30.11.2020

Mevsimle gelen...


 Yılın bu zamanlarına has heyecandan, ışıklardan, pırıltılardan, renklerden zerre kadar yok içimde... Ne çamı, ne evi süsleyecek enerjim var. Bunu da aslında böylece kabul ettim, çokta mühim değil dedim. Bir iki yeni kararım var. Bunlardan biri yıllık kitap okuma hedefimi beni kasmayacak, altına düşmeyeceğim belli bir sayıda sabitleyeceğim. Yogaya hayatımda daha çok yer açacağım. Resim yapmaya gelince şu anki durumumdan memnunum. Masamda hep bir suluboya resim olması, gelip gidip bir iki fırça darbesi inanılmaz keyif veriyor. Saçlarımı yaklaşık dört aydır boyamıyorum. Saç diplerim de boyadan kaynaklandığını düşündüğümüz sorunlar çıktı. Cuma günü iyice kısaldı saçlarım, hala uçlarında boyalı kısım var. Çoğunluk beyaz olur diye düşünmüştüm ama gri olacak gibi:)

Bilge Gogol' un Palto' sunu okuyor, bitirince Dostoyevski' nin hepimiz Gogol' un Palto' sundan çıktık sözünü konuşacağız. (öyle dedi:)) 

Ralf Rothmann' in Genç Işık kitabını bitirdim. Kederin bu kadar naif anlatılması inanılmaz. 

Leylakdalı'm Munbi' den film yolladı. Nimic' i izledim. Tabi bir afalladım ama daha evvel Djam' de  izlediğim Daphne Patakia yine  muzzamdı, çok iyi bir oyuncu.

Nuri Bilge Ceylan' ın İklimler' ini ve Kaan Müjdeci' nin Sivas' ını izledim.

Akşamları bizimkilerle Modern Family izlemeye devam ediyoruz. Sanırım dokuzuncu sezona geldik:)

Saatleri Ayarlama Enstitüsü' nü okumaya devam ediyorum. Tanpınarın ilginç, alaycı bir üslubu var, araya başka kitap alırsam kopuyorum. Önümüzdeki iki günü bu kitaba ayırdım. Bitirmeden yeni kitaba başlamayacağım.

Olabildiğince keyifli bir hafta olsun...

17.11.2020

Çok Çok Sonbahar


 Pazar sabahı kahvaltıya oturduk, Özgür'le Eray' ın Anason üzerine keyifli podcastlerini dinledik. Bir önceki yayın bira bahçeleriyle ilgiliydi, tam kahvaltılık, mis gibiydi.

Bilge iki haftada dört gün okula gitti. Şimdi kısa tatil denen şeyde. Haftaya her gün bidolu sınavı var. Gecenin bir yarısı odasında ders çalışırken görüyorum, ilk başlarda tırsmıştım, artık alıştım. Gündüzlere niye sığamıyor onu da pek anlamadım, neyse kendi bilir. 

Kahvaltıdan sonra sürükleyerek evden çıkarttım. Parka gittik. Tam  bir görsel şölendi. Sonbahar ağaçları renkten renge sokmuş. Uzun bir yürüyüş yaptık. İyi geldiğini Bilge' de itiraf etti. Kahve molası verdik, yolumuzun üzerindeki sakin kafede oturduk. Bilge resim yaptı, ben kitap okudum. Sonra ufak bir alışveriş, ardından eve geldik.

Sait Faik' in Alemdağ' da Var Bir Yılan kitabını okudum. İlk öyküyü görür görmez içim cız etti. Bilge'yle iki sene evvel tiyatroda izlemiştik, Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye oyununu... Tek kişilik ve iki perde olunca bir miktar sıkılmıştık. Şimdi olsa sabaha kadar izlerim...

Tanpınar' ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü' ne başladım. Yıllardır görür, nedense cesaret edemezdim okumaya. Kızkardeşle birlikte okumalarımıza ekledik. 

Henry Bauchau' nun Mavi Çocuk kitabına da başladım. Oldukça ilgi çekici bir kitap. Ergenlik çağında ağır psikozları olan bir çocuğun tedavisini üstlenen psikanalistin hikayesi. Merakla okuyorum.

Çağatay Yaşmut' un Benim Canım Ailem kitabını da okudum. Üç polisiye, fena değildi ama yazarın daha iyi polisiyelerini okumuştum.

Bir Başkadır' ı izledim. Millet çok şey yazdı çizdi. Ben başlamıştım izlemeye, Koca' da merak edip izlemeye başladı ve benden önce bitirdi. Baya şaşırdım bu kadar kısa zamanda bitirmesine. Ben de bitirdim, üzerine konuştuk bana yazılar filan yolladı, ilginçti... Diziye gelince güzel bir iş olmuş, ben beğendim...

Yoga derslerinde arada güçlenmek adına ağır dersler yapıyoruz. Geçen hafta başında da böyle bir ders yaptık. Bilge orta seviyeye yeni başladığı için, zorlandığı yerde duruşlardan  çıktı:) ben sürünerek de olsa pes etmedim. Eskiden olsa yapamıyorum der geçerdim. Yoga sanırım bu yönde bana iyi geldi. Hırsla ilgili değil bu, gelişebildiğini görebilmekle ilgili...İki gün kollarım ağrıdı. Sonraki iki derste ağrıları geçirdi:)
Artık vücudumu dinlemeyi biliyorum.

