4.06.2020

Gülümsemek...

Bilge' nin kitaplığını toparladık. Bir koli kitap ayırdık, bir gün gidersek Antalya' ya kızlara götürürüz diye. Bilge pul defterini eline aldı, Leylakdalı' nın kulaklarını çınlattı.
Feyhan Sofrası da aralarda kalmış.Kapağını açtım, tarihe baktım.28.08.1995/ Antalya yazıyor. Babam ölmemiş, aynı şehirde uzun yıllardır yaşamamıza rağmen Koca' yla henüz tanışmamış, hayatın anlamı ne ki diye salak salak dolanan genç bir kızmışım.

Bunları yazarken gülümsüyorum, hayat garip... Acılar da, sevinçler de hep hayata dair. Bugünleri de umarım geride bırakıp, bir gün gülümseriz...

2.06.2020

Mayıs ayı okumaları



Mayıs ayı beş kitapla bitti. Şikayetçi değilim. Büyük bir kısmını Üvey Kardeş doldurdu. İyi ki de öyle oldu. Norveç edebiyatı her zaman ilgimi çekiyor. En beğenmediğim romanlarda bile ilgimi çekecek bir taraf oluyor. 

Dün kafamdan geçirdiğim hiçbir şeyi yapamadım:)) Ofiste yalnızlığımın tadını çıkartırken ve markete gitmeyeceğim havası atarken, kahvaltılık pek bir şey kalmadığını hatırladım. Benim ofis anahtarımı çocuklar kaybettikleri için Koca' nınkini almıştım. Kapıyı bir türlü kilitleyemedim. Yanlış anahtar mı aldım diye mesaj attım. Neredeyse kapının üzerinde tepinme vari bir dolu hareket yapmam gerektiğiyle ilgili talimata ufak bir küfürle karşılık verdim. Kepengi indirip markete gittim. Eve geçmek için aynı yöntemi uygulamayı göze alamadım:)) Allahtan Koca erken döndü, beni eve bıraktı.

Çok acıkmışım hemen yemek hazırladım, Bilge burun kıvırdı, tokum dedi. Efes tabi ki yalnız bırakmadı. Bir bölüm Hinterland izledim. Yeşil fasulye ayıkladım, pişirdim. Tokyo' nun son Çocukları' nı bitirdim. Başları iyiydi, ama sonrası bir acayipti...

Akşama doğru Bilge yoga dersinden önce yemek yiyeyim dedi. Artık akşam yedide derslerimiz. Normalleşme sürecinde online derslere en azından yaz boyu devam etme kararı aldık. Belki iplerle çalışmak için sadece Bilge' yle ikimize özel ders ayarlarım, bilemiyorum.

Hava bozacak gibiydi. Efes' i hazırlayıp çıkarttım, yolda yer gök birbirine karıştı:)) Nasıl bir yağmur, gökgürültüsü... Ben de yağmurluk vardı, elimdeki şemsiyeyi Efes' e tutmaya çalıştım ama koca poposu sığmadı tabi:)) Parkta kocaman bir ağacın altında bizim çocukları gördük. Hepimiz ılak havhavlara döndük. Sonra yağmur yavaşladı, gökkuşağı çıktı, havada ıslak tüy kokusu...Çok eğlendik ama:))

Ankara' ya taşındığımız ilk sene haziran başında kar yağmıştı, tutmamıştı ama ben oturup ağlamıştım. 
Şu an ayağımda kışlık botlar, üzerimde yün hırka... hiç şikayet etmiyorum:))









1.06.2020

Canım pazartesi...

Sabah güzel uyandım, hava nane molla, aman olsun hiç onu kafaya takamayacağım. Tibet' in beş hareketinde 21.döngüdeyim. Koca Efes'i gezmeye çıkarınca hemen başladım hareketlere. Biraz başım dönmedi değil, aman olsun, bana iyi geliyor bu hareketler...

Hızlıca duş aldım, Efes'in mamasına ton balığı koydum, gelince bir nevi tanrıymışım gibi davranacak:))
Kahvaltı hazırlıklarına başladım, bizimkiler geldi. Efes gözü mama kabında zorla ayaklarını yıkattı. Baktım Bilge hala uyuyor, ellemeyelim dedim. Kahvaltıyı yapıp, çıktık. Ofise geldik, hemen kahve demledim, her yer mis gibi kahve koktu. Çocuklara da çay yaptım. Üç aya iş mesajları, iş çağrıları geliyor. Üç araba çıktılar, okudum üfledim arkalarından...

Ofiste yalnızım, hatta uzun süredir ilk defa yalnızım... Allahım şu an ki coşkumu anlatamam. Kaç günlerdir oluşturmaya çalıştığım çalma listesini açtım. Ufaktan şarkı mırıldanmaya, sonra söylemeye ve evet dans etmeye başladım... Evde şarkı söyleyemiyorum, sesim çok fena.. bizimkiler bunu yüzüme vurmaktan hiç yorulmuyorlar... Dans etmeye başlayınca Efes havlayıp üzerime atlıyor:))

Sonra açtım burayı sıcağı sıcağına yazayım dedim. Bugünden sonra nasıl olacak sorusu beynimi tırmalıyor, belki bu saçma coşku bunu bastırma çabası ama şunu çok iyi anladım, zamana bırakmam gerekiyor. Kaygılanmak ne ruhuma, ne bedenime, ne de etrafıma iyi geliyor...

