31.01.2011

BEMBEYAZ

Cumartesi sabah bembeyaz bir Ankara'ya açtık gözlerimizi. Kar yağmaya devam etti, hala bembeyaz etraf. Dün bir ara usul usul yağan karın altında pazara gittik. Bizim Bilge Hanım böyle çıktı dışarıya, gözleri üşümeyecekmiş. Geçen kar yağışında kardanadam sevdamıza, soğuk algınlığı eklenince, bu sefer eve kocaman bir kartopu götürdük. Hevesini aldı böylelikle:))
Cumartesi hummalı bir temizlikle, pazar da tembellikle geçti. Yağmurda Yarış Sanatı dün bitti. Enzo beni öldürdü, kış günü duygusallığım tavan yaptı. Savaş ve Barış devam ediyor, azimliyim bitecek. Film izlerim diye düşünüyordum ama fırsat olmadı. Bilge' nin kursu da hava sebebiyle iptal edildi. Haftaya umarım hava iyi olur ve gidebiliriz. Gecenin bir yarısı Bilge beni uyandırdı "uykum kaçtı" diye. Ne yaptıysak gelmedi uykusu, "sen bana bir film aç, ben uyurum "dedi. Ben de yattım yanına, "Mulan" ı açtım. Ne zaman kalktı kapattı bilmiyorum, sabah uyandığımda tv' de, dvd' de kapalıydı. Biz kahvaltı yaparken horul horul uyuyordu, sonra uyandı. Bir güzel gerindi yatakta, ayak masajı istedi. Ovaladım minik patilerini, bu çocuk beni nasıl mutlu edeceğini biliyor, bundan eminim:))

28.01.2011

HAFTA BİTERKEN

Bu hafta nasıl geçti anlamadım. Bu kolyeyi bitirdim ve ilk kez küpe de yaptım. Ben küpe takmayı sevmediğim için yapmıyordum ama yapınca güzel oldu. Hapishane işi tekniğiyle yaptım, iki renk boncuk kullandım. Yaparken kullandığım ipten güller yaptım ve diktim.
Bu kolye de artan boncukları değerlendirme işlerimden. Şıkır şıkır birşey oldu. Bunu biraz kısa tuttum.
Bu filmi izledik. Agora son zamanlarda izlediğim en iyi filimdi diyebilirim. İskenderiye' de felsefe, matematik ve astronomi dersleri veren Hypatia' nın hikayesini anlatıyor. Oyuncular çok iyi, hafta sonu için güzel bir tercih olabilir.

Bu kitabı seçerken tamamen kapaktaki köpekten etkilenerek aldığımı itiraf ediyorum. Üstelik o günde komik bir köpek sevmiştik. İyiki almışım bitirmek üzereyim, o kadar duygusal, o kadar sıcak ki, şiddetle tavsiye ediyorum.


Bu arada ısrarla ve azimle Savaş ve Barış' ı okumaya devam ediyorum. İçimde bulunduğum yaşı tamamlamadan yapmam gerekenler arasında zira. Derken bu güzel kitabı dün akşam Koca'yla bitirdik. Atatürk' le ilgili kısa, naif,arada gözlerinizi buğlandıran öyküler var içinde. Ben okudum o dinledi, yorulunca o devam etti, derken nasıl bitti anlamadık.
Hafta sonu ev gezmesi planlıyorum, bakalım. Hepinize önce sağlıklı, sonrasındaysa keyifli bir hafta sonu diliyorum.


