30.06.2020

Haziran ayını uğurlarken

Günler havaların ısınmasıyla miskinliğe bürünmeye başladı. Daha tembel, daha yavaş ve daha sakinim sanki. Şikayetçi değilim, biraz şaşkınım:)))

Elena Ferrante çok ilginç bir yazar. Napoli Romanları Serisini çoğumuz elimizden düşürmeden, bir solukta okuduk. Bana en tatlı gelen tarafı gözlerden ziyadesiyle uzak olması, tüm dünyanın onun hakkında bildiklerinin yayıncısının açıkladığı kadar olması. 
Tesadüfi Buluşlar benim için çok keyifli bir okumaydı. The Guardian için haftalık yazdığı bir yıllık bir yazı dizisi. 
Her yazıya Andrea Ucini' nin muazzam illustrasyonları eşlik ediyor. 
O kadar sade, o kadar naif ve o kadar etkileyiciler ki...
Sosyal medyadan takip etmeye başladım, itiraf edeyim çizimleri gördüğümde kadın bir çizer zannetmiştim:)) 




23.06.2020

Pandemik komikler


Hep oflayıp puflayarak geçmiyor hayat ve lütfen geçmesinde...  Bu kadar endişenin arasında, günün akışında illa komik şeylerde oluyor. Aklıma ilk gelenleri yazayım dedim.

Mentollü şekeri ağzıma atıp, maskemi takarak dışarıya çıkışımı hatırlıyorum, gözlerimden şıpır şıpır yaş gelmişti...

İnsanların maskeyle  bağıra bağıra konuşmaları ve kaşlarının konuşmalara eşlik etmeye çalışması:))

Dışarıda elimi kolumu bir yerlere değdirmeyeyim diye sırtımda tuhaf bir şekilde birleştirmem. 

Kahvaltı yaptığımız mekanda lavaboya gidip ellerimi iyice yıkadıktan sonra , dezenfektan olduğunu düşündüğüm şişeden iki pıs pısı elime koluma sürmemle köpürmeye başlaması...Kutunun etiketinde antibakteriyel sıvı sabun yazması ve benim tekrar baştan ellerimi yıkamam... Benden sonra aynı şeyleri yapan G. Abla' nın masaya gelip ellerim niye köpürüyor ki demesi:))

Markette bir şekilde biriyle çarpışınca elektrik çarpmışa dönüp,karşılıklı bin kere özür dilemeler...

Filmlerde, hatta animelerde bile insanları dip dibe görüp cık cıklamam...

Eski etkinlik biletlerine bakıp, okşayıp, koklamam...

Maske kolleksiyonu gibi bir şeye başlamam...

Ölmeden yapılacaklar listeme bir maskeli baloya mutlaka gitmeli (pandemiden sonra) diye kocaman yazmam...

Hadi sizde ekleyin biraz gülümseyelim...

( resmi de yeni yaptım, başka bir resme bakarak yaptım gerçi ama pek sevdim)

22.06.2020

Pazartesi


Sonunda sınav bitti. Bilge rahat girdi sınava, keyifli de çıktı. Omuzlarımızdan kocaman bir yük kalktı. 
Bir arkadaşımız kahvaltı yapalım birlikte Bilge' ye iyi gelir dedi. Tamam dedikten sonra kahvaltının dışarıda olduğunu fark ettim. Çok tedirgin gittim ama oyun bozan olmak istemedim. Gerçi çok güzeldi,herkes keyifliyidi, özellikle Bilge çok eğlendi. Yaptığı esprilerle bizi kırdı geçirdi. Çıkışta Seymenler Parkı'na yürüdük. Kestirmeden gidelim dedik ve çok güzel ara sokaklardan geçtik. Park kalabalıktı,boş bir yer bulup yayıldık. Nevalelerimizi çıkardık, sohbet devam etti derken park görevlileri parkı boşalttıklarını söylediler. Toparlandık Tunalı' ya geçtik, Bilge kitap aldı. Markete uğradık ve eve döndük. O kadar yorulmuşumki...Uzandım kaldım bir süre. Sosyal medyadaki babalar günü paylaşımlarına baktım... Kalktım ortalığı toparladım, yemek yaptım...Akşam annem aradı, sesi buruk. Anladım derdini, birşey diyemedim... Kardeşime yazdım, annemi bir ara mezarlığa götürür müsün diye. Aklına gelmemsine hiç şaşırmadan, iyi olur oradan da bizimkilere geçeriz dedi...
Latife Tekin' in Aşk İşaretleri bitti. Hiç sevmedim, kelimeleri bu kadar çekiştirip cümleleri bu kadar zorlaştırmanın ve sonunda hiçbir şeye ulaşamamanın anlamı ne bilemedim...
Bizimkiler uyandı, bugün okula gideceğiz.Çocuklara  yıllıkları dağıtılacak.
Bir dönemle vedalaşacaklar, hayırlısı olsun diyorum. Kendinize iyi bakın...

