29.04.2011

SİYAH VE GRİ

Dün nerdeyse bütün gün makarna makinasıyla oynadık durduk Bilge' yle. Çok zevkliydi.
Bir sürü deneme yaptım, ilk tamamladığım bu kolye oldu.

Gerçi Bilge çok fırsat vermedi. Hamuru içine koyup "çevir çevir" yapmaya bayıldı. Hele ince ince kesen kısma aşık oldu diyebilirim.

"Kuş yemi gibi yahu" diyerek hamurlarımı mındar etti:))



Düşünenden, yapandan Allah razı olsun, çok güzel bir alet. Güzel işler yapacağız kendisiyle.


Dün akşam babası Bilge' ye peluş bir eşek aldı. Bilge kulağına adını fısıdadı "tekerleeek". Ben dalga geçtim "tekerlek diye eşek adı mı olur " diye. Gerçi tortop birşey ama yinede "tekerlek" ismi öldürdü beni. Baya dalga geçtim sanırım, sabah "tekerlek bana ismini sevmediğini söyledi, adını beyaz saç koydum" dedi. Tam "kızılderili şefi gibi olmuş "diyecekken Koca'yla göz göze geldik. Vazgeçtim söylemekten, niye çocuğun hayal gücüyle dalga geçiyorsam? Kendimi kınıyorum...







28.04.2011

KÜÇÜK BİR GEZİ

Salı akşam üzeri iş için Safranbolu' ya doğru yola çıktık. Güneşi önümüzde batırdık.



Koca işini hallederken biz bu güzel otelde konakladık.Çok güzel ve bakımlı bir oteldi, ayrıca çalışanlar çok güler yüzlüydüler.




Sabah kahvaltısını içerde yaptıktan sonra bahçeye attık kendimizi.





Ağaçlar çiçeklenmiş, mis gibi heryer.




Sabah dönüşe geçtik, o yüzden Safranbolu evlerini göremedim ama zaten bunu saymadık, bir daha gideceğiz vakitlice:)) Arada ufak molalar verdiler babasıyla bir sürü taş topladı, taşlara öyküler yazdı en uyduruğundan. "burda daha önce dinazorlar ve böcekler beraber yaşarlarmış kardeşçe, sonra ölüp bu taşların arasına sıkışmışlar" gibi...






Bu ne alaka derseniz, çok önce yapmıştım bu cameo figürlü kolyeyi, varlığını bile unutmuştum. Bilge' nin takı kutusunda bulunca çok sevindim, paylaşayım dedim.



Sevdiğim bir ablam var, endüstriyel mutfak malzemeleri satıyor, bana makarna açma makinası yollamış, polimer kille kullanırım diye, bugün onu keşfetmek için uğraşacağım:))





26.04.2011

BU SABAH

Bu sabah bankaya uğradık. Kızım bankacı arkadaşlarla kanka olduğu için, banka ziyaretlerimiz keyifli geçiyor. Pek bir ilgi, alaka ve güleryüz görüyoruz.

Çıkışta parka uğradık, hemen arkadaş bulduk. Oynadı bol bol, yeni arkadaş buldu, kahkahalar havada uçuştu.

Parktan ayrılmak zor oldu, binbir dil döktüm dükkana gelene kadar.

Dün akşam babasıyla kızımı ofisten yolladım. Dünya kadar işim vardı, siz gidin eve ben gelirim dedim. Bekleyen tüm işlerimi hallettim, telefon açtım bizimkilere evde neler yapıyorlar diye. Ben evde zannedeken bizimkiler baba kız yemeğe gitmişler dönüşte beni de aldılar. Hem de ellerinden bir kavanoz ısırgan çorbası getirmişler bana (Nurcan hanım yollamış bana sağolsun)

Pek keyifli geldiler biraz bozuldum gerçi ama iyi oldu işlerimi bitirdim. Gecede unutkanlığıma tedbir olsun diye bulmaca dergisi almıştım onu çözmeye başladım. Sevgili Kocam anahtar kelimeleri bulup beni sinir etti:))





25.04.2011

YAĞMURLU AMA OLSUN

Sondan başa doğru yazacağım çünkü fotoğrafları öyle yüklemişim:)) Pazar sabahı yağmurlu bir güne uyandık, kahvaltı faslından sonra Anıtkabir' e gittik. Bilge çiçek getirmediğimiz için fırçaladı, bir daha eli boş gitmeyeceğimiz sözünü aldı bizden.