26.01.2011

RENKLİ BİR GÜN

Dün Bilge' yle, Flamingo Pastanesi' ne gittik. Leylak Dalı ve Kaymaklı Kadayıf' la güzel ve keyifli saatler geçirdik. Bu sohbetler öyle güzel ve doyumsuz oluyorki. Yıllardır tanıdığın biriyle bile bazen böyle samimi konuşamıyorsun. Hele de benim gibi arkadaş fakiri bir tip için çok kıymetli zamanlar. Bilge sohbetimiz sırasında beni bile şaşırtacak derecede sakindi. Sonunda "artık gidelim" diyince, vaktidir diyerek ayaklandık. Kaymaklı kadayıfla vedalaştık, Leylak Ablanın elinden tutup Beğendiğe gittik. Onu da orda azat ettik, yeni açılan oyun parkını fark ettik. Bilge gün içerisindeki güzel hareketlerinden dolayı ödüllendirilerek bu topların arasında buldu kendini. Görevli telefon numaramı aldı, isterseniz siz dolaşın dedi, ama nerde bende o yürek. Yakındaki kitap reyonunu gezdim, üç kitap aldım. Sonra Bilge' yi ikna etmeye çalıştım, çıktığımızda yanakları kıpkırmızıydı:)) Eve geldik, 33 yaşımın sonuna doğru hayatımda ilk kez kereviz yemeği yaptım ve tek başıma yedim. Evdeki sütçül Bilge'yle, etçil Koca burun büktüler. Oh ben de afiyetle yedim hepsini.
Günün bombası Bilge ressam olmaya karar vermiş, dün akşamdan beri ilk kişisel sergisini açacak kadar suluboya resim yaptı, hala da yapıyor...

25.01.2011

ANNEMİN İŞLERİ


Blog yazarı, kendisi birşeyler yapmadıysa, kızı da uslu puslu oturup resim yaparsa, hava da ona inat yağıp duruyorsa, annesinin yaptığı işleri yazar. Annem diye söylemiyorum yaptığı her işi kusursuzdur. Öyleki sizin tüm şevkiniz kırılır onlara bakarken.Kabullenmişsinizdir onun kadar güzel yapamayacağınızı.

Bu yeleği geçen sene ördü, o kadar güzel ve şık ki. Kaç kişi durdurup sordu, nerden aldınız diye. Model çıkartmak için fotoğrafını çekenler oldu. Tabi konu mankenininde bu güzellikte payını unutmamak gerek:))


Bu yeleği de bu sene ördü, üzerinde benim gördüğüm en az beş çeşit örgü var. Yapmaya bile yeltenmeyeceğim türden. Örgüsü o kadar muntazam ki, sanki kalıptan çıkmış. Abla bu fotoğrafı çekerken biraz utangaçtı.



Bu takımda kızkardeşe çeyiz olarak yapıldı. Tafta kumaşın üzerine, boru ve kum boncuklarla işledi. Bunun bordosunu ben de kendime yaptım, şimdi iyi bir dostumun salonunu şenlendiriyor.




Bunu daha evvel koymuştum, belki görmeyenler vardır. Bilge' ye yaptığı yatak örtüsünün yastığı.
Buda yatak örtüsü, süper oldu hala kullanmaya kıyamıyoruz. Kırkyama konusunda da ne kadar iyi olduğunu böylece gözüme sokmuş oldu. En üstteki örtüde ilk yaptığı kırkyamalardan, pek beğenmiyor yani.
Annemin işlerini açıkça kıskandığımı anlamışsınızdır. Çocukken bize çok normal görünen diktiği elbiselerin, sonradan patonsuz, kalıpsız dikmenin ne kadar zor olduğunu, ördüğü güzelim kazakları, hırkaları kardeşler arasında el değiştirip sonradan kapı önüne bir paspas ya da başka gerekli birşey haline geldiğini görmek belkide bu kıskançlığımın sebebi. Bu arada rengarenk yazmaların kenarlarını süsleyen iğne oyalarını, mekikleri hep elinde görmek. Asla vazgeçemediğimiz yufka ekmeği, su böreğini, içli köfteyi ve mantıyı onun evinde yemek.
Ve en komiği de "hiç biriniz bana çekmemişsiniz "sözünü sürekli ondan dinlemek, çok ama çok güzeldir.






