25.06.2018

Başlık varmış gibi düşünün...

Bu seçimler öncesi Koca çok heyecanlıydı ve hatta beni aynı heyecanı  paylaşmamakla dahi suçladı.Gariptir ki sonuçlar beni hiç ama hiç şaşırtmadı. Şunu anladım ki bizler hani öteklişetirdikleri kısım var ya çok romantik insanlarımız. Okuduğumuz kitaplardaki, izlediğimiz filmlerdeki kötü adamların bir gün cezasını bulduğuna inanmışız. Kurtuluş Savaşı destanıyla büyümüş bir adamın peşinden bütün halkın birlik olabileceğine o kadar inanmışız ki, her seçim sonucunda kendimizi çok üzgün ve çok hırpalanmış buluyoruz. Yıllardır süren bu düzen bizi kendi akvaryumlarımıza itti. Sevdiklerimizi, aynı değerleri paylaştığımız, ortak zevklerimiz olan insanları yakınımızda tuttuk, en mantıklısı da buydu tabi en azından ruh sağlığımızı korumak adına. Lakin akvaryumun dışındaki cehaletin bu kadar büyük boyutlu olabileceği aklımıza fikrimize gelmedi.Çünkü biz hep iyilere inandık, doğru olmak gerektiğine, her yeni günün umut barındırdığına hep inandık ve inanmaya da devam ediyoruz.

Laf kalabalığına gerek yok, herkes çok donanımlı olmak zorunda, önce kendini sonra çocuklarını ve etrafını iyi yetiştirmek zorunda, bunun başka yolu yok. Bahaneleri bir taraf bırakıp bunu yapmalıyız.
Devir altı boş google entellektüeliği ya da klavye silahşörlüğü devri değil. İsyan edip durmanın zamanı da değil...

Üç kitaba birden başladım hadi kaçıyorum ben, kendinize iyi bakın...

21.06.2018

Rutin...tin...tin

Rutin iyidir, kendime hep söylerim, bazen sıkıcı da olsa bence iyidir. Bir nevi her şey yolunda demek gibidir. Sabah erkenden uyanıp mutfağa attım kendimi. Bir taraftan kahvaltıyı hazırlarken, bir taraftan da öğlen yemeği hazırlamaya başladım.(akşama Allah kerim) Yemekler pişince yemek termosuna doldurdum. Sefer tası gibi, babam geldi aklıma senelerce sefer tasları onunla gitti geldi işe...

Bilge uyandı, biraz öksürüyor.Ihlamur demledim, kahvaltıya krepimsi bir şey hazırladım. Koca da kalkınca ev hareketlendi. Çiçekleri sulayıp, kuruyan çiçekleri, yaprakları temizledim. Oturma odasını da toparlayınca ofise gitmeye hazır oldum. Ofiste işlerin büyük bir kısmını dün halletmiştim,kitabımı okudum. Yazarın  Lizbon' a Gece Treni' nden sonra bu kitap pek düşündüğüm gibi değil sanki, dur bakalım biraz daha ilerlesin...


Dünden de bahsedeyim, Bilge' yle panele gittik. Panel oldukça keyifli ve aydınlatıcıydı. Bilge pür dikkat izledi. Çıkışta yemeğe gittik. Yemek boyunca panelle ilgili konuştuk. Allah var içi geçti falan mı acaba demiştim ama konuşmaları hiçte öyle olmadığını gösterdi. Bana iki çeşit erkeklik var birincisi cinsiyet anlamında, diğeri güç gösterisi ve zorbaca olan anladım dedi. Sınıftaki erkeklerin saçma sapan davranışları da bundan sanırım dedi. Yemek boyunca hayran hayran onu dinledim, büyüdü ayol bu...

Eve dönerken D&R ve YKY' ye uğradım, elim kolum kitap dolu döndüm.Yeni kitaplarımdan komidinin üzerinde bir kule daha oluşturdum. Yaşasın kitap kuleleri.

İyi bakın kendinize...

20.06.2018

Tatil...



Uzun süre oldu yazmayalı. Hem bayram girdi araya, hem de içimden gelmedi yazmak. Bazen oluyor böyle, bomboş hissediyorum...

