28.02.2011

SICAK HAFTA SONU

Cumartesi günü hazırlandık kursa gittik. Bilge bale hocasıyla biraz bozuştu. Bale hocası Rus bir hanım, Türkçesi yarım yamalak ve bağıra bağıra konuşuyor. Emir cümlelerine alışık olmayan Bilge isyan etti, isyanına gözyaşları da eşlik edince tüm veliler toplandılar başımıza. "Korkuttu beni "dedi, ben anlatmaya çaılıştım, dilimizi bilmediğini, normal söylediği kelimelerin bağrıyormuş gibi olduğunu anlattım. Sonra hocayla konuştuk, Bilge öptü barıştı. Bu arada ben ne yapacağımı bilemedim, velilerden birisinin "Carolin' i ya da Hürrem' i izletin onlarda öyle konuşuyor "diye tavsiye de bulunması üzerine "imdaaaatttt " çığlıkları atmamak için kendimi zor tuttum. Kurs sahipleriyle konuştuk, bu yaşta çocuklara bunu anlatmak zor, ama en azından hoca biraz yumuşayabilir diye. Bakıcağız artık, ama benim güzel kızım "haftaya yine geliriz ben utangaçlık yapmam " dedi. İçim nasıl cız etti.
Neyse çıktık kurstan hoplaya zıplaya gezdik, bana biraz malzeme aldık, ardından Sakarya' dan balık aldık. Ben yıkadım balıkları, Bilge yerleştirdi özenle defne yapraklarını, limon dilimlerini ve tane karabiberleri koydu. Sızmasını gezdirip, tuzunu ilave etti(Oya Hanım'dan esinlenme var farkındaysanız) Bir de öpücük yapıp sevgisini koydu , doğru fırına. Pişene kadar geldi gitti fırının camından baktı. Pişmemize yakın babamız geldi, balıklar afiyetle midemize indi.
Pazar sabahı erkenden kalkıp kahvaltımızı yapıp yola koyulduk. Bir arkadaşımız ve ailesini de alıp doğru Kızılcıhamam' a gittik. Benim ne hamam, ne de kaplıca kültürüm vardır. Arkadaşın da 3 yaşında bir kızı var. Neyse kaplıcadaki en utangaç hanımlar olarak, gözümüzü diğer hanımlara kapayarak iyi vakit geçirdik. Bilge çok keyif aldı, yüzmeyi unutmamış, sıcacık havuzda nasıl güzel yüzdü. Çıkınca da bir yemek yedi afiyetle, bizim şaşkın bakışlarımız arasında. Gelene kadar mis gibi de bir uyku çekti. Akşam sekiz gibi elektrikler gitti, biz de vurduk kafayı yattık, sabah yediye kadar aralıksız uyumuşuz. Başlıkda da bahsettiğim gibi sıcağı iliklerime kadar hissettiğim bir hafta sonu oldu. Bilge şimdi aldığımız takı malzemelerini yerleştiriyor, gidip yardım edeyim bari:))

P.s: Freyzalar ( bence arpa çiçekleri, Leylak Dalının kulakları çınlasın:)))), cumartesi kendimize aldığımız hediyemiz. Sıcak bir ortamda mis gibi kokuyorlar. Ama annemin bahçesindekiler daha güzeldi:(((

25.02.2011

HAFTAYI BİTİRİRKEN

Bu hafta nasıl geçti anlamadım, bir tarftan ofis işleri, bir taraftan benim işlerim derken, oldukça verimli geçti.

Bu minik kolye uçlarını yaptım, kordon olarak zincir kullandım. Yaklaşık 40 cm. uzunlukta tuttum.

Boş kaldıkça makaradan kordonlar örüyorum. Kıvır, çevir, ekle ve tak dediğim yöntemle hafiften parmak uçlarımı kızartarak bu tarz kolyeler çıkıyor ortaya.Elde kalan boncukları, mumlu iplikleri değerlendirmek için iyi bir yöntem.

Aslında bu uçlardan bir tepsi yaptım:))

Yarın biraz zincir alacağım, elimde zincir kalmadı.

Minik aparatlarla çalışmak hem daha keyifli, hem daha kolay geldi bana.