18.06.2020

Perşembe

Bu sabah canım hiç yataktan kalkmak istemedi. Efes' in duygu yüklü ( kalk bana mama ver) bakışlarına dayanamadım, kalktım. Kahvaltıyı Koca hazırladı, keyifli bir kahvaltı yaptık. Koca ofise gitti, benim çok işim yoktu, yarın giderim dedim. Günlerdir halıları yıkamaya ver diye tutturan Koca' nın bıdı bıdısını daha fazla dinlemek istemediğim için halı yıkamacıyı aradım. Evi süpür, halıları toparla derken, kapı çaldı. Halıları götürdüler. 
Balkonu toparladım. Bilge' yle kekli kremalı ufak cupcakeler yaptık. Piyano öğretmeni geldi, o kadar tatlı ki gelirken o da limonlu chesscace yapıp getirmiş. Evi piayano sesi ve tatlı tadı doldurdu. Ders bitti, mercimekli erişte yapmıştım. Yemeği erken yedik. Bilge' nin akşam yoga dersi var. Koca Efes' i bahçeye götürdü.

Bir Tuhaf İntikam bitti. Fena değildi.
Geçen hafta Wang Hatun' un Ölümü' ne başlamıştım. 17. yüzyıl Çin' inde ilginç bir araştırma okuyorum gibi...

True Dedective' in 2. Sezonunu bitirdim.
3. Sezona başlamadan biraz soluklanayım dedim.

Hava hala yağmurlu ama daha sıcak.

Keyifli bir resim yapmaya başladım.

Bir arkadaşımla telefonda uzun uzun konuştum yabya daçda dinledimidinledim diyeyim. Bir çemberin etrafında dönüp  duruyormuşuz gibi hissettim. Aslında bu his çok tanıdık, o yüzden olsa gerek çok rahatsız etmedi...

Neyse ben kitaplarına döneyim, iyi bakın kendinize...


16.06.2020

Yoğunlaşamamak

Pandemi başladığından beri en çok duyduğum sözcüklerden biri "yoğunlaşamıyorum" oldu. Önce çok anlam veremiyordum ama süreç uzadıkça ben de bu duyguyu küçük çaplı da olsa yaşamaya başladım. 
Resim mi yapıyorum, aklıma okuduğum kitap takılıyor, kitaba geçiyorum, ne pişirsem demeye başlıyorum. Buzdolabının önünde aptal aptal bakarken, faturaları ödemiş miydim diye düşünmeye başlıyorum.

Eski rutinime yaklaşırsam, bu durumumun üstesinden gelebilirim sanki. 
Her gün ofise  yarım gün gidiyorum( eskiden de öyleydi) . Baya faydası oldu, yoga ve nefes rutinleri de zihnimi sakinleştiriyor. Resim de öyle, renkler, çizgiler, desenler terapi gibi. 

Dün "Silahlı Peri" yi bitirdim, güzeldi. Evdeki kitap kulemi düzeltirken Uğur Erkman' ın " Bir Tuhaf İntikam" kitabına rastladım. Şöyle bir bakayım derken, sayfalar arka arkaya akmaya başladı...
Akşam Bilge' nin yoga dersine girdim, kız kardeşte Antalya' dan derse katıldı. Üçümüzün aynı derste olması ayrı bir keyifti, iyi hissettirdi. 
Biraz evvel yönetici kapıdan başını uzattı, iki dakikada binada ne var ne yoksa anlattı. Kim boşanmış, kim evlenmiş, kim yeni ne almış... Gülümsedim, beni kurban seçmesi ayrı bir detay, kimseyi tanımıyorum. Bence konuşacak kimseyi bulamadı, beni kurban seçti:))

Ufak bir alışveriş listem var, markete uğrayacağım, dün manavda yaprak buldum, pişirdim çok güzelmiş. Bakayım varsa biraz daha alayım. (hep annemden almaya alışık olunca, ilk defa para verip yaprak aldım) 
İyi bakın kendinize...

