan internet sitesi üzerinden aldığınız için bağımsız üretime destek olabiliyorsunuz. Ben tüm kitapları tamamlamaya karar verdim.

Doktor Moreau' nun Adası/ H.G Wells/İşbankası Kültür Yayınları bu kitapta bir bilim kurgu klasiği, aslında geç kalınmış bir okuma benim için. Filmi de var ama ben kitabı okurken kafamda kurgu çok net canlandı bozulsun istemediğim için izlemeyeceğim:))

Tohum ve Gıdanın Geleceği Üzerine Manifestolar/ Vandana Shiva/ Sinek Sekiz Yayınları Kitaptan bahsetmeden önce kitabı derleyen Vandana Shiva ' dan bahsetmek gerek. Hindistan'da doğan Shiva Kanada Western Ontario Üni.' de fizik okuyor, sonrasında Kuantum Teorisinde Gizli değişkenler ve Mekansızlık üzerine doktora yapıyor. 1982' de doğduğu yere dönüp bağımsız bir vakıf kuruyor. Pek çok ülkede ekoloji, feminizm ve küreselleşmeyle ilgili dersler veriyor. 2003 ' te Time Dergisi çevre kahramanı ilan ediyor. 2005' te Nobel Barış Ödülü ne aday gösteriliyor. Hâlâ da arkadaşlarıyla birlikte küresselleşmeye, çok uluslu şirketlerin sürdürülebilir olmayan tarım politikalarına karşı savaşmaya devam ediyor. Bu kitaba gelince 2004 yılı ekiminde Terra Madre yani Toprak Ana toplantısı yapılmış. Dünyanın her köşesinden küçük üreticilerin katıldığı bu toplantının notlarının Vandana Shiva bu kitapta toplamış. İnsan okurken tüyleri diken diken oluyor. Okuyun derim.

İdil Biret: Dans Eden Parmaklar /Gülçin Alpöge/Can Çocuk Sevgili Leylak Dalı  Bilge' ye getirmiş bu kitabı, Filiz Ali' nin kitabını okurken aklımdan geçirmiştim İdil Biret' in hayatını okumayı. Ufaktan böyle bir kitapla başlamak iyi oldu. Bilge' de kitaba bayıldı.


Doppler/ Erlend Loe/YKY Yayınları tamda serinin devamı çıkmadan önceki hafta okudum bu kitabı. Doppler ilginç bir adam uçuk kaçık her şeyi bir kenara bırakıp ormanda yaşamaya gidiyor. tabi bu kadar kolay değil ve basit değil hiçbir şey. İtiraf edeyim kitap bu kadar kısa olmasa sıkılabilirdim.


Yaz Geldi /Füruzan/Yky Yayınları Doğan Kardeş/ Seçme Öyküler serisinden bahsetmiştim. Beş Füruzan öyküsü okumak bana çok iyi geldi. Bilge biraz okudu ama onun için daha erken olduğunu anladık. Füruzan öyküleriyle tanışmalarını seneye erteledik:((

Oblomov/İvan A. Gonçarov / İşbankası Kültür Yayınları Dünya edebiyatının en tembel karakteri Oblomov dersem tabi ki haksızlık ederim bence en samimi karakteri. Ve yine geç kaldığım bir okuma ama çok güzel, çok keyifli bir okuma oldu. Gerçi son elli sayfasını dün tamamladım ama  olur o kadar değil mi:))


Keyifli okumalarınız olsun....

30.07.2018

Sevgili Pazartesi


Bugün pek güzel bir gün, çünkü akşama ikizler geliyor.Bıcır bıcır birkaç gün geçireceğiz. Havalarda güzel gidiyor bakalım maceralarımızı yazarım.