Neyse bayramdan önce Antalya' ya gittik anneme. İkizler bizden önce gitmişlerdi, denize yakın bir otelde kaldılar. Biz geldikten bir gün sonra onları alıp eve getirdik. Kocaman olmuşlar, nasıl sevimliler. Bir tiyzeee deyişleri var içim gidiyor. Özellikle Efes'i öyle güzel seviyorlar ki, insan izlemeye doyamıyor. Efes sıcaktan ters düştü gene, gerçi nispeten hava iyiydi ama Ankara'yla kıyaslayınca sıcaktı tabi. Sabah erkenden uzun yürüyüşler yaptık, yeni parklar keşfettik. Bilge' yi de onu da hasta etmeden döndük. Geldiğimizin ertesi Koca Samsuna gitti. Babası rahatsızlanmıştı, bir kaç gün kaldı, dün döndü. Babasının durumu iyi. Bugün ofise anca gelebildim. Biriken işleri toparladım, yeni bir kitaba başladım. Birazdan da Bilge' yi de alıp Farklı Bir Erkeklik Umut Edilebilir mi? paneline gideceğim. Sevgili Funda' nın moderatörlüğünde Murat Göç, Mert Fırat ve Atilla Barutçu konuşmacılar arasında olacak.

Tatil boyunca Kelebekler Zamanı' nı okudum. Bu kitapla Dominik' te 1960 larda yaşanan Mirabal Kardeşlerin öldürülmesi, diktatörlük ve devrim hayallerini ve geride kalanları içim sızlayarak okudum. Marposa' s (kelebekler) denilen üç kız kardeşin diktatörün emriyle katledilmesi, geri de kalan kız kardeş, çocuklar, hapishanedeki kocalar.. Kelebeklerin  öldürüldüğü  25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü olarak anılıyor.


Bugün de Pascal Mercier' in Lea sına başladım. Okudukça yazarım ilerleyen günlerde...






3.06.2018

Güle güle mayıs

Mayıs ayını on kitapla uğurladım. Çok iyi kitaplar da okudum, içimi şişiren kitaplar da...Şunu fark ettim ki sevemediğim kitaplara daha sabırlı davranmaya başladım.Ayrıca kızkardeşle yaptığımız aylık challangemız da bana göre çok iyi gidiyor lakin kendisi biraz şişti galiba😊 biraz es verip bu aya iki kitap okuyalım önerisiyle geldi.Gerçi haklı tatilin, bayramın  olduğu bir ay, olur dedim.

Mayıs ayına gelince

Trenin Tam Saatiydi/ Heinrich Böll/Can Yayınları Edebiyat dünyasının özellikle yazar için kullandığı "Almanların vicdanı" sıfatı beni meraklandırdı. Aslında dönem ve savaş kitapları çok ilgimi çekmese de bu kitap sahiden güzeldi. Dili sade ve akıcı, yazarın diğer kitaplarından da listeme ekleme yaptım.

Gökteki Bütün Kuşlar/ Charlie Jane Anders/İthaki Yayınları Uzun zamandır okuduğum en saçma kitaptı. Bir gün rafta görüp kapağındaki o ödülü, bu ödülü yazılarının da etkisiyle aldım. Saçma bir kurgu, güya bilim kurgu ve fantastiği birleştirmiş yazar. Neyse kolay kolay bunu yazmama okumayın sakın:))

Canım Cicim/Philippe Djıan/ Ayrıntı Yayınları Kız kardeşle yer altı edebiyatı okumamıza istinaden okudum bu kitabı. Yayınevinin bu serisinden daha evvel bahsetmiştim. Djian ismi yabancı değil, romanları sinemaya uyarlanmış ve çok ses getirmiş. Betty Blue, O Kadın gibi... Gelelim kitaba ilginç bir kurgusu var Gündüzleri orta karar bir yazar, geceleri kadın kılığında bir kabarede dans ediyor, karısı karısının ailesi ve yaşadıkları oldukça ilginç bir anlatı olmuş.