15.06.2020

Ne güzel pazardı...

Yine hava diyeceğim, yine buz gibiydi kaç gündür. Bilge' yle kitapçıya gitmeyi hava yüzünden erteleyip durmuştuk. Pazar sabahı yağmurun ardında biraz güneş görünce, hemen sırt çantamı çıkarttım. Önce şemsiye, yere sermek için örtü, küçük termos çay, kahvaltıdan kalan birkaç parça börek, biraz meyve koydum. Bilge şaşırdı, o da ufak bir çanta hazırladı kendine... Seymenler Parkı' na gittik. Erken olduğu için park boş sayılırdı. Önce parkın dört ayaklı çocuklarıyla bir tur attık, sonra bir ağaç gövdesinin altına yerleştik. Nevalemizi çıkarttık, ardından kitaplarımızı elimize aldık. Etrafta bizden başka kimse olmayınca maskelerimizi de çıkartıp, yüzümüzü gökyüzüne çevirdik. Kulaklığımdaki müziği paylaştık, uzun uzun okumaya daldık. Güvercinler yanımızdan yürüyüp geçtiler, kuş sesleri aralıksız devam etti. İyi hissettik, gerçekten iyiydi. Uzun zamandır hissetmediğim kadar... Saatler nasıl geçti anlamadık, Efes'in evde yalnız olduğu aklımıza gelince, toparlandık. Kuğulu Park' ta lavantalar açmıştı, onları kokladık. Kitapçıya uğradık, elimiz boş çıktık, Bilge aradığı kitapları bulamadı. Kozmetik mağazasını boş görünce girdik. İhtiyaçlarımı aldım. Oradan ufak bir market yapıp, eve döndük. 
Akşam geçen hafta giremediğim yoga dersinin telafisine girecektim, Koca çalışıyordu gecikince giremedim. Bilge'yle Efes' i parka götürdük. Alerjim yüzünden sürekli hapşuruyorum, ağzımda maske...Pandeminin başından beri bir kere maske taktığını görmediğim, köpek sahiplerinden birinin benden ciddi mesafede uzaklaşırken, ne zaman bitecek bu alerjin diyerek cık cıklamasına sinir oldum...Bilge' nin yanında gavlamak istemedim.

Silahlı Peri acayip bir noktaya geldi. Pennac müthiş bir yazar. Son yirmi sayfayı bugüne sakladım. 

True Detective 'in ilk sezonun bitirdim. Başlarda çok durağandı, sonra hız kazandı. Matthew McConaughey' i çok severim, oyunculuğu yine çok iyiydi. 

Şimdi ofisteyim,  kahvaltı bulaşığını Bilge' ye bıraktım. Çamaşırları da makineden çıkartıp asarsa süper olacağını söyledim. Bakalım, unutursa fena olur..İşleri toparlayıp eve geçeceğim. Yağmur hızlandı, tüm gün yağacak gibi duruyor. Aklıma günün sorusu geliyor, akşama ne pişirmeli?

12.06.2020

Misafir

Sabah kalktım, salonda oturuyorum. Her yer, her yerde...Koca ne oldu diye sordu, evdeki yaşanmışlığa bakıyorum dedim:)) Anlamazlığa vurdu, işe gitti...

Yoga hocamızın kızı piyano bölümü öğrencisi. Evlerimizde çok yakın. Bilge piyano dersine ara verince, tekrar başlamaya gönüllü değildi. Dün bize geldiler, piyano çalıştılar. Bilge derse bayıldı. Biz de o esnada sohbet ettik, kahve içtik.Biraz hazırlık yapmıştım, onları yedik. Efes delirdi, kendini sevdirmek için yapmadığı numara kalmadı. Üç ay sonra evde misafir ağırladık.
Haftada bir gün gelip ders verecek, kafamdaki sorunlardan biri,böylece halloldu...

Şunu anladım ki, gerçekten ne kadar büyük laflar etsek de, ziyadesiyle sosyal varlıklarız. İnsanın insana, o enerjiye, o duyguya ihtiyacı var. Yan yan olmak ayrı bir keyif.

