30.11.2011

SİHİRLİ PARMAKLAR

Hafta sonu çok fena hastaydım, buna aldırmayan kızımı Cumartesi kursa, pazar günü de tiyatroya götürdüm ( alkış istiyorum kocaman). Korkunç bir karın ağrısı eşliğinde yaptım tüm bunları:((( Ama şimdi iyiyim, yatsam daha fena olurdum, kızım da bunu fark etmiş olsa gerek "kalk hadi" diye başımın etini yedi. Ankara Sanat Tiyatrosu'nun "Sihirli Parmaklar" oyununa gittik.
Çok güzeldi, Bilge bayıldı. Çıkışta oyuncularla fotoğraf çektirdi.
Bu iki oyuncu abla sevimli mikropları canlandırıyorlardı:))
Bu iki abide sabun tanecikleri:))


Oynunun sonunda şarkılar söyleyerek,
tüm çocuklar ayaktaydı.
Ankara Sanat Tiyatrosu' nu çok seviyorum, içerisi, çalışanlar çok güzleryüzlüler ve sıcacık bir ortam var.


İzmir Caddesi sakindi, Bilge güvercinleri önce besledi, sonra kovaladı.
Bolca güldü arkalarından.
Cumartesi gününden beri ofiste tadilat var. Sevgili Karadenizli Kocam genlerine sağdık kalarak kış günü ofisin altını üstüne getirdi. Boya badana da sığdırıp beni ofisten kaçırdı. Bugün herşey yerleşmiş olunca geldim ofise.Bu arada evde bol bol Tarçın kucağımda kitap okudum, film izledim. Bitki çaylarının dibine vurup Tarçınla kıç kıça uyudum:))

25.11.2011

KIZIMDAN HEDİYELER

Kızım uzun süredir şikayet etmeden okula gidiyor.Okulu sevdiğine dair pek birşey söylemiyor ama şikayet etmemesini sevdiğine yoruyorum. Öğretmeni de şikayet etmeyince sabah saatleri eski güzel rutinine döndü.
Öğlen okuldan almaya gittiğimde, "sana hediyelirim var" diye sevinçle önlüğünün cebinden katladığı resimleri çıkartıyor.
Nasıl mutlu oluyorum, bizi gören bazı veliler de bakıyor hediyelerime, çocuklarını sıkıştırıyorlar "sen niye yapmıyorsun" diye:)) Dün öğretmenler günüydü, Bilge hasta olmasına rağmen "öğretmenimin günü, gitmem lazım" dedi. Odasından beraber yaptığımız bir kalem kutusu, bir anahtarlık ve bir yapma çiçeği çantasına koyup yanına da bir resim yaptı öğretmenine hediye etmek için. Öğretmen daha önceden "hediye kabul etmiyoruz" dediği için bize, ben birşeyler yapmadım. Götürdükleri arasından sadece resmi almış, Bilge bozulur zannetmiştim ama gayet neşeli "resim en güzel hediyeymiş" dedi:))
İlkokul öğretmenim geldi aklıma, babamın arkadaşıydı. Beni çok severdi. Bir de ortaokulda Zehra öğretmenim vardı, dünyalar iyisi bir kadındı. Babasını kaybeden, bu yüzden maddi zorluklar çeken bir arkadaşımızı okuttuğunu biliyorum hem de bize hiç farkettirmeden. Yıllar sonra öğrendim arkadaşımdan. Bana yılbaşı çekilişinde Jule Verne'in "Serüven Nehri" ni hediye etmişti, özenle saklarım, sanırım aldığım ilk kitap hediyesi oydu. Onun dışıda bir sürü öğretmenim oldu ama hiç birirnin adı aklımda değil, kötü anıları var ya da hiç anı yok belleğimde. Cetvelle sıra dayağı yediğimi de hatırlıyorum, kafama fülütle vurulduğunuda. Saçımda renkli toka var diye eve gönderildiğim de oldu, okula toplanan parayı getirmedim diye herkesin içinde küçük düşürüldüğümde. Dün Bilge' nin çıkışını beklerken büyük çocuklar dışarda tören için toplanmışlardı. Soğukta çoğu montsuz, kıpır kıpır töreni dinliyormuş gibi yapıyorlardı. Paltosuna sıkı sıkı bürünmüş olan erkek öğretmenlerden biri, sadece bacak boyuna gelen oğlan çocuğunu rahat durmuyor diye tokatlamaya başladı. Dona kaldım, hızını alamayıp, birsürü de azarladı. O sırada Bilge çıkıyordu, ben kızımı aldım, hiç birşey söyleyemedim, kendime kızdım, öğtermene kızdım, diğerlerine kızdım, kızdım da kızdım ama hiç birşey yapamadım.
Öyle kutsal bir meslek ki öğretmenlik, bunu gerçekten gönülden yapan tüm öğretmenlerimin öğretmenler gününü kutluyorum. Diğerlerineyse söyleyecek sözüm yok...



