28.10.2010

HAZIRIZ

Dün havayı bahane ettik güya işe gelmedik ama asıl bugünmüş bahane bulunacak. Dışarıda gri , ıslak bir hava var, şarıl şarıl yağmurun sesi geliyor. Hemen savaş aletlerimizi koyuyoruz çantaya. Dünden yapılan kek, çorbamız, sıkmak için portakallarımız, biraz çerez, birkaç çizgi film, kart oyunu için iki takım kart, bir de masal kitabı, nerdeyse sütü unutuyordum onu da ekleyince tamam oldu. Yağmurlu hava biz hazırız, eminim bugünü keyifli geçireceğiz:)))

26.10.2010

AŞK

Bu kitabı alalı baya oluyor. Yazarı psikoloji eğitimi görmüş ve öğretmenlik yapmış. İki çocucuk babasıymış ve yüzyüze görüşmeler sonucunda kitabı yazmış.

Aşk nedir? bu sözü duydun mu hiç? Kim kime niye aşık olur? Çocuklar aşık olur mu? Sen hiç aşık oldun mu? sorularına çocukların verdikleri cevaplardan en sevdiklerimi yazdım.

"duymadım. Annem babama aşık olur" 4. yaş kız.

"annam aşık olur. Babam aşık olur, çocuklar olmazlar. Çünkü çocuklar söz dinler de ondan " 4 yaş, kız.

"Sevdiğinden daha çok sevmektir. Ben dünyadaki herkesi seviyorum. Uzaylı yaratıkları sevmiyorum. çünkü onlar garip yaratıklar. Evet çocuklar da aşık olurlar. Annelerine aşık olurlar. Kızlara, kız çocuklarına aşık olurlar. Ben anneme, abime ve babama aşığım. Herkese aşığım. "5 yaş, erkek.

"Duymadım. Annelerle babalar birbirlerine aşık olurlar. Anneler babalar sevilirler. Anneler yemek pişirirler. Babalar işe giderler" 5 yaş, kız.

" filim icabı aşık olur.Filim icabı olmayan aşklar yoktur. Ben aşık oldum. Bir kız bir erkeğe aşık olabilir. Bir erkek bir kıza aşık olabilir" 5 yaş, erkek.

"Sevgi demek. Sevmeyenler kötüdür, sevenler aşık olur" 5 yaş, erkek.

"Karı, koca birbirine aşık olur. Düğünle evlenmek için... Düğün yemeklerinden, ızgara böreklerinden yemek için, et pirzola yemek için. Yatma saatinde uyurlar. Hayvanlar birbirine aşık olmaz, çünkü onlar kavga ederler" 5 yaş, kız.

"Unuttum. yine unuttum. acaba nedir? Buldum. Bir insanın bir insana aşık olması demektir. Aşıklar bazen severler, bazen kızarlar" 6 yaş, kız.

"Aşk mutlu demektir, ben mutlu olmuştum" Bilge 4,5 yaş,

içimde ki ses "bunu bir gün sana okutacağım" 33 yaş, anne:)))

25.10.2010

KIZIMA BAKAR MISINIZ?

Hafta sonu eve kapandık, bir temizlik bir hamaratlık sormayın. Bir güzel dip köşe temizledik evimizi. Çiçeklerimize baktık, topraklarını kabartıp, yapraklarını yıkadık. Bilge' ye kek yaptık. Ardından mantı yapmaya koyulduk.
Antalya' dayken böyle yemeklerle hiç uğraşmazdım, annem yapardı ya da beraber yapar yerdik. İş başa düşünce insan herşeyi yapıyor. Turşuyla başlayan, konserveyle devam eden maceramda mantıyla tavan yaptım:)) Aslında haddim değil, o kadar zengin birikimi olan blogger arkadaşlar var ki yemek konusunda. Zaten bitmiş halini fotoğraflamayı da unutmuşum:))

Bu annemin "balıklı mantısı", içinde balık falan yok tabi, şekli güya balığa benziyor. Koca böyle seviyor diye bizde böyle yaptık. Kolay da yapılıyor büyük olduğu için, teyzem hep dalga geçer "mantı değil hamur yiyorsunuz" diye:))