Yağmurlu olmasına rağmen sevindirici bir kalabalık vardı. Uzun zamandır üçümüz gitmemiştik, Babasıyla gezmek Bilge' ye ayrı bir keyif verdi. Hatıra dükkanından Bilge' ye boyama kitabı ve puzzle bana yaka iğnesi ve saat aldık. Çok güzeller.



Ne zaman gitsem hüzünle karışık duygular sarıyor beni, gözlerimin yaşarmasına engel olamıyorum. Ordaki kalabalık öyle umut vericiki herkesin boynuna atlayıp sarılmak istiyorum:))

Anıtkabir' in bahçesi yine çok güzeldi, çok bakımlıydı. Görevliler çok kibarlardı, askerler çok asillerdi.


Cumartesi günü bayrama dair yakalayabildiğimiz tek kare buydu, kursun penceresinden. Tüm gün kurstaydık, çıkışta hava bozduğu için, koştur koştur ve hafif ıslak eve geldik.


Ama cuma günü tam bir bahar havası vardı. İşten erken tüyüp, evin ordaki parka attık kendimizi.


Ağaçlar süslenmiş, çimler yeşillenmiş adeta bizi bekliyorlardı. Akşam güneşi de sardı sarmaladı bizi.


Ama önce sabahtan bahsetmeliyim. Küçük bahçemizden bahsetmiştim daha önce. Önce çöpleri topladık, yabani otları yolduk. Toprağı havalandırdık. Biraz domates, biber, patlıcan ve fesleğen fideleri diktik. Sarımsak ve bal kabağı tohumlarını ektik.


Ödümü kopartarak, bir taraftan "merak etme ben kendimi korurum" diyen Bilge elinden çapayı düşürmedi.


Süper ot yoldu, gerçi hala yolunacak ot var, bugün yarın onları da halledeceğiz.



Yan komşumuz olan marngozdan bu çubukları aldık, fideleri sabitledik. Pek güzel oldular.Az göründüğüne bakmayın yirmi tane fide orda:))


Bu lalenin çukurunu Bilge açtı özenle yerleştirdi, ben sadece saksıdan çıkartmasına yardım ettim. Ardından hepsinin can sularını verdi. Sonra akşama kadar gidip gelip "bunlar niye büyümediler" diye başımın etini yedi.Bu arada daha birsürü yerimiz kaldı ekecek.

İşin en acı tarafı öbür gün her yerim ağrıyordu, fena hamlamışım:))








22.04.2011

HAFTAYI BİTİRİRKEN

Bu haftayı ben çok sevdim, dünyanın en güzel haberini (teyze olmak) aldım, güzel kitaplar okudum, güzel filmler izledim. ( Siyah Kuğu ve Zoraki Kral filmlerini de izledim buarada)
Dostlarla görüştük, Lösev' e gittik, oyuncaklarımızı götürdük. Bilge hastalanacak diye korkarken hafif bir burun akıntısıyla geçiştirdik, daha ne isterim değil mi? Tamam itiraf ediyorum birazcık da güzel hava istiyorum:)) Bu hafta ofis işlerimin yoğunluğundan bahsetmiştim, yine arada çıkarttım bu güllü takımı, gri eksik olmasın diye:))

Kızçeme toka denemeleri yaptım, devamı gelecek özellikle elimde kalan küçük parça polimer killeri değerlendirmek için.



Bu sabah 2. Natıonal Geographıc setimizi aldık, Bilge keyifle açıyor şimdi. Hafta sonunun nasıl geçeceği belli oldu, hatta tüm ayın:)) Bayılıyor belgesel seyretmeye, bizde yanında sebepleniyoruz.

Herkese keyifli ve bol güneşli bir hafta sonu diliyorum.





21.04.2011

LÖSEVDEYDİK



Biz bugün dostalra Löseve yaptığımız, topladığımız oyuncakları götürdük. Öyle güzellerdi ki anlatamam. Bunlar sığdırabildiklerimiz, daha kutuda olanlarda vardı.Öyle güzel bir keyif ki bu herkesin bu duyguyu yaşamasını dilerim. Bulut gölgesi, Leylak Dalı, Umutlu Hobi, Şuşunun Öyküsü ve Ojeli parmaklar ordaydık ve tabi ellerinin emeğini esirgemeyen birçok insanın gönderdikleri. Öyle güzel bir zamanda gitmişiz ki,görevli arkadaşlar 23 Nisan için hazırlayacakları hediye paketlerine oyuncak sıkıntısı çekiyorlarmış, o kadar sevindilerki.