Kitapçı Dükkanı/Esmahan Akyol/Eksik Parça Yayınları Yine kız kardeşle Türk bir yazardan polisiye okuyalım dedik. Ben daha önce okumadığım bir yazar olsun derken rastladım Esmahan Akyol'a ve böylelikle onun kahramanı Kati Hirşel'le tanıştım. Alman asıllı Kati yıllar sonra yedi yaşına kadar yaşadığı İstanbul' a geri döner. İstanbul' u çok sever polisiye kitaplar satan bir kitapçı açar ve Alman kültürüyle Türk kültürü karışımı hayatı bir şekilde dahil olduğu cinayet davasıyla değişir. Hoş bir kitaptı, bir tek sonu kafama  takıldı.O da sonraki kitapta sanırım netleşecek...

Agatha Christie/ On Küçk Zenci/Altın Kitaplar Güya Bilge okuyacaktı ama kitaptaki kişi bolluğundan pes etti, sonra okurum dedi. Ben sevdim ama.

Duman/ İvan Sergenyeviç Turgenyev/ İşbankası Yayınları aylık okumamızın bir parçasıydı bu kitap. Ben Hasan Ali Yücel Serisi' nden çıkan baskısını almıştım, kız kardeşse adını hiç duymadığım bir yayınevi baskısını almış. O oldukça zorlandı okurken, ben başlarda biraz zorlandım. Dip notlar falan derken kitap akmaya başladı. Bir aşk öyküsü gibi görünse de dönemin Avrupa' ya bakış açısını, toprak köleliğinin kaldırılması ve reformların etkisini anlatan kitabı okumam düşündüğümden daha ilgi çekiciydi.

Aziz Bey Hadisesi/ Ayfer Tunç/ Can Yayınları Ayfer Tunç külliyatını bu seneye sığdırmaya çalışıyorum. Kitaba sabah başladım, öğlen bitti. Aziz Bey'in hikayesi aslında çok tanıdık, yazarın kalemiyle sarsıcı bir kurgu oluyor ve tabi içinize işliyor.

Coşkuyla Ölmek/ Şule Gürbüz/ İletişim Yayınları En son kitapçı ziyaretimde aldım, yayınevini severim bilirsiniz. Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu ama gerçekten zor bir okuma oldu. Geçenlerde Selim İleri' nin bir yazısında okumuştum kalemi kalabalık deyimini, aynen böyle hissettim. Cümle nerede başladı, nerede bitti, uzadı uzadı nereye gitti bilemedim. Haksızlıkta yapmayayım yazarın seveni çok, belki benim için yanlış bir okuma dönemi olmuştur bilemiyorum...

Asuman Çalışılmış Tesadüf/ Bülent Ata/Erdem Yayınları Bilge keyifli bir şeyler okusun diye almıştım bu kitabı, hemen ben okudum. Asuman yüzümü güldürdü, Bilge' de yeni başladı.

Kalemimin Sapını Gülle Donattım/Ferhan Şensoy /Ortaoyuncuları Yayınları Bu ay okuduğum en keyifli kitaptı. 541 sayfalık tuğla boyutu gözünüzü korkutmasın, öyle güzel ki. Ferhan Şensoy çocukluğundan başlayarak okuma ve tiyatro macerasının bir bölümünü bu kitaba sığdırmış. Daha doğrusu Avrupa ayağını, kitabın sonunda Türkiye' ye döndü, gerisini Sevgili Serpil' in bana yazdığı Başkaldıran Kurşunkalem' de okuyacağım. Özellikle bir biyografi gibi düşünmeyin derim gerçekten o dönemi gözlerinizin önüne seriyor Ferhan Şensoy eğlenceli kalemiyle...Aşırı tavsiyemdir henüz okumamışlara...


Aslında şöyle dönüp bakınca bir az oradan bir az buradan karmaşık bir okuma seçkisi olarak görünüyor bu ara okuduklarım. Bu durum biraz yorucu ama benim açımdan çok geliştirici. Aralarda es vererek böyle okumalar yapmaya uzun bir süre devam edeceğim gibi görünüyor.


Keyifli okumalarınız, devasa kitap kuleleriniz olması dileğiyle...