23.11.2011

TAMAMLADIĞIM KOLYELER

Masamın üstünü baya boşalttım, oh ne iyi oldu.
Kafamın içi dolu, yakında masayı doldururum:))
Dün planladığım hiç birşeyi yapamadım. Sıcak tarhana çorbası, kızımın ısrarıyla yayla çorbası , arkadaşları geldiği için kitap okumam hayal, uzun süre gitmedikleri için iğne oyalarım yamuk yumuk oldu (bunda benim katkımı da inkar etmemeliyim):)))) Birtek kurs çok güzeldi, yine çok faydalı bilgiler paylaştık, ne iyi etmişim kursa devam etmekle. İnsan hiçbirşeyi yeteri kadar okuduğunu, yeteri kadar bildiğini düşünmemeli. Heleki annelik mevzusunu, bunu bir kez daha anladım. Bu arada dün akşam sevgili Kocam okadar sakin Tarçın'ın tırnaklarını kesti ki inanamadım. Ben kesmeye çalışınca bana tıslayan, veterinerin elini ısırıp kanatan kedi, adamın kucağında yatarak, kılını bile kıpırdatmadan tırnaklarını kesmesine izin verdi:)) Oysa ben paraya kıyıp abuk kedi tahtası alıp, tırnakları mı bile sürtmüştüm yapsın diye, çok bozuldum çok:))

22.11.2011

YÜZÜKLER VE BİLEKLİKLER

Bu yüzüğümü uzun süredir severek kullanıyorum, ilk yaptıklarımdan, fotoğrafını koymadığımı fark ettim, eksik olmasın dedim:))
Bunlar da yeni yaptıklarımdan
Renklerini çok sevdim
Bu bilekliğin kordon örgüsünü bir arkadaşım yanlışlıkla buldu. Başka birşey yapmaya çalışırken çıktı ortaya. Tabi bana da gün doğdu. Çok çabuk örülüyor, güzel de duruyor. Maviş ipim yetmediği için kazara bileklik oldu, fena da olmadı:))

Bu artan killeri değerlendirdiğim bir modeldi, kolye yapmıştım daha önce, bilekliği de güzel olur mu dedik.Özellikle daha canlı renklerden yazlık çalışılabilir diye düşünüyorum.
Sırada kolyeler var bugün birleştireceğim, bir de iğne oyasına merak sardımya, onunla uğraşıyorum. Annem 12 yaşında öğrenmiş iğne oyasını, o kadar güzel yapıyor ki. Ben de naçizane uydur kaydır formunda denemketeyim. Ortaya güzel birşeyler çıkarsa gösteririm, çıkmazsa bilin ki becerememişimdir:))Ankara bugün buz gibi, öğlen anne çocuk eğitimi kursuna gideceğim, sonra kızımı alıp eve gelince, sıcacık bir tarhana çorbası yapacağım. (Tarhana annemden geldi) "Gurmenin Son Yemeğini" okumaya devam edip, iğne oyalarıyla cebelleşirim diye düşünüyorum:)))

21.11.2011

PERUK GİBİ HÜZÜNLÜ

"Peruk Gibi Hüzünlü" Yalçın Tosun'un kitabı. Çok farklı, çok etkileyici bir kitaptı.
Yalçın Tosun Ankara doğumlu bir yazar, bu ikinci kitabı. İlk kitabınıda alacaklarım listesine ekledim. "Kitabında gönül kırıklıklarını, ustalıklı bir sevecenlikle onarmaya çalışıyor. Dostluk, arkadaşlık, sevgi, tutku, bağlılık ve keder...bu duygular arasında mekik dokuyan bir kitap" (arka kapaktan)

Mabel Matiz söylüyor dinleyin bakalım şarkıyı.
"Çocuklar tekinsizdir, anneler uçurum.
olur olmaz düşürür"...

Hayat yazamayacağım duygular yaşattı geçen hafta bize. Umuda ve sabra sığındık, elimizden başka birşeyin gelmeyeceğini bilerek.