Bunlar da Bilge Hanım' ın minik mantıları, minnak minnak oldu kendileri, afiyetle mideye indi. Hatta fazla yapmışım birazını fırınlayıp dolaba attım, sonra yemelik. Ev temiz, mutfak yemek kokunca, bana geri kalan zamanda koltuğuma kurulup kitap okumak kaldı. Elimdeki kitabı bitirdim. Çok çok iyiyidi diyemem ama, fena da değildi. Bir de çok kötü bir film seyrettim güya komedi filmydi ama berbattı. Adam Sandler oynuyor diye aldım, feciydi adı bile aklımda kalmadı, o kadar yani.Neyse benden bugünlük bu kadar...



22.10.2010

ÇOCUKLUK

Dün kaçmak niyetinde olduğumu yazmıştım, öylede yaptık zaten. Doğru parka gittik, güneş kafamızdan popomuza sıcacık yaptı bizi:))
Güzel bir gündü, arada bir saati hariç. Geçen seneden beri ara sıra gördüğüm bir hanım ve Bilge yaşlarında bir oğlu var. Dün parkta onlarla karşlaştık, hanım biraz geç sahip olmuş oğluna, o nedenden olsa gerek çok üstüne düşüyor çocuğun. Tabi çocukta bunun altında kalmıyor, gayet şımarık. Yeni ev almışlar parkın karşısında, illa eve gelin bir kahve içelim diye tutturdu kadın. Kahve bahane, çocuk başka bir çocukla vakit geçirsin diye yapıyor biliyorum, hiç adetim değildir ama kıyamadım. Çıktık eve, dubleks bir ev çocuğun odası nedense en ufak oda, bu da yetmezmiş gibi yerde anne için bir yer yatağı (uyuyana kadar yanında yatıyormuş) Çocuğun oyuncakları salonun küçük bir köşesinde büyük ekran tv'nin tam karşısında, ufak bir masası var, neyse yeni koltuğu bir parçacık boyamış, bir de fırça yedi yanımızda. Kahve içerken çocuklara pizza söyleyim diye tutturdu, ardından dolapta bulduğu tüm meyvelerin ( 5 çeşit falan saydım, tadını hayal bile edemedim) suyunu sıktı. Neyse yemek faslından sonra ipler koptu, veleti şeytan dürttü sanırım bizi evden kovdu, annesi de enteresan bir şekilde "siz gidin isterseniz " dedi, ben şok kendime küfür ettim uzun süre, sonra kendime geldim, güzel havanın tadını çıkartmaya devam ettim, bir de bol bol şükrettim.




21.10.2010

KAÇASIM VAR

O kadar güzel bir hava var ki bu sabah. Pırıl pırıl bir güneş, ılık bir hava...
Tam sonbahar, "bir daha beni zor bulursun" diyor adeta. Ofise normalden geç geldim zaten ama işi asmam için adeta dürtüklüyor beni. Önce bir park yapalım kızımla, sonrası Allah kerim. Gerçi bir sürü de işim var ama, bakacağız artık:)))
Şapkalı tokamız nasıl, dün aldık Bilge' den arta kalan zamanlarda kendim takmayı düşünüyorum. İnsan böyle bir toka takar da mutsuz olur mu?