24.01.2011

BİZ GELDİK


Geçen pazar düştük yollara, özlemşim yollarda olmayı. Koca Gebze' ye seminere, biz İstanbul' a kızkardeşe gittik. Bir hafta düzen manyağı kardeşin evi, pasaklı ruhuma iyi geldi. Dışarı çıkıp dolaşma şansımız olmadı. Bilge' yle bir Bakırköy' e kadar gittik, gezdik dolaştık. İstanbul' da yaşamanın eziyet olduğu fikrimizi pekiştirdik. Ben yanımda götürdüğüm "Ateşle Oynanayan Kız" kitabını iki günde bitirince, kardeşin kitaplığından "Bir Dinazorun Gezileri" göz kırptı bana. Çok zaman olmuştu okuyalı ama tekrar Mina Urgan' la gezmek çok keyifliydi. Cumartesi döndük, pazarı ben temizlik ve alışverişle, Koca ve Bilge' de tembellikle geçirdiler.Bugün ofisteyiz, herşey terelelli. Yaptığım proğrama göre bu hafta sonuna kadar boşaltmayı düşünüyoruz. Bir tarafım "hallederiz" diyor, öbür tarafım "umarım"diyor. Gerçi ayın onuna kadar zamanım var ama o kadar beklemek istemiyorum. Yazmayı çok özledim, yazacak çok şey vardı ama başına oturunca uçup gittiler sanki:))

13.01.2011

ÖZLEM

Biliyorum mevsimden, biliyorum sevdiklerimi uzun zamandır görmediğimden, biliyorum belkide sadece insan olduğum için;
Bugün içim özlemle doldu.
Mavi gökyüzünde pamuk bulutları görmeyi,
Yabani bir çiçeğe konan böceği,

beni şaşkına çeviren çiçekleri,


doğadaki renkli fısıltıyı,

ve gelincikleri,


yakınımdaki bir gölde ayaklarımı suya sokmayı,



ya da uzağımdaki
bu teknede olmayı hayal etmeyi



bu kumsalda yürümeyi çok özledim..........











12.01.2011

BİTEN İŞLER

Geçenlerde yarım işlerim var diye dert yanıp durmuştum, yavaş yavaş tamamlamaya başladım.
Gerçi daha yapacaklarım var ama, artık taşınma işi bittikten sonra yapacağım. Bu araya birde eğitim semineri girdi, İstanbul'a gidiyoruz ,yaklaşık beş gün sürecek. Koca seminere, biz kızkardeşe gideceğiz. Dün Bilge' yle işi astık, o kendini oyuncaklarına vurdu, ben eve. Küçük, misafir odası niyetine duran odayı, çalışma odasına çevireceğim. Elimde metre, ölçe ölçe yeni bir düzenleme yapmaya çalıştım. Biraz daha büyük olsa ne olurdu sanki, diye söylenip durdum. İşin kötü tarafı o kadar rahat yayılmışım ki ofise, malzemeden yana hiç çekinmemişim. Bir de ne geçse elime atmama durumu var ki evlere şenlik. Neyse şikayet etmeyeceğim, nasıl olsa hallederim.
Bilge' nin bu günlerde aklına ne gelirse sorduğu, benim çaresiz cevaplar verdiğim malum. Son diyoloğumuzu yazıyorum.
Hafiften kendini gösteren güneşte alışverişe gidiyoruz.
Bilge: Anne gölgem bizi takip ediyor
Ben: Evet gölgeler öyle yapar
Bilge: Anne ama bak ben kolumu kaldırdım, o da kaldırdı
Ben: Biz ne yaparsak gölgemizde onu yapar, bu normal bir durum
Bilge: Anne ben "pırt" yapınca gölgemde yapar mı?
Ben: ??????????