14.11.2011

BİZ GELDİK:)))

Nasıl geçtiğini anlayamadığımız, dolu dolu ve sıcacık bir tatil oldu.
Antalya sıcacık havası, masmavi denizi ve heybetli Beydağları'yla karşıladı bizi.
Ne kadar hazırlıklı gittik desek de kıyafetlerimize güldük:))


Palmiyeleri bile özlemişim.
Millet denize girerken, benim kızım botlarındaki taşı çıkartmaya çalışıyordu:))
Bilin bakalım bu güzel fincandaki kahve, raflar dolusu kitapların arasında, doyumsuz sohbetimizle nerde içildi?

Tabiki Leylak Dalı'nın evinde. Ne güzel bir gün oldu. Oyuncak müzesinin açıldığını da o söyledi bize.
Koştur koştur gittik müzeye
Bu arada" çok fotoğraflı bir yazı olacak" demeyi unuttum başta:))
Bayıldı Bilge buraya
Pembe Panterin kuyruğunu hortumdan yapmışlar galiba dedi, çok güldüm.
Adamım da burdaymış:))




Biri bizi görecek, indir beniiiii:)))









En son Keloğlan'la el salladıktan sonra, karşıda bizi çağıran teknelerden birine attık kendimizi
Bu arada Bilge'nin büyükbabasına gitmemiz gerekiyor, 75. yaşını kutlayacağız.
Yarım saatlik bir gezi dediler, yetişiriz dedik:))
Hiç akşam vakti tekneye binmemiştim, bir de dalgalıydı deniz. Aman aman lunapark misali ciyaklaya ciyaklaya tekne turunu bitirdik.
Anneciğim her gidişimizde olduğu gibi, Bilge' nin ne kadar büyüdüğüne şaşırıp, benim çocukluğuma çok benzediğini vurgulayıp, Ankara'ya götürdüğü için Kocama bolca sitem ederek uğurladı bizi:))

4.11.2011

İYİ BAYRAMLAR...

Bugün yola çıkıyoruz.
Hepimize iyi bayramlar olsun, bayram hep güzellikler getirsin...
Bayram sonunda görüşmek dileğiyle...

3.11.2011

İKİ FİLM

Artık gitme hazırlıklarına iyice hız verip, evi toparladıkan sonra ve çamaşır makinasını "iyi ki varsın "diye çalıştırıp, Bilge' nin de önce komşu gezmesine gitmesi, ardından arkadaşıylşa "Arablar 2" filmini izlemesini fırsat bilip kuruldum televizyonun başına.
"La Ligne Droite" Başlama Çizgisi diye gösterilmiş sinemamızda. Kaza sonucu görme yeteneğini kaybetmiş Yannick ve hapisten yeni çıkmış Leyla' nın öyküsü. Filmden çok bahsetmeyim, büyüsü kaçmasın, ben çok beğendim, izleyin derim.
"Bir Avuç Deniz" çok ilginç bir filmdi. Konusu başta çok sıradan gelmişti, sonunu merak ederek izledim. Sonu çok ilginçti, sıkılmadan izledim. Güzel miydi, bilmiyorum ama sıkılmadım, ilginçti diyebilirim.
"Umarım iyi filmler izleyebilirim " dileğim, bir parça gerçekleşti:))
Bilge Antalya' ya gideceğimiz için çok heyecanlı, tabi ben de. Gerçi bu havalarda yollarda olmayı çok sevmiyorum ama Antalya' nın bizi güneşle karşılayacağından umutluyum. Ailemi, Beydağlarını ve tabiki denizi çok özledim. Bayramlar herzaman buruk geçiyor benim için ama yanında getirdiği güzellikler tesellim. Yazamazsam şimdiden iyi bayramlar diliyorum hepinize. Sıcacık, umut dolu ve keyifli olsun...

2.11.2011

TAMAMLAMADIKLARIM:))

Güya çalışma masam küçük olursa, daha kolay olurdu ortalığı dağıtmam:))
Üstünü tamamlayacaklarımla doldurmaz, biriktirip durmazdım
Hem küçük ya istediğim yere taşır, istediğim gibi çalışırdım
diye düşünmüştüm.
Bu sabah yanıldığımı bu görüntüler yüzüme vurdu. Birkez daha kabul ediyorum fikren olmasam da, bedenen tembel bir insanım. Ofis masamı hiç saymıyorum klavyenin sağını solunu iteleyip evrak yığınlarının arasından yazıyorum bu yazıyı. Benim dağınıklığıma katkıda bulunan tüm ofis yaşayanları, ellerine geçirdiklerini benim masama bırakıyorlar. Hadi kendim neyse de, bu duruma katkıda bulunan herkese sinir oldum bu sabah. Yapmayın böyle ya, toparlayamıyorum ne kendimi, ne etrafı... Üstelik hava da güzel bir güneş var, at kendini dışarı diye dürtükleyen bir ses var içimde:)))