20.10.2010

İYİKİ DOĞDUN

Bugün kız kardeşin doğum günü, uzak olunca aslında böyle özel günler insanı hüzünlendiriyor. Ama ben bugün hüzünlü birşeyler yazmayacağım. Hatırladığım kadarıyla çok güldüğümüz zamanlardan bahsetmek istiyorum. aramızda 4,5 yaş var, kendisi bizim için, kardeşimden çok ilk evladımız gibidir. Kışın çok üşür, evde hep sobanın yanına kıvrılırdı, o nedenden annemler ona "güz cücüğü " derlerdi. Bir de alerjisi vardır tüm kış nerdeyse hep kırmızı bir burunla dolaşır. üniversiteyi en uzun sürede bitiren tek tanıdığımdır( tüm hakaretlerimize rağmen), Düğünümde çok ağlamıştı, beni de ağlatmıştı. Balayında yanıma almak istediğim tek şeydi:))
Domates delisidir, meyve niyetine domates yemeyi sever (nerde tabi o eski domatesler)
Bekarken bana kahve falı baktırmaya bayılırdı, ne güzel kandırırdım onu:))
Doğum günümde bana çiçek gönderen tek insan evladıdır.
Kızımı doğduğunda ilk kucağına alandır, kızım da ilk onun ismini söylemiştir ( ne bozulmuştum)
Kocanın uzun yıllar çoraplarını banyoya götürtmeye çalıştığı köpeğimize, kaşla göz arası oyuncağını getirmesini öğretmiştir. (başka da bir komut öğretememiştik zaten)
Herşeyimi bilir, bazen sinir olduğum bir olayı ona anlatırken " abla inanamıyorum, bu kadar saf olamzsın "der, ben de sevinirim o kadar saf olduğuma:))
Benim hayal perestliğim, onda gerçekliğe dönüşür, hiç uçuk bir fikir duymadım ağzından.(İstanbul' da yaşamak hariç)
Bir çok anı geliyor kahkahalarla güldüğüm aklıma, eminim şuan onunda aklına geliyor. Bazen aynı şeyleri düşünüp "biz kardeşmiyiz" espirisi yaparız, bir de ben soranlara "ablam" derdim, çok gülerdik. Uzadıkça uzar bu yazı, hasretlik zor be güzelim, her zaman ki gibi;
"Doğum günün kutlu olsun mutlu ol senelerce,
Sana boncuktan kuş yaptım, konacak pencerene"

19.10.2010

BUGÜN

Baştan söyleyim net çekmek için elimden geleni yaptım, ancak bu kadar oluyor kimse kızmasın çok bozuluyorum zira:))
Kordon hapishane işi, iki renk bocuğu teker teker ipe dizdim en zor kısmı buydu, sonra tığyla ördüm. Ucuna önce dikdörtgen bir çerçeve ördüm iğneyle, içine bir çiçek ve yapraklar yaptım.

Bu kitaba başladım "Kibele' nin Sırrı" bu aralar efsanelere takılmış durumdayım, ne kadar sürer bu takılmışlık bilemiyorum ama havayla uyumlu olduğunu düşünüyorum:))


Bu filmi yıllar evvel izlemiştim, komşum bıraktı geçenlerde "orjinal siyah beyaz çekim,çok güzel" dedi. Çayım ocakta fokurduyor, demlensin geçeceğim başına. Bilge boyama kitaplarına takılmış durumda, ardından güzel kalıplar buldum oyun hamuru için, bu onu bir süre idare eder sanırım, olmadı akşam izlerim. Dışarıyı seyrediyorum, usul usul yağan bir yağmur var, hava kapalı olsun deli gibi yağmasından iyidir diyorum. Bilge geçenlerde dediki "anne keşke çizgi film olsaydık, ne güzel ejderha yumurtamız olurdu, dinazorlarımız ,su atımız olurdu" şöyle bir düşüdümde sahiden güzel olabilirdi:)))...








18.10.2010

İLKLER...

Bu hafta sonu ilklerle doluydu. İlk kez Ankara' da gökkuşağı gördük
İlk kez böcek yiyen bitkileri yakından gördük, çok sevimlilerdi:)

İlk kez dünyanın en geniş kelebeğini gördük (öyle söylediler)


Daha bir sürü kelebek ve böcek gördük, bir de bu devasa akrebi...



İlk kez mikroskopla baktı, baktı nerdeyse bir saat bununla ilgilendi, tüm örneklere sıkılmadan tek tek baktı:)) Tırtıllara marul yedirdi, bunları kim öldürdü diye sordu:))
"Böceklerle Ekoloji Eğitimi " adlı sergiyi bir dost haber verdi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fak. öğrencileri eşliğinde dolaştık sergiyi. Öyle güzel ilgilendilerki, sağolsunlar.Ben de naçizane biraz üreticilikten, ordan burdan bahsederken bir baktık 1,5 saat geçirmişiz. Güle oynaya çıktık Bilge'yle. Doğru Kuğulu Park' a gittik, hopladık zıpladık, ağlayarak döndük. Evde ayaklarımın altı zonkluyordu:)) Bu arada bu şehirde etrafta dolaşırken tanıdık görme ihtimalim yok diyordumya, bir ilk de böylece gerçekleşti ve Kuğulu Park' ta hiç beklemediğim bir anda dost bir yüz gördüm. Ay ne mutlu oldum, evet ben bu hafta sonunu çok keyifli ve mutlu geçirdim, bunda havanın katkısı da büyük atlamayım:))







15.10.2010

KEŞKE...