Bugün bir tepsi daha yapmak niyetindeyim. Bu arada takılarımı Ankara' da da satılmak üzere bir arkadaşla anlaştık. Orası için hazırlık yapmam lazım.Keyfe keder yapmaya alışık olduğunuz bir uğraşı paraya çevirmek aslında çok güzel, ama bir o kadar da insanı geren bir durum. Ben böyle düşünürken, kendi işimizle ilgili endüstriyel parça satan bir arkadaş dün yaptklarımın üstüne geldi. Oturdu çoğunu fotoğrafladı, "çok beğendim İstanbul' da bu işlerle ilgilenen bir arkadaşıma göstereyim" dedi. Ben şaşkın tabi, "olur" dedim. Bu gelişmeler ayrıca beni mutlu etti. Ne kadar dillendirmese de insan, yaptıklarının takdir görmesi gurur verici.
Neyse daha fazla şımarmadan işlerimin başına döneyim.
Kızımla birlikte herkese sağlıklı ve keyifli bir hafta sonu diliyor kocaman öpüyoruz.



24.02.2011

KUM BONCUK KOLYE VE KÜPELER

Polimer killerin arasına sıkıştırmıştım bu kolye ve küpeyi. Kordonu hapishane işi, iki renk boncuk dizince böyle spiral şekilinde oluyor.
Ucunu ve küpeleri iğneyle yaptım. Baktım biraz eksik görünüyor, boncuğu ve ucuna taktıklarımı ekledim.


Küpelerde eklenince güzel bir takım oldu. Umarım beğenmişsinizdir.
Dün Bilge' nin burnu akmaya başaldı, bugün daha iyi görünüyor, umarım ilerlemeden atlatırız.
Haruki Murakami' nin "Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu" kitabını bitirdim. Murakami' nin okuduğum ilk kitabıydı. Tarzı sıradışı, çok basitmiş gibi görünen konuların içinde öyle vurucu cümleler var ki, bu da onu güzel yapan tarafı sanırım.Bütün kitapları listemde. Dün akşam "Arı Kovanına Çomak Sokan Kız" kitabına başladım, sabırsızlanıyordum okumak için. Ama o kadar kalın ki, okurken rahatça tutamıyorum elimde:)) Gerçi ben biraz oturup, biraz uzanıp, biraz kıvrılıp bükülüp okuyorum, kitap ne yapsın değil mi? Neyse çabuk biteceğini biliyorum ya, çok da sorun değil. Hafta sonu kaplıcaya gitmeyi düşünüyormuşuz, Koca söyledi çok şaşırdım. Genelde böyle şeyleri ben planlar, organize ederim, o da uyar. Bakalım ben uyan taraf olacağım, umarım keyifli olur.

23.02.2011

HEDİYEMİZ

Bugün çok yoğun bir gündü, ancak fırsat bulup yazabildim. Bilgenin elindeki kediciği tanıtayım July. Sevgili Banu Abla' nın gönderdiği güzel hediyelerden sadece biri. Paket içinde paketti, bizi çok mutlu etti, burdan bir kez daha teşekkür ediyorum.
Bugün böyle oldu, yarına telafi ederim:)))

22.02.2011

NELER YAPTIM

Fotoğraflardan da görüldüğü üzere bu günlerde polimer kille uğraşıyorum, gerçi bir tane de kum boncuk kolye var elimde, kendisi bitti küpeleri kaldı.
Bu kolye 40 cm. uzunluğunda ucu' da 25 kr. kadar, ipekle birleşince bu çıktı ortaya. Metal aparata kili çalışmak daha keyifli geliyor bana.


Bu yüzük aparatının taşı düşmüştü, Bilge' nin oyuncak sepetinin dibinde buldum.


Minik güllerle kapladım, hoop fırına. Sonuç beni mutlu etti.


Daha önce kolyesi ve yüzüğünü yapmıştım. Küpe deneyim diyordum. Bunlarda 50 kr. büyüklüğünde. Aslında 50.kr la çektiğim fotoğrafta vardı ama eklerken uçtu bir yerlere.

Farklı renk denemelerim devam edecek. Yaptıkça keyif veren, şunu da yapayım bunu da yapayım dedirten bir şey bu:))

Bu kolyeyi uzun tuttum, 60cm. kadar kordon boyu var. Yine dış çerçeve metal, içine gülleri ve yaprakları koydum.

Bu arada hiçbirini verniklemedim, verniğim donmuş:)) hafta sonu yeni vernik alacağım.
Şimdi çayımı alıp "Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu" kitabımı açıp, kalan son elli sayfayı okuyacağım.