Silahlı Peri ilginç bir kitap, kimin kim olduğunu anlamak biraz zaman alıyor, gerçi daha tam anlamışta değilim. Elinden bıraktığın anda karışacakmış gibi.

Bu ara pek birşey izlemiyorum, daha çok müzik dinliyorum.

Elim tamamen iyileşti, günlük hareket rutinime geri döndüm...

Gelecek hafta sonu Bilge' nın sınavı var( LGS) ailecek tek beklentimiz sınavın biran evvel olup bitmesi... Sonrasında yarım dönemi nasıl telafi edeceğimize bakacağız.

Bu konuda rahatım, yavaş yavaş toparlarız diye düşünüyorum.

Bilge kitap listesi yapmış, yarın kitap almaya gideceğiz. Tırsmazsam belki biten nemlendiricimi de alırım.

İyi bakın kendinize...

11.06.2020

Gözlemci olmak

Yoga da hep söylenir " gözlemci ol, sorgulama, sadece izle" diye. Kendine yönelmek adına, hırslarından arınmak, eleştiren tarafını terbiye etmek adına. Böyle yazınca vav ne güzel diyorsun. Tabi bunun kolay olmadığını uygulama kısmında görüyorsun. Sen ne kadar iyi duygulara bürünürsen bürün, aman ne kadar kilo almışsın diyen, ağzını açmadan gözleriyle bunu sana ileten insanlara karşı tepkisiz kalmak, içten içe incinmemek elde değil. Bu en basit örneğiydi, bir dolu örnek var. Misal parmaklarımızın ucundaki klavye ve  sosyal medya denen savaş alanı...

Tabi zamanla ve yaş aldıkça tavrımız da değişiyor. Eskiden çok kızdığım, uykularımı kaçıran, keşke şöyle deseydim, böyle yapsaydım dediğim çoğu tepkim, kalmadı artık.Umursamazlık belki de en büyük olgunluklardan. Belki de başkalarının hayatına daha saygılı davranmaya giden bir yol...
Mutsuzluktan beslenmek diye bir şey olduğunu yıllar evvel söyleseler, hadi oradan derdim. Oysa şimdilerde çok doğal görünüyor. İsteyerek böyle bir yolda yürüyenler var, ne yapsanız, ne etseniz mutlu edemeyeceğiniz insanlar...
Bir de istemeyerek bu yola itilmiş insanlar var. Şu an tam olarak böyle hissediyorum. Hayatımda hiç olmadığım kadar kaygılıyım, belirsizlik beni tüketiyor. Ben güven duymaya ihtiyacı olan bir insanım. Bir de kendimi kolayca kandıramıyorum. Hani diyemiyorum, herşey çok iyi, çok normal, ortalık süt liman. Ne virüsü, ne pandemisi...hayat çok güzel...olmuyor...
Hadi ite kalka, maskeli balolar da bir şekilde yerimi aldım diyelim, gündeme bakmak beni delirtiyor...Her markete gidip gelişimde, elimdeki fişe bakıp ne oluyoruz yahu diyorum, bu millet hadi giymedi, gezmedi , yemeyecek mi diyorum ...

Sadece kendimi ve ailemi mi düşünmeliyim...sadece kendi cüzdanımı, kendi mutfağımı, kendi alış veriş listemiz mi düşünmeliyiz? Nasıl yaşar insan böyle...

Oradan oraya garip bir yazı oldu farkındayım ama kafamın içi tam olarak böyle...

9.06.2020

Tembellik

Bileğimi hafif çaplı sakatlayıp, vah tüh derken, onu unutturacak sinir bozucu bir alerji atağı geçirdim. O kadar hapşurdum ki kaburgalarım ağrıyor. Bizimkiler halime acıyıp hafta sonu bana dokunmadılar. Sen yat dediler, zaten ilaçların etkisiyle gözlerimin yarısı açık, yarısı kapalıydı. Pazartesi, daha rahattım. Etrafta benim gibi kim varsa aynı durumu yaşamış, sanırım rüzgardan oldu. Bilge' de dün kötüydü, bugün toparlanmış...