"Keşke sözünü dinleyip dışarıda o kadar oynamasaydım " dedi, gece hafif ateşle burnunu çekerken. Bu lafı da duydumya artık ölsem de gam yemem:)) hafif bir soğuk algınlığı durumumuz var o sebepten evde dinleniyor, bol bol tavuk suyuna çorba içiyoruz. Herkese keyifli ve sağlıklı bir hafta sonu diliyorum , sevgilerle...


13.10.2010

MİNİK, MİNİMİNİCİK...




Dün uzun süredir tamirde olan bilgisayarım geldi. Bu fotoğrafları onda buldum. Çok değil iki yaz öncesine ait. Saçları kıvırcıkmış, surat tombik tombik:))) Yaz tatili annemin evindeyiz, herkes orda, en büyük eğlence Bilge... Ankara fikri aklımızda bile yok. Mızmız zamanlarında bile hep eğlenceli bir çocuk oldu. Onun sayesinde önceden çok samimi olmadığım aile üyeleriyle yaklaştık. Çoğunun suratında daha önce görmediğim çocuk sevgisini görmeme vesile oldu. Dün beraber bakarken fotoğraflara "Bilge' ye bak bebekmiş " dedi, bayılıyorum bu 3.şahıs hallerine:))
Bugün bolca şiir okumayı planlıyorum, yanıda da sıcak çayım, Bilge' de dış ses olur büyük ihtimalle:))


12.10.2010

BİR KAVUN GÖRDÜM SANKİ

Sabah ofisin önünde uflaya puflaya dolanırken gördüm. Yan taraftaki dükkan komşum bir ara ekti ama hiç ilgilenirken görmedim. Toprak çok kötü ve susuz.
Bilge "bu yapraklara ne olmuş" dediğinde, "hasta olmuşlar" diyeli taş çatlasın bir iki hafta oluyor. Ne ara büyüdü, kocaman oldu bilmiyorum, şaşkın şaşkın bakıyorum girip çıkıp:))

"Bilgisayar oyunları çok aptal, ben yazı yazacağım" diyor. Geçiyor klavyenin başına takudu tukkudu... Eski bir daktilom vardı, keşke saklasaymışım, kim bilir nerde kaldı... Çok hoşuna giderdi eminim. Eski daktiloya ne zaman sahip olduğumu çok iyi hatırlıyorum. Okuldan sonra başladığım iş yerinde dolapların içinde bulmuştum. Elektronik daktilo baş köşede olunca, atıvermişlerdi. Beyannameleri falan dolduruyorduk, bir de bilgisayar vardı ama pek elleyemiyorduk:)) faks makinasını bile çözmem bir haftamı almıştı. Patron eski daktiloya baktığımı görünce "al senin olsun" demişti, üstelik pinti adamın tekiydi:)) Ne sevinmiştim...
Takıldı şimdi kafama nerde bıraktım acaba? Dün kütüphanemin başında okumadığım kitap ararken teyzemin büyüyen oğlunun Bilge ' ye verdiği kitaplara gitti elim. Rıfat Ilgaz' ın "Öksüz Civciv" kitabını aldım elime. Başını dinledi Bilge biraz sonra uyuya kaldı, ben devam ettim okumaya, bugün de yanımda getirdim bitireyim diye. Ne güzel anlatmış Rıfat Ilgaz Ankara' dan tatil için Cide' ye gelen anne kızı, denizi, bahçeyi, komşuluğu...
Kavundan girdim, nerelerden çıktım:)) Bilgisayar oyunlarına aptal dediğine bakmayın seviyor oynamayı. Saat kuruyorum oturunca başına, Allah' tan saat çalmadan sıkılıp kalkıyor. Dışarıya çıkamamaya sinir oluyor. Gerçi soğukta olsa en azından yürüyüş yapalım diye sıkıca giydirip hergün dolaştırıyorum, umarım hastalanmaz diyerek:))