21.02.2011

HAVA KÖTÜYSE

Hava kötüyse ne yapılır? Aceleyle dışarı çıkılır, renk renk boya kalemleri ve resim defterleri alınır. Evde odasına kapanan Bilge' nin yaptığı resimlere bakıp, içinizden gelen sevinç nidaları atılır.
Bu arada belgesel komasına girilir ailecek. Anne arada kaytarıp Murakami' nin dünyasında dolanır durur. Önceki akşamdan "Eyvah Eyvah 2 "filmi izlendiği için, dillerde hep "fasulyeeeee 7,5 lira" şarkısı dolanıp durur. Gece Kapı filmiyle sonlanır.Film çok etkileyicidir, bu arada anne Murakami dünyasına iyice takılmıştır, gece uyanıp kitaba devam eder, uyuduğunda da tekboynuzlu atlar görür:))) Niyeti bugün kitabı bitirmektir...
p.s: resimde astronot, roket, helikopter, yıldızlar var haberiniz ola

18.02.2011

SABAH MİSAFİRİ, BELGESELLER, FALAN FİLAN...

Bu şehirde görünce en çok mutlu olduğum ot, kuzu kulağı. Her öğünde yiyorum nerdeyse. Sabah kahvaltı için yıkarken bu küçük ziyaretçiyi buldum aralarında. Nasıl güzel, nasıl hareketli. Bilge cam bir kaba bolca ot koyup, içine yerleştirdi. Dışarı koyalım dedim ama, dışarda ot niyetine hiçbirşey yok. Şimdilik Bilge' nin masasında, otların arasında duruyor. Umarım kendini hapsedilmiş hissetmiyordur...
Bu seti yaklaşık iki ay evvel reklamlarda görmüştüm. Bir gazete kuponla veriyordu. Gazete bayiimden rica ettim, veren gazeteyi okumuyorum o sizde kalsın, ben uğraşmayım dedim. Parasını çıkardım verdim, hiç uğraşmadım. Bu sabah Bilge' yle teslim aldık bu kutuyu.

Bilge merakla bakıyor, sürekli "hiiiii bundan başlayalım, yook yook vazgeçtim bundan başlayalım" diyor. Gözlüklerse gördüğü andan beri gözünde:))


Elimde kalan son kaplumbağa kolyem, daha doğrusu Bilge' nin kolyesi. Haftaya yenilerini yapayım diyorum, renk renk, hatta eşe dosta artık bu kolyelerden hediye edeyim "kaplumbağa kardeşliğimiz" olsun diyorum:))
Bu sabah pek keyifliyim. İzlenecek bir sürü belgeselim, evde bir iki filmim, elimde "Haşlanmış harikalar diyarı ve dünyanın sonu" kitabı nereye varacağını merak ederek hafta sonunu karşılıyorum. Üstelik dışarda insanı üşütmeyen bir hava var, daha ne olsun değil mi?
Herkes için keyifli bir hafta sonu olsun diyerek, yazımı noktalıyorum.



17.02.2011

CANINIZ SIKILIYORSA

Canınız sıkılıyorsa ya da kaşınıyorsanız ve askerden yeni gelmiş bir kardeşiniz varsa, kolajda ambalajı görünen maketi alın. Çocuğunuz sabırsızlıkla tahta objeleri birbirinden ayırırken, benim gibi saf saf bakıp kalmayın. Dayı hemen alıp eline yaparken, çocuğunuz hiç olmadığı kadar gevezeyken, siz şaşkın gözlerle bitirmelerini izleyin:))
Ortaya çıkan balığa Bilge "Deniz" adını koydu. Belki maviye boyar, vernikleriz. En komiğiyse maket bittikten sonra gelen Sevgili Kocam'ın "çok güzelmiş, söküp tekrar yapayım" demesiydi. Işık hızıyla elinden kurtardım, hafta sonu ona yelkenli maketi almaya söz verdim.
Anladım ki maket işi beni aşan bir iş. Parçalar kafamda birleşmediği için, elimde de birleşmedi, o da eksik kalsın ne yapalım:))




16.02.2011

BOŞ DURMADIM

Efendim, boş durmadım, mini mini güllerle bozdum kafayı. Yaptım, fırınladım...

Tabi kalıp falan kullanmayınca, bir de yaptıkça ortaya çıkan şirinliğe bayıldıkça, elinin ayarını tutturmak zorlaşıyor ilk denemelerde:))

Ama yılmak yok, yapmaya devam ediyorum...

Devam ediyorum...