Bu arada Düşüş' ü bitirdim. Çok sevmedim, yazarın ilk kitabı olsa şaşırmazdım.
Feyhan Sofrası bitti.
Daniel Pennac' ın Silahlı Peri' sine başladım.
Dün ofise gittim, işleri toparladım. Pandemi öncesi kestiğimiz açık faturaları tahsil etmeye çalışıyorum, hiç iç açıcı değil. Toparlayabileceğimi hiç sanmıyorum. Neyse yapacak bir şey yok.

Bugün işler çok , ofise uğramadan işlere geçecekler. Ben de gitmedim, evden işleri hallederim.

Dün manavdan çilek aldım, azıcık reçel yaptım. Sabah mutfak çilek kokusuyla doldu, şimdi üzerine bir de kahve kokusu eklendi... O zaman şükür diyeyim..

6.06.2020

Cumartesi olmuş

 Önce ilan edilen, sonra yok canım kaldırdım ben onu denilen hafta sonu sokağa çıkma yasağını kendi kendime ilan ettim. Canım öyle istedi diyelim:))
Perşembe  akşamı parkta bizim köpeklerin kucağıma kıçlarını koyma kavgası sırasında sol bileğime ters bir şey oldu. Önce önemsemedim, gece bir ara uyanınca bileğimi çeviremediğimi anladım. Ağrı kesici krem sürüp bileğimi sabitledim. Kaşla göz arasında nasıl oldu anlamadım. Yoga dersine giremedim, sinir oldum. Bu sabah daha iyiydi, az bir acı kalmış. Akşam yin yogaya gireceğim, sonraki ders salı günü, o zamana kadar dinlendiririm, geçer diye düşünüyorum.

Ketil Bjornstad' ın " Düşüş" kitabına başladım. Daha evvel Müzik Uğruna' sını çok beğenmiştim. Bu kitap onun kadar ilgimi çekmedi, bakalım...


Yeni resme başlayayım diyordum, kötü bur kağıt seçmiştim, pintilik yapmanın ne alemi varsa. Kağıdın kurumasını çok beklemek gerekiyor, daha çok işi var...

Bilge' yle sabah ve akşam biraz hareketlenelim diye, Leslie yapmamaya başladık. 1 mili yapıyoruz, çok eğlenceli...

Dün enginar aldım, bugün pişireyim.
Sonrasına bakalım...

4.06.2020

Gülümsemek...

Bilge' nin kitaplığını toparladık. Bir koli kitap ayırdık, bir gün gidersek Antalya' ya kızlara götürürüz diye. Bilge pul defterini eline aldı, Leylakdalı' nın kulaklarını çınlattı.
Feyhan Sofrası da aralarda kalmış.Kapağını açtım, tarihe baktım.28.08.1995/ Antalya yazıyor. Babam ölmemiş, aynı şehirde uzun yıllardır yaşamamıza rağmen Koca' yla henüz tanışmamış, hayatın anlamı ne ki diye salak salak dolanan genç bir kızmışım.

Bunları yazarken gülümsüyorum, hayat garip... Acılar da, sevinçler de hep hayata dair. Bugünleri de umarım geride bırakıp, bir gün gülümseriz...

2.06.2020

Mayıs ayı okumaları



Mayıs ayı beş kitapla bitti. Şikayetçi değilim. Büyük bir kısmını Üvey Kardeş doldurdu. İyi ki de öyle oldu. Norveç edebiyatı her zaman ilgimi çekiyor. En beğenmediğim romanlarda bile ilgimi çekecek bir taraf oluyor. 

Dün kafamdan geçirdiğim hiçbir şeyi yapamadım:)) Ofiste yalnızlığımın tadını çıkartırken ve markete gitmeyeceğim havası atarken, kahvaltılık pek bir şey kalmadığını hatırladım. Benim ofis anahtarımı çocuklar kaybettikleri için Koca' nınkini almıştım. Kapıyı bir türlü kilitleyemedim. Yanlış anahtar mı aldım diye mesaj attım. Neredeyse kapının üzerinde tepinme vari bir dolu hareket yapmam gerektiğiyle ilgili talimata ufak bir küfürle karşılık verdim. Kepengi indirip markete gittim. Eve geçmek için aynı yöntemi uygulamayı göze alamadım:)) Allahtan Koca erken döndü, beni eve bıraktı.