11.10.2010

BİR BARDAK SÜT, BİR DİLİM KEK

Bu sabah güzel bir sabah, dışarıda güneş var, gökyüzü pırıl pırıl. Hava durumuna bağlı ruh halimse gayet mutlu:)) Hafta sonu evle uğraştım; sildim, süpürdüm, düzelttim. Bunları yaparken Koca da çok yardım etti. Pazar günü misafir ağırladık, çok keyifliydi. Ne zaman evde birilerini ağırlasak hep kendime "bunu neden daha sık yapmıyoruz" sorusunu soruyorum. Nerdeyse bir haftadır Bilge' ye yemek yedirmek eziyet halini aldı. Dün mutfakta ben hazırlıklarla uğraşırken, fırından yeni çıkan kekleri gördü "hımm lezzetli görünüyor " diye el attı keklere. O zamandan beri girip çıkıp kek yiyor, yanında da sütle:)) Misafirleri bir kekle mi ağırladın derseniz tabiki hayır bir sürü mama hazırladım. Uzun süre masadan kalkmadık, güzel bir sohbet eşliğinde. Bilge babasıyla misafirleri evlerine bırakmaya gitti. Uzun süredir evde ilk kez yalnız kaldım. Bir saat kadar sürdü bu yalnızlığım, ama bana çok uzun geldi:)) Evde her zaman oturduğum ikili koltuğa yayıldım, insanın eşyalarının olması ne güzel diye düşündüm. Ne çok anı var o eşyalarda, sıcacık, keyifli... Bilge' ye bere başladım, kış demek örgü yapmak demek, kat kat giyinip eve gelince sıcacık evini sevmek demek. Farkındayım kışı sevimli görmeye çalışıyorum, tüm savaş aletlerimi hazırlamalıyım. Bol bol kitap, yeni filmler, renkli boya kalemleri, belki legolar. Yatmadan önce okunan masal kitapları, bitki çayları, taze sıkılmış portakal suyu ve mutfakta hamur kokusu...

8.10.2010

SOĞUK...ÇOK SOĞUK...


Dışarısı buz gibi, sanki kar yağacak. Aniden düşen sıcaklık bünyemizi altüst etti. Son bin yılın en soğuk kışı olacak söylemleriyse tam cila tadında. Ayva ağaçları çok meyve verirse kış çetin geçermiş. Bu sene de ayva ağaçları dal budak ayva doluymuş.
Neyse bu kolyeyi dün bitirdim. İğneyle örerek yaptım bu kolyeyi. Ucunu normalde boş yapıyordum ama içine sığacak bir taş buldum güzel de oldu. Hafta sonu misafir ağırlayacağım, dışarı çıkılacak gibi değil zaten. Anladım ben sıcak insanıyım ve önümüzdeki uzun kışı düşündükçe suratım asılıyor:((( Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum ve sıcak:)))






6.10.2010

TOHUM NE DEMEK?

Bilge' yle öğleden sonraları parka gidiyoruz, hava soğuk olsa da birazcık güneş oldu mu park çocuklarla doluyor. Bilge tohumları önce yerde gördü, "annneee bak, bu ne" diye sorunca, "ağacın tohumları" olduğunu söyledim. "Tohum ne demek biliyormusun " diyince, "ağacın bebekleri" dedi:)) O kadar hoşuma gitti ki...
Kafamı kaldırıp, ağaçtaki tohum zarflarını gösterdim, bir tanesini kopartıp açınca hayretle baka kaldı "mektupla mı gönderiyor ağaçlar tohumları" diye. Hiç böyle düşünmemiştim, evet bazıları böyle yolluyor dedim.

Topladı yerdeki tohum zarflarını, doldurdu bisikletin sepetine.