Diğer denemeler daha iyi olacak biliyorum, küpelerini de yapayım diyorum. Yazlık cıvıl cıvıl olsun.
Bilge takıyor boynuna hepsini, parmakları şıkır şıkır:))
Bu arada erkek kardeşim askerliğini bitirip dün geldi. Çok mutluyuz, Bilge "dayı, dayım benim " diye yapıştı paçasına bırakmıyor.





















14.02.2011

KEYİFLİ HAFTA SONU

Pazar sabahı erkenden uyandık, kahvaltıdan sonra düştük yollara. Önce bana kitap aldık, sonra Bilge kapalı oyun alanında iki saate yakın çıldırdı, bizde kahvelerimizi yudumladık.
Nasıl bir keyif, nasıl bir doyumsuzluk.Binbir dil dökerek çıkartabildik. Başka bir AVM' ye gittik, benim alacaklarım vardı, sağolsun Sevgili Kocam banka kartını bana tahsis edip arabada beklemeyi tercih etti. İyi de oldu zira "hadi hadi" diyerek beni deli etmesinden kurtuldum. Bilge' yle gönlümüzce dolaştık.

Bu güzel kitapları aldım. Sonunda ben de ilk Haruki Murakami kitabımı aldım. Bugün başlayacağım okumaya. Dün elim hemen Bekir Coşkun' un "Başın Öne Eğilmesin" kitabına gitti. Dün öğlen başladım ve akşam bitti, çok güzel, çok naif, tam ondan beklediğim gibiydi. Yine çoğu bölümü ben okudum Koca dinledi. Güzel bir alışkanlığa döndü, nerdeyse haftada bir kitap bitiriyoruz böyle.
Bilge bu sabah resim yapıyor, Ankara' nın en sevimsiz havası var dışarda. Ama olsun benim bir sürü işim var, bu arada sevgililer günüz kutlu olsun. Sadece sevgilinize değil, etrafınızdaki herşeye sevgi gösterecek kadar gönlünüz zengin olsun.


11.02.2011

HAFTAYI YOLLARKEN

Bu haftayı da öpüp alnından koyduk kenara. Bitirirken ben bu filmi izledim, çok şey beklememiştim, o yüzden güzeldi diyebilirim. Roma, Hindistan ve müthiş Bali manzaraları yine derin bir iç çekmeme neden oldu...
Dünkü kitabın üzerine bu film cila oldu. Kış uykusundaki kaplumbağa Fıstığımızı hatırladık. Uyanır da ben farketmezsem, o da açlıktan ölürse diye çok korkuyorum. Bilmeyeniniz vardır belki, kış uykusu sırasında yemek yemiyorlar, bir de yeni öğrendim ahtapotların üç kalbi varmış, yaaa:))
Kızım ve ben hepinize keyifli ve güzel bir hafta sonu diliyor, kocaman öpüyoruz.

10.02.2011

DENİZLER

"Denizler" Richard Ferguson' a ait altı adet üç boyutlu sahnenin yer aldığı çok güzel bir kitap.
Bilge kitap reyonunda dolaşırken gördü, tek tek açtı sayfalarını. Bu arada "vaaaav" sesleri eşlik etti. Birde orman hayvanlarıyla ilgili bir kitap vardı. İkisi arasında bir seçim yaptı, diğerini bir dahaki gidişimizde alınmak üzere erteledi.

O kadar renkli, o kadar güzelki. O elinden bırakınca ben alıyorum, ben bırakınca Koca:)) Sanki küçük bir akvaryuma bakmak gibi. Gerçi ben nasıl yapmışlar kısmıyla da bayaca ilgilendim:)) Fotoğraflardan bu tarz bir albüm hazırlamak ne güzel olurdu.
Bu arada dün Savaş ve Barış bitti. Bir daha asla küçücük harflerle basılmış bir kitap almayacağım. Tam anlamıyla eziyet oluyor. Hafta Sonu kitap almaya gideceğiz. Bu arada elimde
Orhan Kemal' in Kardeş Payı kitabı var. Bu arada geçen akşam elektrikler gidince ailece Rıfat Ilgaz' ın Halime Kaptan kitabını okumaya başladık( el feneri ve mum ışığıyla). Bilge pek ilgisiz görünerek dinlese de, içinde deniz geçtiği için itiraz etmedi. Dün kitabı bitirip, bizimkilere özet geçtim.
Birkaç gündür hava güzel buralarda. Güneşle birlikte karlar erimeye başladı, küçük su birikintileri halinde yokuş aşağı akıyorlar. Baharın geleceğine dair ufacık umut tohumları ekiyor doğa sanki yüreğinize. Gerçi hala dışarıda biraz yürüyünce suratınız kırmızı, burnunuz daha da kırmızı oluyor ama olsun" ne de olsa kışın sonu bahardır" değil mi?