Oyuncakların arasında üstteki Öykü' nün (Şuşunun kızı) , altakide benim kızımın yaptığı resimler, onlardakatkılarını esirgemediler. Lösev çıkışı bir mekanda kırk yıllık ahbaplara taş çıkartacak kadar güzel ve samimi sohbetimizin ardından ayrıldık.
Umarım oyuncaklar küçük yüreklere neşe ve umut taşırlar...

P.S: Lösev' deki görevli arkadaşlar herşeyi bağış olarak kabul ettiklerini (ön yüzü kullanılmış fotokopi kağıtlarına kadar), bugünlerde en çok ıslak mendil ve çocuk bezine ( prima 11/25 alerjisi olan hasta bir çocuk için özellikle bu marka) ihtiyaçları olduğunu söylediler aklınızda bulunsun.

20.04.2011

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

Bu aralar bolca saç tokası ve broş yapıyorum. Yapımı kolay ve zevkli. Elimdeki artan kumaşlardan parçalar kesip dikiyorum ortasına uygun bir boncuk ekleyip, boncuğun etrafına parlak taşlar yapıştırıyorum. Taftadan yaptıklarımın bazılarına iğne ekleyip broş yaptım, fena olmadı. Ofis işlerim yoğun olduğu için kolye yapmaya fırsatım olmadı, aralarda bunlarla uğraştım. Bilge' yede takıp dolaşması kaldı.
Günlerdir güneş yüzü görmüyoruz Ankara' da, kapalı zaman zaman yağmurlu bir hava var. Bahçe işine el atamadım daha, saksıya diktiğim soğanlarda bile kıprtı yok daha.
Bilge' nin gözü dışarda, hava güzel olsa atacak kendini. Parka gidelim bile diyemiyor garibim.
Dilimde bu şarkı dolanıp duruyorum sabahtan beri. Ayşe Kulin'in "Foto Sabah Resimleri" kitabına başladım bugün, hüzünlü hikayeler tam günün havasına eşlik ediyor.

Geçenlerde bahsetmiştim ameliyat olan anne adayımızdan, dün kemoterapiye başladı, ailenin tüm kadınları (kızkardeşimde aralarında) onunla birlikte, destek olmak için saçlarını kestirdiler:)) Elimizden ne gelirki diye düşünürken, böyle güzel bir fikirle herzaman yapılacak birşeylerin olduğunu gösterdiler, hepsinin güzel saçlarından öpüyorum ve hastamızın biran önce sağlığına kavuşması için dua ediyorum...

19.04.2011

ANKARA

Önce güzel haberi vereyim, teyze oluyorum. Kızkardeşim, güzel kuzum bebek bekliyor. İlk kez yaşayacağım bu duyguyu. Anlatması, tarif etmesi öyle zorki, kelime bulamıyorum. Hayırlısıyla sağlıkla dünyaya gelmesini diliyorum.
Gelelim başlığa, yirmi küsur yıl başka bir şehirde, başka bir iklimde yaşamış olan bir insan için zor bir şehir Ankara. Zor derken doğası zor, onun dışında herşey çok güzel. İnsanlar tüm kış kırmızı burunlarıyla dolaşırken hep gülümsüyorlar. Akçe pakçe giyinmiş yaşlılar benden müsade alıp ceplerinde taşıdıkları şekerlerden kızıma ikram ediyorlar. O kadar çok kültürel faaliyet varki, liste yapmanız gerekiyor. Doğa mevsimleri gözünüze, bedeninize hissettirerek yaşatıyor. Tüm kış çırılçıplak ağaçları, kahverengi toprağı gördükçe baharı bekliyorsunuz. Dallarda yeşeren yaprakları, yerlerdeki otları çiçekleri gördükçe sanki sizde yeşillenmek istiyorsunuz. Bu üçüncü kışımız bu şehirde. Hala çok kolay kaybolabiliyoruz, hala keşfetmeye çabalıyoruz ve bu çabalarımız keyfe dönüşebiliyor. Bu şehrin adının geçtiği şarkıları, kitapları, şiirleri ve filmleri sever olduğumu fark ettim. "Siyah Beyaz" filmini izlerken heyecanlandım, sahnelerdeki yeşile hayran hayran baktım. Oyuncuların isimleri zaten filmi izlemem için yeterliydi.Biraz durağan olsa da güzel bir filmdi.


Bu kitabı Leylak Dalı hediye etmişti. Cuma sabahı kitaba başlayınca o günü kendime tatil ettim, akşama kitap bitti. Su gibiydi akıverdi sanki, sıkmadan yormadan. Ankara' da geçen geçmişin geleceğe ördüğü köprüye şaşırarak.