Çok acıkmışım hemen yemek hazırladım, Bilge burun kıvırdı, tokum dedi. Efes tabi ki yalnız bırakmadı. Bir bölüm Hinterland izledim. Yeşil fasulye ayıkladım, pişirdim. Tokyo' nun son Çocukları' nı bitirdim. Başları iyiydi, ama sonrası bir acayipti...

Akşama doğru Bilge yoga dersinden önce yemek yiyeyim dedi. Artık akşam yedide derslerimiz. Normalleşme sürecinde online derslere en azından yaz boyu devam etme kararı aldık. Belki iplerle çalışmak için sadece Bilge' yle ikimize özel ders ayarlarım, bilemiyorum.

Hava bozacak gibiydi. Efes' i hazırlayıp çıkarttım, yolda yer gök birbirine karıştı:)) Nasıl bir yağmur, gökgürültüsü... Ben de yağmurluk vardı, elimdeki şemsiyeyi Efes' e tutmaya çalıştım ama koca poposu sığmadı tabi:)) Parkta kocaman bir ağacın altında bizim çocukları gördük. Hepimiz ılak havhavlara döndük. Sonra yağmur yavaşladı, gökkuşağı çıktı, havada ıslak tüy kokusu...Çok eğlendik ama:))

Ankara' ya taşındığımız ilk sene haziran başında kar yağmıştı, tutmamıştı ama ben oturup ağlamıştım. 
Şu an ayağımda kışlık botlar, üzerimde yün hırka... hiç şikayet etmiyorum:))









1.06.2020

Canım pazartesi...

Sabah güzel uyandım, hava nane molla, aman olsun hiç onu kafaya takamayacağım. Tibet' in beş hareketinde 21.döngüdeyim. Koca Efes'i gezmeye çıkarınca hemen başladım hareketlere. Biraz başım dönmedi değil, aman olsun, bana iyi geliyor bu hareketler...

Hızlıca duş aldım, Efes'in mamasına ton balığı koydum, gelince bir nevi tanrıymışım gibi davranacak:))
Kahvaltı hazırlıklarına başladım, bizimkiler geldi. Efes gözü mama kabında zorla ayaklarını yıkattı. Baktım Bilge hala uyuyor, ellemeyelim dedim. Kahvaltıyı yapıp, çıktık. Ofise geldik, hemen kahve demledim, her yer mis gibi kahve koktu. Çocuklara da çay yaptım. Üç aya iş mesajları, iş çağrıları geliyor. Üç araba çıktılar, okudum üfledim arkalarından...

Ofiste yalnızım, hatta uzun süredir ilk defa yalnızım... Allahım şu an ki coşkumu anlatamam. Kaç günlerdir oluşturmaya çalıştığım çalma listesini açtım. Ufaktan şarkı mırıldanmaya, sonra söylemeye ve evet dans etmeye başladım... Evde şarkı söyleyemiyorum, sesim çok fena.. bizimkiler bunu yüzüme vurmaktan hiç yorulmuyorlar... Dans etmeye başlayınca Efes havlayıp üzerime atlıyor:))

Sonra açtım burayı sıcağı sıcağına yazayım dedim. Bugünden sonra nasıl olacak sorusu beynimi tırmalıyor, belki bu saçma coşku bunu bastırma çabası ama şunu çok iyi anladım, zamana bırakmam gerekiyor. Kaygılanmak ne ruhuma, ne bedenime, ne de etrafıma iyi geliyor...

Tokyo' nun Son Çocukları dün bitmedi, sırf kapağın güzelliği için almıştım. Garip bir tesadüfle  konusu manidar. Yaşlıların sonsuz dek yaşadığı, çocukların da bir türlü serpilip büyümediği bir dünya...Öyle bir gelecek ki ağaçlar zehirli meyveler veriyor, Yaşayalım Yeter Günü kutlanıyor.Japonya dış dünyayla tüm bağlarını kesmek zorunda kalıyor, yetişkin ve çocuk kavramları yeniden tanımlanıyor...İnsanlar sağ kalabildikleri her ortamda yaşayabilse de, dolu dolu yaşıyorum demek için bundan fazlası gerekiyor ve değişen dünyayla birlikte anlamlar, algılar da dönüşüyor...
Çok güzel, çok duru bir dili var.

İşleri bitirip, eve yürüyeyim diyorum. Markete filan uğramayacağım, sonraya kalsın...