8.02.2011

KENDİN YAP, KENDİN OYNA

Çocukların birşeylerle ilgilenme süresi o kadar kısa ki. Oyuncak rafında görüp "hiiii çok güzelmiiiş alalıııım mı" dedikleri bir oyuncak bile eve geldikten sonra, diğerlerinin yanını boyluyor. Hafta sonları hepsi ortalığa çıkıyor, ilk kez görmüş gibi oluyor. Bu aralar odasını kendi temizlediği için ( öyle istiyor) dağıtmıyor da, toplamamak için:)) Şimdilerde vazgeçemediği bir "zuzu " var yanından ayırmadığı, Teddy ise geçen sene o kadar yol yaptı bizimle, şimdi raftan hüzünlü hüzünlü bakıyor. Toy Story seriside pek işe yaramıyor. Bende artık ne zaman yukardaki repliği tekrarlasa "sen oyuncaklarınla oynamıyorsun, o yüzden almayacağım" diyorum. Kitap ve kırtasiye gereçleri için asla sınırım yok, istediğini alabilir. O da benim gibi bayılıyor renkli kalmelere, silgilere, postitlere... Bir de oyun hamuru durumumuz var, eskiden beri oyun hamurunu açar, renkleri birbirine karıştırır, sonrada unufak ederdi. Bu durum biraz değişti, artık hamurdan belli objeler yapmaya başladı. Kafasındaki "sihirli tacı" dün yaptı, ben kolye yapıyor zannettim, yanılmışım. Taktı kafasına, hopladı zıpladı. Bir ara bilgisayarda kendi fotoğraflarını çekmiş, yukardaki onlardan biri. Nerdeyse tüm öğleden sonra onunla uğraştı, sonra dışarıda komşulara gösterdi. Bu "kendin yap, kendin oyna" durumu için yaratıcı fikirler mi bulsam, ama ben yardım ettiğim zaman, bu kadar kıymetli olmuyor biliyorum.
Dün laf anlatamadığım bir müşteriyle telefonda konuşuyordum. Hani anlatırsın, bir daha anlatırsın işe yaramaz ya öyle birisiyle. En sonunda adam işinin zorluklarını anlatmaya başladı ne alakaysa, benimde tepem attı "biz de gül bahçesinde yaşamıyoruz "dedim. Bu konuşmamızı dinlemiş, durup durup "niye bahçede yaşamıyoruz, niye güllerimiz yok" diye soruyor, bu hak sana, ver bakalım cevabını Sevda:)))


7.02.2011

AFERİN SANA...



Haftasonu soğuk ama güneşliydi. Cumartesi Bilge' nin kursuna gittik.Görüntüler ordan, iki hafta ara verince koşa koşa gittik nerdeyse. Bittiğinde Bilge saatlerdir orda olmamıza rağmen, "eve gitmeyelim" diye tutturdu. Sabah giderken taksiye bindik, taksi şoförü yaşlı başlı ve oldukça asık suratlı bir beydi. Arka koltuğa biner binmez Bilge ilk golü attı. Ön camda kocaman bir çatlak vardı. "Neden kırdınız camı " dedi. Adam duymazlıktan geldi, ben cevap vermeye çalıştım "kazara olmuştur" diye. Kızdı bana "ben sana sormuyorum, ona soruyorum" diye. Döndü adama "niye dikkat etmediniz" dedi, adam artık cevap vermek zorunda kaldı "taş geldi, çatladı" dedi. Bizimki dururmu "böyle tehlikeli değil mi, neden yapmıyorsun camı" diye saymayı bıraktığım gollerden birini daha attı. "Araba kullanırken dikkat etmen gerek, hızlı gitmemelisin, camını yapmalısın" dedi , adam pes etti yüzünde ufak bir gülümseyle "tamam" dedi, "yaptırırım camımı" bizimki "aferin sana" dedi ve ben koptum...