10.01.2011

HAFTA SONU

Hafta sonu nasıl geçti , "tuhaftı "diyebilirim.Cumartesi çok güzeldi, günlerdir yüzünü görmediğimiz güneşle birlikte buraya gittik. Üç aydır Bilge jimnastik kursuna gidiyor biliyorsunuz ve kurs bize çok uzak. İdare ederiz diye düşünürken, havaların iyice soğuması bu düşüncemi yerle bir etti. Bir arkadaşımızın tavsiyesiyle bir deneyelim diye buraya gittik. Saat onikiden , dörde kadar süren bir atölye çalışması. İlk baleyle başlıyorlar, ardından resim, heykel, seramik ve en son dramayla bitiriyorlar. Böyle bakınca çok uzun ve yorucu görünüyor ama ilk gün Bilge çok keyifliydi. Önümüzdeki hafta müzikle ilgili bazı testler yapılacak yeteneğini ölçmek için, sonra karar vereceğiz. Haftada birgün buraya devam edeceğiz gibi görünüyor.
Bu arada Bilge' nin bir haftadır devam eden rahatsızlığı pazar günü sabaha karşı kulak ağrısına dönüşmüş şekilde yatağımızdan fırlattı bizi. Hastahanenin acil servisine götürdük, antibiyotiğimizi alıp döndük. İlacı aldıktan yarım saat sonra keyfi yerine geldi, ama biz çok üzüldük.Koca kahvaltı hazırlayana kadar biraz uyudum, ardından kahvaltımızı yaptık ve koca yattı. Eve şöyle bir baktım, hiç halim yok, hava dersen grinin tam grisi. "Ejderha Dövmeli Kız " kitabını bitirdim, ardından filmini izledim. Kitap daha güzeldi. Kitabı okurken kafamdaki kızla, filmdeki kız nerdeyse aynıydı.

Ardından 21.gr. filmini izledim. Sevgili Leylak Ablam ve Umur bahsetmişlerdi bu filmden, gerçekten güzel ve etkileyici bir filmdi.
Antalya' dan getirdiğimden beri yaşatmayı başaramadığım artık üçüncü denemem olan küçük arap saçım bu sefer yerini sevdi sanırım. Ufacık yeşil dallar fışkırtmaya başladı, beni mutlu eden.
Sonbaharda fışkıran domates fideleri, içeri almama rağmen boyunlarını büktüler. Biliyordum aslında öyle olacağını ama yine burkuldu içim. Ejderha Dövmeli Kız' ın ikinci kitabına başalamadan Alexandra Cavelius' un Leyla kitabıyla biraz ara verip devam edeyim dedim.
Bu arada atlayamayacağım bir gelişme var hayatımızda. Bizimle aynı işi yapan bir şirketle birleşme kararı aldık. Umarım Allah utandırmaz ve hayırlı olur. Koca bu konuda çok hevesli. Onların ofisleri daha büyük olduğu için bizimkini kapatıyoruz. Bilge' yle sürekli gitmemizde gerekmeyecek. Biz de artık ev hatunlarına katılıyoruz. Çok vaktimiz olacak ve bu vakti dolu dolu geçireceğiz diye umuyorum...

7.01.2011

BALIKÇI


Dün Bilge' yle kat kat giyinip, lahana moduna girdikten sonra doğru Kızılay' a gittik. Gidiş amacımız sevgili Banuca' ya kitap almak, gitmişken bir iki alışveriş işini de aradan çıkartmaktı. İşlerimizi bitirip Sakarya Caddesi' nde balıkçıların önünden geçerken, daldık birinin içine. Bu arada balıkçımız kapandığından beri her sohbette soruyorum insanlara "iyi bir balıkçı nerden bulacağım " diye. Kimisi Sakarya' dan, kimisi Ulus' tan diyor.Neyse Sakarya'yla şansımızı denedik. Çok kalabalık bir balıkçıydı, bu iyiye işaret dedim, tazeliği açısından. Neyse satıcıyla lüferde anlaştık, "temizliyorsunuz değil mi" soruma, "istersen pişiriyoruz da" cevabını alınca, gülümsedim. Bu arada meraklı gözlerle ve tıkalı bir burunla içeriyi inceleyen Bilge' ye çalışanlardan bir amca kurumuş bir deniz atı( bkz. avcunda) verdi. O kadar sevindiki, anlatamam. Ellim kolum poşet doluydu ve çoğu ona alınmış şeylerdi ama inanının hiçbirisine deniz atını eline aldığı kadar sevinmedi. Neden ölüp kuruduğu konusunuda Allah' tan çok eşelemedi. Eve gelene kadar herkese gösterdi.
Evde balığımızı bir güzel fırınladık, sonra bir tabakta eşi hastanede olan ev sahibemize götürdük. Sevindi kadıncağız.Kırılma riskine karşı deniz atını cam bir kaseye koyduk, Bilge' yle uyudu.
Bu arada en komiği akşam çığlık çığlığa koltuk minderlerini fırlatan Bilge" deniz atım kayboldu" diye bağırırken, bendeniz deniz atını saçlarının arasında buldum:))