Pınar Sarp' ın ilk okuduğum kitabı. Daha önceden hiç bilmediğim bir yazar. Arka kapaktaki Mario Levi' nin yazdıklarını okuyarak aldım. Sonra yazarın Ankara'lı olduğunu öğrendim. Zaten hikayelerinde de tanıdık Ankara mekanları var. Çok güzel bir kitaptı, içindeki hikayeler öyle etkileyici ki elimden düşürmeden okudum.




Bu fotoğraflara bakınca ne alaka demeyin, geçen gün gördük Bilge' yle" motor orda napıyor ki" dedi:))




Yolun seviyesi evin çatısıyla nerdeyse aynı, pek kıymetli olduğunu düşündüğüm motor memnundur eminim hayatından, tabi bir de gövdesine bağlanan kavak ağaçlarına sormalı bu durumu...










18.04.2011

RAHMİ KOÇ MÜZESİ

Hafta sonu tatliline cuma gününü dahil edip, üç gün çok güzel dinlendim. Cuma günü kitap okumakla geçti, bundan sonra bahsedecğim.Cumartesi malum kurs, alışveriş derken pazar günü erkenden uyandık. Müzeye gitme konusundaki ısrarımı birkaç haftadır geçiştiren Sevgili Kocam, bahane bulamayacağından bizimle düştü yola. İçeriye girer girmez pazar brunchına eşlik eden canlı müziğin güzelliği sardı bizi. Kulağımızda güzel bir müzik gördüklerimiz karşısında gözlerimiz kocaman ve şaşkın kalakaldık. O kadar güzellerdi ki. Ne yazmakla, ne fotoğraflamakla biter.Trenlerden başladık dolaşmaya,
Bilge' nin şaşkınlığı ve beğeni cümleleri
havada uçuştu. Ben uzun süre baktım bu güzelliklere,

bunlarada Burdansa hiç ayrılasım gelmedi.
Güneş saatini çekeyim dedim, kızım hemen poz verdi.
Herşey ayrı güzeldi
Bu bastonları Hacettepe' den bir Hoca yeni bağışlamış, hepsi birbirinden güzel.
Mekanik, tarım ve eczacılık bölümleri zemin kattaydı.

Bilge "pencereden uçak görüüyooruum" diye sevinç çığlıkları attı:))
Sıra geldi "hatıra parası" basmaya.Girişten aldığınız 2 cent' le 2 TL' yi yerleştirdikten sonra kolu çevirmeye başlıyorsunuz.Bu işleme baba desteği de gerek.
Çıkan paraya şaşkın bakıyor,



Anneye gösteriyorsunuz fotoğraflamak üzere...
Bu arada gelmemek için mızmızlanan Koca'yı odalardan zor topladık "bir daha gelelim" diyerek sevimsiz Ankara havasında eve geldik.



P.S: Çok güzel bir haber aldım bugün kesinleşecek, havalara uçuracak bir haber olacak.

14.04.2011

CEMİLE VESİLESİYLE

Efendim Cemile' yi tanıyorsunuz, Sevgili Leylak Dalı özenerek öyle güzel yaptı ki onu, hem de çok güzel bir amaç için. Lösev' e götüreceğimiz oyuncak kapmpanyasında minik bir yüreği ısıtacak. Sende ne işi var Cemile' nin derseniz, onu kızımla yerine biz teslim edeceğiz, şimdilik misafirimiz. Bugün Leylak Abla' yla (ona böyle demeye bayılıyorum) bu vesileyle buluştuk.
Bilge kendini oyun alanına attı, bizde kahvelerimizi yudumlarken doyumsuz bir sohbete koyulduk. Bana yukarıdaki kitabı hediye etti, çok şımardım. Bende Bilge'ye iki kitap aldım, o da Atatürk fotoğraflı buzdolabı süslerini aldı.
Benim kahve fincanı fotoğrafım bu kadar olur, kahvenin yarısına gelince fotoğraf çekmek aklıma geldi.Ama Leylak Abla' nın ki süperdi, zaten onun kahvesinin sunumu daha güzeldi:))

Az önce ayrıldık onu eve yolladık, bizde taksiye atlayıp ofise geldik. Sabah hava güzeldi ama şimdi çok soğuk. Yürüken montumu Bilge'ye giydirdim "aman sen hasta olma" diye, yanımızdan geçen yaşlı bir bayan "aman annesi sende hasta olma" dedi gülerek, gelmeyen baharı çekiştirdik birkaç adımda.

Bilge yeni kitaplarını karıştırıyor, bende masamın üstündeki evrak yığınına yüzümü ekşiterek bakıyorum:(((