4.02.2011

ÜRETMEK

Önce diziyorum ipe, sıkılana kadar ya da boncuk bitene kadar. Aslında bunun bir ölçüsünü bulmalıyım, boyunu hiç tutturamıyorum. Başlangıcı yaptıktan sonra, önceleri çok dikkatli yaptığım örgüyü, şimdilerde nerdeyse gözü kapalı yapıyorum. Hapishane işi bu tekniğin adı, yaparken arada aklımdan geçiyor. Bitmesine doğru neler eklesem diye düşünmeye başlıyorum, yapraklar ekleyim diyorum, belki ucuna metal birşeyler. En son bitince şekilleniyor kafamda. Bir arkadaşımın boynunda görmek, samimi söylüyorum satmaktan daha bir keyif veriyor. Zaten benim takı yapmaya başlamam, tamamen kafamı rahatlatmakla ilgiliydi. Yoğun bir çalışma yaşamından sonra evde bir bebekle kalınca bu uğraşa yöneldim. Bunun bir yetenek işi olduğunu düşünmüyorum, tamamen yapmak istemekle ilgili. Sürekli yeni denemeler yapmakla, elini geliştirmekle ilgili. Tabiki en güzeli üretmenin verdiği haz, basit bir kolye gözüyle bakmıyorum elimden çıkana. O benim gözümün nuru, zevkim ve emeğim. Bir ucundan bu işlere merak sardığınız zaman, o kadar çok şey yapmak istiyorsunuz ki arada "biri beni durdursun " bile diyorsunuz. İtiraf edeyim benim ençok hoşuma giden taraf kızımın "baaak bunu annem yaptı "demesi. İşin güzel tarafı bu tarz uğraşlar maddi olarak sizi sarsacak rakamlar değil. Yapabilirmiyim diye hiç düşünmeyin, denemekten korkmayın.

3.02.2011

SÜSLÜ

Yaklaşık bir aydır sabahlarımız farklı. Normalde burnumun dibinde ya da göbeğimin üzerinde zıplayan bir Bilge' yle uyanmaya alışıktım. Son zamanlarda akşam 21;30-22.00 arası uyuyan Bilge, sabah 10' dan önce uyanmıyor. Tabi onuda biz uyandırıyoruz. Bu sabah ne kadar gürültü yaptıysam uyanmayan Bilge' nin yanına kıvrıldım. Öptüm, kokladım. Açtı gözlerini,ellerini yanağıma koydu" anneciğim ben kabus gördüm" dedi. Bir yerden düştüğünü görmüş, o sırada Zuzu' ya (oyuncak kuzusu) dokunmuş, gözlerini açmış, o zaman anlamış kabus gördüğünü. Ben de çocukken, uçtuğumu aniden düştüğümü, tam yere çakılacakken uyandığım rüyalar görürdüm.Sanki yaşım ondan daha büyüktü...
Gece geç saatlerde kitabımı kapattım, tam uyumak üzereydim Bilge yatağından kalktı, söylene söylene o korkmasın diye açık bıraktığımız koridorun ışığını kapattı. Doğruca gidip yatağına yattı, benim şaşkın bakışlarım arasında. Bu haliyle babasına çok benziyor...
Sabah çantamda bulduğu rujumu aynaya bakmadan bir çırpıda sürmüş, saçında da 15'lik arkadaşının hediyesi olan tokası "ay çok güzel oldum" diye şakıyor. Banada bu kuşu dinlemek kalıyor...

2.02.2011

PARLAK YILDIZ

Dün Bilge'yle tembelliğin dibine vurduk. Burnumuzu bile dışarı çıkartmadığımız gibi, akşama kadar da pijamalarla dolaştık evde. O odasında oyuncaklarıyla oynamaya daldı, ben de bu güzel filmi izledim." Parlak Yıldız" filmi İngiliz şair Jhon Keats 'in hayatının son dönemini anlatan bir film. Filmde öyle mükemmel manzaralar, rengarenk kelebekler ve müthiş şiirler vardı. Bana çok iyi geldi.
Karlar ufaktan erimeye başladı, kalanlarsa cam gibi. Yürürken bir anda poponuzun üstünde bulabiliyorsunuz kendinizi (henüz başımıza gelmedi ama aklıma geliyorya yakındır başıma gelmesi) Gözlerim yeşile öyle hasretki, bazen ılık bahar günlerini düşünüyorum. Atmışım lahana katlarımı, sıcak güneşin altında gülümsüyorum. Mis gibi çiçek kokusu geliyor burnuma, yemyeşil ağaçlara sırtımı yaslıyorum, kızım çiçek topluyor...
Neyse sıcak çayımı içip, sokaktan geçenlere bakayım bari...