6.01.2011

BİTİRİLMEMİŞ İŞLER

Bugünlerde her işim yarım, bir takıya başlayınca aklıma başka birşey geliyor ya da araya başka birşey giriyor elimdeki yarım kalıyor. Masamın üstü başlanmış işlerle dolu. Kafamı tırmalayacaklarını bile bile, yarım bırakmakta hiç akıl karı değil. Ne olurdu yarabbim şöyle akıllı uslu, düzenli tertipli, planlı proğramlı bir kadın olsaydım. Ama ne çare, kafamın içi pazar yeri gibi, etrafında çok farkı yok.
Akşam Bilge' yle mutfağa daldık (evet konu değiştiriyorum). Koca yemek hazırlarken, bizde zeytinlerle uğraştık. Pek bir güzel olmuş tadları ama o kadar çok yapmışım ki, komşularla tanışmam gerekecek:)) Bir ara Bilge küçük ağzı kapalı bir kavanozu, mutfak mermerine tık tık vuruyor. Benim kapak açma yöntemim, inanamıyorum bunu yaptığına. Ben ona göstermedim bile. Bazen klavyenin üstünde küçücük parmakları hızlı hızlı hareket ediyor, "baaak senin gibi yapıyorum" diyor. Ama işin enteresan tarafı benim elimden kitap düşmezken, onun eline benim hatırlatmam dışında kitap aldığı zamanlar çok az. Belki de canının istediğini alıyor benden...Ama yine de benim yönlendirmelerimin ne kadar etkili olacağının farkındayım. O yüzden öncelikle başladığım her işi bitirmeyi göstermeliyim ona. Bugünlük önceden yaptığım takılardan birini koyuyorum, ben de yarım işlerin başına doğru süzülüyorum.

5.01.2011

AYLIK DERGİLER VE EKLERİ

Ayın ilk günlerini çok seviyorum. Bilge' yle yakınımzdaki gazete bayisine gidiyoruz, aynı zamanda bir kırtasiye orası. Eskiden beri çok severim kırtasiyeleri, renkli kalemler, resimli defterler, bir dolu kitap, çantalar, saçma sapan oyuncaklar. Hep elim renkli kalemlere, silgilere gider, benim olsunlar isterim.Ben dergilere bakarken, Bilge kendine birşeyler seçer. Heray Atlas Dergisi ve çok seyretmeme rağmen bir tv dergisi alırım. Bilge Meraklı Minik alır. İtiraf edeyim Bilge' de ben de dergilerden çok önce eklerine ve hediyelerine bakıyoruz. Atlas' ın verdiği küçük kitapçıklar bir rafımı doldurdu nerdeyse. Dün dergi alma işine kendi başıma gittim, çünkü hava çok soğuktu. Meraklı Minik daha gelmemişti, Bilim Çocuk aldım Bilge' ye. Yaşı biraz daha bu dergi için küçük ama öyle merakla inceledi ki, heray bu dergiyi de almaya karar verdim. Bu ay kuşlardan bahsediliyor bolca. Fotoğraftaki arkadaşın adı "Sekreterkuş". Aslında dergideki fotoğrafı daha güzeldi, ama dergiyi evde unutmuşuz. Başının arkasındaki sert tüylerden dolayı bu ismi vermişler kuşa (yazanın yalancısıyım).
Dergide gezegenlerin uydularından bahsediliyordu, gezegenlerin çoğuna Yunan efsanelerinde geçen isimler verildiği, uyduların bir kısmına Shakespeare' in oyunlarındaki kahramanların isimleri verilmiş. Bunları meraklı gözlerle dinledi Bilge ve patlattı hemen sorusunu "Nedeeeen"
Bilmiyorum ki neden, öyle olsun istemşlerdir diye kıvırmaya çalışırken Gauss yardımıma geldi. Onun hayatının çizgilendirildiği bir iki sayfayı evirip çevirip okuttu bana. Sabah kalkmış "Gauss' u okuyalım mı?" diyor, deli mi ne?
Yani lafın özü, bu ay Atlas' ın ekleri çok güzel. Özellikle İstanbul fotoğrafına bayıldım. Bilim Çocuk dergisi' nin verdiği takvimde çok süper, kes yapştır pek şirin birşey (bu işi de ben yapıyorum, Bilge sadece yapışkanın kuruması için sıkıca tutuyor).
Dün akşam Ejderha dövmeli Kız' a başladım, hadi bana hayırlı olsun:))