Tokyo' nun Son Çocukları dün bitmedi, sırf kapağın güzelliği için almıştım. Garip bir tesadüfle  konusu manidar. Yaşlıların sonsuz dek yaşadığı, çocukların da bir türlü serpilip büyümediği bir dünya...Öyle bir gelecek ki ağaçlar zehirli meyveler veriyor, Yaşayalım Yeter Günü kutlanıyor.Japonya dış dünyayla tüm bağlarını kesmek zorunda kalıyor, yetişkin ve çocuk kavramları yeniden tanımlanıyor...İnsanlar sağ kalabildikleri her ortamda yaşayabilse de, dolu dolu yaşıyorum demek için bundan fazlası gerekiyor ve değişen dünyayla birlikte anlamlar, algılar da dönüşüyor...
Çok güzel, çok duru bir dili var.

İşleri bitirip, eve yürüyeyim diyorum. Markete filan uğramayacağım, sonraya kalsın...











31.05.2020

Gözünü sevdiğim pazar:))

Neden gözünü severim bu pazarın derseniz, yarın pazartesi de ondan derim. Uzun zamandır ilk kez zihnim karışmayacak.
Ayrıca ev iki artı bir olduğu ve balkon dahil her yer elden geçtiği için bugün bir sükunete kavuşurum diye umuyorum.

Sabah erken uyanmıştım kitap okurken tekrar uyumuşum. İlk kez bu kadar geç kalktım ( dokuza doğru) bizimkiler kahvaltı yapmışlar, pek sevindim.

Mayısın son okuması Tokyo' nun Son Çocukları olsun dedim. Akşama biter, ince bir kitap.

Son Av dün bitti. Grange' ın tüm kitaplarını okudum. Bu kitap için çok eleştiriler vardı. Çok kötüye hazırlanmışım galiba, hiç öyle gelmedi. Hem özlemişim Grange okumayı, hem de önceki kitaplardaki aşırı kanlı revanlı sahnelerin olmayışı bana iyi geldi...

Aidiyet filmini izledim. Farklı bir kurgu, ne bileyim bir garip geldi, sevmedim galiba...
True Dedective izlemeye başlamıştım, ilk bölümün başlarında uyumuşum...

Hava bugün daha sıcak, en azından pırıldayan bir güneş var. Yeni bir resime başlamalı.
Çamaşırları da attım makineye, fırıl fırıl dönüyorlar.

Bilge' nin kitaplığını toparlayacağız, yer açmak lazım...

Kaçtım ben, iyi bakın kendinize...

30.05.2020

Balon

Hani balonu şişirirsin, şişirirsin patlayacak mı biraz daha şişireyim dersin...balon iyice gerilir, patlamadı hadi bir nefes daha...

İşte o balon gibi hissediyorum...

Koca Bilge' nın odasına el attı bugün de...
Duvarlara sabitlediği dolapların,kitaplıkların yerini değiştirecekmiş, neden? Canı öyle istiyormuş... Tamam yapsın, karışma adama...olmuyor o kadar yavaş ki ve söyleniyor, hiç fikir sormuyor ve her işi yarım bırakıyor...durduk yere iş çıkartıyor.

Takılma diyorum kendime, zaten ortalığın hali belli...zihnim, ruhum, tüm dengem  alt üst vaziyette, bir de bunlar fazla geliyor.


27.05.2020

Özgür Çarşamba

Son dört günün ucundan biri tutup uzattı da uzattı sanki...

Koca son gün balkondaki dolaptan, hoş duvar rafları yaptı. Yapabildiğine o da, biz de şaşırdık. Balkon bir kez daha elden geçti, iki poşet çöp çıktı. İyi oldu, ferahladık...
Çiçekleri raflara yerleştirdik, güzel oldu.

Bugün Bilge' nın dışarı çıkma günü. İşlerimizi halledip, markete uğradık. Eve geldik, çok yorulmuşuz. Aldıklarımızı yerleştirip, yemek yapmam lazım.

Bilge takside şunu da yapalım, bunu da yapalım diyordu, Allah' tan onun da hali kalmadı:))

Çıkmadan evi süpürme ve çamaşır işini hallettiğim için, şu an çok mutluyum:))




26.05.2020

Yoga Salısı

Evet tarih yazmayı bıraktım, bakınca sinir bozucu gelmeye başladı. Dünkü yatak odası şekli değiştirme girişimi kısmen başarılıydı. Dolapların içini elden geçirdim, lakin yatağın yerini yadırgadım. Uyudum uyandım başka bir yerdeymişim hissiyle...

Sabah daha geç kalktım, biraz ağırdan aldım kahvaltı faslını. Bizimkiler tatlı istedi,sütlaç yaptım ama sanki kıvamı tutturamadım..

Yemek işini Koca' ya havale ettim.

Yoga zamanı geldi.Cumartesi yin yoga dersinden sonra, vücudum yoga yap diye bağırıyor. İki gün çok uzunmuş gibi ...

Derse hırkayla başlayıp,askılı tişört ve sırılsıklam bitirdim. Son dinlenme duruşu şavasana da Efes gelip matımın yanına yatıyor. Yedi sekiz dakika bırakıyoruz kendimizi, bazen içim geçiyor uyuya kalıyorum:))

Üvey Kardeş' in son yüz sayfası kaldı, bitsin istemiyorum.