Cumartesi Bilge' yi piyano dersine bıraktım ben de Kızılay'da biraz dolaştım.Çıkışta alışveriş yapıp eve döndük. Pazar sabah uyumuşum uyandığımda saat dokuza geliyordu inanmadım. Sinemaya ilk seansa gidelim diyordum, ikinciye yetiştik.Otel Transilvanya 3' ü izledik, çok güzeldi. Yemek yedikten sonra Bilge' yi eve bıraktık mutfak alışverişi için büyükçe bir markete gittik.Koca arabada bekledi, çok huysuz oluyor  ben hemen kafamdakileri alıp kasaya geldim. Aldıklarımı öderken ne kadar çok tuttu diye söylendim fişi fişi çantama soktum arabaya bindim. Eve gelip poşetleri boşaltırken fişe bakmak aklıma geldi. Üç tane aldığım hindi füme otuz altı tane görünüyor o da artı yüz on beş lira koymuş. Koca söylene söylene markete geri götürdü beni.Müşteri hizmetlerine uğradım hemen hallettiler kasiyer çocuk özür diledi. Bu erkekler niye bu kadar aksi, boşu boşuna söylendi durdu. Yalnız bana da bir sabırlı hal gelmiş şaştım kendime😊
Gerisi ev hali işte, ye iç, bir daha ye, dizi izle falan işte. Oblomov okumaya devam ediyorum ama gelecek aya sarkacak gibi görünüyor olsun keyifli bir okuma oluyor önemli olan bu.
Ben kızlara yemek yapmaya başlayalım, iyi bakın kendinize...

26.07.2018

Günler geçerken...



Önceki gün akşam üzeri Bilge' yle Efes'i gezdirmeye çıkarttık. Parkın içinden tüm ağaçları ziyaret ederek ilerledik. Karşıya geçeceğimiz sıra Efes yavru bir köpek gördü. Şimdi Efes koruma içgüdüsü çok kuvvetli bir köpek. Etrafta kedi, köpek hatta bazen insan fark etmiyor birden atlayıveriyor. Cüssesini de unutuyor ve havladığı zaman etraftakilerin ödü kopuyor. Bir de şöyle bir gerçek var ki köpek sahipleri bunu bilir köpeğe bir şey yaptırmak istiyorsanız sesiniz komut vermeli. Gerçi çoğu zaman Efes beni tınlamıyor ama mecburen sert bir sesle "hayır" demeniz gerekiyor. Eğer sizi tınlarsa kafasını yere doğru eğip bağırmayı kesiyor. Neyse yavru köpek tasmalı ve çok küçük olunca Bilge hemen tasmasını kısalttı ben de "hayır sakin ol "diye bağırdım. O sırada yoldan geçen bir arama yanımızda durdu. İçindeki adam hanımefendi bağırmayın ama yazık dedi. Ben önce anlamadım şaşkın şaşkın anlamadım dedim. Ben çok seviyorum bunları kıyamıyorum hiç dedi. Beyfendi karşıda yavru köpek var ikaz etmezsem üstüne atlayabilir dedim. Sonra dayanamadım pardon ama o benim canım ciğerim siz ne demek istiyorsunuz dedim. Yine ağzında ben çok severim de kıyamıyorum gibi bir şeyler geveledi. İyi günler dileyip gezdirmeye devam ettik. Sonra düşündüm acaba bu adamın köpeği var mıdır diye...

Akşamına apartman toplantısına gittim. Koca şehir dışındaydı alçak,  saat 21:00' de toplantı yapıyorlar 22:00' de uyuyan benim gibi bir tip için nasıl eziyet düşünün. Neyse toplantının yapılacağı kafeye gittim. Allah'tan amcalar beni tanıyormuş, toplantı başladı. Yöneticilik üstüme kalmasın diye gagamı tutup hiçbir şeye karışmama kararıyla gitmiştim. 2016' dan buyana hesap yapmaya başlayıp bunu da yanlış yapmaya başladıklarında dayanamadım. Ağzıma tüküreyim bu seferlik denetçilikle yırttım ama bir daha ki sefere üstüme kalacak. Bu arada yirmi dairelik bir bina bizimki. Toplantıda sekiz kişiydik. Çoğunluk oluyor muyuz demek gafletinde bulundum, amcalardan ikisinin üçer beşer dairesi varmış.Gece yarısına doğru eve geldiğimde bana sabaha karşı gelirim diyen Koca' yı dizi izlerken buldum alçak demiştim değil mi . Arsız arsız gülüp apartman sosyalleşmesi dedi...