Oynadı , zıpladı derken döndük. Gerçekten gören gözlerle ve bir çocuk yüreğiyle doğaya baktığınızda, hele de bu mevsimde ağaçların bebeklerini zarflarda görebilirsiniz:))





5.10.2010

SON YAPTIKLARIM

Bu metal aparata polimer kil denemelrimin ilklerindendi. Diğerlerine hep mumlu iplikle kordon yağmıştım, bu da böyle olsun dedim.
Anglez zinciriyle yaptığım kolyelerden biri. İçine metal pullarda koydum...

Bu zincir çok muntazam duruyor, düz bir kordondan da daha hoş gözüküyor. Yaptığım uçların çoğunu böyle kullanıyorum.
Günlerdir hasıl olan miskinlik, tembellik ve keyifsizlik hallerim sabah meyvesini verdi. Boğazım çok kötü ağrıyor. Acayip üşüyorum bugün kaloriferleri yaktım:)) Umarım bulaşıcı değildir, bir tek ben sürünürüm:(((


4.10.2010

MİSKİN

Tüm hafta sonu beni anlatan en güzel kelime buydu" miskin". Hiç birşey yapmadım desem yeridir. Uyduruktan bir temizlik, çamaşırları yıkama ve yemek yapma dışında tv karşısında dönüp durdum:(((
Aslında pazar günü Bilge' yi güzel bir tiyatro oyununa götürmeyi planlamıştım. Bütün suçu havaya attım çok soğuktu çünkü. Bilge' de "hadi bir yere gidelim " demeyince, miskinliğim iyice katlandı. Bir ara baktım koca yemek hazırlıyor, etrafı toparlıyor. Bilge odasına aldığı kırmızı lambayla korku filmi tarzı bir hava yakalamış...

Ne alaka dedim, kocaya kırmızı lamba, "istedi ne yapayım " dedi. Hiç şaşırmadım, Allah' tan hava kararınca normal ampule döndüler:))) Bir ara "Yeryüzü" belgeselinin çöller kısmını seyrettim, çok güzeldi. Özellikle senede bir ya da iki kez yağan yağmurun ardından toprağın yeşermesi mucizeviydi. Bunun dışında kitap okudum, Atlas Dergisi' nin bu ayki sayısına iç geçirerek baktım. Bu ayki eki "Türkiye' de yaşanması gereken 50 macera" kitapçığı. "Burası Türkiye' de mi" cümleleriyle inceledik kitapçığı. Neyse önce kafamı, sonra ofis işlerini toparlayım, tadım yerine gelir diye umuyorum:)))


1.10.2010

HAFTAYI BİTİRİRKEN


Bu hafta da bitti, çabucak hemde. Zamanı dolu dolu geçirmeye çalışıyorum, Bilge' nin dilinden "sıkıldım" lafı düşmesede. Bu kolyeyi sipariş üzerine yapmıştım, rengi tam yakalayamamışım, tekrar yapmam gerekti:)) Bunun yanında yeni bir çerçeve daha yaptım peçeteyle, kurumasını bekliyorum verniklemek için. Polimer kil uçlara devam ettim, yaptığım uçlarada kordonlar yapmaya başladım. Mum ipliklerden renk renk, annemden öğrenmiştim "anglez zinciri" ni. Güzel oldular, bitireyim koyarım.
Yaşar Kemal' in "Binbir Çiçekli Bahçe" kitabına başladım dün gece. Yeni bir de film izledim "Yalanın İcadı" komik bir filmdi. Yalan söylemeyi bilmeyen bir dünyada, bir adamın bunu öğrenmesiyle başlayan ve bunu takip eden olayların, komik bir dille anlatıldığı güzel bir film.
Bilge dünden beri bir "geri dönüşüm" projesine imza atmakla meşgul. Karton bir kutudan ev yapmaya çalışyor ve üstelik bizi de dahil etmeye çalışıyor:(( Koca' nın sabah ofisten bir gidişi vardı, arkasına bile bakmadan resmen kaçtı. Kaldık baş başa... Herkese keyifli, sağlıklı ve dolu dolu bir hafta sonu diliyorum.