İnternetten duvar rafları almıştım. Düşündüğümden darmış, Koca yatağımın yanındaki duvara monteledi. Okunmayı bekleyen tüm kitaplarımı dizdim sıra sıra, altı rafa. Bir de okuma lambası astı, nefis oldu. Planlasam, ölçsem biçsem bu kadar güzel olmazdı... Akşam olunca lambamı açıp kitabımı alıyorum. Hop Bilge elinde resim defteri yanıma geliyor, derken Efes zıplıyor yatağa:)) Son olarak Koca geliyor,çocukları çaktırmadan iterek yerleşiyor,  neredesiniz yahu diye... Bir süre sonra horlamaya başlayınca önce Efes gidiyor, ardından Bilge. Ben her şekilde okumaya devam ediyorum:))

Fotoğrafı çok sevdim. Kırmızı ağaca bakıp bakıp gülümsedim. Bilge ilkbahar da güzel ama bu kadar renkli değil dedi...



9.11.2020

Geçen Hafta

( Bu köklere bakmadan geçmiyorum )


Geçen hafta,  aniden soğuyan havayla, üşüyerek geçti. Kombiler yanmaya başladı, vakti çoktan gelmişti ama birden hava soğuyunca beden ister istemez sarsılıyor. İki gün boyunca baş ağrısı,tansiyon oynaması ve kulak çınlaması yaşadım.Suçu ne kadar havaya atmaya çalışsam da,  İzmir depremi, insanların saçma tartışmalarına şahit olmak,sürekli gelen covid haberleri çok etkiledi. Bilge' nin haftada  iki gün okula gitmesi eklenince endişe hissiyatım tavan yaptı. Sonrası sorgulamayı bıraktım, dudağımda kocaman bir uçukla yavaş yavaş düzenime döndüm. 
Celil Civan' ın Başkan Mao' nun Gizli Hazinesi  uçuk kaçık, benim için bile fazla fantastik ama neğlenceli bir kitaptı, güldürdü beni:)

Yan Lianke' nin Günler Aylar Yıllar kitabıysa kısacık olmasına rağmen hiç bitmeyecek gibi gelen garip bir okumaydı. Umut üzerine yazılmıştı belki ama bana pek öyle hissettirmedi...

Elena Ferrante ' nin Yetişkinlerin Yalan Hayatı 'na başladım, yine çok güzel bir kurgu yaratmış, heyecanla okuyorum.


 Bu ara hep lavi çalışmak geliyor içimden, masamın üzerinde bazen günlerce duruyor resim kağıdı. Gelip gidip boyuyorum, o kadar iyi geliyor ki...

Bilge' yle parktan çam yaprakları topladık, biraz kuruyunca çok güzel tütsü oluyor. Mis gibi kokuyor...

Gri kış günleri gelmeden, güneşin pırıltıları doğada gezerken tadını çıkartalım dedik. Uzun uzun yürüdük, konuştuk, yeni okul, yeni sınıf, yeni insanlar anlattı, anlattı...

İyi bir hafta olsun...

2.11.2020

Ekim ayını uğurlarken...



Ekim ayında  çok okudum... Yapacak çok şey vardı ama bana en çok okumak iyi geldi.
Hep iyi gelir ama bazen sımsıkı tutunursun ya öyleydi işte...
Uzun süredir okumak istediğim Thomas Mann' in Buddenbrook Ailesi' ni bitirdim. Uzun, çok uzun bir okumaydı, daha fena bir bitiş kurgusu beklentisiyle okuduğumu fark ettim.

Ben, Krike' yi sevdim.Hoş bir mitolojik kurgu. Fantastik ama, kadın kahramanın dilinden çok bildik,tanıdık duygular okuyorsunuz...

Sait Faik' in Kayıp Aranıyor' u önce çok garip geldi. Öykülerinden çok farklı bir dil karşıladı. Okudukça Nevin karakteri ilginçleşti...

Sonbahar sevdiğim ama içine bir türlü giremediğim bir kitap oldu. Ali Smith' in bir kitabını daha okuyacağım (Leylakdalı'm verdi)

Gece' ye Uyananlar; Cahide Birgül' ün okuduğum ikinci kitabı. İlki kadar etkileyiciydi. Kesinlikle okuyun derim, Diğer iki kitabının da tekrar basılmasını heyecanla bekliyorum. 

Bulgakov' un Morfin' ini sanırım ücretsiz kargo rakamını tamamlamak için almışım. Genç Bir Doktorun Anıları' nda okuduğumu hatırladım. Kısacıktı zaten...

Hayalet Duvar/ Sarah Moss ilginç başlayıp sıradanlaştı. Yine de fena değildi. Tarih meraklısı bir babanın ailesiyle birlikte, arkeoloji öğrencisi bir grup öğrenci ve profesörle demir çağını canlandırdıkları bir kampa katılmalarıyla başlıyor.  Adam otobüs şoförü, aşırı tarih meraklısı, modernleşme karşıtı, karısı ve kızına şiddet uyguluyor...kurgu bu çerçevede gelişiyor...

Julio Cortazer ' in Oyunun Sonu kitabı bu ay beni en çok zorlayan kitaptı. Cortazer' in biyografisine bakınca basit bir şeyler beklemiyordum ama bazı öyküleri birkaç kez okumam gerekti. 


Kapıdan da olsa Leylakdalı'nı gitmeden görebildim. Bir çanta dolusu kitap verdi, canım benim:))
Eve gelip hüzünlü de olsa kitaplarımdan yeni kuleler yaptım ve gülümsedim...