Kitaplara gelince Ekolji Cep Rehberi bitmek üzere, çok beğendim. Oblomov' u yarıladım sayılır düşündüğümden çok daha kolay okunuyor. Yeraltına Mektuplar yavaş yavaş ilerliyor. Önceki gün Sevgili Leylak Dalı' mla YKY' de dolaşırken Bilge' ye alacak kitap bulamadığımdan yakınınca  Doğan Kardeş Gençlik serisini gösterdi cankurtaran gibi oldu,hiç aklıma gelmemişti. Bir sürü kitap aldım. Kendisi de Gülçin Alpöge' nin İdil Biret : Dans Eden Parmaklar kitabını Bilge' ye getirmiş. Bilge elindeki kitabı bugün bitirip, bu kitaba yarın başlayacak bu arada ben kitabı bitirdim, çok güzel ve keyifli bir kitap. Bu arada Füruzan' ın Yaz Geldi sinide aldım, bence tanışma zamanları geldi. Şöyle bir bakayım derken Parasız Yatılı yı tekrar okudum ve yine Füruzan okuduğum en iyi öykü yazarı dedim. Diğer öyküleri de dayanamayıp akşama kadar yine  okuyacağım eminim:))

Eee ben artık kaçıyorum, iyi bakın kendinize...

25.07.2018

Sosyal ağlar, falanlar filanlar


Sabah kalkıp zaruri ihtiyaçları halledip hangimiz elimize telefonlarımızı almıyoruz, neler olmuş diye bakmıyoruz? Önce facebook ,sonra twitter ve son nokta ınstagram. Sürekli like lar, takip etmeler, takibi bırakanlar... sanırım takipçilerimiz olsun, koyduğumuz paylaşım bi dolu beğeni alsın beklentisi içindeyiz. Fotoğrafın üzerine çift tıklayıp kalpler görme derdindeyiz. Kötü bir şey mi bu beklenti ?bence değil, üstelik zararlı da değil. Sonuçta istediğiniz insanları takip edip, istediğiniz insanların sizi takip etmesine izin vermek veyahut engelleyebilmek gibi avantajları da var. Pek çok hayvan sever takip ediyorum, çoğu sokaktan canlar sahiplenmiş. Paylaşımları yüzümü güldürüyor. Blog dünyasından tanıdıklar var, özellikle hikaye kısmından onları izlemek daha bir samimi geliyor sanki. Gezenler var, pişirenler, ekenler biçenler ve tabi en çok okuyanlar, izleyenler, dinleyenler... Paylaşmak özünde çok kıymetli bir olgu. İnsan olduğumuzu hatırlatıyor. Tabi hayat dengeden ibaret iyilerin yanında kötülerde var elbet. Klavyenin ya da objektifin karşısında her aklına düşeni yapabileceğini düşünen, paylaşımlarından ticari kazançlar sağlayanlar, benim sevdiğimi siz de seveceksiniz diyen, hayvanlara yardım etmiyorsunuz Allah belanızı versin diyene kadar kimler kimler var... 

Okumadığı kitabı okumuş gibi yapan da var, benim çizimim diye sağdan soldan araklayan da...
Her şeye muhalefet olup çemkiren de var, ağza alınmayacak lafları ard arda arsızca sıralayan da...

Aklıma hep bir arkadaşım ve kızı gelir. Annesi sadece yaşıtlarını takip et diye ültimatom verince beni de takip eden kızı annesine ama o hep kitap paylaşıyor ki takip etmeye devam edeyim demiş:))

Tabi bir de işin bu kısmı var çoluk çocuk herkes birbirini takip ettiği için çok daha özenli davranmak , koca egolarımızı dizginlemek lazım.

Neyse çok konuştum yine, kendinize iyi bakın diyerek huzurlarınızdan ayrılırım:)))