4.01.2011

KİTAP AYRAÇLARIM


Elimde ne olduğunu bilmediğim, karton desem karton değil, ama sert diyebileceğim bir malzeme vardı (nerden elime geçtiğini hiç sormayın). Bilge beyaz akrilik boyayla bir güzel boyadı arkalı önlü, bir gün sonra da peçete transferi yaptık. Çok şirin oldular,ne çok kalın ne çok ince tam istediğim gibi, gerçi daha uçlarına püsküller, boncuklar takarım ama bu hallerini de paylaşayım istedim.
Güzel bir film seyrettik geçen akşam. Terabithia Köprüsü filmini, Bilge'yle izlemek amacıyla almıştım, hatta fantastik bir film zannederek. Ama öyle duygusal, öyle keyifli bir film çıktı ki,iyi bir seçim yapışım dedim.. Gerçi seçim bizim için iyiydi, Bilge' nin daha zamanı var:))
Bu ay okuyacağım kitapları aldım, okudukça yazarım. Serinin son iki kitabını okumuştum, birincininde hatırı kalmasın diye Açlık Oyunları' nı aldım ve bitirdim. Çabuk bitti, filmini sabırsızlıkla bekliyorum. Gerçi kitabını okuyup, filmini beğendiğim hiç olmadı ama yinede merak ediyorum. Bu arada bir sürü film izliyorum, ama gerçekten beni etkileyip şuraya iki satır yazdıracak birşeyler gelmedi önüme. Sinema eleştirmeni değilim ama iyi bir izleyici olduğumu düşünüyorum, o yüzden de böyle bir söz söyleme hakkını kendimde buluyorum. İnsanların artık senaryolara değil de oyunculara yatırım yaptıklarını düşünüyorum. " Şu oynuyor kesin iyidir " diyorsun, bir bakıyorsun hayal kırıklığı, tabi bir de milyon dolarlık film bütçelerini düşününce diyecek laf bulamıyorum. Belki de herşeyin bir alıcısı olmasıyla ilgilidir, bilemiyorum...

3.01.2011

YILIN İLK GÜNLERİ

Yeniyıla evde girdik. İyi de oldu, masamızı donatıp, kırmızımızı açtık. Bolca yedik, azca içtik, geceyarısından hemen sonra uyuya kaldık.
Cumadan başlayıp pazartesiye kadar upuzun bir tatil diye düşünüp sevinirken cumartesi gece iki gibi korkunç bir ağrıyla uyandım. Bir süre sonra böbrek ağrısı olduğun fark ettim. Nasıl dayanılmaz bir acı, bir taraftan inliyor, bir taraftan ağlıyorum. Doktora gitmek istiyorum ama Bilge uyuyor, hava buz. Kaldırıp götürsek o da perişan olacak. Koca sık sık taş düşürür, ilaçları da vardı evde ama ne mümkün ilaçları midede tutmak. Sabaha kadar kusmaktan, aynada kendimi görüp korkmaktan, canımın acısından helak oldum. Sabah ezanında en son bir tuvalete gittim, pıt diye kesiliverdi ağrı. İnanamıyorum, tekrara başlayacak diye korkudan nerdeyse hiç kıprdamadan yattım. Öbür gün doktora gittim, tahminlerim doğru çıktı. O kadar fena bir ağrıki Allah kimselere göstermesin.

Bilge artık atları, eşekleri bıraktı, motorlara sardı, bize de hayırlısı demek kaldı:))